finans sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
finans sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

20 Mart 2017 Pazartesi

KURUMSAL KAYNAK PLANLAMA (ERP) NEDİR...

Tanımı;
Kurumsal Kaynak Planlamanın ne olduğu konusuna akademik bağlamda üzerinde anlaşılmış genel kavramlar bulunmasına karşın, tanımı üzerinde tartışmalar devam etmektedir. Kurumsal Kaynak Planlaması kavramı için değişik açılardan bakarak farklı tanımlar yapmak mümkün olsa da en genel şekilde, bir şirkette süregelen tüm bilgi akışının entegrasyonunu sağlayan ticari yazılım paketleri olarak tanımlanabilir.(DAVENPORT, 1998).
ERP, organizasyonlar için ayrıntılı bir bilgi yönetim sistemidir. Organizasyonun çeşitli işlevlerinin tümünü birbirine bağlayan paket programları bütünüdür. Sözü edilen fonksiyonlar: finans, imalat, satışlar, insan kaynakları vb. fonksiyonlarıdır. Aynı zamanda ürün planlaması, satış tahminleri, kalite ve diğer organizasyonel fonksiyonların analizini amaçlayan yazılımları da içermektedir. ERP, bir organizasyonun bilgi sistemini standart hale getirerek omurgasını oluşturur. Geniş çaplı bir çözüm sistemidir. Böylece doğru bilgiyi, doğru insanlara, doğru zamanda iletir.
ERP’nin popüler olmasının en önemli nedeni, bir organizasyonun etkin bir biçimde faaliyete geçmesini sağlaması, uzun dönem planlamalarda kullanılabilir analiz ve raporlamaya sahip olması ve uygulama ile sistem kaynaklarının en iyi biçimde kullanmasıdır.( BAKİ, 2002)
Kurumsal Kaynak Planlama kavramına 3 farklı şekilde bakmak mümkündür: (1) ERP, bilgisayar yazılımı şeklinde alınıp satılabilen ticari bir maldır, (2) ERP, bir kurumun tüm süreçve verilerini tek bir geniş kapsamlı ve bütünleşik yapı altında toplayan bir gelişim amacıdır,(3) iş süreçlerine çözümler sunan bir altyapının anahtar öğesidir (Klaus ve arkadaşları, 2000). Bu çalışmada, yukarıda verilen bakış açılarından tek biri üzerinde durmak yerine, ERP kavramı her açıdan incelenmeye çalışılacaktır.
Bu sistemler adlandırılırken "Kurumsal" kelimesinin kullanılmasının sebebi, kapsamlarının belirli bir hizmet veya ürün üretmeye yönelik faaliyet gösteren kurumların tümfonksiyonlarını içermesidir. ERP sistemleri bütünün bu bütünü oluşturan parçalardan daha büyük olduğu felsefesi üzerinde kurulmuştur. Bu felsefeden yola çıkılarak meydana getirilen ERP sistemleri, kurumlarda daha önceleri ayrı ayrı ele alınan işlevleri birbirine bağlı bir şekildekurumun amaçlarını yerine getirmek için çalışan parçalar olarak ele alır ve bundan faydalanarak kurumlardaki her türlü kaynağın (İşçilik, Malzeme, Para, Makine) verimliliğini en üst düzeye ulaştırmayı amaçlar. Başka bir bakış açısıyla, ERP sistemleri şirketin ortak biryerde saklanan verilerinden elde edilen bilgilerin doğru olarak ve doğru makamlara iletilmesini sağlar. Kurumsal Kaynak Planlaması Sistemlerinde yer alan en temel fonksiyonlariçinde Üretim, Finans, Dağıtım, İnsan Kaynakları, Satış&Pazarlama, Envanter Yönetimi, Satın Alma, Kalite ve Proje Yönetimi sayılabilir.Bu genel kurumsal işlevlerin yanında ERP sistemleri,hastanelerde hasta yönetimi, üniversitelerde öğrenci yönetimi ya da perakendecilikte yüksek hacimli ambar yönetimi gibi sektöre özel işlevleri de desteklemektedir. (YEDİGÜL, 2002)
ERP sistemleri client/server teknolojisini kullanmaktadır. Yani bir serverdaki genel ERP veri tabanı yönetim sisteminin bilgi aktarımıyla kullanıcı uygulamasını çalıştırır. Sistemin merkezinde genel bir veri tabanı vardır ve sistemde bulunan uygulamalar ile karşılıklı etkileşimle işlem yapılır.( BAKİ, 2002)
ERP Sistemlerinin Temel Özellikleri
ERP yazılımları farklı sektörlerin farklı ihtiyaçlarına uyum sağlayabilecek seviyede özelleştirilebilirler. Bu sebepten dolayı ERP yazılımları 3 farklı biçimde ortaya çıkmaktadır:
(1) Yazılımın en kapsamlı ve en genel halidir, pek çok sektörü hedef alır ve kullanılmadan önce yapılandırılmalıdır.
(2) Yazılımın kapsamlı halinden önceden yapılandırılmış şablonlar oluşturulur. Bu şablonlar sektöre ve firma büyüklüğüne göre özelleştirilir.
(3) Yazılım, birinci ve ikinci şekilde yüklendikten sonra firmanın kendi yapısına göre özelleştirilir.
Sektöre, firma büyüklüğüne ya da firmanın kendisine göre özelleştirilmiş ERP sistemlerinin genel özelliklerinden bahsetmek anlamlı olmayacağından ancak bu sitemlerin en kapsamlı ve genel hallerinin ortak özelliklerinden bahsedilebilir. Buradan hareketle, ERP sistemlerinin tanımlayıcı özellikleri hakkındaki genel kanılar şu şekilde özetlenebilir (Klaus ve arkadaşları, 2000)
• Tüm sektörleri hedef alan ve kurulumu esnasında özelleştirilebilen standart yazılım paketidir.
• Diğer paketlere kıyasla özelleştirmeye çok daha müsait yapıya sahiptir. Çünkü, hedefsektörü tanımlanmamış olan bu standart paketler kurulum esnasında kurumun özel ihtiyaçlarına göre özelleştirilebilmektedirler.
• Bir veri tabanı yönetimi yazılımı, ara katman yazılımı (middleware) ya da bir işletim sisteminden ziyade ERP bir uygulama yazılımıdır.
• Hem ana verileri hem de iş süreçlerine ait verileri tutan bütünleşik bir veritabanıdır.
• Temel iş süreçleri hakkında çözüm önerileri sunar.
• Birçok kurumsal işlevi desteklemeyi hedeflemesinden dolayı yüksek oranda işlevsel bir yapıya sahiptir.
• ERP ürün paketleri dünya genelinde, ülkelerden ve bölgelerden bağımsız çözümler sunmaküzere tasarlanmıştır. ERP paketleri, ülkeden ülkeye farklılık gösteren muhasebe işlemleri, özelbiçimli belgeler oluşturulması (teklifler, faturalar vs) ve insan kaynakları yönetimi gibi işlevleriülkesel gereksinimlere uygun bir şekilde yerine getirirler.
• Temel ERP ürün paketi dünya ölçeğinde kullanımı sağlamaya yeterli işlevselliği içermesi sayesinde bazı sektörleri değil tüm sektörleri hedefler.[1]
• ERP yazılımlarını diğerlerinden ayıran bir özellik de ERP paketlerinin tedarik yönetimi, sipariş yönetimi ve ödeme işlemleri gibi, tekrar eden ve sürekli olan iş süreçlerini destekliyorolmalarıdır. Bu paketler sadece pazarlama, ürün geliştirme ve proje yönetimi gibi düşükseviyede yapılandırılmış ve düzensiz olan işlevler üzerinde yoğunlaşmazlar.
ERP’nin temel teknik özellikleri ise şunlardır:
• Tüm uygulama alanlarında birbiriyle tutarlı grafik ara yüzleri.
• Uygulama, veri tabanı ve sunum olmak üzere üç katmandan oluşan bir istemci-sunucu mimarisi.
• İşletim sistemi ve donanımdan bağımsızdır, ERP paketleri Solaris, Windows NT ya da Linux gibi farklı sistemler üzerine kurulabilir.
• Yönetimin karmaşık olması sadece ERP’nin özelliği olmamakla birlikte, bu sistemler kadar kritik öneme haiz sistem sayısı azdır.
ERP’nin sayılan bu ortak özellikleri Şekil 1’de verilen kavramsal grafikte görülebilir.


Şekil 1-ERP Temel Özellikleri- Kavramsal Grafik (HAGMAN, 2000)
ERP’nin Gelişim Süreci
Kurumsal Kaynak Planlama sistemlerinin tarihsel gelişimini incelemek için iş entegrasyonukavramlarının gelişim sürecine bakmak gerekir. ERP kavramının, Malzeme İhtiyaç Planlama(MRP Material Requirement Planning) ve Üretim Kaynakları Planlama (MRP II ManufacturingResource Planning) terimlerinden türediği varsayılmaktadır. MRP malzeme ihtiyacını daha etkin bir biçimde hesaplamak için geliştirilmiş bir sistemdir. Bu sistem sonradan genişletilerek,satış planlama kapasite yönetimi ve çizelgeleme gibi işlevleri de kapsayan MRP II sistemi geliştirilmiştir. MRP II o zamanlar, etkin imalat planlama için bir sonraki adım olarak görülmekle birlikte, firmalar, karlılık ve müşteri memnuniyeti gibi amaçların sadece üretimdeğil tüm işletmeyi ilgilendiren kavramlar olduğunu anlamakta gecikmemiş ve finans, satış, dağıtım ve insan kaynakları işlevlerinin de dahil olduğu sistemlere ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Bu arada, ürün geliştirme safhasının teknik işlevleri ile üretim sürecini bütünleştiren Bilgisayar Bütünleşik İmalat (CIM Computer Integrated Manufacturing) sistemleri ile firmaların ürün dağıtım kanallarını ve ürün dağıtımlarını planlamalarını veyönetmelerini sağlayan dağıtım kaynakları planlama (DRP- Distribution Resource Planning) sistemleri ortaya çıkmıştır. Günümüzde (90’lı yılların başından bu yana), bu kavramların tamamını kapsayan bütünleşik bir kurumsal çözüm olarak Kurumsal Kaynak Planlama ortaya çıkmıştır. (YEDİGÜL, 2002)


şekil 2-Kapsam Bakımından ERP’nin Gelişimi (ALTINKESER, 1999)
ERP’nin Ortaya Çıkışı
MRP ve MRP II sistemlerinin devamı olarak bünyesine CIM ve DRP sistemlerini de katarak gelişen ve tüm işletme kaynaklarının modüler yapıdan oluşan tek bir bütünleşik sistemle planlanıp yönetilmesini amaçlayan ERP sistemi fikri 1990’lı yılların hemen başında ortaya çıkmıştır. Şekil 3’te ERP’nin ortaya çıkışının kronolojik bir özeti verilmiştir.


