Avrupa Ekonomik sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Avrupa Ekonomik sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

16 Ekim 2024 Çarşamba

Küresel iş dünyasına göre ekonomideki en büyük sorun "nitelikli iş gücü eksikliği" ve "enflasyon

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Küresel iş dünyası, işletmeler için en önemli sorunların "iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği" ile "enflasyon" olduğunu belirtiyor. 



 Dünya Odalar Federasyonunun (WCF) "İklim Değişikliği İçin İşbirlikçi Yaklaşım" ana temasıyla İstanbul'da düzenlenen Avrupa ve Asya Zirvesi bugün sona eriyor. 

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) ev sahipliğinde uluslararası iş dünyasının temsilcilerini bir araya getiren ve 62 ülkeden 800'den fazla iş insanının katılımıyla düzenlenen zirve kapsamında, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) ve WCF tarafından hazırlanan "ICC Dünya Odalar Federasyonu Küresel Ekonomik Görünüm Anketi" başlıklı raporun çıktıları katılımcılar ile paylaşıldı. 

Dünya genelinde global gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 90'ını temsil eden 96 ülkeden (47 yüksek gelirli, 49 gelişmekte olan ülke) 210 oda temsilcisi ile yapılan araştırma önemli sonuçlar ortaya koydu. İş hayatı iklimi, enflasyon, finansmana ulaşım, ekonomik görünüm, iklim ve sürdürülebilirlik gibi konulara odaklanan ve iş dünyasına küresel bir bakış açısı ortaya koyan rapora göre, iş dünyasının yüzde 71'i gelecek 12 ayda fiyatların ılımlı bir şekilde artmasını bekliyor. Yüzde 14'ü fiyatların daha hızlı artacağını öngörürken, yüzde 13'ü fiyatların aynı kalacağını, sadece yüzde 3'ü ılımlı bir şekilde gerileyeceğini düşünüyor. 

Bölgelere göre işletmelerin başlıca sorunları Ankete göre, işletmeler için en önemli sorunların başında "iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği" geliyor. İkinci sırada "enflasyon" yer alırken, onu "jeopolitik gerginlikler", "vergilendirme" ve "finansal sorunlar" takip ediyor. Başlıca sorunlar bölgelere göre değerlendirildiğinde; Kuzey Amerika'da "enflasyon, iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği, vergilendirme, finansal sorunlar, belirsizlik ve stabil olmayan iç politika", Latin Amerika ve Karayipler'de "güvensizlik, belirsizlik ve stabil olmayan iç politika, finansal sorunlar, vergilendirme, döviz kuru riski", Sahra Altı Afrika'da "vergilendirme, finansal problemler, rekabetçi ithalat, enflasyon ve döviz kuru riski" öne çıkıyor. 

Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki iş dünyası, "jeopolitik gerginlikler, finansal problemler, belirsiz ve stabil olmayan iç siyaset, enflasyon, iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliğini", Avrupa ve Orta Asya "iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği, jeopolitik gerginlikler, enflasyon, vergilendirme, belirsiz veya istikrarsız iç politikayı", Doğu Asya ve Pasifik, "enflasyon, iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği, finansal problemler, jeopolitik gerginlikler ve vergilendirmeyi" sorun olarak görüyor. Güney Asya iş dünyası ise "vergilendirme, finansal problemler, teknolojik gelişmelerin eksikliği, güvensizlik ile belirsiz ve stabil olmayan iç siyasetin" başlıca sorun olduğunu belirtiyor. İş dünyası, yapay zekanın dengeli yönetilmesi gerektiğine dikkati çekiyor İş dünyasının yüzde 66'sı yapay zekayı dengeli yönetilmesi gereken hem risk hem de fırsat olarak değerlendirirken, yüzde 23'ü büyüme ve inovasyon için bir fırsat olarak, yüzde 10'u yönetilmesi gereken önemli bir risk olarak görüyor. İşletmelerin yüzde 60'ı yapay zeka uygulamalarının yüksek inovasyon gerektiren sektörlerle sınırlı olduğunu bildiriyor.

Ülkenizde finansal katılımın önündeki en büyük engeller nelerdir?" sorusuna tüm bölgelerin birinci yanıtı "ekonomik belirsizlik" olurken, sadece az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için değil, gelişmiş ve kişi başı geliri çok yüksek ülkeler için de aynı problem öne çıkıyor. Küresel iş dünyası yüksek enflasyon nedeniyle krediye ulaşmada yaşanan problemlerden şikayetçi olurken, bu sorundan hemen hemen tüm bölgelerin şikayet etmesi enflasyonun yol açtığı sıkıntıları ortaya koyuyor. 

Satış gelirlerinin düşük de olsa artması bekleniyor Ankete katılan oda temsilcileri, görünümün olumlu olduğunu düşünse de bazı bölgeler kasvetli ve karamsar bir ekonomik tablo yaşanacağını belirtiyor. "Bir yıl içinde satış gelirlerinizin nasıl değişmesini bekliyorsunuz?" şeklindeki soru üzerine, katılımcıların yüzde 50'si düşük seviyede de olsa artacağına, yüzde 30'u değişmeyeceğine dair görüş bildirdi.

Araştırma, enflasyonun maliyetleri hızla artırdığını ve tedarik zincirlerini bozduğunu, böylece tüm bölgelerde operasyon maliyetlerinin yükseldiğini, işçi ücretleri üzerindeki baskının arttığını ve tedarik zincirlerinin bozulmasına neden olduğunu gösteriyor. İklim politikalarına uyum sağlamak için işletmeler enerji kaynaklarını çeşitlendirip yeşil teknolojiyi benimserken, KOBİ'ler büyük oranda başarılı bir iklim geçişi için mali desteğe güveniyor. 

KOBİ'lerin yeşil ekonomiye geçişi için en önemli 3 destek KOBİ'lerin yeşil ekonomiye geçmesi noktasındaki en etkili 3 destek sorulduğunda "mali destekler", "dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi" ile "raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi" öne çıkıyor. Kuzey Amerika ile Latin Amerika ve Karayipler'de "Mali destekler, dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi ile raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi", 

Avrupa ve Orta Asya'da "dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi, mali destekler, raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi", Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da "dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi, ticaret engellerinin kaldırılması ile raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi" KOBİ'lerin yeşil ekonomiye geçişindeki en önemli 3 destek olarak belirtiliyor. Doğu Asya ve Pasifik'te "mali destekler, ticaret engellerinin kaldırılması ve dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi", Güney Asya'da ise "Mali destekler, tedarik zinciri işbirliğinin geliştirilmesi ile raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi" şeklinde sıralanıyor.

