İşsizlik sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
İşsizlik sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

9 Ocak 2018 Salı

Kimler İşsizlik maaşı alabilir

İşsizlik maaşı nasıl alınır? Kimler işsizlik maaşından faydalanabilir? İşsiz kalanlar hangi durumlarda işsizlik maaşına başvurabilir? Sosyal Güvenlik Uzmanı Mert Nayır, işsizlik maaşı hakkında bilgi veriyor.
İşsizlik maaşı, her çalışanın işsiz kalması halinde güvencesidir. Son dört aylık brüt maaşa göre hesaplanan, 6,8 ve 10 aylık sürelerde kendi imkanlarımız veya İŞKUR tarafından mesleğimize uygun iş bulana kadar geçinmemizi sağlayan ve işsizlik sigortası fonundan karşılanan aylıktır işsizlik maaşı. 2002 yılı Mart ayında kurulan İşsizlik Sigortası Fonu’nun büyüklüğü geçen ay itibarıyla 106 milyar lira büyüklüğe ulaştı. Fona, Mart 2002′den bu yılın sonuna kadar 8 milyon 249 bin 628 kişi başvurdu. Bunlar arasında, fondan yararlanma şartlarını karşılayan 5 milyon 328 bin 571 kişiye 15 yılda toplam 15 milyar 502 milyon 487 bin 525 lira ödeme yapıldı.
Bu yılın Ocak ayında 158 bin 46, Şubat ayında 109 bin 237 kişinin müracaat ettiği fona, Mart ayında 110 bin 517 kişi başvurdu. Fondan geçen ay 490 bin 318 kişiye toplam 387 milyon 770 bin 334 lira ödendi. Peki, hangi hallerde işsizlik maaşına hak kazanılır, nasıl hesaplanır ve hangi şartlar altında kesilir sorularına cevap arayalım.

Kimler işsizlik maaşından yararlanabilir?

Kendi istek ve kusuru dışında işini kaybedenler bu maaştan yararlanabilir. Buna göre, hizmet akdinin feshinden önceki son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olmak kaydıyla son üç yıl içinde en az 600 gün süre ile işsizlik sigortası primi ödemiş olmak ve hizmet akdinin feshinden sonraki 30 gün içinde İŞKUR birimine doğrudan veya elektronik ortamda (www.iskur.gov.tr) başvurarak iş almaya hazır olduğunu bildirmek koşuluyla işsizlik sigortası hizmetlerinden yararlandırılmaktadır. Mücbir sebepler dışında 30 gün içerisinde başvurulmaması halinde, başvuruda gecikilen süre, toplam hak sahipliği süresinden düşülmekte.
Hizmet akitleri 4447/51 inci madde kapsamında sona eren sigortalı işsizlerin, hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün içinde, hizmet akdi devam etmekle birlikte; hastalık, ücretsiz izin, disiplin cezası, gözaltına alınma, hükümlülükle sonuçlanmayan tutukluluk hali, kısmi istihdam, grev, lokavt, genel hayatı etkileyen olaylar, ekonomik kriz, doğal afet, nedenleriyle işyerinde faaliyetin durdurulması veya işe ara verilmesi halinde, son 120 günün hesabında prim yatırılmayan bu süreler kesinti sayılmamaktadır.

İşsizlik maaşı nasıl hesaplanıyor?

Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkı olarak hesaplanıyor. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçememektedir.
Aşağıda 2017 yılı için aylık işsizlik ödeneği hesabı yer alıyor.
Örnek maaş hesaplama:
Brüt Aralık Ayı Maaşı : 1.800 TL
Brüt Ocak Ayı Maaşı : 1.900 TL
Brüt Şubat Ayı Maaşı : 1.950 TL
Brüt Mart Ayı Maaşı : 2.000 TL
Son 4 Aylık Brüt Maaş Toplamı: 7.650 TL ediyor.
7.650 ÷ 4 = ( 1.912,50 TL) Aylık ortalama elde ediliyor.
1.912,50 TL %40 = 765 TL
765 TL % D.V. = 760,49 TL

İşsizlik maaşı iş akdinin feshinden önceki son üç yıl içinde;
- 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün(6 ay)
- 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün (8 ay)
- 1080 gün ve fazlası sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün (10 ay)

Yukarıda belirtilen süreleri tamamlamanız halinde işsizlik maaşınız otomatik olarak kesilecektir. Yukarıda belirtilen sürelerde, İŞKUR aracılığı ile ya da kendi imkanlarınızla iş bulmanız halinde işsizlik ödeneğiniz durdurulur. İŞKUR, işsizlik ödeneği aldığınız süreler boyunca sizin mesleğinize, ikametinize ve sağlığınıza uygun işler bulmakla ve sizde o işyerleri ile görüşmekle yükümlüsünüzdür.
İŞKUR, size uygun işi bulur da siz reddederseniz işsizlik maaşınızı da reddetmiş olursunuz. Yani personel müdürü iseniz ve size önerilen iş pozisyonuyla ilgili tüm koşullar uyumlu ise belirtilen işi kabul etmemeniz halinde işsizlik maaşınız kesilir. Ancak İŞKUR personelleri bazı zamanlarda hatalı işlemler sonucunda da işsizlik maaşınızı durdurabiliyor. Bu konularda gelen şikâyetler de var. Örneğin bilgisayar programcısına temizlik işi sunulması gibi. Bilgisayar programcısı kendisine sunula bu işi kabul etmediğinde işsizlik ödeneğini kesiliyor. Böyle bir durumun yaşanması halinde İŞKUR’a veya BİMER’e itiraz ederek yeniden işsizlik maaşınızı bağlatabilirsiniz.

İstifa edene işsizlik maaşı veriliyor mu?

İŞKUR’a kayıtlı yaklaşık 4 milyon işsiz bulunuyor. 4 milyon işsizin yanında 7-8 milyon civarında da istihdam açığı mevcut. Yani 7-8 milyon işte çalışacak kişi bulunamıyor. Hükümetin istihdamı artırmaya yönelik işverenlere yapmış olduğu teşvik paketleri son üç aylık döneme baktığımızda oldukça başarılı işliyor. Ancak elmayla armudu birbirine karıştıranlar çalışanların da akıllarını karıştırmaktan öteye gitmiyor. Birçok yayın organında “İstifa edene işsizlik maaşı” haberleri yer aldı. Elindeki işsiz sayısını düşürmeye var gücüyle çalışan İŞKUR’un, istifa edene de işsizlik maaşı ödeyeceği tam bir hayal ürünü.

14 Şubat 2020 Cuma

İş dünyası ve ekonomistler sanayi üretimi verisini değerlendirdi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İş dünyası ve ekonomistler, geçen yılın aralık ayına ilişkin sanayi üretim endeksi sonuçlarını değerlendirdi.


Arındırılmamış sanayi üretim endeksinin, Aralık 2019'da yıllık yüzde 9,5 ile 23 ayın en yüksek artışını sergilemesi, geçen yılın dördüncü çeyreğinde yüzde 4,5-5 büyümeye işaret etti.
  • Sanayi üretimi arttı
AA muhabirinin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgiye göre, arındırılmamış sanayi üretim endeksi geçen yılın aralık ayında yıllık bazda yüzde 9,5 ile Ocak 2018'den bu yana en yüksek artışını gösterdi. Aynı dönemde takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksindeki artış da yüzde 8,6 ile 22 ayın en yükseği oldu.

Ekonomistler, milli gelir artışının 2019'un son çeyreğinde yüzde 4,5-5 bandında gerçekleşebileceğini tahmin ediyor.


"2020'de ekonomi yüzde 4-5 büyüyebilir"

AA Finans Analisti ve Ekonomist Haluk Bürümcekçi, arındırılmamış sanayi üretiminin aralıkta yıllık bazda yüzde 9,5 artışla piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleştiğini belirtti.

Ekim-Aralık 2019 gerçekleşmesinin 2018'in aynı dönemine göre yıllık yüzde 5,5 artışla yılın son çeyreğinde üretim artışının hızlandığına işaret ettiğini söyleyen Bürümcekçi, ocak için öncü göstergelerin yıllık bazda artış eğiliminin devam ettiğini yansıttığı ifade etti.

Bürümcekçi, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Büyüme eğiliminin mevcut gücünü ne süre koruyabileceğini, finansal koşullardaki gevşemenin ve bankacılık kredi hacmindeki yükselişin kalıcılığı ve dış talep koşulları belirleyecektir. 

Geçen yıl, ilk iki çeyrekte yıllık bazda milli gelir düşüşünün devam ettiği görülmüştü. Buna karşılık, baz etkisinin üçüncü çeyrekten itibaren devreye girmesi ile büyümedeki toparlanmanın güçlendiği de izlenmekteydi. 

Son çeyrekte de yakalanan bu ivme ve baz etkisinin katkısı ile yüzde 4,5-5 aralığında bir büyümenin yakalanması olası görünmektedir.

Sonrasındaki görünüm ise, finansal koşullarda gözlenen belirgin gevşemenin ve kamu bankaları öncülüğünde yükselmeye başlayan ve trend büyümesi yüzde 25'e yaklaşan bankacılık kredi hacminin bu görünümü ne süre koruyabileceğine bağlı olacaktır. 

Ayrıca, Euro Bölgesi başta olmak üzere küresel çapta gözlenen yavaşlamanın dış talebi olumsuz etkilemeye başlaması bir aşağı yönlü risk olarak izlenmektedir. 

Bu doğrultuda, 2019 yılı büyümesinin yüzde 0,5 olarak gerçekleşmesini beklerken, 2020 yılında ise bugünkü bilgiler ışığında büyümenin yüzde 4-5 aralığında gerçekleşmesini olası görmekteyiz."

"Son çeyrekte sanayi üretimi yüzde 5,8 büyüdü"

TSKB Ekonomisti Şakir Turan da aralık verilerinin imalat sanayi PMI gibi öncü verilerin işaret ettiğinden güçlü geldiğini, 2019'un son çeyreğinde sanayi üretimi takvim etkisinden arındırılmış verilere göre yıllık bazda yüzde 5,8 büyüdüğünü söyledi.