Şekil 3- ERP Sisteminin Kronolojik Gelişimi (ALTINKESER, 1994)
1960’lı yıllarda bilgisayarların imalat yönetiminde kullanılmaya başlamasıyla MRP sitemleri popüler olmaya başlamış, ardından 1970’li yıllarda kapasite planlama, satış gibi işlevleri de içeren MRP II sistemleri hızla yayılmaya başlamıştır. Son yıllarda birden çok işyerinden oluşan işletmelerde tüm faaliyetlerin entegrasyonu girişimi, bilişim teknolojisi için yeni bir gereksinim yaratmıştır.
Entegrasyon, ancak faaliyetleri destekleyen bilginin entegre edilmesi ve ulaşılabilir hale getirilmesi ile mümkündür. Bu da MRP II’yi aşan daha üst düzey bir bilgi entegrasyonu demektir ki en iyi şekilde Kurumsal Kaynak Planlaması kavramı olarak ifade edilebilir. Aslında Kurumsal Kaynak Planlaması, küresel bilgi entegrasyonunu gerçekleştiren bütünsel bir yazılım stratejisidir.(BAKİ, 2002)
Neden ERP?
Organizasyonlar bugün hayati önemi olan iki unsurla karşı karşıyadır. Küreselleşme ve kısalmış Ürün Pazar Ömrü. Küreselleşme rekabeti şimdiye kadar görülmemiş boyutlara çıkarmış durumdadır. Rekabetin değişen unsurları Şekil 4’de görülmektedir. Hayatta kalabilmek ve gelişebilmek için işletmeler zaman içinde ortaya çıkan yeni rekabet unsurlarına uyum sağlamak zorundadırlar. Böyle bir rekabet ortamında şirketler başarılı olmak için endüstrideki en iyi uygulamaları takip etmek zorundadır.