Dünya Odalar Federasyonuİş dünyası

15 Ekim 2024 Salı

Türkiye'nin En Çok İhracat Yaptığı Ülke



SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Almanya, Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı ülke olmayı sürdürüyor

Resesyon endişelerinin giderek arttığı Almanya, Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı ülke olmaya devam etti.

ürkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan Avrupa'da ekonomik aktivitenin yavaşlama sinyalleri vermesine karşın, bölge ile yapılan ticaret güçlü kalmayı sürdürüyor.

Almanya, bu dönemde de Türkiye'nin bölgede en çok ihracat yaptığı ülke konumunu korurken, bu durumun ülkenin ekonomik aktivitesindeki yavaşlamanın öne çıktığı bir dönemde de gerçekleşmesi dikkati çekiyor.

AA muhabirinin Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye'nin eylül ayında ihracatı 22 milyar 7 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde en fazla ihracat yapılan bölge Avrupa olurken, toplam ihracatın yüzde 52'si Avrupa ülkelerine yapıldı.

Türkiye'nin Avrupa ülkelerine ihracatı eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,1 artışla 11 milyar 372 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Eylül ayında en fazla ihracat yapılan Avrupa ülkesi, 1 milyar 522 milyon dolar dış satım gerçekleştirilen Almanya olurken, onu 1 milyar 232,9 milyon dolarla Birleşik Krallık, 980,2 milyon dolarla İtalya, 766,4 milyon dolarla Fransa, 747,6 milyon dolarla Rusya Federasyonu izledi.

Bu dönemde Avrupa ülkeleri arasında en fazla ihracat yapılan Almanya'ya 426,4 milyon dolarlık otomotiv endüstrisi dış satımı kaydedildi.

Söz konusu ülkeye yapılan ihracat sektörel olarak incelendiğinde, 244,7 milyon dolarlık hazır giyim ve konfeksiyon, 120,3 milyon dolarlık demir ve demir dışı metaller, 119,1 milyon dolarlık elektrik ve elektronik, 98,3 milyon dolarlık kimyevi maddeler ve mamulleri ihracatı yapıldı.

En fazla ihracat yapılan 5 Avrupa ülkesi arasında Rusya hariç diğer ülkelere en çok dış satımı otomotiv endüstrisi gerçekleştirdi.

Eylülde Birleşik Krallık'a 452,9 milyon dolarlık, İtalya'ya 315 milyon dolarlık, Fransa'ya da 347 milyon dolarlık otomotiv ihracatı yapıldı. Rusya'ya en yüksek ihracat yapan sektör, 139,3 milyon dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri oldu.

En yüksek artışta Birleşik Krallık zirvede

Değer bazında ihracat artışında Birleşik Krallık zirvede yer aldı. Eylülde bu ülkeye yapılan ihracatta 245,3 milyon dolarlık artış görülürken, onu 108,8 milyon dolarla Slovenya, 76,4 milyon dolarla İspanya, 73,4 milyon dolarla Norveç ve 64,6 milyon dolarla Yunanistan takip etti.

Bu dönemde Slovenya'ya 261,4 milyon dolarlık, İspanya'ya 744,4 milyon dolarlık, Yunanistan'a 295,2 milyon dolarlık ve Norveç'e 102,2 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi.

Söz konusu dönemde İspanya ve Slovenya'ya en yüksek ihracat sırasıyla 192,7 milyon dolar ve 220,1 milyon dolarla otomotiv endüstrisinden yapılırken, Yunanistan'a 55,7 milyon dolarlık kimyevi maddeler ve mamulleri dış satımı gerçekleştirildi.

Norveç'e de en fazla dış satımı 67,1 milyon dolarla gemi yat ve hizmetleri sektörü gerçekleştirdi.


Söz konusu ayda Almanya'ya yapılan ihracat ise bir önceki yılın aynı ayına göre 14,4 milyon dolar azalış görüldü.



1 - 30 Eylül (bin dolar)