Yıl genelinde ise sanayi üretiminin yüzde 0,6 küçüldüğünü ifade eden Turan, "Diğer öncü verilerle birlikte, aralık sanayi üretimi verileri 2019 son çeyrekte GSYH'nin iç talep destekli olarak güçlü bir büyüme kaydetmiş olabileceğine işaret ediyor. 

Dördüncü çeyrekteki yüzde 5 civarında yıllık büyüme ile 2019 genelinde GSYH büyümesinin yüzde 0,5 civarında oluştuğunu hesaplıyoruz." dedi.

İSO Başkanı Bahçıvan: Sanayi sektörümüze verilen destekler, üretim olarak geri dönmektedir

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, öncü göstergelerin, sanayi üretimindeki iyileşmenin ve artış ivmesinin ocak ve devam eden aylarda da süreceğini gösterdiğini belirterek, "Bütün bunlar göstermektedir ki sanayiye verilen destek üretime, istihdama ve ekonomik dengelenmenin kalıcılaşmasına verilen destektir, boşa gitmemektedir." ifadelerini kullandı.

İSO açıklamasında görüşlerine yer verilen İSO Başkanı Bahçıvan, TÜİK'in açıkladığı aralık ayına ait sanayi üretimi verisine dair değerlendirmelerde bulundu.

Aralık ayı sanayi üretimi verilerinin, sanayinin çarklarının zor koşullarda bile döndüğünü göstermesi açısından önemli ve geleceğe dair umutları artıran bir gösterge olduğunu belirten Bahçıvan, "Yıllık bazda yüzde 8.6’lık sanayi üretimi artışı ve aynı şekilde yüzde 9.1'lik imalat sanayi üretim artışında bir baz etkisi olsa da bu veriler sanayi sektörü aktivitesinde genele yayılan bir toparlanma eğiliminin olduğuna işaret etmektedir. 

Bu tabloda özellikle ekonomimizde son bir yıl içindeki genel dengelenmeye paralel olarak enflasyonist baskılardaki geri çekilme, faizlerdeki düşüş ve kredilerdeki ivmelenin yarattığı iç talepteki canlılık da belirleyici olmuştur." ifadelerini kullandı.

MÜSİAD Başkanı Kaan: Reel sektör adına oldukça sevindirici bir gelişme 

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Abdurrahman Kaan, Aralık 2019 dönemine ilişkin yıllık bazda yüzde 8,6, aylık bazda ise yüzde 1,9'luk sanayi üretimi artışının, iç talepteki canlanmanın genele yayıldığına işaret etmesi bakımından reel sektör adına oldukça sevindirici bir gelişme olduğunu belirtti.

Kaan, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan sanayi üretim endeksi sonuçlarını değerlendirdi.

Aralık 2019 dönemine ilişkin yıllık bazda yüzde 8,6, aylık bazda ise yüzde 1,9'luk sanayi üretimi artışının, iç talepteki canlanmanın genele yayıldığına işaret etmesi bakımından reel sektör adına oldukça sevindirici bir gelişme olduğunu belirten Kaan, şunları kaydetti:

"Böylece çeyreklik bazdaki artışın yüzde 5,8 seviyesine yükselmesiyle birlikte yılın son çeyreğine yönelik güçlü büyüme beklentimiz de teyit edilmiş oldu. 

Nitekim MÜSİAD olarak her ayın son iş günü sonuçlarını paylaştığımız SAMEKS'in Sanayi Endeksi de aralıkta önceki aya göre 7,8 puan birden artarak reel sektördeki toparlanmanın hızlandığına ilişkin öncü bir gösterge olmuştu. 

Parasal gevşemenin gecikmeli etkilerinin piyasalarda daha fazla hissedilmeye başlanması ve kredi artışını destekleyen diğer düzenlemelerin de etkisiyle sanayideki toparlanmanın yeni yılın ilk çeyreğinde de sürmesini bekliyoruz. 

SAMEKS Sanayi Endeksi'nin Ocak 2020 döneminde artışını sürdürerek 57,1 seviyesinde gerçekleşmesi de bu beklentimizi desteklemektedir."


İş dünyası 2020 yılından umutlu: Yüzde 5 büyümeyle yatırımlar hızlanacak

İş dünyası temsilcileri Türkiye ekonomisinin ‘en kötü’yü geride bıraktığını vurgulayarak, 2020 yılı için şu mesajı verdi: Yatırım, istihdam, ihracat ve büyümeye yönelik etkili ve pozitif bir sene bizi bekliyor.


Türk ekonomi ve iş dünyasının temsilcileri zorlu geçen 2019 yılının ardından 2020 yılının daha pozitif geçeceğini ve Türkiye’nin yeniden yüzde 5 seviyelerinde bir büyüme performansına ulabileceğini düşünüyor. 

Türkiye, Ağustos 2018’de yaşadığı kur saldırılarının ardından 2019’da dengelenme sürecine girdi. 2019 yılı hem küresel ekonomi hem de Türkiye ekonomisi açısından oldukça zor bir dönemeç oldu.

TOPARLANDIK

Bu süreçte ticaret savaşları, korumacı politikalar ve jeopolitik risklerden önemli ölçüde etkilenen küresel ekonomi, gerek büyüme oranları gerekse ticaret beklentilerinin gerisinde kaldı. 

İş dünyası temsilcileri, 2019’daki toparlanmanın 2020’de büyümeye dönüşeceğini belirtiyor. İşte görüşler...

İTO BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ: İŞSİZLİK AZALACAK, İSTİHDAM ARTACAK

2020’nin dört çeyreğinde de pozitif büyüme bekliyoruz. Yüzde 5 büyümeye ulaşmak hiç şaşırtıcı olmayacaktır. 2020’de işsizlikte gerileme bekliyoruz. 

İstihdam hedefinde hem 2019, hem de 2020’de OVP hedefleri tutturulacak. 2020’de yüzde 5 büyümeye ulaşmak için itici gücümüz, üretimdir, yatırımdır.

İSO YÖNETİM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN: ARTIK FİNANSAL BAHANELER ÜRETİLEMEZ

Bu yıl dengelenme sürecine girildi. 2020’nin yatırımlar için artık finansal sebeplerden veya finansal bahanelerden arınmış bir dönem olduğunu öngörüyoruz. 

Artık kimse finansal istikrarsızlıktan dolayı bu ülkede yatırım yapılamıyor diyemez. 2020’de en önemli konu yatırım sürecinin başlatılması olacak.

TİM BAŞKANI İSMAİL GÜLLE: 12 AYLIK İHRACAT 180 MİLYAR $’A ÇIKTI

Küresel ticaretteki zorluklara rağmen Türkiye, ihracatta olumlu bir grafiğe imza attı. Son 12 aylık ihracatımız 180 milyar dolar seviyesine ulaştı. 

İhracat yapan firmaların sayısı son 13 yıldır ilk defa ithalat yapanları geride bıraktı. Yatırım, istihdam, ihracat ve büyümeye yönelik etkili, pozitif bir yıl bizi bekliyor.

DEİK BAŞKANI NAİL OLPAK: UCUZ KREDİYE HIZLI ULAŞMAK ÖNEMLİ

2020’de yatırımların artmasını, istihdamın yükselmesini ve enflasyonda olumlu gelişmelerin yaşanmasını öngörüyoruz.

 Bankacılık sektörünün de en kısa sürede piyasa faizlerini makul seviyelere çekmesini bekliyoruz. Çünkü, iş dünyasının asıl önünü açacak hamle, ucuz krediye hızla ulaşabilmektir.

MÜSİAD GENEL BAŞKANI ABDURRAHMAN KAAN: HEDEFE ZORLANMADAN ULAŞABİLİRİZ

Faiz indirimleriyle birlikte canlanan ekonomik aktivite, yılın üçüncü çeyreği itibarıyla Türkiye ekonomisini pozitif büyüme sürecine geri döndürdü. 

Bu motivasyonla girdiğimiz 2020 yılı ve sonrasında ekonominin, hedeflenen yıllık ortalama yüzde 5’lik büyüme hızını zorlanmadan yakalayacağını tahmin ediyoruz.

ATO BAŞKANI GÜRSEL BARAN: EN KÖTÜ GÜNLERİ ARTIK GERİDE BIRAKTIK

Türkiye ekonomisi durgunluktan çıktı, yüzünü yeniden büyümeye çevirdi. İç talepte canlanmayla büyüme çizgisinde pozitif tarafa geçildi. En kötü günleri geride bıraktık. 

Türkiye’ye saldıranlar savunma sanayiinde olduğu gibi Türkiye’yi üretimin her alanında, yerli üretebilir bir program çalışmasına soktu.

İşsizlik rakamları açıklandı


Türkiye'de işsizlik oranı eylülde geçen yılın aynı ayına göre 2,4 puan artışla yüzde 13,8 oldu. Bu dönemde işsiz sayısı 817 bin kişi artarak 4 milyon 566 bin olarak kayıtlara geçti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül 2019'a ilişkin iş gücü istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, eylülde geçen yılın aynı ayına göre 817 bin kişi artarak 4 milyon 566 bine çıktı. İşsizlik oranı 2,4 puan yükselerek yüzde 13,8 oldu.

İşsizlik oranı, eylülde bir önceki aya göre ise 0,2 puan azaldı.
Tarım dışı işsizlik oranı 2,9 puanlık artışla yüzde 16,4 olarak tahmin edildi.

Söz konusu ayda 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 4,5 puan yükselerek yüzde 26,1 oldu. İşsizlik oranı 15-64 yaş grubunda ise 2,4 puan artışla yüzde 14,1 olarak gerçekleşti.

İstihdam edilenlerin sayısında düşüş


İstihdam edilenlerin sayısı eylülde geçen yılın aynı dönemine göre 623 bin kişi azalarak 28 milyon 440 bin kişiye gerilerken, istihdam oranı 1,7 puanlık azalışla yüzde 46,1'e indi. 
Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 108 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 516 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin yüzde 19,3'ü tarım, yüzde 19,5'i sanayi, yüzde 5,5'i inşaat, yüzde 55,7'si ise hizmet sektöründe yer aldı.

Geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,1 puan, hizmet sektörünün payı 1,4 puan artarken, sanayi sektörünün payı 0,1, inşaat sektörünün payı 1,4 puan azaldı.