şekil 4-Değişen Rekabet Unsurları (ALTINKESER, 1999)
Kısalmış ürün Pazar ömrü sürekli geliştirme, ürün esnekliği, süper etkin lojistik kontrol ve daha iyi tedarik zinciri yönetimi gerektirir. Bütün bunlar organizasyon içi ve dışı tüm tedarik zincirinde bilgilerin daha hızlı ve hassas girilmesine bağlıdır.
Finans, pazarlama, üretim, insan kaynakları gibi organizasyonel bölümler esnekliklerini kaybetmeden daha yüksek seviyede entegrasyon ile çalışmaya ihtiyaç duyarlar. Organizasyonçapında bir ERP sistemi ile bu ihtiyaçlar karşılanabilir. Bilgisayar ve iletişim teknolojisindekibüyük ilerlemeler organizasyonun birimlerini aralarında daha sıkı bir entegrasyon oluşturacak şekilde güvenli iletişim ağları ile birbirine bağlanabilir hale getirmiştir. Bilgi sistemleriteknolojisi günümüzde makul fiyata yüksek güvenirlikte bol miktarda veri girişimi mümkünkılmaktadır.
ERP Sistemlerinin ortaya çıkış nedenleri :
• Küreselleşme ve uluslar arası rekabet
• ·Bilgi teknolojisinin sağladığı yeni olanaklar
• ·Uluslar arası dağıtım zincirlerinin yaygın ve daha etkin kullanılır hale gelmesi
• ·Çok tesisli organizasyonların iyi idare ve kontrol edilmesi ihtiyacı
• ·Ürün ve üretim politikalarındaki rekabete bağlı değişmeler
Bu nedenlerin oluşturduğu gereksinim bilgi teknolojisindeki gelişmeler tarafından desteklenince ERP doğmuştur. Bilindiği gibi, istemci/sunucu veren (client/server) tasarımı, bilgiyi bir ağ üzerinde fiziki noktalara dağıtmakta, değişik bilgisayarlarda saklamakta, oluşan bu dağınık veri tabanı sistemi içinde elektronik işletim teknolojisi ve grafik kullanıcı ara yüzler ile bağlantı sağlanmaktadır. Böylece üzerindeki herhangi bir kullanıcı program ve veri tabanlarının fiziki konumuna bakmaksızın, küresel verilere ulaşabilmekte dağınık veri sistemini tek bir birim gibi kullanabilmektedir. Böylece şu fonksiyonlar sağlanmaktadır:
1. Üst düzey bilgi entegrasyonu,
2. En güncel bilgiye hızla ulaşım,
3. Küresel lojistik, envanter kontrol ve arz/talep entegrasyonu,
4. Pazar/müşteri/iş dünyası oluşumlarına anında tepki.
Müşteri talebinin sürekli nitelik ve nicelik olarak değiştiği ve bu değişimin tahmin edilmesinin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçektir. Faaliyetlerimizi bu değişime uygun hareket edebilecek hale getirebilmenin yolu ERP yaklaşımından geçmektedir. Hem stratejik planlama çalışmaları ile belirlenen amaç ve hedeflere, hem de üretim ve dağıtım kaynaklarımızın kapasite ve özelliklerine gereken ayrıntıda dikkat ederek, faaliyetlerimizi değişime duyarlı hale getirebilmek ancak ERP yaklaşımı ile olabilmektedir(TANYAŞ, 1997).
ERP’nin diğer bir özelliği, işletmenin coğrafi olarak farklı bölgelerde (yurt içi ve dışı) bulunan fabrikalarının, bunların tedarikçi firmalarının ve dağıtımı merkezlerinin (depo) kaynaklarını eşgüdümlü olarak planlamasıdır. Bu çerçevede, hangi müşteriye ait hangi siparişin hangi dağıtım merkezinden karşılanması veya hangi fabrikada üretilmesi gerektiği, tüm fabrikaların malzeme ve hizmet ihtiyaçlarının nereden karşılanmasının uygun olacağı, fabrikaların elinde bulunan makine, malzeme, işgücü, enerji, bilgi vd. üretim ve dağıtım kaynaklarının nasıl eşgüdümlü ve ortaklaşa olarak kullanılabileceği belirlenmiş olmaktadır. Diğer bir deyişle, müşteriye ait siparişin en kısa sürede, istenen kalite ve maliyette karşılanabilmesi için tüm bağlı işletmelerin dağıtım, üretim ve tedarik kaynaklarının kapasite ve özellikleri aynı anda dikkate alınmaktadır.
ERP fabrikalar arası entegrasyonu, fabrikalar bazında esneklik ilkesine uygun olarak gerçekleştiren bir sistemdir. Amaç fabrika bazında ademi merkezi yönetimin avantajlarından yararlanırken fabrikalar arası koordinasyonu ve entegrasyonu işletmenin temel stratejileri doğrultusunda sağlanmaktadır.
Sonuç olarak, ERP; işletmenin stratejik amaç ve hedefleri doğrultusunda müşteri taleplerini en uygun şekilde karşılayabilmek için farklı coğrafi bölgelerde bulunan tedarik, üretim ve dağıtım kaynaklarının en etkin ve verimli bir şekilde planlaması, koordinasyonu ve kontrol edilmesi fonksiyonlarını bulunduran bir yazılım sistemidir. Söz konusu planlama, koordinasyon ve kontroldeki temel ilke ve sistematik Üretim Kaynakları Planlaması (MRP II) ile aynıdır.(BARBARASOĞLU, 1994).
KURUMLARI ERP KURMAYA GÖTÜREN SEBEPLER
Bilgi Sistemleri alanında dünyadaki sayılı uzmanlardan biri olarak kabul edilen Tom Davenport (2000) çalışmasında ERP’nin faydalarını şu şekilde ortaya koymuştur:
İş süreçleri açısından:
• Arka plandaki (back office) işlemlerin otomasyonu.
• Fonksiyonel iş süreçleri arasında koordinasyon.
• Yöneticilerin kurumlarında dünya üzerindeki tüm birimlerinde ne olup bittiğini takipetmelerini sağlayan coğrafi olarak birbirinden uzak birimler arasında koordinasyon.
• Aynı terime kurumun farklı birimlerinde farklı anlamlar yüklenmesini önleyen terminoloji birliğinin sağlanması
Teknik açıdan:
• Bilgi teknolojisi altyapısını anlamayı ve bu yapıda çalışmayı kolaylaştıran tutarlı uygulama mantığı, tutarlı bilgi ve ara yüz.
• Bilgi teknolojisi altyapısını yönetmeyi kolaylaştıran tek bir sistemin varlığı. (Örneğin, 2000 yılı problemi ve Euro para birimini gibi dönüşüm işlemlerinde
kolaylık.)
• Kullanılabilir bir alternatif olmasına rağmen, pahalı ver riskli bir yol olan kendi bütünleşik siteminizi kendiniz kurmaktan kurtulmanız.
ERP’NİN MODÜLER YAPISI
ERP sistemleri çok sayıda modülleri içerir. Bu modüllerden bazıları temel modüller iken bazıları ise istekler doğrultusunda oluşturulan özel modüllerdir. Bu modüller her iş birimi için geliştirilen fonksiyonel yazılımlardır. Üç temel ERP uygulama tipi vardır. Bunlar;Finans, İnsan Kaynakları, İmalat ve Dağıtım.Her biri aşağıda ele alınmaktadır.
Finans:
Muhasebeye ilişkin modülleri içerir. Bazı örnekler; firma müşterisinin tahsili mümkün ödeme hesapları ,toptancı ya da dağıtıcıya olan planlı ödeme hesaplar.
İmalat ve lojistik:
Sipariş alımları, üretim planlaması ve müşteriye ürünün dağıtılmasına ilişkin modülleri içerir. Dağıtım sistemi, müşteri sipariş sürecini, sipariş girişinden faturalandırmaya kadar yönlendirir. Sistem müşteri sipariş sürecini de yönetir. Bilginin ve işlevlerin entegrasyonu doğru tedarik zincir entegrasyonu sağlamaktadır .
İnsan Kaynakları:
Bu sistem tüm personel yönetim görevlerini kapsayan, proseslerin basitleşmesine ve hızlanmasına yardımcı olan entegre uygulamaları kullanarak kurumun insan kaynaklarını planlamak ve yönetmek için çözümler sunar. (SAP. 1998)
Kariyer planlaması İnsan Kaynaklarının en önemli özelliklerinden birisidir. Son yıllarda özelliklekurumlaşma sürecini tamamlamış olan büyük grup şirketlerinde kariyer planlaması önemliölçüde kullanılır olmuştur. İşe alınan bir kişinin önüne bir kariyer planı konulmaktadır. Böyleceçalışan kendisini nasıl bir süreç beklediğini önceden kişisel motivasyonunu sağlamaktadır.
Kısımları şunlardır:
• Personel Yönetimi
o İnsan Kaynakları ana verileri
o Personel İdaresi
o Bilgi Sistemleri
o İşe yerleştirme
o Dış kaynak kullanımı
o Seyahat yönetimi
o Yan ödemeler yönetimi
o Tazminat yönetimi
• Organizasyon Yönetimi
o Organizasyon yapısı
o Kariyer ve başarı planlaması
• Zaman Planlaması
• Bordro Hesaplamaları
MRPII-ERP SİSTEMLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
ERP ile MRP II arasındaki temel fark MRP II’nin tek bir fabrikaya, ERP’nin daha ziyade birden çok fabrika ve tesisin entegrasyonuna yönelik olmasıdır. Tek fabrikalı işletmelerde ERP, ancak işletmenin değişim mühendisliği (Reengineering) çalışmaları sonucu birbirinden ayrılmış üretim sürelerinin oluşturulduğu ve bu süreçlerin yönetimin kısmen bağımsız olarak hareket edebildiği durum için söz konusudur. MRP II, üretim sürecinde ve çeşitli yönetim kademelerinde bulunan her çalışanı bir donanım-yazılım sistemi ile birbiriyle doğru ve zamanında iletişim kurulabilir hale getirir. Herkes ortak bir veri tabanında bulunan aynı ve güncel verilere ulaşabilir. Bu şekilde üretim sürecinde MRP II ile sağlanan entegrasyon, ERP, ile daha üst ve merkezi faaliyetler düzeyinde gerçekleştirilir(WALDRON, 1992).
ERP, hiçbir zaman MRP II’ye ikame (yerine geçen) bir sistem değildir. MRP II’nin daha geliştirilmiş bir halidir. ERP, birden fazla fabrikada veya tesiste çalışan MRP II sistemlerini entegre eden bu entegrasyondan gerekli bilgileri üreten bir sistemdir. Bir başka deyişle, ERP bu yarı özerk olarak nitelendirebilecek, iş birimlerini stratejik bir şemsiye altında toplayarak kurumsal bazda bir bilgi ve kaynak entegrasyonu sağlamayı amaçlayan bir tümleşik çözümdür.
Dolayısıyla MRP II’de başarılı olmuş işletmelerde ERP etkin sonuçlar verir. ERP daha önce de belirtildiği gibi çok tesisli bir toplu yönetim için uygun bir yaklaşımdır. Fakat ERP tam anlamıyla merkeziyetçi bir sistem değildir. Tesis yöneticilerini kendi birimlerinin yönetiminde belli ölçüde serbest bırakmaktadır. Tesis yöneticilerinin kendi birimlerinde etkin kararlar verebilmesi için tüm topluluğu ilgilendiren temel bilgilere ihtiyacı vardır. ERP bu bilgileri sağlar. Bu amaçla tüm tesislerin bir şebeke halinde birbirine bağlanarak bilgi alışverişini etkin bir düzeye getirmesi gerekmektedir. ERP işletmelere MRP II yöntem ve sistematiğine bağlı kalarak yeni ufuklar açan yeni bir yaklaşımdır. Sistemde işlenen bilgiler ile elde edilen raporlar organizasyonun plan ve programlarını yönlendirir, karar verme aşaması kolaylaşır. ERP; mali, dağıtım ve üretim yazılımlarının bütünleştirilmiş bir setidir, fakat ERP, MRPII değildir. ERP; MRPII’nin genişletilmiş ve bütünleştiriliş bir setidir(KELLER, 1995).
Sonuç olarak; ERP, MRPII uygulamalarını içerir ve ona bazı ilaveler yapar(RICCUITI, 1992).
KURUMSAL KAYNAK PLANLAMA SİSTEMİNİN FAYDALARI
İşletmeler büyüdükçe çok tesisli hale gelmekte, uluslararası piyasalara girmekte ve hatta farklı ülkelerde fabrikalara sahip olmaktadır. Bu şekilde yoğun rekabet altına giren işletmeler, karşılarına çıkan fırsatları değerlendirme, kuvvetli yönlerini koruma, zayıf yönlerini geliştirme, olası tehlikeleri görme yolu ile rakiplerine rekabet üstünlüğü sağlama amacına yöneliktirler. Stratejileri taktik ve operasyonel düzeyde uygulama araçları ise işletme kaynaklarının kullanım planlarıdır. ERP sistemi, söz konusu kaynakların işletmenin stratejileri doğrultusunda etkin ve verimli kullanımını sağlayan bir yazılım sistemidir. Bu sistemin amacına uygun bir şekilde kullanımı ile;
· Stratejilere uygun bir işletme yönetimi,
· Stratejilerin sonuçlarını değerlendirme olanağı,
· İşletme kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı,
· İşletme fabrikaları arasında malzeme, işçilik, makine-teçhizat, bilgi vb. üretim ve dağıtım kaynaklarının ortaklaşa ve verimli kullanımının sağlanması ile işletme faaliyetleri üzerinde küresel denetim,
· Müşteri dağıtım merkezi, üretim ve tedarikçi arasında yakın işbirliği ve bilgi iletişim ortamının sağlanması,
· Daha basit ve işletim sistemi sayesinde tek bir noktadan gerekli bilgilere ulaşma imkanı olası hale gelmektedir.
ERP sistemi; temin sürelerini ve maliyetleri global (işletme genelinde) bir anlayışla azaltma amacına yöneliktir. Her seviyede işlerin tek bir global işletme düşüncesiyle yürütüldüğü bir sistemdir. Proaktif bir düşünce ile sorunlar önceden görülerek gereken önlemler zamanında alınabilmektedir. Herhangi bir noktada alınacak bir kararın işletmenin bütününe etkileri görülebilmektedir. Bir metot değişikliğinin işletmenin global performansına etkisi değerlendirilebilmektedir. Her çalışanın istediği veriye istediği zaman erişebilme olanağı yönetim yapısını da yalınlaştırmaktadır. Klasik sistemde stratejik ve global bilgilere ulaşma ve gerekli kararları verme ancak amirler yoluyla olasıdır. Hatta bu bilgiye ulaşıldığında, etkin kararlar için geç kalınmış olunmakta veya bilgi iletişimdeki sorunlar nedeniyle hatalı olabilmektedir. ERP bu sorunları ortadan kaldırdığından yönetim kademeleri azaltılarak daha yalın bir yönetim yapısı oluşturulabilmektedir.
Ayrıca tedarikçi firmalar, bölge depoları, bayi/toptancı, perakendeci ile kurulan bilgi iletişim şebekesi ile stok düzeylerini, üretim programları karşılıklı olarak görülebilmekte, böylece lojistik faaliyetlerinde etkinlik ve verimlilik artırılmaktadır. Diğer taraftan, ERP sistemlerinin her büyüklükteki işletmeler için uygun olmadığını belirtmiştir(GREEK, 1994).
Özellikle orta büyüklükteki işletmeler için en önemli iki sorun gerekli kaynak tahsisi ve eğitimli personeldir. Ancak, orta büyüklükteki işletmelerin bu rekabet ortamında beklemeye tahammülleri yoktur.


ERP sistemi aşağıdaki özelikleri taşıyan firmalar için ideallik gösterir:
· Firma yapısında çok yönlü bir iş yükleme mevcutsa ya da uzaktan yönetim imkanı varsa,
· Donanım ve yazılım değişimine önem veriliyorsa,
· Network ağının güvenirliği ve gizlilik derecesinden memnuniyetsizlik mevcutsa,
· IT departmanı yönetimi, sistem içersinde yavaş kalıyorsa,
· Ağır IT departman yönetimi ve yüksek tedarikçi maliyetleri mevcutsa,
· Yönetim birimlerinin yapılan üretim planlarına göre bir bütün olarak entegrasyonunun gerçekleştirilmesi isteniyorsa.(ERP Software, 2000)
ERP GERÇEKTEN GEREKLİ Mİ?
Son on yıl içerisinde iş dünyasının ve akademik çevrelerin gündemine girmiş olan ERP kavramı henüz yeterli geri bildirim elde edilememiş olmasından ötürü çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmektedir. İş dünyasının takip ettiği yayınlardaçıkan çeşitli makaleler ilginç şekilde iki ayrı uçta yer alabilmektedir. Bir kısımyazarlar, ERP’nin başarısız olması durumunda işletmenin yok olma tehdidi altında bırakacağını ve büyük risk taşıdığını iddia ederken bir kısım yazarlar da ERP.ninrekabet gücü kazanmak, tedarik zinciri yapısı kurabilmek, ekonomik imalatısağlayabilmek ve müşteri ilişkilerini kontrol altında tutabilmek için en önemlibileşen olduğunu savunmaktadırlar. (Mabert ve arkadaşları, 2001)
SONUÇ
Bilgisayarların imalat yönetiminde kullanılmasının bir sonucu olarak MRP ile başlayan ve MRPII ile devam edip günümüzde ERP ile şimdilik son şeklini almış olan kurumsal bilgi sistemleri, nadiren başarısızlığa uğrasa ve birtakım eleştirilere maruz kalsa da hızlı gelişimini sürdürmektedir.
Dünyadaki istatistiklerin bize söylediğine göre ERP pazarı giderek büyümeye devam etmekte ve daha önce sadece büyük ölçekli firmaların oluşturduğu bupazara artık küçük ve orta büyüklükteki firmalar da dahil olmaktadır.
Yeni rekabet unsurlarının bir sonucu olarak ERP’den bağımsız olarak ortaya çıkan SCM ve CRM gibi sistemlerin de ERP’ye dahil edilmesiyle ERP II ya da Genişletilmiş ERP olarak adlandırılan yeni bir kavram gündeme yerleşmeyebaşlamıştır. ERP sistemleri hızlı bir şekilde İnternet teknolojisine göre şekillenme yolundadır. Bu bilgiler bize en azından orta vadede ERP’nin popülaritesini yitirmesinin söz konusu olmadığını göstermektedir.
ERP sistemleri son birkaç yıldır akademik çevrelerin de ilgi alanına sıklıklagirmeye başlamıştır. Akademisyenler ERP’yi çeşitli yönleriyle inceleyerek çeşitlisonuçlara varmakta ve değişik yöntemler geliştirmektedirler. Gene gelişmişülkelerdeki akademisyenler tarafından yapılan istatistiksel çalışmalarla da ERP sistemlerinin neler getirip neler götürdüğü yavaş yavaş tespit edilmeye çalışılmaktadır. Gene de bu konuda net sonuçlara ulaşmak için kurulu sistemlerinyeterince olgunlaşmasını beklemek gerektiği ve bunun için de hala bir miktar zamana ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.
 Bunu gerçekleştirmenin iki yolu olabilir:
 [1] Tek çözüm altında birden çok sektörü kapsamak (üretim ve perakendecilik işlevlerini tek bir pakette toplamak gibi) ya da 
[2]önceden tanımlanmış kuruma veya sektöre özel çözümler (örneğin Peoplesoft, iletişim,federal devlet, finansal hizmetler, sağlık, yüksek öğrenim gibi sektörlere özel paketler sunmaktadır).