ÜLKE

2024


ALMANYA

1.521.983,60


BİRLEŞİK KRALLIK

1.232.868,04


İTALYA

980.163,64


FRANSA

766.403,31


RUSYA FEDERASYONU

747.562,94


İSPANYA

744.361,77


ROMANYA

655.524,35


POLONYA

596.320,10


HOLLANDA

586.327,01


BELÇİKA

384.523,85




28 Kasım 2019 Perşembe

Sıfırdan İş Kurmak İçin Atılması Gereken Adımlar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Bir iş fikri bulduysanız, gerekli araştırmaları yapıp kariyerinizde bir dönüm noktasına hızla yaklaşıyorsanız yeni bir iş kurmak için atılması gereken adımlar hakkında da bilgi sahibi olmanın faydalarını yaşayabilirsiniz.
Yıllardır edindiğiniz deneyimi artık yalnızca kendiniz için kullanmak, aklınızdaki iş fikrinden para kazanmak, kurumsal hayattan uzaklaşıp esnek çalışma saatlerine kavuşmak ya da yalnızca patron olmak için yeni bir iş kurma yolculuğu size cazip gelebilir. Yaşamanız muhtemel tüm zorlukları göze almış ve riskleri göğüslemiş olabilirsiniz. Yine de şirket kurmadan önce yapmanız gereken, tamamlamak zorunda olduğunuz bazı adımlar olduğu gerçeğini göz ardı etmemelisiniz. Bu adımları dikkatle planladığınız takdirde başarısızlık riskini azaltabilir, işinizin uzun soluklu olması adına olasılıkları yükseltebilirsiniz.
Sıfırdan Bir İş Kurmak İçin Yapmanız Gerekenler
Bir çok girişimci işin hayatın dönüm noktası ilk adımı atmaktır. Bu adımda kaynaklarınızı ne kadar mantıklı kullanırsanız, yeni işinizde başarı şansınız o kadar artacaktır. Sıfırdan bir iş kurarken şansınızı arttıracak tavsiyelere göz atın.
1. İş Fikrini Aceleye Getirmeyin
Spesifik bir alanda özel bir iş fikrine sahipseniz başka; ancak kendi işinizi kurabilmek için iş fikirleri arasından seçim yapma aşamasındaysanız birçok değişkeni aynı anda hesaplamalısınız. İş fikrinin potansiyelini, nasıl hayata geçirileceğini ve en önemlisi rakiplerinizin güçlü veya zayıf yönlerini öğrenmelisiniz. Örneğin e-ticaret sitesi açacaksanız Pazar devleri arasından sıyrılabilmek için ne gibi stratejiler geliştirmeniz gerektiğini belirlemelisiniz. Eğer dükkan açma gibi bir fikriniz varsa lokasyon seçimi yapmadan önce hedef kitle analizinizi tamamlamalısınız. Herhangi bir sektöre adım atacaksanız o sektörün kendi değişkenlerini de göz önünde bulundurarak başarılı bir sürece adım atabilirsiniz. Bu noktada önemli olan kendinizi sektörün rekabet koşullarına hazırlamak ve kendi alanınızda en iyiler arasına girebilmek için farklılaşabilmektir. İş fikrini seçerken o iş fikrinin hayatınızda önemli bir yere sahip olacağını unutmamalı yalnızca karlı diye sevmediğiniz bir alanda faaliyet göstermemelisiniz. Sizi heyecanlandıran, keyiflendiren ve aynı zamanda para kazandırma olasılığı yüksek iş fikri bulabilirseniz işinizin gerektirdiği fedakarlıkları büyük bir hevesle üstlenebilirsiniz. Aksi bir durum hem sizin için hem de aileniz için oldukça sıkıntılı olacaktır.
2. Devlet Teşvikleri Hakkında Bilgi Edinin
İş fikrinizi bulduktan sonra yeni bir iş kurmak size daha da cazip geliyorsa avantajlarınızı katlamanın bir yolu daha olduğunu söylemek isteriz. Türkiye’de girişimcilik ekosistemi giderek değer kazandığı için farklı kamu kurumları girişimcileri çeşitli şekillerde destekliyor. Girişimcilerin en çok ilgi gösterdiği kurum KOSGEB olsa da destek sağlayan tek kurum KOSGEB değildir. Pazara giriş, kurumsallaşma, Pazar geliştirme, eğitim, danışmanlık, istihdam artırımı ve ticarileşme gibi birçok ayrı kalemde destek sunan kurumlar bulunmaktadır. Bu nedenle şirketinizi açmadan önce destekleri, hibeleri ve kredi olanaklarını araştırmanızı öneriyoruz. Bazı destekler için ek şartlar gerekebilir ve şirket açılışını tamamlamadan bu şartları yerine getirmiş olmanız istenebilir. Örneğin KOSGEB girişimciliği geliştirme destek programından yararlanmak istiyorsanız öncelikle girişimcilik eğitimini tamamlamanız, sertifika almanız ve şirket kuruluşunu sonra gerçekleştirmeniz gerekir. Bu süreçte aksaklık çıktığında destek umutlarınızı yitirebilirsiniz.
3. İşletme Planı Öncelikli!
Kendinize bir iş planı hazırlamadan iş kurmak mantıklı bir tercih olmaya çok uzaktır. Gerçekleştirdiğiniz analizlerin maksimum verimlilikte sonuçlara dönüşebilmesi için detaylı hazırlanmış bir iş planına her zaman ihtiyacınız olacaktır. İş planı hazırlarken işletmenizin gelecek hedeflerini ortaya koymalı, gelecekte karşılaşmanız muhtemel tehlikeleri belirlemeli ve işletmenizin başarısını arttıracak pazarlama stratejilerini netleştirmelisiniz. Hazırladığınız iş planının çok uzun olmasına gerek yoktur, kısa ve öz bilgileri içermesi ve işletmenizin gelecek projeksiyonunu belirlemesi yeterlidir. İş planı hazırladıktan sonra işletmenizle ilgili önemli süreçlerde bu planınızı yeniden gözden geçirmelisiniz. Neticede şirket kurmadan önceki amaçlarınızla ve stratejilerinizle işletmenizi kurduktan sonraki amaçlarınız aynı olmayacaktır. Sektöre yeni rakipler girebilir, sizin iş gücünüz değişebilir, yeni bir ürün fikriniz olabilir vb. değişkenler doğrultusunda iş planınızı yenilemelisiniz.
4. Ortaklık Fikrini Gözden Geçirin
