Türkiye sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Türkiye sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

21 Temmuz 2017 Cuma

Türkiye'de "En Güçlü 30 Yabancı"

Allain Gabillet, Bert Bender, Norbert Klein, Steve Bideshi, Till Becker, Dirk Wülfing, Diego Avesani ve diğerleri… İş dünyası bu isimlere hiçte yabancı değil. Onların her biri Türkiye’nin önde gelen şirketlerini yönetiyor. Milyonlarca dolarlık yatırımlara ve büyük cirolara hükmediyor. Bir yandan yabancı sermayenin temsilciliğini yaparken, diğer yandan Türkiye’nin gönüllü elçisi olarak çalışıyorlar. Capital, geniş kapsamlı bir araştırmanın sonunda, Türkiye’nin “en güçlü” 30 yabancı yöneticisini bir araya getirdi. İşte Türkiye’nin güçlü yabancıları…
Hep Türkiye’deki yabancı sermaye yatırımlarının miktarının yetersizliğinden yakınıyoruz. Oysa bu koşullar altında bile pek çok büyük sektörde, yabancı sermayeli firmaların ağırlığı hissediliyor. Otomotivden petrol dağıtımına, çimentodan ilaca, sigortadan reklamcılığa kadar çok sayıda sektörde yabancı sermayenin ağırlığı hissediliyor. Meşrubat, bitkisel yağ gibi gıdanın alt alanlarında da onların etkinliği artıyor. Bu sektörlerde yabancı şirketlerin sayısı ve pazardan aldıkları pay ciddi boyutlarda. Bu durum onların başındaki yöneticileri de güçlü ve önemli kılıyor.
Yabancı sermaye Türkiye’ye genellikle pazar lideri olmak için geliyor. Gerçekten de pek çok sektörde ipi onlar göğüslüyor. Çokuluslu yabancı şirketler, Türkiye’de operasyonlarının başına da genellikle yabancı yöneticileri getiriyorlar. Çok azı Türk yöneticileri tercih ediyor. İş başına gelen bu yabancı yöneticiler, şirketlerinin etkinliğine paralel olarak sektörlerinin en güçlü isimleri haline geliyor.
Türkiye’deki yabancı yöneticiler ya çokuluslu şirketin bir başka ülke operasyonun başından geliyor, ya da merkezden atanıyor. Hangi şekilde olursa olsun, genel izlenim bu yöneticilerin Türkiye’ye gelmekten mutlu oldukları yönünde. Hatta birçoğu Türkiye’ye atanmanın büyük bir şans olduğunu söylüyor. Burada edindikleri tecrübelerin, kariyerlerine büyük katkı sağladığını düşünüyorlar.
Bugün Türkiye’deki yabancı yöneticilerin her biri, kendi kulvarlarında belirli bir etkinliğe sahip. Ancak bunlardan bazıları yönettikleri yüksek cirolar, etkiledikleri alan ve liderlik vasıfları nedeniyle “güçlü yabancılar” olarak öne çıkıyorlar.
Capital olarak işte bu güçlü yabancıları bir araya getirdik. Türkiye’nin büyük şirketleri sıralamalarına, sektör göstergelerine ve danışmanların görüşlerine dayanarak 30 isimlik bir liste hazırladık. Güçlü yabancı yöneticilerin Türkiye’ye yönelik düşüncelerini aldık. İşte Türkiye’nin en güçlü 30 yabancı yöneticisi…
Otomotivin yabancıları
Türkiye’de otomotiv sektörü yabancı sermayenin kendini en çok hissettirdiği alanların başında geliyor. Sektörde yabancı sermaye yatırımları çok olunca, yabancı yöneticilerin de sayısı yüksek oluyor. Üstelik bu yöneticiler pazarın önemli bir bölümünü elinde tutan şirketlerin zirvesinde bulunuyorlar. Oyak Renault Genel Müdürü Allain Gabilet, Tofaş’ın CEO’su Diego Avesani, Toyota Türkiye CEO’su Kazuhiro Kobayashi, Mercedes-Benz Türk Yönetim Kurulu Başkanı Till Becker ve Man Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Dirk Wülfing, Türk otomotiv sektöründeki güçlü yabancı yöneticilerden bazıları.
Temmuz 2002’den beri Türkiye’de bulunan Wülfing, “Almanya’da Türkiye ve Türkler hakkında çok yanlış bir izleniminiz oluyor. Almanya’da insanlar Türklerin ne kadar yardımsever ve misafirperver olduklarını hiç bilmiyor” diyerek Türkiye’nin onu şaşırtan bir ülke olduğunu açıklıyor.
Türkiye’de çalışmanın kendisine kattıklarını ise şöyle sıralıyor:
Özellikle çalışanların yönetimi konusunda değişik tecrübeler edindim. Burada, çalışanlar, Almanya’ya kıyasla daha az inisiyatif aldıklarından daha çok yönlendirilmeleri gerekiyor.
Üniversite mezunu Türk gençlerin kalitesi, beni burada hayretler içerisinde bırakan olaylardan bir tanesidir. Çok iyi eğitim almış ve öğrenim görmüş bu gençler, her alanda Avrupalılarla boy ölçüşecek durumdalar.
Diğer yandan her alanda varolan yüzde 100 sınırsız hizmet, benim için burada yaşadığım en değişik tecrübelerden biri. Almanya’da olmayan bu hizmetlerin değerini burada çok iyi biliyor ve olabildiğince faydalanmaya çalışıyorum.”
Genç ve güçlü liderler