18 Ağustos 2020 Salı

Geleceğin finans dünyası kripto para ile şekillenecek



SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


X ve Y jenerasyonunun kripto paraya yoğun ilgisi kripto para ve blokzincir teknolojilerinin öne çıkmasını sağlarken Paribu, geleceğin finans dünyasında yerlerini almaları için geç kalmak istemeyen yatırımcıları çağırıyor



“Yarının dünyası bu. Paribu” mottosuyla çalışmalarını sürdüren Türkiye’nin en yüksek hacimli dijital varlık işlem platformu Paribu, yarının dünyasında yerini almak isteyen, geleceği beklemek yerine inşa edenleri buluşturuyor. 

Yapılan araştırmalar kripto paranın geleceğin finans ve günlük yaşamında çok önemli bir yeri olduğu gösteriyor. Kripto paralara ise geleceğin iş insanları şimdiden adapte olmuş durumda.

KPMG’nin ABD’de gerçekleştirdiği araştırma sonuçlarına göre, 18-24 yaş arası gençlerin yüzde 83’ü kripto paraların geleceğiyle yakından ilgileniyor. 25-34 yaş arasındaki (Y jenerasyonu) nesilden katılımcıların ise yüzde 71’i ilgi gösteriyor. 

Bununla birlikte Edelman araştırmasına göre ise belli bir gelir seviyesinin üzerindeki Y jenerasyonu katılımcıları, kripto parayı yatırım aracı olarak görürken, yüzde 25’i şimdiden kripto para sahibi, yüzde 31’i ise kripto paraya ilgi duyuyor. 

Sustany Capital’in araştırmasına göre ise Y jenerasyonundan katılımcıların yüzde 88’i kripto paralara bir yatırım olarak sahip olmak, yüzde 42’si ise tasarruflarında değerlendirmek istiyor.

Y Jenerasyonu Artan Serveti İle Yatırımını Artıracak
Coldwell Banker Global Luxury de 2019 yılının başlarında, önceki jenerasyonlardan Y kuşağına 68 trilyon dolar geçeceğini hesaplamıştı. 

Coldwell’in raporuna bakılırsa 2030 itibariyle Y kuşağı, bugün nüfusun sahip olduğu servetin beş katına sahip olacak. Bu da kripto paranın önümüzdeki dönemde katlanarak önem kazanacağına işaret ediyor.

Geleceğin dünyasını kaçırmak istemeyenler için global standartları belirleyen bir işlem hizmeti sunduklarını belirten Paribu CEO’su Yasin Oral, “Birçok neslin yoğun ilgi gösterdiği kripto para ekosistemine eğilim, eğitim ve kültürle birlikte daha da artacak. X ve Y jenerasyonları da daha fazlasını öğrenmek, finansal danışmanlardan daha fazlasını dinlemek istiyor. 

Bu sebeple Paribu olarak bu alanda sektörün öncü kurumlarına destek veriyoruz. Tüm toplumu bilgilendirmenin yanı sıra çocuk ve gençlerin eğitimi konusunda sorumluluk alarak onları yarının dünyasına hazırlıyoruz” dedi.

Paribu, IKSV Alt Kat’a destek olarak dezavantajlı genç, çocuk ve yetişkinlerin kültür sanat ile tanışmalarına olanak tanıyan çevrimiçi ve fiziksel aktivitelere destek veriyor. 

Istanbul Blockchain Women ile kadınların kripto para alanında daha fazla yer alması için çalışan ve birçok konu başlığında düzenlenen seminerlere destek olan Paribu, resmi blogu ParibuLog ile sektörde doğru bilginin kaynağı olmaya devam ediyor.


Kripto Paraların Geleceği


Kripto paralar gelişmiş şifreleme teknikleri kullanılarak oluşturulan ve yönetilen dijital bir para birimidir. Diğer adıyla dijital para, 2009'da Bitcoin’in doğuşuyla akademik bir kavram olmaktan “sanal” gerçekliğe sıçradı.

Bu para birimi daha sonraki yıllarda büyümeyi sürdürürken, 2013 yılının Nisan ayında önemli yatırımcı ve medyanın dikkatini çekti. Akabinde geçen iki ayda da 10 kat yükseldikten sonra bitcoin 266 dolarla rekor seviyeye ulaştı. Onun geleceği hakkında şiddetli tartışmaları fitili ateşlendi.

Bu alternatif para birimleri sonunda geleneksel para birimlerini destekleyecek ve bir gün dolar ve euro kadar her alanda kullanılabilecek mi? Yoksa bu para birimleri çok geçmeden alevi sönecek geçici bir solukluk mu? Bu soruların cevabı kendisinde gizli.

Bazı ekonomik analistler, kurumsal para piyasalarına girerken dijital para birimlerinde büyük bir değişiklik olacağını öngörüyorlar. Dahası, kripto paraların küresel borsalarda işlemlere tabi olma olasılığı var. Bu durum da blok zincirine daha fazla güvenilirlik katarak onların geleneksel para birimlerine alternatif olarak kullanımlarını arttırabilir.

Bazıları, kripto paraların ihtiyaç duyduğu şeyin doğrulanmış bir borsa yatırım fonu (ETF) olduğunu tahmin ediyor. Bir ETF, insanların yatırım yapmasını kesinlikle kolaylaştıracak. Ancak bazılarının otomatik olarak bir fonla oluşturulamayacağını söyleyen kripto paraya yatırım yapma talebinin hala olması gerekiyor.

Bitcoin'i Anlamak

Bitcoin kısaca işlem ve doğrulama gibi tüm işlevlerin ağ tarafından toplu olarak gerçekleştirilmesini sağlayan eşler arası teknolojiyi kullanan merkezi olmayan bir para birimidir.

Bu ademi merkeziyetçilik, BTC'i devlet manipülasyonu veya müdahalesinden arındırıyorken, en önemli şey, işlerin sorunsuz bir şekilde yürütülmesini sağlamak veya bir BTC değerini desteklemek için merkezi bir otorite olmaması.

Bitcoin'ler, karmaşık algoritmaları ve çıtırtı sayılarını çözmek için güçlü bilgisayarları gerektiren bir “madencilik” işlemi ile dijital olarak yaratılır.

Şu anda her 10 dakikada bir 25 BTC oluşturulmaktadır. 2140 yılına kadar ulaşılması beklenen rakam 21 milyon adettir. Bu özellikler BTC'i fiili bir para biriminden temel olarak farklı kılıyor.

“Kripto paraların hacmi 10 trilyon dolara tırmanabilir”

Bitcoin’in gelecekteki görünümü birçok ateşli tartışmanın konusu. Finansal medya sözde kripto-misyonerleri tarafından tartışmayı büyütürken, Harvard Üniversitesi Ekonomi ve Kamu Politikaları Profesörü Kenneth Rogoff, kripto savunucularının güçlü duygularıyla önümüzdeki beş yıl boyunca dijital para birimlerinin piyasa büyüklüğünü patlatabileceğini ileri sürüyor.  

Rogoff piyasaların hacminin beş yılda 5-10 trilyon dolara tırmanacağını iddia ediyor.

Misyonerler BTC'i dijital altın olarak görüyor. Yaşanılan yasal düzenleme gibi bazı sorunlara rağmen, lansmanından bu yana başarısı ve görünürlüğü, Litecoin, Ripple, Minchip vs. alternatif para birimleri ortaya çıkardı.

Günümüzde dijital para birimlerinin karşı karşıya kaldığı bazı sorunlar var, örneğin birinin dijital servetinin bir bilgisayar kazasıyla silinebileceği ya da sanal bir kasanın bir bilgisayar korsanı tarafından çalınabileceği gerçeği. Bu sorunlar teknolojik gelişmelerle zaman içinde aşılabilir.

Kripto para birimlerine yatırım yapmalı mısınız?

Üstesinden gelmesi daha zor olacak konular başında popüler hale geldikçe daha fazla yasal düzenlemelere tabi tutulması yer alabilir. 

Ancak bu para birimlerinin, tüketiciler arasında ilk önce yaygın kabul görmeleri gerekiyor. 

Bununla birlikte, geleneksel para birimleri ile karşılaştırıldığında görece karmaşık olmaları ve teknolojik açıdan usta olanlar hariç çoğu insanı caydırmakta.