İş kurmak istiyorsanız ve iş fikrinizi bulduğunuza inanıyorsanız yaşadığınız rahatlığı tahmin edebiliyoruz! Emin olun çoğu girişimci iş kurma isteğini de iş fikrini de netleştirmekte zorlanıyor. Çoğunlukla sermaye sorun gibi düşünülüyor ancak asıl engel cesaret edememek oluyor. Sermaye ya da iş hayatında bir bilenin önerileri sizin için de önemli olabilir! Bu gibi bir durumda iş fikrinizi ertelemek yerine kendinize bir ortak bulabilirsiniz. İş ortağı bulmanın kolay olmadığını ve toplumumuzda çok yanlış anlaşıldığını hepimiz biliyoruz. Genellikle en yakın arkadaşlar ya da aile bireyleri iş ortağı olarak tercih edildiğinden başarı potansiyeli çok yüksek iş fikirleri dahi başarısızlığa uğrayabiliyor. Siz de benzer bir karar aşamasındaysanız iş ortağının doğru seçildiğinde size birçok avantaj sağlayabileceğini net bir şekilde söyleyebiliriz. Bir işletmeyi yönetmek ve o işletmenin sorumluluğunu tek başına üstlenmek kolay değildir. Bir de sermaye eksiği ya da tecrübe noksanlığı devreye girdiğinde işiniz düşündüğünüzden de zor olabilir. Bu nedenle hem kendi işletmeniz için bir ortak bulmayı hem de işletmeler arasında bir ortaklık kurmayı düşünebileceğinizi hatırlatmak istiyoruz. Elbette seçim doğruluğu yine ve yine çok önemli!
5. Şirket Tipinize Karar Verin
Geldik en sıkıntılı konulardan birine. İş kurmayı istiyorsanız işinizi resmi bir şekilde sürdürebilmek için şirket kurmalısınız. Buraya kadar genelde herkes hemfikirdir, ancak iş şirket tipini belirlemeye geldiğinde sorunlar baş gösterir. Şahıs şirketi mi, limited şirket mi yoksa anonim şirket mi gibi sorular sizin de aklınızı karıştırıyorsa mutlaka bir muhasebeci ya da mali müşavir ile görüşmenizi öneriyoruz. Şahıs şirketinin de limited şirketinin de anonim şirketinin de kendine has birçok artısı ve eksisi bulunur. Örneğin şahıs şirketinin kurulum maliyetleri düşüktür ve kapanma işlemleri de oldukça hızlıdır. Ancak geliriniz giderek artacaksa sürekli değişebilen vergi dilimlerine hazırlıklı olmanız gerekir. Yıl içerisinde kazancınız beklentilerinizin çok üzerine çıkarsa kazandığınızın %35’ini vergiye ayırmak zorunda kalabilirsiniz. Limited şirketin kurulum maliyetleri şahıs şirketine göre daha fazladır, belli kısıtlamaları da vardır. Yine de %20’lik vergi dilimi değişmez. Bu ve bunun gibi birçok noktada şirket tipleri arasında farklılıkların olduğunu ifade edebiliriz. Şirket tipine karar verdikten sonra işlemler için muhasebecileri yetkilendirebilir, sizin adınıza işlem yapmalarını sağlayabilirsiniz.
6. İyi Bir Ekip Her Derde Deva
Yeni bir iş kurmak için sadece siz tüm işler için yetebilirsiniz. İşletmenizin para kazanmasını sağlayabilir, sosyal medya hesaplarını açabilir, müşterilerle görüşebilir, tedarikçileri yönetebilir, şikayetlerle ilgilenebilirsiniz. Ama nereye kadar? Emin olun bir noktadan sonra tüm işlere yetemediğinizi ve yetemediğiniz için kendinizi yıprattığınızı fark edeceksiniz. Yeni bir iş kurmayı düşünüyorsanız bizim önerimiz mutlaka güvendiğiniz ve yetkinliklerine ihtiyaç duyduğunuz kişilerden yardım almanız olacaktır. Kendi işinizi kurduğunuzda tek başınıza bu sorumluluğu üstlenmek zorunda olmadığınızı bilmelisiniz. Evet personel masrafları çok da ucuz değil ancak yine de yararlanabileceğiniz teşviklerin olduğunu da unutmamalısınız. Üstelik doğru seçtiğiniz bir personelin size yeni müşterilerle anlaşmak için zaman tanıyacağını da göz önünde bulundurmalısınız.
7. Networkünüzü Genişletin
Şirketinizi resmi olarak kurmadan önce de şirketinizi kurduktan sonra da bir iş yeri sahibi olarak kişisel networkunuzu genişletmenizi öneriyoruz. Ne kadar çok kişiyi tanır ve ne kadar kişiye kendinizle işinizi tanıtırsanız akılda kalıcılığınızı o kadar çok arttırabilirsiniz. Şirketinizi yeni kurduğunuz zamanlarda sektörünüzdekilerle ya da diğer iş insanları ile tanışma fırsatı yakalayabileceğinizi unutmadan kurumsal kimliğinizi oluşturmalısınız. Girdiğiniz ortamlarda işinizi anlatıp merak uyandıracaksanız profesyonel bir şekilde tasarlanmış kart vizite, iyi çalışan bir web sitesine, sizin hakkınızda bilgi edinmek isteyenlerin inceleyebilecekleri bir sosyal medya hesabına ihtiyacınızın olacağını unutmamalısınız. Hem çok yüksek maliyet gerektirmeyen hem de imajınızı en iyi şekilde yansıtmanızı sağlayacak dijital kimliğinizi özenle oluşturursanız girdiğiniz ortamlarda pozitif bir izlenim yaratabilirsiniz.
8. İşinizi Tanıtın
Az önceki maddede kısa bir giriş yapmıştık, şirketinizin faaliyetlerinin devamlılığı için yapmanız gereken öncelikli işlerden biri de işinizi tanıtmaktır. Bu noktada önünüzde birçok seçenek bulunur. Faaliyet alanınıza, işletmenizin konumuna, iş fikrinize ve beklentilerinize göre hem geleneksel pazarlama yöntemlerinden hem de dijital pazarlama avantajlarından yararlanabilirsiniz. Teknoloji tabanlı bir iş yapıyorsanız dijital pazarlama faaliyetlerine odaklanmak sizin için çok daha mantıklı bir tercih olacaktır. Aynın şekilde satış yapmak temel hedefinizse, marka bilinirliğini arttırmak istiyorsanız, müşterilerinizin sadakatini kazanmanın öneminin farkındaysanız da yolunuz dijital pazarlama stratejileri ile kesişecektir. Günümüzde başarılı olmak isteyen tüm işletmenlerin yaptığı tercihe direnmek yerine dijital dünyada kendi sesinizi oluşturarak beklentilerinizin çok üzerinde başarı elde edebilirsiniz.
İş kurmak ve hayatınızda büyük bir değişim gerçekleştirmek istiyorsanız başarılı olmak için yazımızda bahsettiklerimiz haricinde birçok değişken doğrultusunda gardınızı almalısınız. Bu adımları doğru bir şekilde tamamlamak başarılı olma ihtimalinizi arttıracak olsa da başarıyı garantileyecek diye bir söylemde bulunamayız. İş fikri ne kadar başarılı olursa olsun başarısızlık ihtimali her daim aklın bir köşesinde bulundurulmalıdır. Bu ihtimalin görmezden gelinmemesi ve zor zamanlar için finansal kaynakların bulunması girişimcilerin ticari başarı elde etmeleri ve ticari faaliyetlerini sürdürebilmeleri adına önemli gerekliliklerdendir.