Türkiye’deki yabancı yöneticilerin büyük bölümü genç isimlerden oluşuyor. Dünyanın en büyük cep telefonu üreticisi Nokia’nın Türkiye Ülke Müdürü Alessandro Fiorentino, bu genç ve güçlü isimlerden biri.
41 yaşındaki Fiorentino 2 yılı aşkın bir süredir Türkiye’de bulunuyor. BT sektöründe 10 yıllık bir tecrübesi var. Bunun 7 yılında İtalya’da görev yapan Fiorentino, son iki yıldır da Nokia Türkiye Ülke Müdürü olarak çalışıyor. Türkiye’deki çalışma döneminin hem Nokia hem de kendi kariyeri açısından çok olumlu geçtiğini söyleyen Fiorentino, şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Türkiye, halen gelişmekte olan bir ülke. Nüfusun büyük bölümünün hayat şartlarının daha iyi bir konuma getirilmesi gerekiyor. Diğer yandan bazı coğrafi bölgelerde ekonomik ve endüstriyel alanlarda Avrupa’nın diğer ülkelerine göre ileride. Altyapı ve pazar açısından GSM, Türkiye ekonomisinin en gelişmiş ve ileri sektörü konumunda.”
Mart 2004’te Türk Pirelli’nin başına getirilen Carlo Costa da bir diğer genç ve güçlü yabancı yönetici. Fiorentino gibi daha önce İtalya’da bulunan Costa, Pirelli’nin merkez operasyonunun da güçlü isimlerinden biri olarak biliniyor.
Türkiye’nin üçüncü büyük beyaz eşya üreticilerinden biri olan Merloni Türkiye’nin başında bulunan Stefano Pasini, “güçlüler” arasına giren genç yöneticilerden biri… Ocak 2003’ten bu yana Merloni Elettrodomestici Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapan Pasini, 1998 yılından bu yana Merloni Grubu’nda çalışıyor.
Finansta öne çıkanlar
Türkiye’nin en büyük yabancı sermayeli bankalarından biri olan Citibank’ın genel müdürü Steve Bideshi, sektörün güçlü yabancı yöneticilerinden biri. Ağustos 2004’te bu göreve atandı. Bir geçiş döneminden sonra şu anki pozisyonu olan Citigroup Türkiye’ningenel müdürlüğü ve ülke yöneticiliğini devraldı. Böylece 25 yılı aşkın bir süredir Türkiye’de faaliyet gösteren ve 2003 bilanço büyüklüğü 1,3 katrilyon TL’ye ulaşan büyük bir organizasyonun başına geçti.
Türkiye’nin dünyadaki en dinamik ülkelerden biri ve Citigroup için önemli bir pazar olduğunu söyleyen Bideshi, “Gerek iş yaşantım gerekse sosyal hayatım açısından Türkiye’de olduğum için mutluyum. Türkiye gelecek vaat eden bir pazar olması nedeniyle bir çok sektörde yabancı yatırımcılar için fırsatlar sunuyor” değerlendirmesini yapıyor. Bideshi, Türkiye’de bankacılık sektörünün geleceğine ilişkin olumlu beklentilerini ise şöyle ifade ediyor:
“Türkiye ekonomisinin açıklığı, Almanya gibi Batı Avrupa ülkeleri ile karşılaştırılabilir düzeyde. Bu da ülkenin rekabet gücünün bir kanıtı. Türkiye’nin gerçekleştirdiği bankacılık sektörü reformları yabancı yatırımcıların ilgisini ve güvenini artırdı. Önümüzdeki dönem bankacılık sektörünün varlık ve kaynak yapısının değişeceğine inanıyorum. Böylece, finansal araç ve enstrümanların çeşitliliğinde artış mümkün olacak.”
Türkiye, yöneticileri geliştiriyor
Sigortacılık sektöründe de öne çıkan yabancı yöneticiler var. Son dönemde bireysel emeklilik alanındaki gelişmelerle birlikte sektördeki yabancıların etkinliği daha da artmaya başladı. Aviva Grubu, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sigortacılık konusunda lider şirketleri bünyesinde barındırıyor. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’nin açıkladığı 2004 yılı ilk 6 aylık raporlarına göre şirket, hayat branşında 85,7 trilyon TL’lik hayat prim üretimi ile sektörde ikinci konumda. Emeklilik branşında ise üçüncü konumda. Albert W. Paterson, işte bu büyük operasyonun başında bulunuyor. Aviva Türkiye Direktörü ve Aviva Hayat ve Emeklilik Genel Müdürü olarak görev yapan Paterson, iki yıldır Türkiye’de yaşıyor. Evli ve üç çocuk babası olan güçlü yönetici, Türkiye macerasını şöyle anlatıyor:
“Şirketimiz için çok önemli bir zamanda Türkiye’ye geldim. Bir yandan ‘Bireysel Emeklilik Sistemi’nin hayata geçirilmesi için çalışırken diğer yandan ismimizin Commercial Union’dan Aviva’ya dönüşümüne hazırlanıyorduk. Bu iki süreç, bana Aviva Hayat ve Emeklilik ile Aviva Sigorta’nın gelişimine katkıda bulunma fırsatı sağladı.
Ayrıca, kendi kişisel gelişimim için çok önemli bir dönem oldu. Türkiye’de geçirdiğim zamanın kişisel becerilerimi geliştirdiğini ve beni daha iyi bir yönetici yaptığını düşünüyorum. Türkiye’yi ve insanlarını çok seviyorum ve sanırım bu durum benim Türkiye hakkındaki görüşlerimi oldukça etkiliyor. Burada bulunduğum sürede pek çok değişiklik gözlemledim. Bu değişiklikler hep daha iyiye yönelikti. Türkiye’nin geleceğinin çok parlak olduğunu düşünüyorum.”