Dijital paralara yatırım yapmayı düşünüyorsanız, yatırımınızı diğer herhangi bir yüksek spekülatif girişte yapacağınız gibi ele almak en iyisi olabilir. Başka bir deyişle, hepsi olmasa da, yatırımınızın çoğunu kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunuzu kabul edin.


14 Şubat 2020 Cuma

İş dünyası ve ekonomistler sanayi üretimi verisini değerlendirdi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İş dünyası ve ekonomistler, geçen yılın aralık ayına ilişkin sanayi üretim endeksi sonuçlarını değerlendirdi.


Arındırılmamış sanayi üretim endeksinin, Aralık 2019'da yıllık yüzde 9,5 ile 23 ayın en yüksek artışını sergilemesi, geçen yılın dördüncü çeyreğinde yüzde 4,5-5 büyümeye işaret etti.
  • Sanayi üretimi arttı
AA muhabirinin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgiye göre, arındırılmamış sanayi üretim endeksi geçen yılın aralık ayında yıllık bazda yüzde 9,5 ile Ocak 2018'den bu yana en yüksek artışını gösterdi. Aynı dönemde takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksindeki artış da yüzde 8,6 ile 22 ayın en yükseği oldu.

Ekonomistler, milli gelir artışının 2019'un son çeyreğinde yüzde 4,5-5 bandında gerçekleşebileceğini tahmin ediyor.


"2020'de ekonomi yüzde 4-5 büyüyebilir"

AA Finans Analisti ve Ekonomist Haluk Bürümcekçi, arındırılmamış sanayi üretiminin aralıkta yıllık bazda yüzde 9,5 artışla piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleştiğini belirtti.

Ekim-Aralık 2019 gerçekleşmesinin 2018'in aynı dönemine göre yıllık yüzde 5,5 artışla yılın son çeyreğinde üretim artışının hızlandığına işaret ettiğini söyleyen Bürümcekçi, ocak için öncü göstergelerin yıllık bazda artış eğiliminin devam ettiğini yansıttığı ifade etti.

Bürümcekçi, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Büyüme eğiliminin mevcut gücünü ne süre koruyabileceğini, finansal koşullardaki gevşemenin ve bankacılık kredi hacmindeki yükselişin kalıcılığı ve dış talep koşulları belirleyecektir. 

Geçen yıl, ilk iki çeyrekte yıllık bazda milli gelir düşüşünün devam ettiği görülmüştü. Buna karşılık, baz etkisinin üçüncü çeyrekten itibaren devreye girmesi ile büyümedeki toparlanmanın güçlendiği de izlenmekteydi. 

Son çeyrekte de yakalanan bu ivme ve baz etkisinin katkısı ile yüzde 4,5-5 aralığında bir büyümenin yakalanması olası görünmektedir.

Sonrasındaki görünüm ise, finansal koşullarda gözlenen belirgin gevşemenin ve kamu bankaları öncülüğünde yükselmeye başlayan ve trend büyümesi yüzde 25'e yaklaşan bankacılık kredi hacminin bu görünümü ne süre koruyabileceğine bağlı olacaktır. 

Ayrıca, Euro Bölgesi başta olmak üzere küresel çapta gözlenen yavaşlamanın dış talebi olumsuz etkilemeye başlaması bir aşağı yönlü risk olarak izlenmektedir. 

Bu doğrultuda, 2019 yılı büyümesinin yüzde 0,5 olarak gerçekleşmesini beklerken, 2020 yılında ise bugünkü bilgiler ışığında büyümenin yüzde 4-5 aralığında gerçekleşmesini olası görmekteyiz."

"Son çeyrekte sanayi üretimi yüzde 5,8 büyüdü"

TSKB Ekonomisti Şakir Turan da aralık verilerinin imalat sanayi PMI gibi öncü verilerin işaret ettiğinden güçlü geldiğini, 2019'un son çeyreğinde sanayi üretimi takvim etkisinden arındırılmış verilere göre yıllık bazda yüzde 5,8 büyüdüğünü söyledi.

Yıl genelinde ise sanayi üretiminin yüzde 0,6 küçüldüğünü ifade eden Turan, "Diğer öncü verilerle birlikte, aralık sanayi üretimi verileri 2019 son çeyrekte GSYH'nin iç talep destekli olarak güçlü bir büyüme kaydetmiş olabileceğine işaret ediyor. 

Dördüncü çeyrekteki yüzde 5 civarında yıllık büyüme ile 2019 genelinde GSYH büyümesinin yüzde 0,5 civarında oluştuğunu hesaplıyoruz." dedi.

İSO Başkanı Bahçıvan: Sanayi sektörümüze verilen destekler, üretim olarak geri dönmektedir

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, öncü göstergelerin, sanayi üretimindeki iyileşmenin ve artış ivmesinin ocak ve devam eden aylarda da süreceğini gösterdiğini belirterek, "Bütün bunlar göstermektedir ki sanayiye verilen destek üretime, istihdama ve ekonomik dengelenmenin kalıcılaşmasına verilen destektir, boşa gitmemektedir." ifadelerini kullandı.

İSO açıklamasında görüşlerine yer verilen İSO Başkanı Bahçıvan, TÜİK'in açıkladığı aralık ayına ait sanayi üretimi verisine dair değerlendirmelerde bulundu.

Aralık ayı sanayi üretimi verilerinin, sanayinin çarklarının zor koşullarda bile döndüğünü göstermesi açısından önemli ve geleceğe dair umutları artıran bir gösterge olduğunu belirten Bahçıvan, "Yıllık bazda yüzde 8.6’lık sanayi üretimi artışı ve aynı şekilde yüzde 9.1'lik imalat sanayi üretim artışında bir baz etkisi olsa da bu veriler sanayi sektörü aktivitesinde genele yayılan bir toparlanma eğiliminin olduğuna işaret etmektedir. 

Bu tabloda özellikle ekonomimizde son bir yıl içindeki genel dengelenmeye paralel olarak enflasyonist baskılardaki geri çekilme, faizlerdeki düşüş ve kredilerdeki ivmelenin yarattığı iç talepteki canlılık da belirleyici olmuştur." ifadelerini kullandı.

MÜSİAD Başkanı Kaan: Reel sektör adına oldukça sevindirici bir gelişme 

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Abdurrahman Kaan, Aralık 2019 dönemine ilişkin yıllık bazda yüzde 8,6, aylık bazda ise yüzde 1,9'luk sanayi üretimi artışının, iç talepteki canlanmanın genele yayıldığına işaret etmesi bakımından reel sektör adına oldukça sevindirici bir gelişme olduğunu belirtti.

Kaan, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan sanayi üretim endeksi sonuçlarını değerlendirdi.

Aralık 2019 dönemine ilişkin yıllık bazda yüzde 8,6, aylık bazda ise yüzde 1,9'luk sanayi üretimi artışının, iç talepteki canlanmanın genele yayıldığına işaret etmesi bakımından reel sektör adına oldukça sevindirici bir gelişme olduğunu belirten Kaan, şunları kaydetti:

"Böylece çeyreklik bazdaki artışın yüzde 5,8 seviyesine yükselmesiyle birlikte yılın son çeyreğine yönelik güçlü büyüme beklentimiz de teyit edilmiş oldu. 

Nitekim MÜSİAD olarak her ayın son iş günü sonuçlarını paylaştığımız SAMEKS'in Sanayi Endeksi de aralıkta önceki aya göre 7,8 puan birden artarak reel sektördeki toparlanmanın hızlandığına ilişkin öncü bir gösterge olmuştu. 

Parasal gevşemenin gecikmeli etkilerinin piyasalarda daha fazla hissedilmeye başlanması ve kredi artışını destekleyen diğer düzenlemelerin de etkisiyle sanayideki toparlanmanın yeni yılın ilk çeyreğinde de sürmesini bekliyoruz. 

SAMEKS Sanayi Endeksi'nin Ocak 2020 döneminde artışını sürdürerek 57,1 seviyesinde gerçekleşmesi de bu beklentimizi desteklemektedir."


İş dünyası 2020 yılından umutlu: Yüzde 5 büyümeyle yatırımlar hızlanacak

İş dünyası temsilcileri Türkiye ekonomisinin ‘en kötü’yü geride bıraktığını vurgulayarak, 2020 yılı için şu mesajı verdi: Yatırım, istihdam, ihracat ve büyümeye yönelik etkili ve pozitif bir sene bizi bekliyor.


Türk ekonomi ve iş dünyasının temsilcileri zorlu geçen 2019 yılının ardından 2020 yılının daha pozitif geçeceğini ve Türkiye’nin yeniden yüzde 5 seviyelerinde bir büyüme performansına ulabileceğini düşünüyor. 

Türkiye, Ağustos 2018’de yaşadığı kur saldırılarının ardından 2019’da dengelenme sürecine girdi. 2019 yılı hem küresel ekonomi hem de Türkiye ekonomisi açısından oldukça zor bir dönemeç oldu.

TOPARLANDIK

Bu süreçte ticaret savaşları, korumacı politikalar ve jeopolitik risklerden önemli ölçüde etkilenen küresel ekonomi, gerek büyüme oranları gerekse ticaret beklentilerinin gerisinde kaldı. 

İş dünyası temsilcileri, 2019’daki toparlanmanın 2020’de büyümeye dönüşeceğini belirtiyor. İşte görüşler...

İTO BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ: İŞSİZLİK AZALACAK, İSTİHDAM ARTACAK

2020’nin dört çeyreğinde de pozitif büyüme bekliyoruz. Yüzde 5 büyümeye ulaşmak hiç şaşırtıcı olmayacaktır. 2020’de işsizlikte gerileme bekliyoruz. 

İstihdam hedefinde hem 2019, hem de 2020’de OVP hedefleri tutturulacak. 2020’de yüzde 5 büyümeye ulaşmak için itici gücümüz, üretimdir, yatırımdır.

İSO YÖNETİM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN: ARTIK FİNANSAL BAHANELER ÜRETİLEMEZ

Bu yıl dengelenme sürecine girildi. 2020’nin yatırımlar için artık finansal sebeplerden veya finansal bahanelerden arınmış bir dönem olduğunu öngörüyoruz. 

Artık kimse finansal istikrarsızlıktan dolayı bu ülkede yatırım yapılamıyor diyemez. 2020’de en önemli konu yatırım sürecinin başlatılması olacak.