İş gücüne katılım oranı düştü


İş gücü, eylülde geçen yılın aynı dönemine göre 193 bin kişi artarak 33 milyon 6 bin kişi olurken, iş gücüne katılma oranı ise 0,5 puan azalarak yüzde 53,5'e geriledi. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre, erkeklerde iş gücüne katılma oranı 0,9 puanlık azalışla yüzde 72,6'ya gerilerken, kadınlarda ise değişim göstermeyerek 34,9 oldu.

Herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı eylülde geçen yılın aynı dönemine göre 2,2 puan artarak yüzde 36'ya yükseldi. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise geçen yılın aynı dönemine göre 1,6 puan artarak yüzde 23,6 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam


Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 36 bin kişi artarak 28 milyon 111 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı değişim göstermeyerek yüzde 45,6 oldu. Mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 73 bin kişi azalarak 4 milyon 553 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0,2 puan düşüşle yüzde 13,9'a geriledi.

Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücüne katılma oranı bir önceki döneme göre 0,1 puan azalarak yüzde 53 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 7 bin, inşaat sektöründe 2 bin, hizmet sektöründe 31 bin kişi artarken, sanayi sektöründe 5 bin kişi azaldı.

19 Mart 2020 Perşembe

Kısa Çalışma Ödeneği Nedir ?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Kısa Çalışma Uygulaması

Genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya süreklilik koşulu aranmaksızın işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az dört hafta süreyle durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere (Cumhurbaşkanı kararı ile 6 aya kadar uzatılabilir.) sigortalılara çalışamadıkları dönem için gelir desteği sağlayan bir uygulamadır.

Kısa çalışma uygulaması bakımından “Genel Ekonomik” kriz

Ulusal veya uluslararası ekonomide ortaya çıkan olayların, ülke ekonomisi ve dolayısıyla işyerini ciddi anlamda etkileyip sarstığı durumlardır.

Kısa çalışma uygulaması bakımından “Bölgesel Kriz”

Ulusal veya uluslararası olaylardan dolayı belirli bir il veya bölgede faaliyette bulunan işyerlerinin ekonomik olarak ciddi şekilde etkilenip sarsıldığı durumlardır.

Kısa çalışma uygulaması bakımından “Sektörel Kriz”


Ulusal veya uluslararası ekonomide ortaya çıkan olaylardan doğrudan etkilenen sektörler ve bunlarla bağlantılı diğer sektörlerdeki işyerlerinin ciddi anlamda sarsıldığı durumlardır.

Kısa çalışma uygulaması bakımından “Zorlayıcı Sebepler”


İşverenin kendi sevk ve idaresinden kaynaklanmayan, önceden kestirilemeyen, bunun sonucu olarak bertaraf edilmesine imkân bulunmayan, geçici olarak çalışma süresinin azaltılması veya faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması ile sonuçlanan dışsal etkilerden kaynaklanan dönemsel durumları ya da deprem, yangın, su baskını, heyelan, salgın hastalık, seferberlik gibi durumlardır.

Kısa Çalışma Kapsamında;

* İşçilere kısa çalışma ödeneği ödenmesi,
* Genel Sağlık Sigortası primleri ödenmesi,
hizmetleri sağlanmaktadır.

İşyerinde Kısa Çalışma Uygulanabilmesi için;


  • İşverenin; genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki çalışma süresinin önemli ölçüde azaldığı veya durduğu yönünde İŞKUR’a başvuruda bulunması ve İş Müfettişlerince yapılan uygunluk tespiti sonucu işyerinin bu durumlardan etkilendiğinin tespit edilmesi gerekmektedir.

İşçinin Kısa Çalışma Ödeneğinden Yararlanabilmesi İçin;
  • İşverenin kısa çalışma talebinin iş müfettişlerince yapılacak inceleme sonucu uygun bulunması,
  • İşçinin kısa çalışmanın başladığı tarihte, çalışma süreleri ve işsizlik sigortası primi ödeme gün sayısı bakımından işsizlik ödeneğine hak kazanmış olması (Kısa çalışmanın başladığı tarihten önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olanlardan son üç yıl içinde en az 600 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödemiş olanlar),
  • İş müfettişlerince yapılacak inceleme sonucu kısa çalışmaya katılacaklar listesinde işçinin bilgilerinin bulunması,
gerekmektedir.

Kısa Çalışma Talebinde Bulunulması ve Talebin Değerlendirilmesi

İşverenler, genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle Kısa Çalışma Talep Formunu ve kısa çalışma yaptırılacak işçilere ilişkin bilgileri içeren listeyimanyetik ve yazılı ortamda doldurarak kısa çalışma başvurusunda bulunulabilir.

Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile dışsal etkilerden kaynaklanan dönemsel durumlardan ileri gelen zorlayıcı sebeplerin varlığının işçi ve işveren sendikaları konfederasyonlarınca iddia edilmesi veya bu yönde kuvvetli emarenin bulunması halinde konu, İŞKUR Yönetim Kurulunca değerlendirilerek karara bağlanır. Deprem, yangın, su baskını, heyelan, salgın hastalık, seferberlik gibi durumlar için diğer zorlayıcı sebep gerekçesiyle yapılan başvurular için Yönetim Kurulu Kararı aranmaz.

Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile dışsal etkilerden kaynaklanan dönemsel durumlardan ileri gelen zorlayıcı sebeplerle ilgili Yönetim Kurulunca alınmış bir karar bulunmuyorsa işverenlerce başvurular Kurum birimi tarafından reddedilir.

İş müfettişlerince yapılacak inceleme sonucu uygunluk tespiti tamamlandıktan sonra, kısa çalışma uygulanacak işçi listesinin değiştirilmesine ve/veya işyerinde uygulanan kısa çalışma süresinin arttırılmasına yönelik işveren talepleri, yeni başvuru olarak değerlendirilir.

İşverene Kısa Çalışma Talebinin Sonucunun Bildirilmesi

Genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerden dolayı işyerindeki çalışma süresinin önemli ölçüde azaldığı veya durduğunun İş Müfettişlerince yapılan uygunluk tespiti sonucu işverene İŞKUR tarafından bildirilir. 

İşveren de durumu, işyerinde işçilerin görebileceği bir yerde ilan eder ve varsa toplu iş sözleşmesine taraf işçi sendikasına bildirir. İlan yoluyla işçilere duyuru yapılamadığı durumlarda, kısa çalışmaya tabi işçilere yazılı bildirim yapılır. 

Kısa çalışma talebi uygun bulunan işveren Kurumca bildirilen sürede Kısa Çalışma Bildirim Listesini güncelleyerek gönderir.

Kısa Çalışma Ödeneği Süresi, Miktarı ve Ödenmesi

Günlük kısa çalışma ödeneği; sigortalının son oniki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ıdır. Bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının % 150’sini geçemez.
Kısa çalışma ödeneği, çalışmadığı süreler için, işçinin kendisine ve aylık olarak her ayın beşinde ödenir. Ödemeler PTT Bank aracılığı ile yapılmaktadır. Ödeme tarihini öne çekmeye Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı yetkilidir.

Aşağıda 2020 yılı için aylık kısa çalışma ödeneği hesabı verilmiştir.


Son 12 Aylık Prime Esas Kazançların Aylık Ortalaması Hesaplanan Kısa Çalışma Ödeneği Miktarı Damga Vergisi Ödenecek Kısa Çalışma Ödeneği Miktarı
Son 12 Ay Asgari Ücretle Çalışan 2.943,00 1.765,80 13,40 1.752,40
Son 12 Ay 4.000 TL ile Çalışan 4.000,00 2.400,00 18,22 2.381,78
Son 12 Ay 7.000 TL ile Çalışan 8.000,00 4.414,50 (*) 33,51 4.380,99
(*) Hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının %150’sini geçemeyeceği için ödenecek aylık kısa çalışma ödeneği miktarı bu şekilde hesaplanmıştır. 2020 yılında brüt asgari ücret 2.943,00 TL'dir.

Kısa çalışmanın günlük, haftalık veya aylık çalışma süresi içerisinde yapılacağı zaman aralığı işyerinin gelenekleri ve işin niteliği dikkate alınarak işverence belirlenir.

Kısa çalışma ödeneği, işyerinde uygulanan haftalık çalışma süresini tamamlayacak şekilde çalışılmayan süreler için aylık olarak verilir.
Kısa çalışma yapılan süreler için, kısa çalışmaya tabi tutulan işçiler adına SGK Aylık Prim ve Hizmet Belgesi ile eksik gün gerekçesi “18-Kısa Çalışma Ödeneği” olarak bildirilir.

Kısa çalışma ödeneğinin süresi üç ayı aşmamak kaydıyla kısa çalışma süresi kadardır ve kısa çalışma ödemeleri, hak edilen işsizlik ödeneğinden mahsup edilmektedir.

Kısa çalışma ödeneğinin süresini altı aya kadar uzatmaya ve işsizlik ödeneğinden mahsup edilip edilmeyeceğini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.

Zorlayıcı sebeplerle işyerinde kısa çalışma yapılması halinde, ödemeler 4857 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin (III) numaralı bendinde ve 40 ıncı maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra başlar. Bu bir haftalık süre içerisinde ücret ve prim yükümlülükleri işverene aittir.

Kısa çalışma yapan işçinin çalışılmayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerine ilişkin ücret ve kısa çalışma ödeneği miktarı, kısa çalışma yapılan süreyle orantılı olarak işveren ve Kurum tarafından ödenir.

Kısa Çalışma Ödeneği Kapsamında Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsili

İşverenin hatalı bilgi ve belge vermesi nedeniyle yapılan fazla ödemeler, yasal faizi ile birlikte işverenden, işçinin kusurundan kaynaklanan fazla ödemeler ise yasal faizi ile birlikte işçiden tahsil edilir.

Kısa Çalışma Ödeneği Alınan Süre İçin Ödenen Primler

İşçinin kısa çalışma ödeneği aldığı süre için genel sağlık sigortası primleri ödenmektedir. Söz konusu dönemde kısa ve uzun vadeli sigorta primleri aktarılmaz.

Kısa Çalışmanın Erken Sona Ermesi

İşverenin, kısa çalışma uygulaması devam ederken, normal faaliyetine başlamaya karar vermesi halinde durumu Kurum birimine, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı işçi sendikasına ve işçilere altı işgünü önce yazılı olarak bildirmesi zorunludur.