Perakendenin yıldızları
Son dönemde perakende sektöründeki yabancıların sayısında artış dikkati çekiyor. Özellikle yapı marketleri tarafında yabancıların ağırlığı yüksek. Bauhaus, Praktiker ve Koçtaş gibi yapı marketlerin başında genellikle yabancı yöneticiler bulunuyor. Gıda perakendeciliği tarafında ise Carrefour örneği var. Dünya perakende pazarının lider şirketlerden biri olan Carrefour, Türkiye’de de pazarın güçlü oyuncularından biri. Carrefour’un Türkiye operasyonlarının başında Luc de Noirmont bulunuyor. Güçlü yönetici hali hazırda 4 bin kişiye iş olanağı sağlayan dev bir organizasyonu yönetiyor. Fransız perakende devinin deneyimli yöneticisi, geçen yılın Temmuz ayından bu yana Türkiye’de bulunuyor.
Perakendenin bir başka güçlü yabancı yöneticisi ise Metro Cash&Carry Türkiye’nin yönetim kurulu üyesi Bert Bender. O ise Alman perakende devi Metro Group’un lokomotif şirketi olan Cash&Carry’nin Türkiye operasyonlarından sorumlu. Grubun aynı zamanda Türkiye’deki en etkin yöneticisi olan Bender’in Türkiye macerası burada görev yaptığı iki ayrı dönemden oluşuyor. İlk kez 1997-2000 yılları arasında Türkiye’de görev yapan Bender, 2000 yılında Rusya’ya atanmış. 2002’de ise yeniden Türkiye’ye dönmüş.
Bender, Türkiye’ye yeniden gelişini fırsat olarak değerlendiriyor. Çünkü, eşi bir Türk vatandaşı. 1999 yılında İstanbul’da tanışıp evlenmişler. “Türkiye’nin özel hayatıma kattığı zenginliğin yanı sıra, burada yöneticilik vasıflarımın da çok geliştiğini düşünüyorum” diyen Bender, ülkenin dinamizminin bir yöneticiye çok büyük değer kattığını düşünüyor.
Çimentonun üçüncü büyüğü
Lafarge, 4 çimento fabrikası ve 4 öğütme tesisi ile Türkiye’nin çimentoda üçüncü büyük grubu. Bu büyük grubun başında ise Pierre Damnon bulunuyor. Fransız yönetici 2 yıldır Lafarge Türkiye Başkanı olarak görev yapıyor. Daha önce de Lafarge Türkiye Çimento Grubu’nda 2,5 yıl teknik bir görevde bulunan Damnon, çokuluslu bir grup olan Lafarge’da ülkelerarası dolaşımın insan kaynakları politikasının önemli bir parçası olduğunu söylüyor.
“Yurtdışı görevlerde bulunmak ve deneyimlerin paylaşılması, ortak bir anlayış yaratılarak, performansın geliştirilmesi açısından büyük öneme sahip” diyen Fransız yönetici, Lafarge Türkiye’nin önceki başkanı Erdoğan Pekenç’in de şu anda Lafarge Filipinler’in başkanı olduğuna dikkat çekiyor. Damnon “Türkiye’nin, pek çok sektördeki yabancı yönetici için eğitim ve deneyim edinmek açısından mükemmel bir yer” diyor ve ekliyor:
“Yalnızca ekonomik ve sektörel dinamizmiyle değil, iki kıta ve kültürler arası köprü olarak sunduğu sosyal ve kültürel zenginlik açısından da bu böyle.”
Türkiye’de, çalıştığı ekibin sadece yüksek mesleki becerileri ile değil, insani nitelikleri ve aralarındaki dayanışma ile de onu etkilediğini söylüyor. O da diğer yabancı yöneticiler gibi, Türkiye’nin eğitim düzeyi yüksek genç nüfusunun ülkeye dinamizm kazandıran önemli bir unsur olduğunu belirtiyor ve devam ediyor:
“Ayrıca eğitimli genç nüfus, bu ülkeyi yabancı yatırımlar açısından cazip hale getiren önemli faktörlerden biri. Umuyorum ki, yeni yıl beklentilerimizi karşılayacak ve Türk ekonomisindeki büyüme devam edecek. Zor dönemlerde faaliyetlerini sürdüren Lafarge, iyi zamanlarda da Türkiye’ye katkılarda bulunmaya devam edecek.”
KENDİMİ YABANCI HİSSETMİYORUM BEŞ YILDIR BURADAYIM
Buraya uzun yıllar Almanya dışında çalıştıktan sonra geldim. Daha önce Portekiz ve Hindistan’da Mercedes-Benz şirketlerinin başkanlığını yapmıştım. Geniş kapsamlı bir yurtdışı deneyimim vardı. Hem bu deneyimim sayesinde, hem de Türkiye’de ve Mercedes-Benz Türk’te karşılaştığım olağanüstü iyi yaşam ve çalışma ortamı sayesinde buraya çok kısa sürede uyum sağladım. Kendimi kesinlikle yabancı hissetmiyorum.
TÜRKİYE ÇOK DİNAMİK BİR ÜLKE
Türk insanının sıcaklığı, nezaketi ve konukseverliği işimi çok kolaylaştırdı. Şirketimiz bugüne kadar başka hiçbir şirkette görmediğim çok özel bir şirket kültürüne sahip. Çok iyi eğitimli, konusunun uzmanı, disiplinli ve kendini işine adayan çalışanlarımız var. Onların oluşturdukları uyumlu çalışma ortamı şirket başarılarımızın temelini oluşturuyor. Türkiye, olağanüstü dinamik ve gelişme potansiyeli çok yüksek bir ülke. Bu dinamizm özellikle nüfusun genç olmasından kaynaklanıyor. Ancak, gençlerin geleceğe iyi hazırlanması, iyi eğitilmesi de şart.