TİM BAŞKANI İSMAİL GÜLLE: 12 AYLIK İHRACAT 180 MİLYAR $’A ÇIKTI

Küresel ticaretteki zorluklara rağmen Türkiye, ihracatta olumlu bir grafiğe imza attı. Son 12 aylık ihracatımız 180 milyar dolar seviyesine ulaştı. 

İhracat yapan firmaların sayısı son 13 yıldır ilk defa ithalat yapanları geride bıraktı. Yatırım, istihdam, ihracat ve büyümeye yönelik etkili, pozitif bir yıl bizi bekliyor.

DEİK BAŞKANI NAİL OLPAK: UCUZ KREDİYE HIZLI ULAŞMAK ÖNEMLİ

2020’de yatırımların artmasını, istihdamın yükselmesini ve enflasyonda olumlu gelişmelerin yaşanmasını öngörüyoruz.

 Bankacılık sektörünün de en kısa sürede piyasa faizlerini makul seviyelere çekmesini bekliyoruz. Çünkü, iş dünyasının asıl önünü açacak hamle, ucuz krediye hızla ulaşabilmektir.

MÜSİAD GENEL BAŞKANI ABDURRAHMAN KAAN: HEDEFE ZORLANMADAN ULAŞABİLİRİZ

Faiz indirimleriyle birlikte canlanan ekonomik aktivite, yılın üçüncü çeyreği itibarıyla Türkiye ekonomisini pozitif büyüme sürecine geri döndürdü. 

Bu motivasyonla girdiğimiz 2020 yılı ve sonrasında ekonominin, hedeflenen yıllık ortalama yüzde 5’lik büyüme hızını zorlanmadan yakalayacağını tahmin ediyoruz.

ATO BAŞKANI GÜRSEL BARAN: EN KÖTÜ GÜNLERİ ARTIK GERİDE BIRAKTIK

Türkiye ekonomisi durgunluktan çıktı, yüzünü yeniden büyümeye çevirdi. İç talepte canlanmayla büyüme çizgisinde pozitif tarafa geçildi. En kötü günleri geride bıraktık. 

Türkiye’ye saldıranlar savunma sanayiinde olduğu gibi Türkiye’yi üretimin her alanında, yerli üretebilir bir program çalışmasına soktu.

İşsizlik rakamları açıklandı


Türkiye'de işsizlik oranı eylülde geçen yılın aynı ayına göre 2,4 puan artışla yüzde 13,8 oldu. Bu dönemde işsiz sayısı 817 bin kişi artarak 4 milyon 566 bin olarak kayıtlara geçti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül 2019'a ilişkin iş gücü istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, eylülde geçen yılın aynı ayına göre 817 bin kişi artarak 4 milyon 566 bine çıktı. İşsizlik oranı 2,4 puan yükselerek yüzde 13,8 oldu.

İşsizlik oranı, eylülde bir önceki aya göre ise 0,2 puan azaldı.
Tarım dışı işsizlik oranı 2,9 puanlık artışla yüzde 16,4 olarak tahmin edildi.

Söz konusu ayda 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 4,5 puan yükselerek yüzde 26,1 oldu. İşsizlik oranı 15-64 yaş grubunda ise 2,4 puan artışla yüzde 14,1 olarak gerçekleşti.

İstihdam edilenlerin sayısında düşüş


İstihdam edilenlerin sayısı eylülde geçen yılın aynı dönemine göre 623 bin kişi azalarak 28 milyon 440 bin kişiye gerilerken, istihdam oranı 1,7 puanlık azalışla yüzde 46,1'e indi. 
Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 108 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 516 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin yüzde 19,3'ü tarım, yüzde 19,5'i sanayi, yüzde 5,5'i inşaat, yüzde 55,7'si ise hizmet sektöründe yer aldı.

Geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,1 puan, hizmet sektörünün payı 1,4 puan artarken, sanayi sektörünün payı 0,1, inşaat sektörünün payı 1,4 puan azaldı.

İş gücüne katılım oranı düştü


İş gücü, eylülde geçen yılın aynı dönemine göre 193 bin kişi artarak 33 milyon 6 bin kişi olurken, iş gücüne katılma oranı ise 0,5 puan azalarak yüzde 53,5'e geriledi. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre, erkeklerde iş gücüne katılma oranı 0,9 puanlık azalışla yüzde 72,6'ya gerilerken, kadınlarda ise değişim göstermeyerek 34,9 oldu.

Herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı eylülde geçen yılın aynı dönemine göre 2,2 puan artarak yüzde 36'ya yükseldi. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise geçen yılın aynı dönemine göre 1,6 puan artarak yüzde 23,6 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam


Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 36 bin kişi artarak 28 milyon 111 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı değişim göstermeyerek yüzde 45,6 oldu. Mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 73 bin kişi azalarak 4 milyon 553 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0,2 puan düşüşle yüzde 13,9'a geriledi.

Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücüne katılma oranı bir önceki döneme göre 0,1 puan azalarak yüzde 53 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 7 bin, inşaat sektöründe 2 bin, hizmet sektöründe 31 bin kişi artarken, sanayi sektöründe 5 bin kişi azaldı.

29 Mart 2018 Perşembe

Mühendislikte kadınların Lider!

Son 5 yılın verileri, kadınların mühendislik alanlarındaki başvurularının yaklaşık üç katına çıktığını ortaya koyarken, yönetici pozisyonlarına olan başvurularda kadınların oranı ortalamanın altında kalıyor.

Türkiye’nin en büyük online istihdam platformu olan Kariyer.net, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, veri tabanında bulunan 25 milyonu aşkın özgeçmiş arasından kadın istihdamına ilişkin derlediği verileri paylaştı. %51’i 19-30 yaş arasında, %64’ü yükseköğretim mezunu olan kadın adayların verileri, genç ve eğitimli kitlenin tercihlerini göstermesi açısından büyük önem taşıyor.

En çarpıcı sonuç; kadınların mühendislik pozisyonlarına olan ilgisindeki artışta kendini gösterdi. 2013 yılında bu pozisyon için 990 binden fazla kadın iş başvurusunda bulunurken, bu sayı her yıl biraz daha artarak 2017’de 2 milyon 798 bine ulaştı. Şirketlerin Araştırma-Geliştirme (AR-GE) alanında önemli atılımlar yapması nedeniyle bu alanda donanımlı çalışana ihtiyaç hızla artarken, AR-GE Mühendisi olmak isteyen kadınların sayısında da ciddi bir artış yaşandı. 

Bu bölüme kadınlar tarafından 2016’da 20 binden fazla iş başvurusu yapılırken 2017’de başvuru sayısı beş katına çıktı ve 106 bini aşkın başvuru gerçekleşti. 

En yüksek ikinci artış yüzde 97 ile Vardiya Mühendisi pozisyonunda yaşandı; yüzde 57’lik artışla Tasarım Mühendisliği ise kadınların en çok başvurduğu üçüncü mühendislik pozisyonu oldu.


“Kadınların meslek tercihleri değişiyor”

Verileri değerlendiren Kariyer.net Genel Müdürü Fatih Uysal, şu açıklamayı yaptı: “Son 5 yılın rakamlarını incelediğimizde; Kariyer.net’e yeni üye olan adaylarda kadınların %50’nin üzerine çıktığını görüyoruz. 

Yine son yıllarda kadınların meslek tercihlerinin değiştiği göze çarpıyor; kadınların mühendislik pozisyonlarına yaptığı başvuruların son yıllarda üç katına çıkması bu tercih değişikliğinin en büyük göstergelerinden biri olarak nitelendirilebilir. 

Diğer yandan yönetici pozisyonuna yapılan başvuruların sadece üçte birinin kadın adaylardan gelmesi bu alanda halen gidilecek yolumuz olduğunu gösteriyor. Tüm bu gelişmeler, kadınların istihdam dünyasındaki yerinin gelecek yıllarda değişeceğine işaret ediyor.”

“Sağlık” en gözde sektör

Kariyer.net üyesi üniversite mezunu kadınların en çok okuduğu bölümler İşletme, İktisat, Kamu Yönetimi, Muhasebe ve Maliye olurken; mezun olunan üniversitelerde ilk 5’i Anadolu, İstanbul, Marmara, Kocaeli ve Uludağ üniversiteleri oluşturuyor. 

Yapılan değerlendirmede, üniversite mezunu kadınların en çok Sağlık, Tekstil, Finans-Ekonomi, Hizmet ve Ticaret sektörlerinde iş başvurusunda bulunduğu görülüyor. 

İlkokul ve lise mezunu kadınların tercihleri incelendiğinde en çok tercih ettiği pozisyonlar ise şöyle sıralanıyor: Satış Danışmanı, Sekreter, Hemşire, Çağrı Merkezi Müşteri Temsilcisi ve Yönetici Asistanlığı.

Kadın adayların en az olduğu bölge: Doğu Anadolu

Kariyer.net verilerine göre kadın adayların en çok bulunduğu bölge Marmara Bölgesi, en az olduğu bölge ise Doğu Anadolu Bölgesi.

 Ege, Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Karadeniz ve Marmara bölgelerinde kadınların en çok iş başvurusunda bulunduğu sektör “Sağlık” olurken, Akdeniz Bölgesi’ndeki kadınların tercihi “Tekstil”, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki kadınların tercihi ise “Finans Ekonomi” sektörü oldu. Şehir bazında incelendiğinde; Aydın ve Kırklareli’deki kadın adaylardan gelen başvuruların ortalamanın üzerinde artış gösterdiği kaydedildi.

18 Kasım 2018 Pazar

Geleceğin yükselen meslekleri!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Geleceğin sektörleri ve meslekleri çalışmasını nasıl yaptınız, ne kadar sürdü?


Bu çalışma üç ay sürdü. Amaç, Türkiye’deki geleceğin sektörlerinin ve buna bağlı olarak mesleklerinin belirlenmesiydi. Yaklaşımımız piyasa odaklı oldu. Hangi sektörlerin ekonomi içinde ağırlık kazanacağı, sektörlerin kendi içinde nasıl bir dinamik değişimi göstereceğini irdeledik. İşletmelerin ne tip insan gücüne ihtiyacı olacağına odaklandık. Dünyadaki ve Avrupa Birliği’ndeki eğilimleri tespit ettik. Kendi kurumlarımızın kurumsal bilgi kapasitesinden yararlandık. Bu konuda Türkiye’de yapılmış hiçbir çalışma olmadığı için 15 yıllık tecrübemizden, bilgi birikiminden faydalandık.