Yeni İş Kurmak İsteyenler İçin Kredi Fırsatları

Kendi işini kurmak isteyen ancak sermaye yetersizliğinden dolayı herhangi bir adım atamayan pek çok girişimci, işyeri açmak için kredi kullanmayı tercih ediyor. Bu kapsamda hem hükümet hem de bankalar tarafından girişimcilere yönelik kredi ve hibe destekleri sağlanabiliyor. Yeni iş kurmak için kredi kullanacak girişimciler için çeşitli seçenekleri değerlendirdiğimiz bu liste size fikir verebilir. Yine de iş kurmak için gerekli sermayenin tamamını kredilendirmek tavsiye edilmez. Elinizde bulunan hali hazır sermayenin üzerine kredi kullanmak size daha rahat bir nakit akışı sağlayabilir. Eğer sermayeniz yoksa sermayesiz iş fikirleri arasından bir seçim yapmanızı tavsiye edebiliriz.

Yeni İş Kurmak İçin Kullanılabilecek Krediler

İş kurmak isteyen girişimcilere devlet bankaları, özel bankalar, kooperatifler, kalkınma ajansları ve KOSGEB farklı koşullarla ve farklı miktarlarda işyeri açma kredileri verebiliyor. Bu kredilerin tutarlarını, vadelerini ve faiz koşullarını kurumların kendileri belirliyor. Biz de bu yazımızda size iş kurarken yararlanabileceğiniz kredi olanakları ile ilgili bilgi aktarmaya çalışacağız.
Devlet Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredileri
Devlet verdiği işyeri açma kredileri ile üretimi desteklemeyi amaçlamakta olup bu tür krediler genellikle fabrikalar tarafından kullanılıyor. Her bakanlığın bütçesinde ayrı ayrı olmak üzere işyeri açma kredileri için sermayelendirme yapılıyor. Bu konudaki devlet destekleri işyerinin açılmasından işletmenin işlemesine kadar uzanan süreci kapsıyor. Açılan işletme sorunsuz işlemeye başladığında işletme sahibi işini büyütmeyi düşünürse bu amaca yönelik hibe ve destek kredilerinden de yararlanabiliyor. Devlet tarafından verilen en önemli iş yeri açma desteği KOSGEB aracılığı ile girişimcilere ulaştırılıyor. Devletin vereceği iş yeri açma destekleri her yılın başında belirlenen miktarlar ile girişimcilerin kullanımına sunuluyor. Bu nedenle yılın başlarında yapılacak olan başvuruların olumlu sonuçlanma olasılığının daha yüksek olduğu biliniyor.            
KOSGEB Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredisi
KOSGEB’in 2018 yılında yapılan düzenlemelerden sonra henüz proje aşamasında bulunan işler için de kredi ve hibe destekleri vermeye başladığı biliniyor. KOSGEB işyeri açma desteğinden yararlanmak isteyen girişimcilerin öncelikle KOSGEB eğitimlerine katılması gerekiyor. Eğitimi başarı ile tamamlayan kişiler desteklerden ve hibelerden yararlanma şansını elde edebiliyorlar. KOSGEB işyeri açma kredisi, kişilere faiz ödemesinin yanı sıra vade öteleme seçeneği de sunuyor. Böylece girişimciler aldıkları kredilerin vadelerini 3 aydan 1 yıla kadar öteleyebiliyorlar. Bu şekilde alınacak kredinin 18 - 36 ay vadesi bulunuyor. Başvuru yapan kişilerin iş kurmaya başlamak için ön onayı beklemeleri gerekiyor. KOSGEB hali hazırda işini girişimcilik desteklerinden yararlanarak kuran kişilere faizsiz kredi desteğinden yararlanma fırsatı tanıyor.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredisi
Bu bakanlık yalnızca kadın girişimcilere kredi imkanı sağlıyor. Bakanlığın vereceği krediden yararlanacak olan kişiler aslında Avrupa Birliği Uyum Yasaları Çerçevesi’nde belirlenen yasalar ile bu krediyi alabiliyorlar. Bu yasalar çerçevesinde Bakanlığa ait hibe paketleri de sunuluyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı işyeri açma kredisi destekleri kapsamında 15.000 TL’ye kadar faizsiz kredi imkanı sağlıyor. Bu şekilde kadınların ekonomiye katkılarının artırılması hedefleniyor. Bakanlık işyeri değiştirme, iş büyütme gibi durumlarda da kredi ve hibe desteği veriyor. Boşanmış kadınlar girişimci olarak başvurdukları takdirde ek hibe ve kredi desteklerinden yararlanabiliyorlar.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredisi
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı vatandaşlarımıza 13 alanda kredi ve hibe desteği sağlıyor. Desteklerden yararlanacak olan kişiler 32 saatlik kısa bir eğitim sürecine tabi tutuluyorlar. Eğitimi tamamlayan kişiler hibe ve kredi desteklerinden yararlanmak için başvuruda bulunabiliyorlar. Bakanlık bu krediyi kullandırarak istihdam sorunlarının kaldırılmasını ve ekonomiye katkı sağlanmasını amaçlıyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın desteklerinden yararlanmak için 18 yaşını doldurmuş ve en az lise mezunu olmak gerekiyor. Desteklerden ağırlıklı olarak ARGE çalışmaları ve üretim temelli çalışmalar yapan girişimciler yararlanabiliyor.
Yeni İş Kurmak İçin Kredi Veren Bankalar
Bazı bankalar da yeni iş kuracak girişimcilere kredi imkanları sunuyor. Bu kredilerin şartları, miktarları ve vadeleri bankaların kendi kredi politikalarına ve piyasa koşullarına göre değişiklik gösteriyor. Hem özel bankalar hem de devlet bankaları tarafından yeni iş kuracak girişimcilere sağlanan kredi imkanlarını şöyle sıralayabiliriz;
TEB Küçük İşletme Girişimcileri İçin Kredi Veriyor