TÜRKİYE İÇİN ÇALIŞIYORUM
Ekonomik açıdan Türkiye, buraya geldiğim 2000 yılından bu yana önemli bir yapısal değişim geçirdi. Hukuki altyapıda gerekli yenilikler yapıldı ve yapılıyor. Tüm bunlar ülkenin ihtiyacı olan yabancı sermayeyi çekebilmek için büyük önem taşıyor. Yabancı sermayenin ülke ekonomisinin geleceği için çok önemli olduğuna kesinlikle inanıyorum. Bu nedenle de hem şirket olarak yurtdışındaki yan sanayicilerimizin Türkiye’deki yan sanayi şirketleriyle işbirliğini destekliyoruz, hem de ben şahsen çeşitli platformlarda bu konuda çalışmalar yapıyorum.
TÜRK İNSANININ DİNAMİZMİ BENİ CESARETLENDİRİYOR POZİTİF TECRÜBELER EDİNDİM
Türkiye’ye ilk gelişim Robert Bosch’daki görevim nedeniyle 1995 yılında oldu. Türkiye oldukça önemli bir pazar. Burada çok pozitif tecrübeler edindim. Robert Bosch Türkiye’de 3 yıl kadar kaldıktan sonra Almanya merkeze geri döndüm. İkinci gelişim, BSH ile oldu. 2002 yılından beri BSH Profilo Elektrikli Gereçler Sanayi AŞ’de CEO (İcra Kurulu Başkanı) olarak görev yapıyorum. Genç ve dinamik bir nüfusuTürkiye’yi cazip bir ülke haline getiriyor.
TÜRK İNSANI ÇOK AZİMLİ VE ÇALIŞKAN 
Türkiye’ye gelmeden önce Almanya, Norveç ve İsveç ‘de yine Robert Bosch Grubu içerisinde üst düzey yönetim kademelerinde bulundum. Uluslararası alanlarda iş yapmanın ve farklı ülkelerde yaşamanın bireylerin gelişmesine çok büyük etkisi olduğuna inanıyorum. Bunu girdiğim her ortamda da teşvik ediyorum. Türkiye’de çok motive bir iş gücüyle karşılaştım. Türk insanı azimli, çalışkan, hızlı düşünebilen ve hızlı üreten bir yapıya sahip.
BURADA KATILIMCILIK YÜKSEK
Her ülkenin kendine özgü avantajları var. Örneğin, Batı Avrupa’da, bir work shop’ta katılımcılardan bir konu üzerinde çalışmaları istenirse, genelde ilk önce oturup işin kurallarını koyarlar. Neyin nasıl yapılması gerektiğine, yani prosedürlere karar verirler. Ondan sonra konu üzerinde düşünerek, prosedürlere uygun bir şekilde fikir üretirler. Türkiye’de ise fikirler inanılmaz bir hızda ve tempoda üretiliyor. Yüksek katılımcılığı görüyorsunuz. Bireyler bu fikirleri üretirlerken heyecanlı ve tutkulular. Enerjiyi ve dinamizmi anında görebiliyorsunuz. İşte bu beni cesaretlendiriyor.
ELÇİ ROLÜ ÜSTLENİYORLAR DAHA DENEYİMLİ YÖNETİCİLER GELİYOR Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda özellikle genç yöneticilerin atandığını gözlemliyorduk. Son 10 yılda ise Türkiye’nin gelişmekte olan pazar haline gelmesi ve uluslararası şirketlerin de bu stratejiyi izlemesi ile beraber deneyimi ve yaşı daha yüksek yöneticilerin atandığını görüyoruz. Uluslararası şirketler daha önceki yıllarda yaptıkları hatalardan ders aldılar. Kaynak açısından artılarıyla öne çıkan ve gelişmekte olan ülkemizin, AB süreçlerinde de ilerliyor olması Türkiye'ye bakış açısında değişikliğe yol açtı.
FAHRİ ELÇİLİK YAPIYORLAR
Diğer yandan uluslararası şirketlerin Türkiye’ye yabancı yönetici atarken kariyerlerinde elçi rolü üstlenen yöneticileri seçtiğini görüyoruz. Örneğin, Mercedes Benz Türk A.Ş CEO’su Till Becker gibi yöneticiler, Avrupa’da elçi gibi hareket ediyorlar. Kendi kariyerlerine daha farklı bir kapsam ve boyutta derinlik kazandırdıklarını görüyoruz.
ORTAK ÖZELLİKLERİ VAR
Türkiye’deki yabancı yöneticilerin hepsinin derinlik kazandıklarını, değişken ortamda gelişimlerinin ivme kazandığını söyleyebiliriz. AIG, Renault ve Mercedes gibi çokuluslu şirketlerin, AB sürecinde Türkiye’ye entegre olmak konusunda bir fikir birliği yaptıklarını görüyoruz. Stratejik yaklaşım, pazarı anlamaya çalışmak bu yöneticilerde ortak özellik olarak öne çıkıyor.
CAZİP İMKANLAR SUNULUYOR
Yabancı yöneticilere Türkiye’de ev, aşçı, şoför, çocuklarının okul giderleri, yüksek emeklilik ve hayat sigortaları gibi imkanlar sağlanıyor. Evlerinden uzak oldukları için de farklı cazip ve tatmin edici imkanlar sunuluyor. Bugün İstanbul’u, Frankfurt ya da New York’la karşılaştırmak mümkün. Yönettikleri ciro bakımından Türkiye’deki 1 milyon dolarlık bütçe ile Amerika’daki 1 milyon dolarlık ciro çok fark etmiyor. Verilen örnekler de genellikle ihracata dönük üretim yapan şirketler olduğundan, bu bakış açısıyla yönettikleri pazarlarda genellikle tatmin edici ve cazip koşullarda çalışıyorlar.