İş dünyasının, üniversitelerin fikrini aldınız mı?


Bu raporun hazırlanması aşamasına bu tip temasımız olmadı. Kurum olarak Türkiye’deki hemen hemen tüm iş örgütlerine danışmanlık yapıyoruz. Bütün sektörlerle 15 yıldır ilişki içindeyiz. Bu kurumların önceliklerini biliyoruz. Büyük ölçüde bu bilgiden yararlandık.


Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıl içinde en çok ihtiyacı olan sektör ve meslek grubu nedir?


Türkiye hizmetler sektörü ağırlıklı bir ekonomiye dönüşmeye başladı. Ekonomisi küreselleşmenin etkisiyle giderek dış dünyayla entegre oluyor. Önümüzdeki dönemde insan kaynağına sadece Türk şirketleri değil, Türkiye’deki yabancı şirketler de ihtiyaç duyacak, bu yeni ve önemli bir trend. Türkiye’de şirketler giderek yabancılaşıyor. Yabancı ortak alıyor, yabancılar tarafından satın alınıyor. Önümüzdeki 15 yılda her alanda yabancı şirketlerin ağırlıkta olduğunu göreceğiz.


Üretim nasıl değişecek?


Batıda bir firma için üretimin payı yüzde 10-15. Geri kalan yüzde 80-85 değeri yaratan farklı unsurlar; tasarım, yaratıcılık, tüketicinin rahatlık ve güvenliğini artıran teknoloji, marka değeri, imaj değeri gibi. Konsept denilen unsur, ürünün içinde daha fazla pay alıyor. Oysa Türkiye henüz başka ülkelerin fason üreticisi niteliğinde. Bizim üretime değil, ürünün o genel prosesi içinde diğer alanlarda daha çok katma değer yaratacak insan gücüne ihtiyacımız var. Bir de özellikle finans, perakende, iletişim, sağlık gibi sektörlerde çevre ülke ve müşterilerin taleplerini karşılar noktaya gelmemiz lazım. İş gücü ihtiyacı da sadece yurtiçi talebe yönelik değil, yurtdışı talebe yönelik de olmaya başlayacak. Sanayide iş gücü ve mesleklere bakınca katma değer yaratacak insanlara ihtiyaç var, üretimde çalışacak insanlara değil. Ar-ge ve teknolojide çalışacak, yaratıcılık ve konsept tasarımı yapacak, dünyada pazarlama yapacak, markalaşmayı taşıyacak insanlara ihtiyaç var.


Bu eğitimleri insanlar nereden alacak?


Üniversitelerin, meslek liselerinin, fakültelerin isimleri, yapıları ve eğitim verilecek alt başlıklarda önemli değişiklikler olmalı. Geleceğin eğitiminde en önemli unsur, özel sektör ve iş dünyası ile işbirliği. Artık üniversiteler dört sene eğitip, mezun ettikten sonra öğrenci ne yaparsa yapsın, zihniyetinden kurtulmalı. İşyerinde staj anlamında değil yalnızca, eğitim kurumları ve işletmeler arasında ciddi sinerji sağlayacak işbirliklerine ihtiyaç var.


Meslekler mi değişiyor, içerikleri mi? Yani artık, inşaat mühendisine ihtiyaç kalmıyor mu?


Mühendislik kavramı değişiyor. Klasik anlamda mühendisler ürünün sadece üretim bölümüyle ilgileniyorlar. Halbuki bundan sonra işin öbür tarafıyla, ar-ge, teknoloji, yaratıcılık, tasarımla da ilgilenmeli. Endüstri mühendisliği ve onun alt ayrımlarıyla ilgili mühendislikler önemli. Müşteri taleplerini, işin takvimini, pazarlamayı iyi bilen, bütün bunları içinde barındıran mühendisliklere ihtiyaç var. Makina mühendisi yaratıcılık, tasarımcılık, finansman, pazarlama bölümünlerinin kendisi ile nasıl çalışması gerektiğini anlamalı.


İletişimi geleceğin sektörlerinden biri olarak görüyorsunuz. Teknik elemanlar mı önem kazanıyor?


Bilgi işlem bütün sektörlerde yatay olarak tabanı güçlendiriyor. Onsuz olmuyor. İletişim ve lojistik her meslekte önem kazanıyor. Klasik iletişim fakülteleri, gazetecilik, reklamcılık bölümleri değil, bilgi yönetimi çok önemli hale geliyor. Dünya bilgi ekonomisi üzerine kurulmaya başlandı.


Ama artık bilgiye kolaylıkla ulaşılıyor, yaratıcılık daha önemli deniyor.


Doğru. Dünyada böyle trend var. Bilgiye ulaşmalı, onu kullanıp sonra da yaratıcılıkla birlikte yeni bilgiler üretmeli, yeni mal ve hizmetlere katmalısınız. Bunun için iletişim kurmak lazım. İşletme için bilgi üreten, bilginin nerede olduğunu bilen, bilgiyi toparlayan, kullanan ve yeni bilgi yaratan insanlara ihtiyaç var. Bunlar için bilgi mühendisi yetişmesi lazım. Mühendislik böyle farklılaşıyor. İletişim mühendisliği ortaya çıkarıyor. Sosyal bilimler giderek mühendisleşiyor.


Bilişim eğitiminde neler oluyor?


Bilişim eğitiminde sıkıntı var. Bilişim denince bilgi işlemci akla geliyor. Bilgisayar mühendisine artık ülkemizde ihtiyaç yok. Bilgisayarı iyi kullanan ara elemana ihtiyaç var. Sektörlerde hemen her kademedeki insanın bilişim sektöründe faydalanabilir, kullanıyor olması lazım. Bunun için de herkesin bilgisayar mühendisi olmasına gerek yok.


HASTANE VE EĞİTİM YÖNETİCİLİĞİ


Tıp geleceğin mesleklerinde nerede yer alıyor?

Tıp ve sağlık sektöründe Türkiye avantajlı. Kendi içimizden çok dışarıya hizmet vereceğiz. Avrupa nüfusu yaşlanıyor. Sağlık- sosyal güvenlik harcamaları artıyor. Türkiye sınır ötesi bu tip müşteri taleplerine daha ucuza cevap verebilmeli. Önümüzdeki yirmi yılda hem Avrupalı, hem Amerikalı bütün sağlık kurumları burada olacak. Birkaç sene sonra dış müşterilere hizmet vermek üzere hazır olmalıyız. Bizde 10 bin dolara sağlık bakımı, Batı’da 70 bin dolara yapılıyor. Bu fiyat farkından faydalanmalıyız. Sağlık yöneticilerine ihtiyaç var. Bizde iyi cerrah, doktor var. Ama bir özel hastaneyi etkin yönetip, onun rekabet gücünü artıracak, onu finansal anlamda düşünecek yöneticilere ihtiyaç var.


Sosyal bilimler geleceğin mesleklerinde nerede?


İnsanla ilgili her alan, sosyoloji, psikoloji hepsi önem kazanacak. Örneğin bizde tarihçi sadece kendi çevresi içinde ihtiyaç duyulan ve iş yapan kişidir. Oysa yeni dönemde ekonomik gelişme olunca bütün kurumların sosyal sorumluluğundan, insanların öğrenme ihtiyacından kaynaklanan ihtiyaçlar olacak. Tarihçiler artık o küçük dünyalarında kalmayacak. Çok daha geniş alan içinde çalışmaya başlayacak.


Şu anda liseye giden öğrencilere, hangi meslekleri önerirsiniz?


Perakende sektörü, finans, turizm yöneticiliği, iletişim, bilgi-işlem, sağlık yöneticilik, lojistik ve ulaştırma, enerji ve gayrimenkul sektöründe çok gelecek var. Gayrimenkul dünyada devasa bir şekilde gelişiyor. Burada çalışanların ancak yüzde 2-5’i inşaat mühendisi. İnşaat mühendisi ve şehir plancısını yetiştiriyoruz. Ancak, örneğin bir alışveriş merkezi yapılacaksa nereye kurulmalı, kentsel yaşama etkisini, ekonomik fizibilitesini araştıracak kişiler yetiştirmiyoruz.


Türkiye’de geleceğin meslekleri


İletişim Elektronik mühendisleri, enformasyon mühendisleri, yazılım mühendisleri, Ar-ge mühendisleri, ürün geliştirme yöneticileri ve uzmanları, uygulama geliştirme yönetici ve uzmanları, pazar ve iş geliştirme yöneticileri, satış ve pazarlama yöneticileri, satış sonrası hizmet yöneticileri

Perakende Perakende yöneticileri, zincir yöneticileri, mağaza yöneticileri, store yöneticileri, dağıtım kanalları yöneticileri, departman, kategori, stok yöneticileri, mağaza satış danışmanları ve uzmanları

Turizm Otel yöneticileri, işletme yöneticileri, yiyecek-içecek işletme yöneticileri, pazar ve ürün geliştirme yöneticileri

Bilişim ve bilgi teknolojileri Bilgi teknolojileri koordinatörü, veri taban ve bilgi yöneticileri, network ve sistem mühendisleri, network ve sistem güvenlik yöneticileri, yazılım mühendisleri, yazılım geliştirme uzmanları, sistem programcıları ve analistleri, web yöneticileri, web tasarım ve içerik uzmanları.