TEB; ticaret, hizmet, imalat sektöründe yer almak üzere lokanta, kafe, imalathane, atölye ya da mağaza açmak gibi geleneksel bir iş kuracak ya da kuruluş tarihi 1 yıldan fazla olmayan girişimcileri finansman alanında destekliyor. Bu amaca yönelik farklı kredi olanakları sunan TEB, kredi başvurularının değerlendirilmesini girişimcinin mevcut mali verilerine değil iş planlarına göre yapıyor.
Küçük işletme girişimcilerinin yararlanabileceği TEB kredi fırsatları arasında ilk sıralarda taksitli ticari kredi geliyor. Proje ihtiyaçlarına göre 50.000 TL’ye kadar teminatsız, 100.000 TL’ye kadar teminatlı kullandırılması şeklinde standart bir prosedür bulunmakla birlikte; 50.000 TL’ye kadar olan kredi kullanımlarında işin türüne ve durumuna göre TEB kefil ya da ek teminat talep edebiliyor. Girişimciler bu krediyi her ay eşit taksitler halinde ödeyebiliyorlar. Ya da 3 – 6 – 9 – 12 ay geri ödemesiz olmak üzere sonrasında taksitleri ödemeye başlayabiliyorlar.
Kredi Garanti Fonu Teminatlı Girişimci Kredisi kapsamında küçük bir işletme açacak olan girişimciler TEB & KGF işbirliğinden yararlanabiliyorlar. 100.000 TL’ye kadar teminatsız kredi kullanabiliyorlar. Bu kredi türünde vade 60 aya kadar uzatılabiliyor.
Halkbank Girişimci Kredileri ile Yeni İş Fikirlerini Destekliyor
Yeni iş kurmak için kredi kullanacak girişimcilerin ekonomik hayata katılımını destekleyen Halkbank farklı kredi alternatifleri sunuyor. Farklı deneyimlere ve farklı alanlarda iş fikirlerine sahip olan üniversite mezunundan teknokentlerde faaliyet göstermekte olan teknolojik girişimcilere kadar geniş bir kitleye kredi kullanarak iş kurma imkanı sağlanıyor.
Üniversite mezunu olup herhangi bir iş deneyimi bulunmayan, 30 yaşını aşmamış ve mezun olduğu bölüm ile ilgili kendi işini kurmak isteyen girişimciler Genç Girişimci Kredisi kapsamında 50.000 TL’ye kadar aylık eşit taksitli kredi kullanabiliyorlar.
Üniversite mezunu olup, eğitimini aldığı ve deneyim kazandığı iş kolunda kendi işyerini açmak isteyen girişimciler Cesur Girişimci Kredisi kapsamında 75.000 TL’ye kadar kredi kullanabiliyorlar. Bu girişimcilerin 35 yaşını aşmamış ve eğitimini aldığı iş kolunda en az 2 yıl deneyim sahibi olması gerekiyor.
Mesleki kuruluşlardan eğitim sertifikası ya da belgesi bulunan ve ilgili iş kolunda deneyimi olup kendi iş yerini açmak isteyen girişimciler Usta Girişimci Kredisi’nden yararlanabiliyorlar. Bu girişimcilerin en az ilkokul mezunu olması ve kuracağı iş konusunda faaliyet göstermekte olan işyerlerinde en az 5 yıl çalıştığını belgeleyebilmesi gerekiyor. 30 yaşını aşmamış olması istenilen girişimcilerin sahip olduğu eğitim sertifikalarını belgeleyebilmesi de aranılan koşullar arasında yer alıyor. Usta Girişimci Kredisi’nde üst limit 30.000 TL olarak uygulanıyor.
Teknokentlerde faaliyet gösteren, patent hakkı satın almış / sahibi olan ve KOSGEB, TTGV, KOSGEB gibi kurumlardan hibe almaya hak kazanan girişimcilere Mucit Girişimci Kredisi kullandırılabiliyor. Girişimcilerde 30 yaşını aşmama koşulu aranıyor. Kredinin üst sınırı 75.000 TL olarak uygulanıyor.
İş Bankası Bayilik Almak İsteyen Girişimcilere Kredi Olanakları Sunuyor
İş Bankası yeni iş kurmak için kredi kullanacak girişimcilere dört farklı paket kapsamında destek sunuyor. Yeni iş kurmak isteyen girişimciler için bunların içerisinde en avantajlı olanın Franchising Kredisi olduğunu söyleyebiliyoruz. Franchising yani bayilik almak isteyen girişimciler bu kredi kapsamında 36 aya varan vadeler ile kredi kullanabiliyorlar. Kredi miktarının üst sınırının belirlenmesinde franchising almak için ödenecek olan tutarın % 75’i baz alınıyor. Açılacak olan işletmede ortaya çıkabilecek demirbaş temini ve dekorasyon türü masraflar için de aynı koşullarla fatura bedelinin % 75’ine kadar olmak koşulu ile kredi kullanma imkanı sunuluyor. Kredinin geri ödeme planı girişimcinin talebine göre eşit taksitli ya da esnek vade planlı olarak düzenlenebiliyor.
Yapı Kredi Bankası Kadın Girişimcileri Destekliyor

Yapı Kredi Bankası Kadın Girişimci Kredisi adı altında yalnızca gerçek kişi kadın tacirler ya da % 51 ve üzeri hissesi kadın ortağa ait olan firmalara kredi imkanı sunuyor. Ödeme vadesi 36 aya kadar uzanan bu kredi sayesinde iş hayatında kadın girişimcilerin daha fazla rol oynamasına katkıda bulunulması hedefleniyor.
Yapı Kredi Bankası ayrıca franchising almak isteyen ya da halihazırda bir franchise sistemi içerisinde bulunan girişimcilerin finansal ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik kredi imkanı da sağlıyor. 36 ay vade üst sınırı ile kullandırılan Franchising Kredisi’nde kullanılabilecek kredi üst limiti; isim hakkı bedeli, dekorasyon, demirbaş alımı gibi ihtiyaçlarının toplamının % 65’i olarak uygulanıyor.
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredisi
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı yalnızca ARGE projeleri yürüten girişimcilere iş kurma desteği sağlıyor. 5 kamu ve 24 özel sektör kurumundan oluşan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, mühendislik şirketi açacak olan girişimcilere öncelik tanıyor. Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı tarafından verilen destekler şu şekilde sıralanabiliyor:
Ticarileşme Politikaları Destekleri: Girişimcilerin ticari faaliyetlerinin desteklenmesine yönelik olarak işyeri açma desteği verilmesini kapsıyor. İşyerinin açılışını takip eden bir yıl süresince aylık olarak belirli miktarda ödemeler yapılarak bu destek sağlanıyor.
İleri Teknoloji Projeleri Desteği: Teknolojik ürün parçası gibi materyaller üretmeyi hedefleyen girişimciler bu destekten yararlanabiliyor. Bu kapsamda yüksek miktarlı hibe desteği veriliyor ve işyeri açılışından itibaren 3 yıl süre ile aralıklı krediler devam ediyor.
Çevre Projeleri Destekleri: 1.000.000 USD bütçe ile sağlanan bu destek kapsamında girişimcilere işyeri kuruluşu esnasında tek seferlik bir ödeme yapılıyor.
Enerji Verimliliği Proje Destekleri: Girişimciler işyerinin açılışından itibaren en fazla 1,5 yıl süre ile bu destekten yararlanabiliyorlar. Bu kapsamda 1,5 yıl boyunca işyeri açma desteği verilmeye devam ediliyor.

Yenilenebilir Enerji Projeleri Desteği: Bu destek işyeri açma kredisi kısmı geri ödemesiz hibe şeklinde ve 5 yıl süre ile veriliyor. Destek yeni işyeri açanlara tamamen faizsiz olarak sunuluyor. Yenilenebilir Enerji Projeleri Desteği’nden yararlanabilmek için; rüzgar ve su enerjisi gibi yenilenebilir bir enerji kaynağı kullanılması gerekiyor.



9 Mayıs 2019 Perşembe

2019 krizin daha ağır hissedildiği yıl olacak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin asıl etkisini 2019’da gösterecek, yoksulları sert bir biçimde vuracağını, çok sayıda işten çıkarma yaşanacak.

2018 yılının Türkiye’nin tarihi en büyük krizlerinden biri olarak geçtiğini söylüyorsunuz. Neden bu kadar kritik, bu kadar tarihi bir krizi Türkiye için?