Bildirimde belirtilen tarih itibariyle kısa çalışma sona erer. Geç bildirimlere ilişkin oluşan yersiz ödemeler yasal faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir.

Kısa Çalışma Ödeneğinin Kesilmesi

Kısa çalışma ödeneği alanların işe girmesi, yaşlılık aylığı almaya başlaması, herhangi bir sebeple silâh altına alınması, herhangi bir kanundan doğan çalışma ödevi nedeniyle işinden ayrılması hallerinde veya geçici iş göremezlik ödeneğinin başlaması durumunda geçici iş göremezlik ödeneğine konu olan sağlık raporunun başladığı tarih itibariyle kısa çalışma ödeneği kesilir.

İşverenin Kayıt Tutma Zorunluluğu
Kısa çalışma yapan işveren, işçilerin çalışma sürelerine ilişkin kayıtları tutmak ve istenilmesi halinde ibraz etmek zorundadır.

Kısa Çalışma Talep Formu için tıklayınız....

Kısa çalışma yaptırılacak işçilere ilişkin bilgileri içeren liste için tıklayınız....

31 Ocak 2020 Cuma

Daha hızlı iş bulmak için ne yapmak gerekiyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf

İş başvurularından geri dönüş alamamak hemen herkes için moral bozucu. Peki, bir an önce iş bulmak isteyenlerin ne yapması gerekiyor? 
CV ve Kariyer Danışmanı Agency Balance, iş arayanların daha hızlı iş bulabilmesi için yapması gerekenleri anlatıyor.

İşsizken iş aramak maddi ya da manevi oldukça zor ve yıpratıcı bir süreç… 
İlanlara başvuruyorsun ama hiçbir şekilde geri dönüş alamıyorsun. Gittikçe moralin bozuluyor, umutların azalıyor… 
Bir de yetmezmiş gibi çevrendeki kişilerin soruları ve “Hayırlısı”, “Olsun” gibi yorumları daha da bunaltıyor. Ancak bu bir süreç, öncelikle kulaklarını olumsuzluklara kapat ve söylenenleri duymazdan gel. Umutsuzluğa kapılma! Kendin dâhil kimsenin seni dibe çekmesine izin verme!
Peki, iş aramaya başlarken ilk önce ne yapmalısın?
  • Güçlü yanlarını, bilgi/becerilerini, yapabileceklerini ve başarılarını keşfet
  • Kısa-orta ve uzun vadeli hedeflerini belirle ve bunları yedekle
  • Özgeçmişini hedeflerine göre yapılandır ve yedekle
  • Gelişimine odaklan, becerilerini güçlendir ve kendine yatırım yap
  • B planını hazırla
  • Mülakatlara hazırlan
  • İş başvurularına odaklan
Peki, yukarıdaki maddelerin dışında iş ararken başka neler yapabilirsin?

Network’ünü kuvvetlendir

Öncelikle iş bulmak için sana fikir verecek, yol gösterecek, referans olacak tüm iş ve sosyal çevrenin listesini çıkar. Hedefine göre iş bulmanı destek olacak, yön gösterecek kişilerle iletişime geç. Bunu dikkate alarak network’ünü genişlet ve İK uzmanları ya da hedefine uygun kişilerle bağlantı kur. Bağlantı kurarken neden bağlantı kurmak istediğini belirtmeyi unutma.

Kapı kapı dolaşmaktan çekinme

Çalışmak istediğin sektörde ve/veya pozisyonda olan kişilerle iletişime geç. Örneğin, bu kişileri kahve içmeye veya bir öğle yemeğine davet edebilirsin. Cesaretli ve ikna edici olmaya ve niyetini net bir şekilde ifade etmeye gayret et. Bu kişilerle iletişim kurmadan önce ise kendini nasıl daha iyi ifade edeceğini düşün; sorularına hazırlan. Sorularının sektöre, o işin inceliklerine, avantajlarına, sahip olunması gereken bilgi ve becerilere yönelik olmalı. 

Karşındaki kişiye “İş arıyorum” hissini değil, “Çok güçlü özelliklerim ve niteliklerim var, bu işe ve size uygunum” hissini verecek şekilde konuş ve profesyonel olduğunu hissettir.
Bu görüşmeden sonra belki de yeni bir fırsat doğabilir; seni çalıştığı firmanın İK profesyoneliyle tanıştırabilir veya bir açık pozisyon olduğunda sana haber verebilir…
Bunun dışında daha önce birlikte çalıştığın iş arkadaşlarınla ve yöneticilerinle görüşebilirsin. Böylelikle hem kendini hatırlatır hem de iş arayışınla ilgili onlardan fikir ya da öneri alabilirsin.

Girişken ol

Bir iş başvurusu yaptığında, o işte çalışan İK uzmanlarına veya o şirketten birine ulaşmaya çalış. Şirkette çalışan bir tanıdığın veya tanıdığının bir tanıdığı olabilir. 

İK birimine veya ilgili birimin yöneticisine elden CV göndermek işi hızlandırabilir veya görünür olmanı sağlayabilir. (Bu şekilde vereceğin özgeçmişini mutlaka o şirkete özel olarak hazırlamalısın!) Eğer İK biriminden birini tanımıyorsan, İK’daki yetkililere ulaşmak için şirketi telefonla arayabilir ve İK biriminin e-postasını öğrenerek CV’ni maille gönderebilirsin. E-mail gönderirken de mailinde, “Ben bu işi yaparım ve size uygunum” mesajını profesyonel dilde hissettirmen çok önemli.

Özgeçmişini İK uzmanına ulaştır

Özgeçmişinizi İK’ya gönderdin. Özgeçmişinin İK uzmanına ulaşıp ulaşmadığını öğrenmek için de şirketi telefonla arayabilir ve hatta telefonda özgeçmişinin o şirket için uygun olup olmadığını sorabilirsin. Ancak bunu yaparken olumsuz bir cevap duymaya hazırlıklı olmanda fayda var. 

Eğer olumsuz bir cevap duyarsan da bu cevabı asla kişiselleştirme ve kötü hissetme. Aksine ‘Nasıl daha iyi olurum?’ sorusu üzerine odaklan.

Sosyal medyayı etkin kullan

Sosyal medya artık çalışanların işten çıkışına bile sebep oluyorsa neden işe alınmasına vesile olmasın? Hedefinde kurumsal firmalar varsa paylaşımlarına dikkat etmelisin. Unutma ki paylaşımların seni temsil eder, bireysel markan hakkında fikir ver. Bunun dışında ayrıca diğer sosyal medya platformlarından da seni bir işe yönlendirecek, iş bulmanı sağlayacak kişiler çıkabilir. 

Gözün açık olsun. Bu kişilerle iletişime geç ve onların dikkatini çekecek paylaşımlar yapmaya çalış. Bir bakmışsın iş teklifi almışsın, belli mi olur?

Hedefine uygun STK’larda çalış

Çalışmak istediğin alana ve hedeflerine uygun olan sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak çalışabilirsin. STK’lar birden fazla profesyonelle tanışabileceğin, iletişim kurabileceğin ve kendini gösterebileceğin yerler arasında yer alır. Burada kritik nokta, “Ne de olsa gönüllüyüm” diyerek beş toplantıdan sonra toplantılara katılmaktan vazgeçme ve başladığın işin sonunu getirmeye dikkat et. İyi bir izlenim bırakmaya, doğru kişilere ulaşmaya özen göstermen çok önemli.

Bunun dışında, kendine güven ve pozitif düşünce ile iletişim kurmaya özen göster. Kimin nereden karşına çıkacağı belli olmaz… İş arama sürecine odaklan, hatta işin bu olsun. Süreci zamana bırak, işe başlayacağınız zaman için sabırla bekle ve asla yılma. 

Tek bir pozisyonda ısrarcı olmak yerine yedek planların için de iş arama sürecini devam ettir. Hadi ne duruyorsun? Şu an itibariyle kendini yenile ve yenilenmiş düşüncelerle iş aramaya başla!


İşsizlik süreci nasıl verimli geçer?


Çalışmayalı uzun zaman mı oldu? Peki günlerin nasıl geçiyor? Birbiri ardına aynı geçen günleri bir kenara bırakma vakti geldi de çattı bile!




İşsizlik sürecinin finansal etkileri olduğu kadar psikolojik etkileri de var. Bu konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Psikiyatri Uzmanı Dr. Uğur Hatıloğlu’na göre “İşsizlik hayatta başa gelebilecek en kötü durumlardan biri gibi algılanıyor ve bu algı ruhsal dengeyi bozarak psikolojik bir çöküntüye yol açıyor. Stresle mücadele edebilme eşiği ise kişiden kişiye değişebiliyor. Bu eşik azaldıkça kişinin depresyona girme oranı da artıyor.”

Peki, işsizlik döneminden en az hasarla çıkmak nasıl mümkün olabilir? Bu noktada finansal eksikleri gidermek çoğu zaman elinde olmayabilir; ancak bütçen oranında psikolojine iyi gelecek bazı etkinliklerde bulunabilirsin. Uzmanların tavsiyelerine de kulak vererek ufak ama etkili birkaç maddeyi biz senin için bir araya getirdik. 

Sen de önerilerimizi bulunduğun şartlara adapte ederek işe başlayabilirsin; çünkü artık kendin için bir şeyler yapmanın tam sırası! Unutma ki motivasyonsuz bir şekilde yol alman mümkün değil.

“O hâlde ne yapmalıyım?” dersen;

Sosyal ol

Güne erken uyanmak iyi bir başlangıç olabilir. Bu seni günlük akıştan koparmayacak önemli bir nokta. Sosyalleşebileceğin ortamlardan ise asla uzak durmamalısın. 

İnsanlarla bir araya gelmek, sana her anlamda iyi gelecektir. Hem arkadaşlarınla birlikte olmak hem de yeni insanlar tanımak için görüşme tekliflerini değerlendirmelisin. Bi’ de unutmamak gerekiyor ki fırsatın kapını ne zaman çalacağı belli olmaz. O yüzden hayatın içinde olmakta fayda var.