Bankacılık Şube yöneticileri, bireysel kredi yöneticileri, gayrimenkul ve konut finansman ve kredi yöneticileri, risk ağırlıklı aktif yöneticiler, internet bankacılığı yöneticileri, uluslararası bankacılık yöneticileri

Sağlık Sağlık kurumları yöneticiliği, bakım ve yaşam evleri yöneticiliği, medikal-sağlık ve hasta hizmetleri yöneticiliği, tıbbi direktörlük, hemşire direktörlüğü

Enerji Enerji mühendisleri, elektrik mühendisleri, petrol ve doğalgaz mühendisleri, nükleer enerji mühendisliği,

Otomotiv Elektronik mühendisleri, endüstri tasarım mühendisleri, enerji mühendisleri, çevre mühendisleri

İnşaat müteahhitlik İnşaat mühendisleri ve mimarlar, elektrik mühendisleri, malzeme mühendisleri, tasarım mühendisleri, saha ve şantiye mühendisleri, planlama mühendisleri, iş güvenliği mühendisleri,

Gayrimenkul Proje yöneticileri, gayrimenkul değerleme uzmanları, gayrimenkul yatırım uzmanları, gayrimenkul pazarlama ve satış yöneticileri, proje ve iş geliştirme yöneticileri, konut tüketici finansmanı uzmanları

Eğitim Eğitim kurumları yöneticileri, eğitim ve gelişim yöneticileri, eğitim ve kariyer danışmanları, rehberlik ve öğrenci işleri yöneticiliği, eğitim sistemleri ve teknikleri geliştirme yöneticileri, e-eğitim yöneticileri, özel eğitim yöneticileri, yaşam boyu eğitim yöneticileri, erken çocukluk eğitimi yöneticileri, dershane yöneticileri.

Yazar: Nuran Çakmakçı 
Kaynak: http://www.yenibiris.com

19 Şubat 2018 Pazartesi

Üzerinden tam 17 yıl geçti! Yine aynı oyun

Devletin zirvesinde yaşanan Anayasa kitapçığı fırlatma olayı ve onun tetiklediği 2001 krizinin üzerinden 17 yıl geçti. O dönem görevde olan bakanlar, Türkiye'nin maruz kaldığı ekonomik operasyonun günümüzle benzerlik taşıdığını belirtti.

Türkiye, 19 Şubat 2001'de toplanan Milli Güvenlik Kurulunda (MGK), dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile dönemin Başbakanı Bülent Ecevit arasında yaşanan Anayasa kitapçığı fırlatma olayının etkisiyle tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşadı.

MGK sonrası yapılan açıklamalarla kriz büyürken, borsa ilk gün yüzde 14,6, üç günde 29,3 değer kaybetti. Repo faizleri yüzde 760'a, ardından da yüzde 7 bin 500'e tırmandı. Merkez Bankasından 7,6 milyar dolarlık döviz çıkışı oldu. Türkiye 2001 yılında yüzde 5,7 küçülürken, enflasyon oranı yüzde 88'i aştı.

Türkiye, krizin ilerleyen dönemlerinde "sabit döviz kuru" sistemini terk ederek, dalgalı kura geçti. Kriz öncesi 623 bin lira olan dolar, 1 milyon 225 bin liraya tırmandı. İç borçlanmanın ortalama vadesi 410 günden 148 güne düştü. Kredi kartlarında aylık faizler yüzde 60'lara kadar tırmandı.

2000 yılında yüzde 6,5 olan işsizlik oranı, 2001 yılında yüzde 8,5'e, 2002'de 10,3'e yükseldi. Standart and Poor's, Türkiye'nin kredi notunu düşürürken, mart ayında Kemal Derviş, ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak kabineye girdi. Bankalara el koyma süreci bu dönemde de devam etti. Ekonomideki sıkıntıya bağlı olarak büyük esnaf eylemleri başladı.

Hükümet tarafından, krizin etkilerini ortadan kaldırmak için "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" açıklandı. Merkez Bankasına özerklik getiren yasa ile Bankacılık Yasası bu dönemde Meclisten geçti. Türkiye, 20 milyon liralık banknotla tanıştı. İlerleyen dönemde pek çok bakan ve bürokrat görevlerinden istifa etti.

3 Kasım 2002'de yapılan seçimlerde, AK Parti tek başına iktidara geldi. Krizin yaşandığı dönemde koalisyonda bulunan DSP, MHP ve ANAP ise Meclis dışında kaldı.

"COTTARELLİ TATİLE ÇIKMIŞTI"

Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anayasa kitapçığı krizinin yaşandığı 19 Şubat 2001'de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yurt dışında olduklarını ve olaydan telefonla haberdar edildiklerini belirterek, "Yurt dışından dönünce bu olayı kucağımızda bulduk. Bu krizin öncesinde de Kasım 2000'den Şubat 2001'e giden dönemde, ülke olarak aynı bugünlerde olduğu gibi yine finansal anlamda operasyona tabi tutulmaya çalışıldık. Bugün nasıl ekonomik tetikçiler varsa o gün de ekonomik tetikçiler vardı. Uluslararası güçlerin Türkiye üzerindeki çıkarlarının neden olduğu ekonomik tetikçilik olayıydı." dedi.

O dönem kurda aşırı oynamalar yaşandığına ve cari açığın da kritik seviyede olduğuna işaret eden Tanrıkulu, "Krizi, sadece Anayasa kitapçığı fırlatmaya bağlamamak lazım. O olay, son damlası oldu. Öncesinde uluslararası bazı bankaların, Türkiye'den ciddi para çekmesi gibi sabotajları vardı. Aynı bugün gibi. Bu dönemle mukayese ediyorum, ülke yine benzer olaylarla karşı karşıya kalmış." diye konuştu.

Tanrıkulu, o süreçte, dönemin Başbakanı Ecevit başkanlığında yapılan bir ekonomi toplantısında sabit kurdan dalgalı kur rejimine geçişin ele alındığını anımsatarak, şöyle devam etti: "Merkez Bankası sabit kuru hazirana kadar açıklamıştı. Dalgalı kura ben de dahil bazı isimler, Genel Başkanımız itiraz etti. Tartışma konusu olmuştu. Fikir, Merkez Bankası ve Hazine yönetiminden gelmişti. O olay, IMF'nin bizim üzerimizdeki operasyonudur. 'IMF istiyor' denilince, Genel Başkanımız IMF Türkiye Masası Şefi Carlo Cottarelli'nin aranmasını istedi. Aradık ancak ulaşamadık, adam yok, ABD'de tatilmiş ve tatile çıkmış. Bankalarla ilgili o dönem çok tartışma çıktı, biz hep itiraz ettik."

"KİTAPÇIK FIRLATILDI DİYE EKONOMİ ÇÖKMEZ"

Dönemin dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Tunca Toskay da Anayasa kitapçığı fırlatma olayının, krizle doğrudan ilgisi olduğunu düşünmediğini ve o olayın işin magazin tarafı olduğunu söyledi. Toskay, o dönem kamu iştirakleri ve finans sektörünün kötü durumda olduğuna dikkati çekti. Sabit kur rejiminde, kurun belli bir bantta oynama imkanı olsa, krizi önlemenin ve hafif geçirmenin mümkün olabileceğine işaret eden Toskay, "O dönemde bankalarda çözülme başladı. Şubattaki olayla da tutunulamadı. Şimdi Türkiye ve ABD ilişkilerine bakınca, Kemal Derviş niye geldi, fonksiyonu neydi, daha iyi anlamak mümkün olabilir. Hükümetin düşürülmesinde kendisi aktif rol oynadı, Meclisteki güvenoyu tabanını yok ettiler. Siyaset, dış politika ve iç ekonomik şartlar üst üste geldi. Anayasa kitapçığı olayı olmasaydı iyi olurdu ama Anayasa kitapçığı fırlatıldı diye ülke ekonomisi çökmez." değerlendirmesinde bulundu.

Toskay, olayın yaşadığı sırada bir resepsiyonda olduğunu ve yaşananlar üzerine hemen Başbakanlıkta toplantı yaptıklarını hatırlatarak, "O toplantıda, programdan sorumlu olan Merkez Bankası Başkanı ve Hazine Müsteşarı'na 'Bu program patlarsa sorumlusu sizsiniz.' dedim. Sonrasında da istifa ettiler zaten. Hükümetin seçime giderken çok basit taleplerini bloke ettiler. Fındık desteklemesi gibi rakamlar bile ödenmedi." ifadesini kullandı.

"TÜRKİYE'NİN ŞOKLARA DİRENCİ 2001'E GÖRE KATBEKAT ARTTI"

İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurullah Gür de Anayasa kitapçığı fırlatma vakasının, Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birinin fitilini ateşlediğini belirterek, bu olayın, zaten 2000 yılının sonunda zor günler geçiren Türkiye ekonomisinin dibi görmesine neden olduğunu dile getirdi. Türkiye ekonomisinin 2001 yılında daraldığını anımsatan Gür, "Dolar kuru 600 bin lira seviyesinden 1 milyon liranın üzerine çıktı. Bu süreçte 10'dan fazla banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredildi. Mevduat sahiplerinin tasarrufları kısa sürede eridi. Repo faizleri yüzde 7 bin 500 seviyesini gördü. Borsaçöktü. İşsizlik ve yoksulluk hızla arttı. Ekonomideki bu çöküş yüzünden Türkiye yeniden IMF ile masaya oturmak zorunda kaldı. 2000-2001 krizi sonrasında bankacılık sektörü ve kamu maliyesi yeniden yapılandırıldı." dedi.

2002 yılındaki genel seçimler sonrası yakalanan siyasi istikrarın, makroekonomik istikrarın sağlanmasının önünü açtığını ifade eden Gür, bankacılık sektörünün kendisini geliştirdiğini, bütçe açığı ve kamu borç oranının hızla düştüğünü, enflasyonun çok uzun bir aradan sonra tek haneli rakamlara indiğini anlattı.

Nurullah Gür, şunları kaydetti:

"2000-2001 krizinden sonra gerçekleştirilen yapısal reformlar ve 15 yıldan daha fazla süredir devam eden siyasi istikrar Türkiye ekonomisinin iç ve dış şoklara karşı direncini 2001 yılına kıyasla katbekat artırmıştır. Türkiye, küresel finans krizinin etkilerinden dünya genelinde en hızlı kurtulan ülkelerden biri olmuştur. Türkiye ekonomisi, Gezi Parkı olaylarından 17-25 Aralık operasyonlarına, Suriye'deki iç savaştan 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar birçok iç ve dış şoklardan asgari düzeyde etkilenerek yükselişini sürdürmektedir. Son yıllarda yaşadığımız bunca badireye rağmen Türkiye son yıllarda G20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ilk üç ekonomiden birisidir. Bu, her ülkenin ulaşabileceği bir başarı değildir."