2009 yılında, yani neredeyse küresel kriz başlayalı 10 sene önce Lehman Brothers’ın batışıyla başlayan bir kriz dönemi var. Bu son 10 yıl içerisinde bolca para basıldı. 

Merkez Bankaları derinleşen krizle baş edebilmek için olağanüstü bir para basımı yaptılar ve faizleri çektiler. 

Bu paraların önemli kısmı bizim gibi ülkelere geldi. Yani gelişen ülkelere geldi, Türkiye gibi. Ama, 2013 yılında artık “biz bu politikadan çıkıyoruz” sinyali verildikten sonra faiz artışları başladı. 

Geçen yıl Ekim ayında da miktar olarak, parasal olarak da daraltmaya başladılar, özellikle Amerika.

Yani biz bu noktalara geleceğini biliyorduk?

Tabii biz zaten biliyorduk böyle olacağını. Böyle adım adım, göstere göstere zaten ilan ettiler. 

Yani giderek o içinde bulunduğumuz saha koşulları zaten kurumaya başlamıştı.Birincisi bu. İkincisi; Türkiye’deki politikacılar ekonomide sanki dışarıda bunlar olmuyormuş gibi aynı politikalarla devam ettiler. 

Yüksek cari açık ve enflasyonu umursamadılar. Merkez Bankası baskı altında kaldı, faizi arttırmasını engellediler. İnşaat projeleri gibi çeşitli projelere paralar harcandı. Gelinen noktada krizin ilk adımları ortaya çıkmaya başlamıştı sağdan soldan.

Öncelikle hangi alanlarda?

Konut fiyatları bunun başında geliyor. Konut kiraları-fiyatları 2014-15’te yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. Şimdi geriye dönüp baktığımız zaman son bir yıl içerisinde İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, Türkiye genelinde konut fiyatları reel olarak düştü. 

Nominal fiyatlar yüzde 5-6 artıyor ama reel olarak düştü. Bu zaten adım adım, göstere göstere geldi. Ve tabi şu da var; Türkiye politik olarak krizlerden bir türlü çıkamadı; dahası OHAL koşulları 2016’dan itibaren. Böylece Türkiye yatırım yapılabilir notunu da kaybetti. 

Oysa uluslararası sermaye çekebilmesi için bu şarttı. Ama bunu da umursamadılar. Bu durum, yabancıların bize oyunu, dış güçler bize saldırıyor diye halka hikaye anlatıldı. 

Ve gelinen noktada Türkiye’nin ödemeler döngüsüne baktığımız zaman kabaca 50 milyar dolar açık veren bir ülke var. Ama onun yanında 20-25 milyar dolar döviz gelen bir ülke var. Sonuçta açık, aradaki fark nereden karşılandı? 

Ya Türkiye’deki iş adamlarının yurtdışındaki mevduatlarından karşılandı. Ya da bir kısım da döviz rezervi kaybıyla; yani Merkez Bankası döviz rezervi kaybıyla. 

Bunun üzerine de Avrupa ile siyasi kriz, Amerika ile siyasi krizi de ekleyin. Bunlar şunu getirir aslında; bir taraftan evet politik bir kriz yaşanıyor ama bu ülkelerle ama siyasi kriz yaşadığımız zaman o ülkelerin bankalarının firmalarının Türkiye’ye bakışı değişiyor. 

Yani Alman Bankasının Türkiye’ye açtığı kredi azalıyor. Böyle olunca, yani Türkiye’ye gelen para miktarı azalınca da ekonomik yavaşlama ve kriz gibi unsurlar ön plana çıkıyor ister istemez. Döviz gelmiyorsa döviz kuru yükseliyor.

Toplumun önemli bir kısmı, döviz kurunun ne ifade ettiğini biliyor mu?

Çok iyi biliyor. Döviz kurunun yükselmesi bir kriz demektir. Devamlı yükselirse de bunun haneye yansıyacağı çok iyi bilinir.

Dolayısıyla burada yapılması gereken bir taraftan -tamam birtakım krizler yaşayabilirsiniz belki hani geçici krizler de olabilir- ama Merkez Bankası’nın buna karşı alacağı önlemlerde elini tutmayacaksınız. Bunun anlamı şu; Türk Lirasını savunmasız bırakmayacaksınız.

Bu bir önlem mantığı içermiyor.

Değil. Tam tersine endişe yaratıyor. Döviz kıtlığı var endişesini yaratıyor. Vatandaşa dövizlerinizi yastık altına koymayın, getirin bozdurun dediğiniz zaman sokaktaki insanın bakışı şu; kur artışıyla baş edilemiyor o zaman ben gideyim döviz alayım. Ya da banka ekseninde dövizim varsa onu çekeyim. Bu söylemler insanları paniğe sevk ediyor.

Bu da gerçekleşti.

Evet. Mesela 17 Ağustos haftasında görüyoruz, 7,5 milyar dolarlık bir döviz hesaplarından çekiliş var. Mesela geçen gün çıkan, AVM’lerde dövizle kiralama yasağı var ama geçmişte bu serbesti vardı. Yasalarda da var bu serbesti. Yani dövizle kiralama yapabilirsiniz. Ev sahipleri dövizle kiralayabilir ve döviz olarak talep edebilir. 

Borçlar yasasında bunun bir engeli yok. Ama siz birden bir Türk parasını koruma kanununda değişiklik yapıyorsunuz, bu direktif yasa değişikliğiyle değil. 

Cumhurbaşkanlığı direktifleri yasaların üzerinde olamıyor. Siz diyorsunuz ki dövizle araba kiralayamazsınız, ev kiralayamazsınız. Şimdi çok basit bir örnek vereceğim. 

Devlet olarak bir taraftan köprü yapıp bu köprüyü döviz bazında geçiş garantisi veriyorsunuz, aynı dönemde AVM sahipleri döviz kredisi alıp AVM inşa ettiler.

Atılan adımlar güvensizliği besliyor

Ama iktisadi bir hak ve kazanılmış davranış biçimi olarak da o adamlar eğer gidip döviz ve borçlanıp da AVM yapmışsa dövizle kiraya vermesi normal bir şey baktığınız zaman. “Hayır artık yapamıyoruz” demek serbest pazar ekonomisinin dışına çıkıyor. 

Başka bir algı daha yaratıyor. O da şu: her gün değişik bir karar verilip bizim ticari ilişkilerimiz ters yüz edebilir. Bu da öngörülmezlik getiriyor. Ve insanların uzun vadeli bakışını engelliyor.

Kriz en çok hangi kesimleri vuracak?