Sektörünle ilgili gelişmeleri takip et

İşsiz olduğun sürede de sektörünle ilgili gelişmeleri takip etmeyi asla bırakma! Bilgilerini sürekli güncel tutman, gerek mülakat sürecinde gerekse işe başladığında seni kendine iyi hissettirecek ve adaptasyon sürecini hızlandıracaktır.

Eğer sektör değiştirmeye karar verdiysen bu süreç biraz daha yoğun geçebilir. Öğrenmen gereken çok fazla şey olacağından motivasyonunu yüksek tutman önemli. Hedefe ulaşmana az kaldığını düşünerek kendi kendine telkinde bulunmak iyi bir fikir olabilir.

Eğitimler almak için güzel bir zaman

Mesleğinle ilgili gerekli eğitimleri aldığını düşünüp kenara çekilmek olmaz, çünkü günümüz iş dünyasında bilgi sürekli güncellenen bir ürün. Bu hıza adapte olabilmek için sektörünle ilgili eğitimleri araştırmanda fayda var.

Mesleğinle ilgili seni öne çıkaracak eğitimlere yönelmek bu noktada çok doğru bir karar olacak. Uzun vadede master ya da doktora programlarına katılabilir, kısa vadede seminer ve panel gibi etkinliklere dahil olabilirsin. Kişisel gelişimin dışında mesleki olarak da sana katkı sağlayacak eğitimlere olabildiğince zaman ayırmalısın. 

İş görüşmelerinde konu mutlaka işsizlik sürecini nasıl geçirdiğine gelecektir. Bu konuyla ilgili bir soruyla karşılaştığında seni diğer adaylardan öne çıkaracak bir cevap vermek için şimdiden hazırlıklara başlamanı öneriyoruz.

Ruhunu beslemeyi asla ihmal etme

İlgi duyduğun bir ya da birkaç alanda ruhunu beslemeyi asla ihmal etme. Ter atarak rahatladığın bi’ koşu grubu ya da özgürce dans ettiğin bi’ dans kulübü… Kendine uygun bulduğun şeyi belirle ve iyi hisset!

Kararsız kaldığında meslek seçimini kolaylaştıracak 6 adım


Binlerce seçeneğin arasından kendine uygun bir kariyeri nasıl seçeceksin? Eğer çok da fazla fikre sahip değilsen, sancılı bir süreç seni bekliyor. Ama elbette bu şekilde olmak zorunda değil. Eğer bazı noktalar üzerinde yeterince düşünürsen, iyi bir karar verme şansını artırabilirsin.




Doğru kariyeri seçmeden önce kendini tanıman ve anlaman şart. Kişisel değerlerin, ilgi alanların ve yeteneklerin, bazı meslekleri sana uygun hale getirirken, diğerlerini seçmemen gerektiğini gösterir.

Bunun için işe kariyer testleri yaparak başlayabilirsin. Bu öz değerlendirme araçları sayesinde kendin hakkında bilgi topladığın gibi, bir uygun meslekler listesi de hazırlaman mümkün olur. Yine bu süreçte kariyer koçu ya da yaşam koçu gibi kişilerden de destek alabilirsin.

Peki başka neler yapabilirsin? İşte işe alım uzmanlarından öneriler:

Keşfedilecek meslekleri belirle

Muhtemelen elinde bir meslekler listesi vardır. Öncelikle kariyer testlerinden edindiğin bilgilerle kendi istediğin meslekleri içeren listeyi birleştir.

Her iki listede de yer alan ortak meslekleri çıkar ve ayrı bir sayfaya kopyala. Bu listeye “keşfedilecekler” listesi diyebilirsin. Hem beceri olarak hem de istek olarak sana hitap eden bu meslekler önemli seçenekler olabilir.

Ardından bu listelerde en çok ilgini çeken, kendine yakın hissettiğin meslekleri bul. Bunun yanı sıra listeye girmiş ama çok da bilgi sahip olmadığın meslekleri çıkar. Bunlar hakkında da bilgi sahibi olmaya çalış. Bu tür bir çalışma ufkunu fazlasıyla açacaktır.

Kısa bir liste oluştur

Bu noktada, listeni daha da daraltmaya başla. Şu ana kadar yaptığın araştırmalardan öğrendiklerinden yola çıkarak, daha fazla ilgilenmek istemediğin mesleklerin üstünü çizmeye başla. “Kısa listende” iki ile beş arası mesleğin kalması idealdir.
Sana hitap etmeyen meslekleri çıkar. Eğitim veya diğer şartları yerine getirmekte zorlandığın ya da bazı temel becerilerden yoksun olduğun meslekleri de çıkarabilirsin. Bu şekilde listen kolaylıkla kısalmış olacak.

Bilgilendirici görüşmeler yap

Listende sadece birkaç meslek kaldığında, daha derinlemesine araştırma yapmaya başla. İlgilendiğin mesleklerde çalışan insanlarla tanış. 

Bu kişiler kısa listendeki meslekler hakkında ilk elden bilgi sağlayabilir. Bu kişileri bulmak için, LinkedIn ağından faydalanabilirsin.

Seçimini yap

Tüm araştırmaları yaptıktan sonra, muhtemelen seçimini yapmaya hazırsın. Topladığın tüm bilgilere dayanarak sana en fazla tatmini sağlayacağını düşündüğün mesleği seç. 

Hayatının herhangi bir noktasında seçiminle ilgili fikrini değiştirmenin normal olduğunu unutma. Birçok insan kariyerini bir kaç kez değiştirir.

Hedeflerini tanımla

Karar verdiğinde uzun ve kısa vade hedeflerini belirlemelisin. Bunu yapmak, sonunda seçtiğin alanda çalışmanı sağlayacaktır. Uzun vadeli hedefleri gerçekleştirmek genellikle üç ila beş yıl sürer, ancak kısa süreli bir hedefi genellikle altı ay üç yıl arası bir süreçte gerçekleştirebilirsin.

Seçmek istediğin meslek hakkındaki eğitim ve öğretim bilgileri rehberin olabilir. Tüm detaylara sahip değilsen, daha fazla araştırma yap. İhtiyacın olan tüm bilgilere sahip olduğunda, hedeflerini belirleyebilirsin. 

Uzun vadeli bir hedef, o işin eğitimini tamamlamak, kısa vadeli hedefin ise stajyerlik, sertifika programları ya da kısa süreli workshop’lar olabilir.

Bir kariyer planı yap

Hedeflerine ulaşmak için atman gereken tüm adımları içeren yazılı bir belge, bir kariyer eylem planı hazırla. Bunu, seni A noktasından B noktasına, sonra da C ve D’ye götürecek bir yol haritası olarak düşün. Tüm kısa ve uzun vadeli hedeflerini ve her birine ulaşmak için atman gereken adımları yaz. Bu plana, hedeflerine ulaşmanı sağlayacak tüm engelleri ve çözüm yollarını da dahil etmeyi unutma.

Bu şekilde meslek seçimi sürecini çok daha kolay hale getirmen mümkün. Hazırsan şimdi listeni yapmaya başla!

15 Ekim 2024 Salı

2025’in Ekonomik Resmi Netleşti: 22 Yılın En Zoru Kapıda



SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İkinci çeyrek büyüme verisi, Ağustos ayı enflasyonu detayları ve 2025-2027 Orta Vadeli Program. Üçünü bir araya koyunca, 2025’in, 22 yıllık AKP iktidarı döneminin seçmen açısından en zor yılı haline gelmesi ve siyasi çalkantılara zemin oluşturması kaçınılmaz görünüyor. Türkiye ekonomisi açısından önemli bir haftayı geride bıraktık. Önce ikinci çeyrek büyüme verisi açıklandı. Yerel seçimlerin tamamlanmasıyla başlayan “seçimsiz yıllarda” derinleşen parasal sıkılaştırmanın büyüme dinamiklerine ilk etkilerini ikinci çeyrek GSYH verisinden izledik. Arkasından açıklanan Ağustos ayı enflasyonu detayları, “dezenflasyon sürecindeki” mevsimsel olarak en rahat ayda enflasyon ivmesinde devam eden güce işaret etmesi açısından değerliydi.
 
Her iki verinin detaylarında 2025 için işaret edilen büyüme-enflasyon dinamikleri tazeyken, hükümet 2024 güncellemelerini de içeren 2025-2027 Orta Vadeli Program’ı (OVP) da açıkladı. Üçünü bir araya koyunca da 2025’in resmi netleşti: 22 yıllık AKP iktidarının sıradan vatandaş için en zor senesi ufukta belirdi.   Büyüme Verisi Ne Anlatıyor?   

TCMB’nin açıklanan 2Ç24 GSYH verisini değerlendirdiği blog yazısı, ekonomistlerin de genel olarak değerlendirmesiyle paralel nitelikte. Pandemiden bu yana büyüme oranları, çok güçlü olması teşvik edilen iç talebe dayanarak potansiyelin üzerinde seyretmişti. Yerel seçimlerin ardından gelen ikinci çeyrekte büyüme, önceki çeyreğe göre sadece yüzde 0,1; geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 2,5 arttı. İlk çeyrekteki sırasıyla yüzde 1,4 ve yüzde 5,3’e kıyasla ekonomik aktivitede önemli bir yavaşlama demek bu. TCMB de bu yavaşlamayı enflasyonu düşürme çabasıyla uyumlu olarak değerlendiriyor.      

Hem TCMB hem de Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in ısrarla vurguladığı, büyümenin yavaşlaması eşliğinde “dengelenmekte” oluşu. Bunun anlamı da ilk çeyrekte ağırlıklı iç talep kaynaklı elde edilen yüksek büyüme, ikinci çeyrekte iç talebin büyümeye katkısının azaldığı, net ihracatın katkısının ise pozitife döndüğü bir sürece evrilmiş durumda.    

TCMB, son açıkladığı Enflasyon Raporu’nda “çıktı fazlasının” izleyen çeyreklerde “çıktı açığına” döneceğini ima ederek, çeyreksel büyümenin eksiye dönmesinin enflasyonu güçlendiren iç talep baskısını hafifleteceğini, enflasyonda baz etkisi ötesinde aşağı yönlü bir kırılma yaratacağını öngörüyor. 2025-2026 boyunca da potansiyelin altında bir büyüme gereğini ilan ediyor.   