Türkiye´ye gelen uluslararası yatırım

Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi Türkiye, uluslararası yatırımcılar için cazibe merkezi olmaya devam ediyor. 2002 yılına kadar toplamda 15 milyar dolarlık yabancı yatırımın geldiği Türkiye, son 10 yılda bu meblağın 9 katı yatırım aldı.
Yalnızca 2005-2014 yıllarını arasında ülkeye giren yabancı yatırım miktarı 144 milyar dolar oldu. Yatırımcı için elverişli bir ortam sağlamak amacıyla önemli adımlar atan Türkiye’de, şirket kurma süresi 38 günden 6 güne düştü. Ulusal ve küresel yatırımcılara eşit muamelenin kanunla garanti altına alındığı ülkemizde faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin sayısı bugün 39 bini aştı. Türkiye ayrıca, çok sayıda çok uluslu şirketin bölgesel merkezi haline geldi.
Dünyanın 17’nci Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisi konumundaki Türkiye, özel sektörün girişimci ruhu, güçlü iç piyasa, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri içerisindeki en büyük genç nüfusu, kazançlı ihracat fırsatları, küresel üretim merkezi olma hedefi ile çok uluslu şirketler için cazibe merkezi konumunda. Son 10 yılda ticarete ilişkin düzenlemelerde kaydettiği reformlar ve liberal kanunlarla, Doğrudan Yabancı Yatırımlarda (DYY) önemli bir patlama kaydetti. Cumhuriyetin kuruluşundan 2002 yılına kadar süren 80 yıllık dönemde 15 milyar dolarlık DYY sağlayan Türkiye, son 10 yıllık süreçte bu miktarı 9’a katlayarak 144 milyar dolarlık DYY akışı sağladı.


Dünyanın en liberal 5’inci ülkesi
2009 yılı küresel mali krizin ardından en hızlı toparlanan ekonomi olan Türkiye, ekonomide yapısal reformlara hız verdi. OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomiye sahip ülke unvanını taşıyan Türkiye, kamu sektörü, finans sektörü, sosyal güvenlik ve vergi reformlarıyla çok uluslu yatırımcılar için güvenli bir yatırım limanı haline geldi. Ekonomide özel sektörün rolünün artırılması için kilit pazarların rekabete açılması ve bağımsız ajanslar tarafından düzenlenmesi, özelleştirmenin hızlandırılması ve yeni AR&GE ve inovasyon destek kanunlarıyla yatırım ortamının iyileştirilmesi sağlandı. 2012’te yürürlüğe giren yeni Ticaret Kanunu ile şeffaflaşma, sorumluluk, yatırım ve ticaret ortamının iyileştirilmesi ve yasal prosedürlerin elektronik ortamda yapılması imkânlarının çeşitlendirilmesi sayesinde uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisi giderek artıyor.
World Trade Indicators’ın 2010 verilerine göre, Türkiye dünyanın en liberal ticaret politikalarına sahip 5’inci ülkesi. AB ile Gümrük Birliği Anlaşması bulunan Türkiye, 21 ülke ile de Serbest Ticaret Anlaşması imzaladı. Bu ülkeler, Arnavutluk, Bosna Hersek, Mısır, Gürcistan, İzlanda, İsrail, Lichtenstein, Makedonya, Fas, Norveç, Filistin, İsviçre, Tunus, Karadağ, Sırbistan, Şili, Lübnan (onay aşamasında), Mauritus Moritanya, Kuzey Kore, Kosova (onay aşamasında).
Ulusal ve küresel yatırımcılara eşit muamele kanunla garanti altına alındığı Türkiye’de bugün bir şirket 6 günde kurulabiliyor. 2003 yılında ise bir şirket ancak 38 günde kurulabiliyordu. OECD ülkelerinde bir şirketin kurulma süreci ortalaması ise 12 gün.


Farklı pazarlara kolay erişim
Eğitimli genç nüfusun yanı sıra 33,7 milyon internet kullanıcısı, 69 milyon GSM, 57 milyon kredi kartının kullanıldığı dinamik bir ekonomiye sahip olan Türkiye, dünyanın 8’inci, AB’in 2’nci büyük çelik üreticisi konumunda. Dünyanın 16’ncı büyük otomobil üreticisi olarak, üretim sektöründe küresel düzeydeki etkinliğini artıran Türkiye, doğal güzellikleri ve kaliteli hizmet sektörüyle de ön plana çıkıyor. Dünyanın en çok ziyaret edilen 6’ncı turizm ülkesi olan Türkiye’de dünyanın en iyi 100 otelinden 22’si bulunuyor. Kıtalar arasındaki stratejik konumu ile de dünya ekonomisine yön verebilecek aktörlerden biri olma hedefindeki Türkiye, küresel enerji geçiş noktaları ile farklı pazarlara kolay erişim imkânıyla uluslararası yatırımcıların dikkatini çekiyor.


Uluslararası şirketlerin sayısı 40 bini aştı
Uluslararası sermayeli şirketler, Türkiye’deki yatırımlarını gün geçtikçe artırıyor. Türkiye’nin dört bir yanında faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin sayısı bugün 41 bin 397’ye ulaştı. Bu sayı 2002’de 5,6 bin seviyesindeydi. Son 10 yılda Türk ekonomisine artan güvene paralel olarak Türkiye’de yerleşik uluslararası sermayeli şirket sayısı 7 katına çıktı.


Türkiye pazarına büyük sermayelerle giriş yapan uluslararası şirketlerin menşeine bakıldığında ise 6 bin 15 şirketle en çok yatırımın Almanya merkezli şirketlerden kaynaklandığı ortaya çıkıyor. Türkiye’de en çok yatırım yapan şirketlerin bulundukları ülke sıralamasında Almanya’yı, 3 binin üzerinde şirketi bulunan İran ile 2 bin 760 şirketle İngiltere izliyor.

Türkiye’deki uluslararası sermayeli şirketlerin ülkelere göre dağılımı  (İlk 10)
Ülke                 Şirket Sayısı
1. Almanya
6015
2. İran
3570
3. İngiltere
2760
4. Hollanda
2433
5. Suriye
2106
6. Rusya Federasyonu
1811
7. Azerbaycan
1577
8.ABD
1502
9. Irak
1392
10. Fransa
1277
TOPLAM
41397


  





Öte yandan başta Coca Cola, GE Healthcare, Microsoft, Intel ve Unilever olmak üzere çok sayıdaki dev şirket Türkiye ofislerini bölgesel merkez yaptı. Sadece Coca Cola, Türkiye üzerinden 94 ülkedeki yatırımlarını yönetiyor.