Bu beklentiye dayanarak da enflasyon hedeflerini 2024 sonu için yüzde 38, 2025 sonu için yüzde 14 olarak açıklıyor. 2025 beklentisinin etrafında bulunan +/- yüzde 7 gerçekleşme beklentisine göre yüzde 21’e kadar 2025 sonu enflasyonuna tahammül edeceğini ilan ediyor. Enflasyonun 2025 sonuna doğru yüzde 21’e varacak bir eğilimden daha güçlü seyretmesi halinde TCMB’nin ek önlem alacağını varsayabiliriz.     Bu önlemlerin içinde maliye politikasına enflasyonu düşürücü politikalara uyum çağrısı yapmak, 2024 boyunca yaptığı gibi sene sonu enflasyon beklentisini 2025 boyunca yukarı güncellemek seçenekleri bulunuyor.    

IMF 4 Madde Gözden Geçirme Raporu’nda enflasyon hedeflerinde ciddi olunduğunu varsayarak, maliye politikası da sıkılaşmazsa faiz artışları gerekeceğini açıkça söylüyor.      

Ağustos Enflasyonu Ne Anlatıyor?    Enflasyonda mevsimsellik açısından en rahat ay olan ağustosta tüketici fiyatları son 20 yıl ortalaması yüzde 0,4’e kıyasla Ağustos 2024’te yüzde 2,47 yükseldi. Baz etkisiyle (Ağustos 2023 aylık enflasyon yüzde 9,09) yıllık enflasyon 9,81 puanla yüzde 52’ye geriledi. Mayıs ayındaki yüzde 75 zirvesine göreyse 23 puan yavaşladı.    Siyaseten “enflasyonda geçiş dönemi bitti, dezenflasyon dönemi başladı” söyleminin arkasında bu sayılar var.       

Yine TCMB’nin Aylık Fiyat Gelişmeleri raporundan enflasyonun kaynaklarına bakmak mümkün. Bankanın analizinde ön plana çıkanlar, ekonomistlerin de vurguladığı alanlar. Gıda fiyatlarının “uzun aradan sonra” yüzde 1,1 gerilemesi, yaz ayları sayesinde taze meyve ve sebze kalemindeki gerileme (yüzde -10). İşlenmiş gıda fiyatları ise aylık yüzde 2,4 yükselmiş. Kamu zamlarının enflasyon hedefini aşan oranlarda yapılması aylık enerji maliyetini artırırken, hizmet grubunda, ulaştırma (yüzde 9,2) ve eğitim kalemlerindeki (yüzde 11) katılık güçlü devam ediyor.    

TCMB son raporunda 2024 sonu enflasyon hedefini güncellemeden yüzde 38’de bıraktı. Ancak ekonomistlerin hesabına göre sene sonunda enflasyonun yüzde 40’ın altına inmesi imkânsız. Beklentiler de yüzde 43-45 aralığında. 2025 sonu için ortalama TÜFE enflasyonu beklentisi ise yüzde 28-30 civarında.    

Manşet enflasyondan öte, mevsimsel olarak düzeltilmiş çekirdek enflasyon rakamları da (B-C endeksleri) yüzde 3’ün üzerinde seyrediyor. Son çeyrekte aylık hedefini yüzde 1,5 diye açıklayan TCMB açısından enflasyon eğilimi halen çok yüksek. Faiz indirimi en az üç ay daha masada değil.    Büyüme verisi ve enflasyon verisi beraber değerlendirildiğinde çok net bir resim ortaya çıkıyor:    1. Ekonomide güç kaybı yeterli hızda değil: Parasal sıkılaştırma eşliğinde büyümede yavaşlama var. TCMB’nin enflasyon hedefi için gerektiğini ima ettiği çıktı açığı, çeyreksel eksi büyüme ise henüz gerçekleşmiş değil. 

TCMB’nin enflasyon hedefine ulaşması için 2025 boyunca düşük büyüme gerekli. Düşük büyümenin kaynağı olarak da TCMB iç talebin daha da zayıflaması gereğine işaret ediyor.    

2. Enflasyon hedefleri inandırıcı değil: Başkan Yardımcısı Karahan’ın Reuters röportajı, maliye politikasından destek talebini gösteriyor. Daha net ifadeyle, TCMB maliye politikasının da para politikası gibi “rasyonel” şekilde enflasyonu düşürmeye odaklanması gereği çağrısını yapıyor.    

Sağlıklı bir 2025-2027 OVP değerlendirmesi yapmak için de bu iki gerçeklikten yola çıkmak gerekiyor.    OVP Bizi Nereye Götürecek?   OVP’de net olarak amaç, önümüzdeki üç sene boyunca kademeli olarak enflasyonu tek haneye düşürmek olarak tanımlanmış durumda. Enflasyonun seyrinden sorumlu olan TCMB’ninse yukarıda büyüme-enflasyon ilişkisi konusundaki beklentileri, büyüme-enflasyon ilişkisiyle ilgili teorik bilgilerin anlattıkları bu nedenle çok önemli.    

Banka iddialı hedeflerini büyümenin yüzde 3,5’in altına ineceğini varsayarak kurguladığına göre OVP’nin büyüme hedefleri kritik önemde.    

Enflasyon düşerken yavaşlayan büyümenin yaratacağı işsizlik “veri” iken bu sürecin maliyetine kimin katlanacağının belirlenmesi ise maliye politikasının işi. O da merkezi bütçe ile ilgili hedef rakamları çok önemli hale getiriyor.   

Makroekonomik büyüklüklerin ve kamu maliyesi planlarının aralarında ve kendi içlerinde tutarlılık olması da OVP’nin inandırıcılığını oluşturuyor. İnanç artınca programın sahiplenilme derecesi yükseliyor. Sahiplenme arttıkça da doğal olarak hedefler ulaşılabilir hale dönüşüyor.      Sahiplenilecek tutarlılıkta bir OVP olup olmadığına bakmakta fayda var.     

1. OVP’deki ekonomik büyüme TCMB’nin enflasyonu düşürmek için oluşturduğu varsayımların üzerinde: TCMB açsından enflasyonla mücadelede en kritik yıl olan 2025 için ima ettiği büyümede yavaşlama isteğini, OVP hedeflerinin içinde görmüyoruz. Aksine, 2024’te GSYH’nin yüzde 3,5’e yavaşlamasının ardından yarımşar puan kademeli artışlarla büyümenin 2027’de yüzde 5 olması planlanıyor.     

TCMB’nin daha birkaç hafta önce değiştirmediği 2025 yüzde 14 enflasyon hedefi yerine OVP’de beklenti yüzde 17,5. Bu kadar kısa sürede aynı veri için beklentinin farklılaşmasını açıklamak zor. Yüzde 17,5 aslında TCMB’nin beklenti üst sınırı (yüzde 21) dahilinde bir seviyede. Fakat TCMB’nin yüzde14,5’te ısrar etmesinin sebebinin, Aralık 2024’te asgari ücret artışını hedef enflasyona göre yapma isteği olduğunu düşünebiliriz. Asgari ücret artışını yüzde 20-25 ile sınırlamaya, hedefi yüzde 14’te tutarak referans olduktan sonra TCMB’nin 2025 sonu hedefini yüzde18-20’ye doğru yükseltmesi mümkün. 2025 resmî TÜFE hedefinin tutması içinse GSYH’nin 2025’te yüzde 2’den fazla büyümemesi gerekiyor kabaca.    Şu durumda:   – Eğer OVP’deki yüzde 4 GSYH büyümesi gerçekleşirse enflasyonu yüzde 17,5’e geriletmek imkânsız,    – Ya da enflasyon yüzde 17,5’e yavaşlayacaksa büyümenin OVP hedefi yüzde 4’e yaklaşması bile imkânsız.    Hedefine üç yıllık programla enflasyonu indirmeyi koymuş hükümet adına çok önemli bir çelişki bu.    

Programın açıklanmasının ardından yayımladığı X mesajında OVP’ye “güçlü destek” veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinden ise, enflasyonu bugünkü haline getiren kafa karışıklığının Şimşek, TCMB ve OVP’ye rağmen, her üçüne de destek verirken dahi devam ettiğini anlıyoruz. Büyümeyi önceleyerek enflasyonun düşmeyeceği gerçeğini Erdoğan halen kabul edemiyor.    2025 sonrasını konuşmak şu durumda zaten anlamsızlaşıyor:     “Bir yandan enflasyonla kararlı bir şekilde mücadele ederken, diğer yandan yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı ve büyümeyi önceleyen;…”   

2. Büyümenin bir fonksiyonu olarak cari açık-uyumsuzluk TL’yi değiştirir: Türkiye ekonomisinde son 22 senede değiştirilmeyen yapı, büyümenin potansiyel ve üzerine çıktığı yıllarda cari açıkta artış yaratırken, büyümenin ters yönde yavaşladığı dönemlerde cari açığı daraltıcı etki yapar. Albayrak dönemi ekonomi politikalarının büyümeye aşırı öncelik vererek yarattıkları sürdürülemez makroekonomik dengesizliklerin kökeninde bu gerçek var. Şu anda içinden geçtiğimiz büyümeden yavaşlama döneminde de. Türetilen ekonomi politikalarıyla temel üretim yapısında bir değişim yapılamadığı için de, büyüme yükseldiği dönemlerde cari açığın artması kaçınılmaz.     

Dolayısıyla, 2023 sonunda GSYH’nin yüzde 4’üne varan cari açığın büyüme yüzde 3,5 seviyesine ineceği varsayılan yılda yüzde 1,7’ye inmesi makul bir beklenti. Makul olmayan, büyüme yeniden yüzde 5’e doğru hareketlenecekse cari açık GSYH oranının yüzde 1,3 olması.    

Cari açık ve gerektirdiği dış finansman TL’nin değeri üzerinde önemli etkilere sahip. Büyüme ile uyumsuz şekilde OVP içinde konumlanması, OVP’de ima edilen TL/dolar varsayımlarını da fazla iyimser hale getiriyor.    Türkiye serbest kur rejiminde ancak TCMB ve 2018’den bu yana artan oranda hükümet yönetilen kur rejimi uyguluyor. Bu açıdan bakınca “kur hedefimiz yok” açıklamalarına rağmen, cari GSYH değerini dolar bazında GSYH’ye bölerek ima edilen ortalama kur seviyesinden OVP dönemi boyunca TL’nin reel değerini yüksek tutma planını görüyoruz.  

Amaçsa tabii, reel olarak değerli tutulacak TL’nin faiz artışları yanında enflasyonu maliyet baskısını azaltacak açıdan düşürecek bir araç olarak kullanılmaya devam edilmesi.  

OVP’de 2025 TL/dolar ortalaması 42 olarak alınmakta. 2024’ü 36-38 bandında tamamlayacağını varsayarsak, enflasyon kadar değer kaybı üzerine eklendiğinde 2025 sonunda TL/doların 43-44 olması gerek. Sene sonu kurunun ortalamaya bu kadar yakın olması da kafa karıştırıcı. 2025 içinde TL’yi hareketlendireceğini tahmin edebileceğimiz beklenen faiz indirimlerinin zamanlaması hakkında fikir veriyor olabilir. O zaman da TCMB’nin enflasyonu indirme planlarında bozulma anlamına gelir. 3. İşsizlik büyüme beklentisi ile uyumlu- enflasyonu düşürme planları ile uyumsuz: Bugün bile yüzde 30’a varan gen iş tanımlı işsizlik, OVP’nin beklentilerine dahil edilmemiş. Hükümet, sendikaların güvencesizlik olarak karşı çıktığı “esnek çalışmayı” önceleyen modeli gerçekleştireceğini ilan ettiği OVP döneminde enflasyon düşerken manşet işsizliğin de gerileyeceğini varsaymakta. 2025 için kısmen çok az yükselmesi planlansa da, büyüme ve enflasyon arasındaki uyumsuzluk, işsizlik tarafında da kafaların karıştığını anlatıyor. 
 4. TCMB’nin enflasyonla mücadelesinde mali disiplin çağrısı OVP’de karşılık buluyor ancak ulaşılabilirliği muallak: 2024 için bütçe açığı GSYH oranı ilk hedef yüzde 6,4’ün altında, yüzde 4,9 olarak güncellendi. Makul bir seviye ve gerçekleşmesi mümkün. Ardından 2025 sonu için hedef yüzde 3,1’e kadar açığı indirmek.  Enflasyonla mücadelenin en kritik yılı olan 2025’te bütçe açığının önemli ölçüde daraltacağının ima edilmesi çok değerli. 

TCMB’ye son bir yıldır geciken desteğin sonunda gelmeye başlaması demek. Fakat tam olarak nasıl gerçekleşeceği OVP içinde net değil. OVP detaylarından, 2025 için faiz hariç harcamaların GSYH’ye payının yüzde 22,4’te korunacağını izliyoruz. Faiz harcamaları ise makul bir beklentiyle yüzde 3’e doğru yönelecek plana göre.  Gelirler tarafındaysa vergi gelirlerinin GSYH’ye oranı 2025 ve 2026 için 1’er puan artışta. Bunun gerçekleşmesi için ek vergiler gerekli. Ya da büyümenin gerçekten güçlenmesi demek. İlk durum büyümenin ve enflasyonun hedeflere ulaşmasına engel. İkinci durum ise büyüme-enflasyon hedefleri uyumsuzluğu üzerinden daha derin polemik anlamına gelir.  

OVP’nin reform listesi ilk bakışta bir temenni listesi. Etki analizleri, dönemsel gerçekleşme kontrolleri, gerçekleşmemesi halinde yeni planlar gibi önemli dönemeçler bu listede yer almıyor.  100 sayfalık uzun metni ise şu şekilde özetlemek mümkün: 1. Enflasyonu düşürmeyi odağa koyan TCMB maliye politikasından aradığı desteği tam alarak alabilmiş değil. 

2. OVP’nin iç tutarsızlıkları enflasyon hedefinin zaten düşük olan güvenilirliğini de tehlikeye atar nitelikte 3. Asgari ücret/emekli maaşı artışlarında reel ücretlerin/gelirin eritilmesi yüksek faiz, değerli kur yanında TCMB için enflasyonla mücadelesinde önemli bir üçüncü araç. 

TCMB burada yalnız değil ve hükümetin desteğini almış görünüyor. 2025 için yüzde 20-25 ücret artışları ana plan.  

 4. Ek vergiler geldiğini açıklanan büyüklüklerden anlamakla birlikte, reform kapsamında sıralanan listeden ne kadarının gerçekleştirilebilir olduğu da net değil.   

Hepsi bir araya geldiğinde, 2025’in, 22 yıllık AKP iktidarı döneminin seçmen açısından en zor yılı haline gelmesi ve siyasi çalkantılara zemin oluşturması kaçınılmaz görünüyor.

7 Mart 2018 Çarşamba

Ülkenize güvenin yatırım yapın

Kalkınma Bakanı Elvan: Ülkenize güvenin yatırım yapın

İstanbul’da ekonomi yazarlarıyla bir araya gelen Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan, hükümetin 2018 yılı ekonomi programına ışık tutan açıklamalarda bulundu. İlk tanıtımı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan himayesinde Beştepe’de yapılan 11. Kalkınma Planı çalışmalarına, kapsayıcılık dozu artırılarak devam ediliyor.
Haziran ayında TBMM’ye sunulacak 2019-2023 dönemini kapsayan planla ilgili, 81 ilin her birinde kadınlar, gençler ve STK’larla yapılan toplam 250 toplantıya katılan yaklaşık 13 bin kişinin görüşleri alınmış. Elvan, bakanlığın web sitesindeki ankete yanıt veren 75 bin kişi içinde eğitim konusunun öne çıktığına işaret ediyor. Bakan Elvan teknoloji alanı başta olmak üzere, ekonomi ve akademi çevrelerinden uzman heyetlerle de bir araya gelecek.
Kalkınma Bakanlığı’nın desteğiyle 7-8 Mart 2018 tarihlerinde Mersin’de düzenlenecek “Akdeniz Ekonomi Forumu” öncesinde, Mersin Büyüşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz’ın da katıldığı toplantıda bir araya geldiğimiz Elvan, iş dünyasına “Yatırımları artırın, Türkiye’ye güvenin” diye sesleniyor.
Dünya ekonomisinde 2018 yılında yüzde 3.9’luk büyüme ve ticaret hacminde de bunun üzerinde artış beklentisine işaret eden Elvan, “Özellikle imalat sanayiinde kapasite kullanım oranları çok yüksek, yeni yatırımlar gerekli” diyor.
Elvan, Başbakan Binali Yıldırım’ın önümüzdeki günlerde, yapısal reformları açıklayacağını belirtiyor.

PLANI, YANLIŞ KUR TAHMİNİ BOZDU

Kendisine yöneltilen bir soru üzerine, 2014-2018 dönemini kapsayan 10. Kalkınma Planı ile gerçekleşmeleri karşılaştıran Elvan, sapmanın en önemli nedeni olarak kur sapmasını gösteriyor. 2018 yılına girerken 4 bin seviyesini test eden dolar kuru 10. Kalkınma Planı’nda 1.97 olarak öngörülmüştü.
2014-2018 hedefleri ile 2017 yılı itibarıyla gerçekleşmelerine bakarsak; milli gelir hedefi 1 trilyon 300 milyar dolardı, 850 milyar dolara ulaşılabildi; kişi başına gelir hedefi 16 bin dolardı, 10 bin dolarda kaldı; ihracat 277 milyar dolar hedeflenmişti, geçen yılı 157 milyar dolar ile kapandı, bu yıl da 170 milyar dolar bekleniyor.
“İlk kez açıklıyorum dediği” plan ve gerçekleşme tablosunu ortaya koyarken, “Bu üç verinin dışında, planın tutmadığı bir veri gösteremezsiniz” diyen Elvan’ın açıklamaları şöyle:
- ENFLASYON VE İŞSİZLİK: 2014-2018 döneminde ortalama büyüme hedefi yüzde 5.5’ti, 2017 yılı itibarıyla yüzde 5.3 gerçekleşti (yüzde 94); kişi başına milli gelir 13 bin 800 dolardı, 11 bin 100 dolar oldu (yüzde 83); sabit sermaye oranının GSYH’ye oranı yüzde 22.3’tü, gerçekleşmesi 29.4 (yüzde 134); tasarrufların GSYH’ye oranı yüzde 16.8’di, yüzde 24.6 oldu. TÜFE artışı yüzde 4.8’di, yüzde 8.7 olmuş. Sermaye stoku 5.7’ydi, yüzde 7.3 olmuş, istihdam artışı yüzde 2.9’du, yüzde 3.4 gerçekleşmiş. İşgücüne katılımda artış yüzde 50.1’di, 51.6 oldu; işsizlik oranı yüzde 7.5’ti, 10.5 olmuş.
2018 YATIRIM ZAMANI: Kapasite kullanım oranları yüzde 80’lere vardı. 2018 yatırım zamanı. Her türlü imkânı sağladık. KDV düzenlemesinin yanı sıra imalat ve istihdama yönelik destekler veriyoruz. İş dünyamızın Türkiye ekonomisine, hükümetin ekonomi politikasına güvenmesi lazım. Kredi Garanti Fonu (KGF) uygulaması başladığında endişelerin aksine kamu maliyesinde sıkıntı olmadı. Öyle ki, OVP’de bütçe açığı yüzde 2.5’ti, yılı yüzde 1.5 ile kapattık. Bu yıl da yatırımı ve ihracatı destelemek üzere KGF’ye devam edeceğiz; ihracata verdiğimiz desteği yüzde 25’ten, yüzde 30’a çıkaracağız. Süper teşviklerle ilgili de 90 milyar liralık talep oluştu.
BEKLE-GÖR POLİTİKASINDAN VAZGEÇİN: Son 5-6 yıldır özel sektör yatırımlarında durgunluk söz konusu. Finansal kesimde kârlılık, reel sektöre göre yüksek. KDV düzenlemesi finansman ihtiyacı olan firmaları bir ölçüde rahatlatacak. Yatırımcılarımızın kendi ülkesine güvenmesi lazım. Bekle-gör politikası içinde olanlar var. 2018 yılında istihdam, yatırım destekleri ve süper teşvikler veriyoruz. 2018, geçen yıla göre daha iyi olacak. İhracat yüzde 5.5’lik büyüme hedefimize, pozitif katkı verecek.
RAYLI SİSTEMLERE ALIM GARANTİSİ: Son 3-5 aydır ithalata bağımlılık sorununa yoğunlaştık. Rekabet iklimini bozmadan, sağlıklı büyümeyi gözeterek ilaç, savunma, raylı sistemler, enerji ekipmanları gibi 8-10 alanda yerli üretimi destekleyeceğiz. 2023 yılına kadar raylı sistemlere 17 milyar Euro’luk yatırım yapılacak. Demiryolu setleri ile toplam 35 milyar Euro ediyor. Raylı sistemlerde binin üzerinde firma var ama şunu göremiyorlar: Kamunun ne kadar ihtiyacı var? Kamuya satabilecekler mi? Kamu alım garantisi veren alt yapı oluşturuyoruz. Her bir belediye farklı bir ulaşım aracı alıyor. Bakım onarım ve tedarik giderlerini aşağı çekici yerli üretime dayalı mekanizmalar oluşacak. Enflasyona baskı yapan tarımsal ürünlerde fiyat artışını dizginlemek için de soğuk zincir kuranlara teşvik vereceğiz.