Türkiye’de bölgesel merkezleri bulunan çok uluslu şirketler:
Çok uluslu şirket
Türkiye’den yönetilen ülke sayısı
Coca Cola
94
GE Healthcare
80
Microsoft
80
Intel
67
Unilever
36
Verifone
30
GlaxoSmithKline
30
BSH
30
Schneider Electric
27
Alstom
26
Ericsson
22
Cargill
20
Pfizer
20
Volvo
18
BASF
18
PepsiCo
14

Uluslararası sermayeli dev şirketlerin yatırım merkezi olarak Türkiye’yi tercih etmelerinin sebepleri incelendiğinde ise, Türk ekonomisine yönelik artan güven ilk sırada yer alıyor. 2012 yılı Doğrudan Yabancı Yatırım Güven Endeksinde Türkiye, dünya sıralamasında 13’üncü oldu. Sadece 2 yıl önce 2010 yılı Endeksinde ise Türkiye 23’üncü sırada yer alıyordu. Türk ekonomisine güveni artıran en önemli unsur ise dinamik, istikrarlı ve cazip ekonomik iklimin yanı sıra, ekonomik büyümenin beraberinde getirdiği Gayrisafi Yurtiçi Hasıladaki (GSYİH) istikrarlı artış. Türkiye’de 2002-2013 yılları arasında yıllık ortalama reel GSYİH’de yüzde 4,9’luk bir artış kaydedildi.
Yeni bir orta sınıf doğdu
2002’de 3 bin 492 dolar seviyesinde olan kişi başına düşen GSYİH 2012’de 10 bin 504 dolara çıkmasıyla Türkiye’de alım gücü yüksek yeni bir orta sınıf ortaya çıktı. Böylece, kişi başına düşen özel tüketim, motorlu araç sayısı ve havayolu yolcu sayısı gibi göstergelerde önemli bir artış kaydedildi.
Ekonomideki istikrar ve yüksek performans ile vasıflı işgücüne erişim Türkiye’nin ihracat rakamlarını da olumlu yönde geliştirdi. Türkiye, 2014 yılında 158 milyar dolarlık ihracat geliri kaydetti. Türkiye ayrıca, son 10 yılda ihraç ürün ve pazarlarını da çeşitlendirdi.
Dünyanın en büyük 20’inci üreticisi
Türkiye ayrıca, küresel ölçekte önemli bir üretim merkezi haline geliyor. Uluslararası ulaşımdaki stratejik konumu, enerji kaynaklarına yakınlığı ve kaliteli işgücü sayesinde Türkiye, halen dünyanın 20’nci büyük üretim merkezi konumunda. Küresel Üretim Rekabet Endeksi beklentilerine göre ise Türkiye, 2018 yılında dünyanın 16’ncı, Avrupa’nın ise 2’nci büyük üretim merkezi olacak.

Küresel Üretim Rekabet Endeksi 
2013
2018
1.Çin
1. Çin
2. Almanya
2. Hindistan
3. ABD
3. Brezilya
4. Hindistan
4. Almanya
5. Kore
5. ABD
6.Tayvan
6. Kore
7.Kanada
7. Tayvan
8. Brezilya
8. Kanada
9. Singapur
9. Singapur
10. Japonya
10. Vietnam
11. Tayland
11. Endonezya
12. Meksika
12. Japonya
13.Malezya
13. Meksika
14. Polonya
14. Malezya
15. İngiltere
15. Tayland
16. Avustralya
16. Türkiye
17. Endonezya
17. Avustralya
18. Vietnam
18.Polonya
19. Çek Cumhuriyeti
19. İngiltere
20. Türkiye
20. İsviçre























Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansı
Son yıllarda büyük artış sağlanan doğrudan yabancı yatırım miktarlarında, Başbakanlık Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansının önemli katkıları mevcut. Ajans, uluslararası yatırımcıları Türkiye’ye çekmek ve ülkedeki faaliyetlerini kolaylaştırmak amacıyla 2006 yılında Başbakanlık uhdesinde kuruldu. Türkiye’nin sunduğu yatırım olanaklarını küresel iş dünyasına tanıtma ve yatırımcılara Türkiye’ye yapacakları yatırımların her safhasında destek verme görevini üstlenen tek resmi kuruluş olan Ajans, ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte yatırım fırsatlarını tanıtma ve değerlendirme süreçlerinde ilgili tüm resmi kurumları koordine ederek uluslararası yatırımcılara yönelik bir referans noktası olarak hizmet veriyor. ABD, Almanya, Çin, Fransa, Hindistan, İngiltere, İspanya, Japonya, Güney Kore, Kanada, Rusya Federasyonu ve Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Ajans; pazar araştırma ve analiz, endüstri ve sektör raporları, yatırım koşulları değerlendirmeleri, saha seçimi, ortak girişim için şirket bulma ile yasal süreç ve işlemlerin kolaylaştırılması gibi hizmetler veriyor.

26 Mart 2018 Pazartesi

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek;dövizle borçlanma açıklaması

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, TRT Haber'de katıldığı programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Önümüzdeki günlerde önemli bir tedbiri hayata geçireceklerine dikkati çeken Şimşek, 2008'de vatandaşların dövizle borçlanmasını yasakladıklarını hatırlattı. KOBİ düzeyindeki firmalara "İhracatınız varsa dövizle borçlanın" dediklerini dile getiren Şimşek, "Şimdi büyük şirketlere ilişkin de bir çalışmamız devam ediyor. Bu da aslında ekonomi literatüründe makroihtiyati bir tedbirdir. Biz ihtiyatlı gidiyoruz. Bu da önemli riskleri azaltacak." diye konuştu.
Türkiye'nin hem reform yaptığını hem reel ekonomide güçlü bir performansı bulunduğunu hem de tedbiri elden bırakmadığını ifade eden Şimşek, bu şekilde devam edilirse eskiden olduğu gibi bundan sonra da her türlü şoka karşı yüksek direnç gösterileceğini belirtti.
Şimşek, şirketlerin döviz borçlu olmalarının zaman zaman dışarıdaki en ufak haberi bile Türkiye piyasa fiyatlamalarına çok olumsuz yansıttığını belirterek, "Firmalarımız zamanında döviz borcu biriktirmişler, döviz geliri olmayınca panikliyorlar. Biz bu sistemi köklü bir şekilde çözüme kavuşturuyoruz. Bu düzenlemeye ciddi itirazlar da var. Çünkü herkes kendi ölçeğinde düşünüyor, 'dövizle borçlanmak daha ucuz' diyorlar, doğru değil. Türk lirası ile borçlanmak 2013'ten beri daha avantajlı. Reel sektörün işi üretmek, yatırım yapmak. Onlara söylüyorum, 'Sizin işiniz döviz piyasalarında oynamak, ona ilişkin tahminlerde bulunmak değil ki sizin geliriniz hangi para cinsindense borçlanmanız da aynı para cinsinden olsun' bu kadar basit." ifadelerini kullandı.
Bugüne kadar büyük şirketler için risklerini yönetebileceklerini düşündüklerini ancak başaramadıklarını gördüklerini dile getiren Şimşek, bunun için devreye girdiklerini söyledi.

"Şu anda 2 bin 118 büyük şirkete ilişkin veriler toplanıyor"

Şimşek, özel sektörün tabii ki borçlanacağını, yatırım yapacağını ancak bunu kendi kaynağıyla ya da sermaye piyasalarına, borsaya açılarak yapabiliyorsa ideal olduğunu dile getirdi.
Borçlanmanın şirketin geliri hangi para cinsindense o para cinsiyle ve mümkünse uzun vadeli ve sabit faizli yapılması gerektiğinin altını çizen Şimşek, "Biz bunları söyleyince, sanki Türkiye büyük bir fırtına ile karşı karşıya gibi anlatılıyor. Dünyada sorunlar var, Türkiye'nin de kırılganlıkları var. Ama biz şimdi bunları nasıl yönetebiliriz, bilmiyoruz gelip gelmeyeceğini ama potansiyel gelebilecek şoklara karşı nasıl hazırlanıyoruz önemli olan odur." değerlendirmelerinde bulundu.
Şimşek, şirketlerin dövizle borçlanmasına sınırlama tedbirine ilişkin "Yasal altyapıyı biz hazırladık. Şu anda Merkez Bankasının yetkisi var. Dolayısıyla Merkez Bankası ve Hazine ekip olarak hazırlanıyoruz. Şu anda 2 bin 118 büyük şirkete ilişkin veriler toplanıyor. Bunlar toplam döviz borcunun yüzde 84'üne tekabül ediyor. Bunlara ilişkin analiz ve değerlendirme devam ediyor. " şeklinde konuştu.

"Enflasyonun yüksek seyrettiği yerde büyüme olmaz"

Şimşek, enflasyonun kontrol altına alınması, fiyat istikrarının sağlanmasının Türkiye'nin olmazsa olmazları arasında yer aldığına dikkati çekerek, enflasyonun yüksek seyrettiği yerde büyümenin olmayacağını vurguladı.
Gerek Gıda Komitesi gerek Merkez Bankası olarak yakın döneme kadar birçok adım attıklarının altını çizen Şimşek, enflasyonun sabit gelirliyi vurduğunu dolayısıyla öncelikle tek haneye arkasından da ideal olarak kalıcı bir şekilde yüzde 5'in altına çekilmesi gerektiğini vurguladı.

"Türkiye 2010-2017 döneminde ortalama yüzde 6,7 büyüdü"

Bütün bunlara rağmen Türkiye'nin şoklara karşı büyük bir dayanaklılık gösterdiğini anlatan Şimşek, Türkiye'nin başına gelen bütün felaketlere rağmen 2010-2017 döneminde ortalama yüzde 6,7 büyüdüğünü, bunun, Çin ve Hindistan'dan sonra dünyada en iyi büyüme oranı olduğunu kaydetti.
Şimşek, sıkıntıların en çok yansıdığı alanın liradaki değer kaybı ve kur olduğunu ifade ederek, gelişmelerin kalıcı, uzun vadeli kaynak akışını olumsuz etkilediğini, bunun kura yansıdığını kaydetti. Jeopolitik gelişmelere değinen Şimşek, şöyle devam etti:
"Türkiye için en kötüsü inşallah geride kaldı, Suriye'de (Afrin) kontrolü elimize aldık. Türkiye'ye karşı, yaşamsal tehditlere karşı çok güçlü bir mücadele ortaya koyduk. Davamız meşru ve haklı, dünya bunu görüyor, görmek zorunda. Suriye'de göreceli bir istikrar Türkiye'yi gerçekten olumlu etkiler. Irak'ta şu anda göreceli bir istikrar var. Irak'tan tehdit, terör anlamında artık oldukça düşük düzeyde. Bütün bunlar, jeopolitik risklerde azalma Türkiye'ye olumlu yansıyacaktır. İkincisi lirada uzun bir süredir devam eden değer kaybı Türkiye'yi rekabetçi kılmıştır. Türkiye daha rekabetçidir. Üçüncüsü biz şimdi reform yapıyoruz. Tehditler azaldıkça, Türkiye hızla normalleşmeyi tamamlayacaktır. Türkiye'de büyüme, istihdam, dinamizm var. Bütün bunlar eninde sonunda, reel ekonomideki bu başarı, tabii ki finansal sektörde de takdir edilecektir."
Kısa vadede iniş çıkışların önemli ölçüde dışarıdaki gelişmelere ilişkin tedirginliği yansıttığına dikkati çeken Şimşek, örneğin Fed'in faiz artıracağı zaman bütün gelişmekte olan ülkelere de olumsuz yansıdığını ifade etti.