19 Şubat 2018 Pazartesi

Üzerinden tam 17 yıl geçti! Yine aynı oyun

Devletin zirvesinde yaşanan Anayasa kitapçığı fırlatma olayı ve onun tetiklediği 2001 krizinin üzerinden 17 yıl geçti. O dönem görevde olan bakanlar, Türkiye'nin maruz kaldığı ekonomik operasyonun günümüzle benzerlik taşıdığını belirtti.

Türkiye, 19 Şubat 2001'de toplanan Milli Güvenlik Kurulunda (MGK), dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile dönemin Başbakanı Bülent Ecevit arasında yaşanan Anayasa kitapçığı fırlatma olayının etkisiyle tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşadı.

MGK sonrası yapılan açıklamalarla kriz büyürken, borsa ilk gün yüzde 14,6, üç günde 29,3 değer kaybetti. Repo faizleri yüzde 760'a, ardından da yüzde 7 bin 500'e tırmandı. Merkez Bankasından 7,6 milyar dolarlık döviz çıkışı oldu. Türkiye 2001 yılında yüzde 5,7 küçülürken, enflasyon oranı yüzde 88'i aştı.

Türkiye, krizin ilerleyen dönemlerinde "sabit döviz kuru" sistemini terk ederek, dalgalı kura geçti. Kriz öncesi 623 bin lira olan dolar, 1 milyon 225 bin liraya tırmandı. İç borçlanmanın ortalama vadesi 410 günden 148 güne düştü. Kredi kartlarında aylık faizler yüzde 60'lara kadar tırmandı.

2000 yılında yüzde 6,5 olan işsizlik oranı, 2001 yılında yüzde 8,5'e, 2002'de 10,3'e yükseldi. Standart and Poor's, Türkiye'nin kredi notunu düşürürken, mart ayında Kemal Derviş, ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak kabineye girdi. Bankalara el koyma süreci bu dönemde de devam etti. Ekonomideki sıkıntıya bağlı olarak büyük esnaf eylemleri başladı.

Hükümet tarafından, krizin etkilerini ortadan kaldırmak için "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" açıklandı. Merkez Bankasına özerklik getiren yasa ile Bankacılık Yasası bu dönemde Meclisten geçti. Türkiye, 20 milyon liralık banknotla tanıştı. İlerleyen dönemde pek çok bakan ve bürokrat görevlerinden istifa etti.

3 Kasım 2002'de yapılan seçimlerde, AK Parti tek başına iktidara geldi. Krizin yaşandığı dönemde koalisyonda bulunan DSP, MHP ve ANAP ise Meclis dışında kaldı.

"COTTARELLİ TATİLE ÇIKMIŞTI"

Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anayasa kitapçığı krizinin yaşandığı 19 Şubat 2001'de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yurt dışında olduklarını ve olaydan telefonla haberdar edildiklerini belirterek, "Yurt dışından dönünce bu olayı kucağımızda bulduk. Bu krizin öncesinde de Kasım 2000'den Şubat 2001'e giden dönemde, ülke olarak aynı bugünlerde olduğu gibi yine finansal anlamda operasyona tabi tutulmaya çalışıldık. Bugün nasıl ekonomik tetikçiler varsa o gün de ekonomik tetikçiler vardı. Uluslararası güçlerin Türkiye üzerindeki çıkarlarının neden olduğu ekonomik tetikçilik olayıydı." dedi.

O dönem kurda aşırı oynamalar yaşandığına ve cari açığın da kritik seviyede olduğuna işaret eden Tanrıkulu, "Krizi, sadece Anayasa kitapçığı fırlatmaya bağlamamak lazım. O olay, son damlası oldu. Öncesinde uluslararası bazı bankaların, Türkiye'den ciddi para çekmesi gibi sabotajları vardı. Aynı bugün gibi. Bu dönemle mukayese ediyorum, ülke yine benzer olaylarla karşı karşıya kalmış." diye konuştu.

Tanrıkulu, o süreçte, dönemin Başbakanı Ecevit başkanlığında yapılan bir ekonomi toplantısında sabit kurdan dalgalı kur rejimine geçişin ele alındığını anımsatarak, şöyle devam etti: "Merkez Bankası sabit kuru hazirana kadar açıklamıştı. Dalgalı kura ben de dahil bazı isimler, Genel Başkanımız itiraz etti. Tartışma konusu olmuştu. Fikir, Merkez Bankası ve Hazine yönetiminden gelmişti. O olay, IMF'nin bizim üzerimizdeki operasyonudur. 'IMF istiyor' denilince, Genel Başkanımız IMF Türkiye Masası Şefi Carlo Cottarelli'nin aranmasını istedi. Aradık ancak ulaşamadık, adam yok, ABD'de tatilmiş ve tatile çıkmış. Bankalarla ilgili o dönem çok tartışma çıktı, biz hep itiraz ettik."

"KİTAPÇIK FIRLATILDI DİYE EKONOMİ ÇÖKMEZ"

Dönemin dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Tunca Toskay da Anayasa kitapçığı fırlatma olayının, krizle doğrudan ilgisi olduğunu düşünmediğini ve o olayın işin magazin tarafı olduğunu söyledi. Toskay, o dönem kamu iştirakleri ve finans sektörünün kötü durumda olduğuna dikkati çekti. Sabit kur rejiminde, kurun belli bir bantta oynama imkanı olsa, krizi önlemenin ve hafif geçirmenin mümkün olabileceğine işaret eden Toskay, "O dönemde bankalarda çözülme başladı. Şubattaki olayla da tutunulamadı. Şimdi Türkiye ve ABD ilişkilerine bakınca, Kemal Derviş niye geldi, fonksiyonu neydi, daha iyi anlamak mümkün olabilir. Hükümetin düşürülmesinde kendisi aktif rol oynadı, Meclisteki güvenoyu tabanını yok ettiler. Siyaset, dış politika ve iç ekonomik şartlar üst üste geldi. Anayasa kitapçığı olayı olmasaydı iyi olurdu ama Anayasa kitapçığı fırlatıldı diye ülke ekonomisi çökmez." değerlendirmesinde bulundu.

Toskay, olayın yaşadığı sırada bir resepsiyonda olduğunu ve yaşananlar üzerine hemen Başbakanlıkta toplantı yaptıklarını hatırlatarak, "O toplantıda, programdan sorumlu olan Merkez Bankası Başkanı ve Hazine Müsteşarı'na 'Bu program patlarsa sorumlusu sizsiniz.' dedim. Sonrasında da istifa ettiler zaten. Hükümetin seçime giderken çok basit taleplerini bloke ettiler. Fındık desteklemesi gibi rakamlar bile ödenmedi." ifadesini kullandı.

"TÜRKİYE'NİN ŞOKLARA DİRENCİ 2001'E GÖRE KATBEKAT ARTTI"

İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurullah Gür de Anayasa kitapçığı fırlatma vakasının, Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birinin fitilini ateşlediğini belirterek, bu olayın, zaten 2000 yılının sonunda zor günler geçiren Türkiye ekonomisinin dibi görmesine neden olduğunu dile getirdi. Türkiye ekonomisinin 2001 yılında daraldığını anımsatan Gür, "Dolar kuru 600 bin lira seviyesinden 1 milyon liranın üzerine çıktı. Bu süreçte 10'dan fazla banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredildi. Mevduat sahiplerinin tasarrufları kısa sürede eridi. Repo faizleri yüzde 7 bin 500 seviyesini gördü. Borsaçöktü. İşsizlik ve yoksulluk hızla arttı. Ekonomideki bu çöküş yüzünden Türkiye yeniden IMF ile masaya oturmak zorunda kaldı. 2000-2001 krizi sonrasında bankacılık sektörü ve kamu maliyesi yeniden yapılandırıldı." dedi.

2002 yılındaki genel seçimler sonrası yakalanan siyasi istikrarın, makroekonomik istikrarın sağlanmasının önünü açtığını ifade eden Gür, bankacılık sektörünün kendisini geliştirdiğini, bütçe açığı ve kamu borç oranının hızla düştüğünü, enflasyonun çok uzun bir aradan sonra tek haneli rakamlara indiğini anlattı.

Nurullah Gür, şunları kaydetti:

"2000-2001 krizinden sonra gerçekleştirilen yapısal reformlar ve 15 yıldan daha fazla süredir devam eden siyasi istikrar Türkiye ekonomisinin iç ve dış şoklara karşı direncini 2001 yılına kıyasla katbekat artırmıştır. Türkiye, küresel finans krizinin etkilerinden dünya genelinde en hızlı kurtulan ülkelerden biri olmuştur. Türkiye ekonomisi, Gezi Parkı olaylarından 17-25 Aralık operasyonlarına, Suriye'deki iç savaştan 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar birçok iç ve dış şoklardan asgari düzeyde etkilenerek yükselişini sürdürmektedir. Son yıllarda yaşadığımız bunca badireye rağmen Türkiye son yıllarda G20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ilk üç ekonomiden birisidir. Bu, her ülkenin ulaşabileceği bir başarı değildir."