Türkiye büyümede ve istihdam oluşturmada başarılı

Arjantin'de düzenlenen G20 toplantısında küresel ekonomiyi değerlendirdiklerini anlatan Şimşek, küresel ekonominin kısa vadede iyi gittiğini, orta uzun vadede dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu bazı sorunlar bulunduğundan bahsettiğini söyledi.
Bu sorunların en önemlilerinden birinin dünyada aşırı borçluluk olduğuna işaret eden Şimşek, şunları kaydetti:
"Küresel ekonomi kısa vadede şu anda iyi, ekonomi iyi gidiyor, ticaret, büyüme, istihdam artıyor fakat bu ilanihaye devam etmeyebilir. 'Biz her zaman şoklara, strese karşı hazırlıklı olmalıyız' dedim. Benim maksadım Türkiye'ye özgü bir sorun geliyor, ona hazırlanın anlamında değil. Dünya ekonomisini tartıştık, küresel ekonominin karşı karşıya olduğu sorunlar var. Bunları küresel düzeyde yönetmek için G20 çabalıyor. Türkiye olarak biz bünyemizi nasıl daha sağlam tutarız, şoklara karşı nasıl daha dayanıklı oluruz, türünden bir genel çerçeve çizdim. Bu çerçevede de özellikle sermaye piyasalarının gelişmesinin önemli olduğunu, bundan sonraki dönemde borç yerine eğer mümkünse daha çok ortak alınması, halka açılınmasını, sermaye piyasalarına daha yoğun bir şekilde gidilmesini önerdim. Bunu belli kesimler cımbızlayarak, sanki Türkiye'ye büyük bir fırtına geliyor, bir sorun varmış gibi sunmaya çalıştılar. Bu klasik zaten, her zaman karşılaştığımız durumlar."
Türkiye'nin yaşadığı şokların ister istemez fiyatlara, faizlere, risk primine, kura yansıdığını belirten Şimşek, ülkenin bünyesinin sağlam olduğunu vurguladı. Şimşek, "Evet dönem dönem dışarıdan veya içeriden birtakım stresler, şoklar yaşanabiliyor. Bu şoklara en iyi cevap zamanında yapılacak reformlardır, şoklara karşı dayanıklılığı artırmaktır. Bunu önermek, bunu söylemek, Türkiye, büyük bir sorunla karşı karşıya anlamına gelmez." dedi.
Türkiye'nin ekonomide çok iyi giden tarafları kadar sıkıntılı, kırılgan olduğu tarafları da bulunduğuna dikkati çeken Şimşek, Türkiye'nin büyümede, istihdam oluşturmada çok başarılı olduğunu söyledi.

"Dijital ekonominin vergilendirilmesi ve istihdamın geleceği tartışıldı

Şimşek, reel ekonominin çok iyi gittiğini belirterek, kur şokları nedeniyle kısmen enflasyonda, kısmen de cari açıkta sorunların bulunduğunu, bunları çözmek için de yoğun bir çaba içerisinde olduklarını vurguladı.
Küresel ekonominin önündeki orta uzun vadeli "korumacılık, artan borçluluk ve yaşlanan nüfus" gibi riskler bulunduğunu anlatan Şimşek, dünya liderlerinin bir araya gelip, doğru bir şekilde, doğru politikaları iş birliğiyle uygulamaya koyması halinde sorunların atlatılacağını söyledi.
Şimşek, "Ama aksine şu anda ABD yönetiminin yaptığı gibi korumacılıkta birtakım piyasa mekanizmasını, kurala dayalı küresel ticaret sistemini tıkamaya başlarsanız, o zaman sorunlar büyür." dedi.
Dijital ekonomik faaliyetlerde yeni bir vergilendirme sistemine ihtiyaç olduğunu anlatan Şimşek, G20'de bunun ve istihdamın geleceğinin tartışıldığını söyledi.

"Reel sektör için dijital yol haritası hazırladık"

Yapay zeka ve 4. Sanayi Devrimi'ne nasıl hazırlanılacağının önemli olduğunu dile getiren Şimşek, burada eğitimin, becerilerin ön plana çıktığını ifade etti.
Şimşek, "Biz 4. Sanayi Devrimi'nden bırakın olumsuz etkilenmeyi, bunu fırsata dönüştürürüz. Türkiye olarak bunun çalışmasını yapıyoruz. Reel sektör için bir dijital yol haritası hazırladık, yakında açıklayacağız. Eğitim sistemini köklü bir şekilde gözden geçiriyoruz. bunların hepsi 4. Sanayi Devrimi'ne hazırlık anlamında. Ar-Ge'ye yoğunlaşıyoruz. G20'de biz bunu da tartıştık." diye konuştu.

Altın tahvilinde ikinci tur başlıyor

Bankacılık sektörünün sermaye yapısının güçlü, aktif kalitesinin yüksek olduğunu anlatan Şimşek, "Sırtımızı sadece bankacılık sistemine dayayarak gidemeyiz. O nedenle dikkat ederseniz son 2 yıldır sigortacılık sistemini, bireysel emeklilik sistemini nasıl geliştiririz diye çalışmalar yapıyoruz. Altın tahvil ihracına başlıyoruz, arkasında Hazine var. Devletin bankası alıyor, topluyor. Altınlar evde atıl duracağına devlet, 'getir bana emanet et, istediğin zaman sana emanetini geri veririm ama bu arada da nemalansın altın cinsinden bir getiri, bir kar elde et' diyor."