Türkiye’de 17 milyon yoksul var. Ve yoksul hane halkının harcama kalıplarına baktığınız zaman en çok harcama gıda ve barınma. Ve fiyat artışının en çok vurduğu yer de gıda fiyatları. Daha henüz kur şokunu görmeden yüzde 20’lere zaten gelmişti yıllık bazda.

 Dolayısıyla yoksul kesimin harcamaları içinde bunun önemli bir yer tuttuğunu hesaba katarsak muhtemelen bu yüzde 39-40’lara vuran üretici fiyatlarındaki fiyat artışları ister istemez gıda fiyatlarına yansımaya devam edecek. Bu, Ekim’de Kasım’da Aralık’ta da devam edecek.

Enflasyon artmaya devam edecek.

Hane halkına yansıyacak. Her zaman enflasyon artışı yoksulu da vurur. Çünkü onların harcama esneklikleri yoktur. Minimum gelirle yaşamaya zorunlu oldukları için de gıdayı almak zorundasınız. Bunun kaçış yolu yok. 

Gıda harcaması yapmak zorundasınız. Barınma, ısınma harcaması yapmak zorundasınız. Yol masrafınız var. Ulaşım harcaması yapmak zorundasınız işe giderken. Burada en önemli fren koyacak unsur Merkez Bankası. Merkez Bankası eğer faizleri arttırabiliyorsa, döviz kuru artışını da frenleyebilir.

Bu geç gelen faiz artırımının nasıl bir etkisi olacak?

Faizler zaten artmıştı. Dolayısıyla Merkez Bankasının faizi arttırması şunu getirdi; evet Merkez Bankası demek ki kararlı, 6,25 faiz artışı yapabildi. O zaman orta vadede fren konulabilir beklentisi yarattı. Bu iyi bir şey. Öyle olunca uzun vadeli faizler düşmeye başladı. 

Faizleri arttırması Merkez Bankası’nın genel faiz oranlarını yukarı doğru itiyor. Tam tersine beklenti belirsizliğine azaltıp beklenti kanalından uzun vadeli faizleri düşürdü. 

Bu iyi bir şey. Bu devam ederse ve hükümet de bir ekonomi politikası ortaya koyabilirse, maliye politikasıyla beraber, o zaman biraz daha işlerin en azından bu paniğin geçmesi imkanı var. 

Ama bize borç verenlerin bize bakışı hemen değişmeyecek. Dolayısıyla Türkiye para girişlerinin azalacağı bir sürece gireceğiz. O yüzden de bu krizin hemen çözülmeyeceğini düşünüyorum ben.

Bu sürecin ne uzunlukta olduğunu, nasıl bir takvim olarak öngörüyorsunuz?

Ankara’nın bunu nasıl yöneteceğiyle ilgili. Ama ortalama senaryo olarak söyleyeyim. Dördüncü çeyrek muhtemelen ekonominin yavaşladığı, negatif olduğu bir süreç olacak. Ve muhtemelen 2019’un ilk çeyreği de 0 büyümeye yakın bir yerde olacak.

Dolayısıyla bu, şunu getirecek; ekonomik yavaşlama, şirketlerin sorunlarla karşılaşması ve işsizlik. Şirketler sorunlarla karşılaştığı zaman ister istemez eleman çıkarmaya başlayacaklar ki onlar zaten şimdiden başladı. 

Bu dalga dalga 2019’un Mart’ına, Nisan’a hatta Haziran’a kadar karşılaşacağımız bir fotoğraf olacak. Bu şekilde giderse 2019 çok ağır geçecek.

Vatandaşta bir kriz algısı oluştuğunu görüyor musunuz? Görünür bir tepki olmaması ne anlama geliyor?

İnsanların davranışlarına yansıdığını görüyorum. İktidar partisine oy verip de döviz borcu olanlar bile gidip döviz aldılar. Niye? Çünkü borçları var. Yani burada sizin hangi partiye oy verdiğinizin bir anlamı yok. Sizin sadece ekonomik çıkarlarınız var. Yani homo economicus. 

Dolayısıyla bu tabi ki diğer ticari alanlarda da yaşanıyor. Mesela kimi tüccarlar mal vermek istemiyorlar piyasaya. Çünkü yeni malı nereden alacağını bilmiyor. Bir fiyat karmaşası da var. Bunun için de insanları suçlayamayız. 

Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarında da var; işte yüzde 50 zam falan gibi. Ben şunu hatırlatırım; Türkiye’de son bir yılda ara malı fiyat artışı yüzde 39. Birçok alanda bu yüzde 40’ları 50’leri buluyor tabi ki.

Varlık fonuyla ilgili bir sorum var. Yeni başkanı cumhurbaşkanı oldu. Bu tablo yakın gelecek için ne ifade ediyor?

Ben Varlık Fonu’nu çok fazla ciddiye almıyorum. Şundan dolayı; çünkü Türkiye’nin ne bütçe fazlası var ne de bir doğal kaynak geliri var. Bunu yapan ülkelere baktığınız zaman Rusya’nın var, Norveç’in var, Suudi Arabistan’ın var. 

Bu anlamlı , eğer bir taraftan petrol basıyorsunuz ve fazla yaratıyorsunuz. Petrol bittiği zaman ülke bütçe kaynağı olarak bu fonları kullanacak. O zaman bir varlık fonu kurup bu birikimi o pencerede yapıyorsunuz, bütçeyi hiç karıştırmıyorsunuz. 

Ama Türkiye’nin böyle bir şeyi yok. Yani Türkiye tam tersine daha böyle harcamacı bir patikaya girdi. Varlık fonu olsa olsa ancak şu olur diye düşünüyorum; Ankara’da belli bir denetim kanalına girmeden, keyfi olarak kararların alınacağı bir kamu havuzu diye görüyorum ben. 

Dolayısıyla bir varlık fonu olarak görmüyorum. Muhtemelen bir takım satışlar düşünülüyor belki potansiyel olarak. O firmanın şirketleri o varlık fonunun içine koyarak yapmayı planlanıyor galiba. 

Ama başka bir şey daha var, yani siz bunu özelleştirme kanalından yapamıyordunuz da varlık kanalından mı yapacaksınız? Varlık fonu kanalından mı yapacaksınız? 

Mesela hazine borçlanamıyordu da hazinenin borçlanamadığı parayı varlık fonu mu borçlanacak? Onun için bana daha keyfi bir pencere olarak görünüyor orası. 

Keyfi olarak devlet işlerini yürütmek, devletin varlıklarını satmak ya da kiralamak için denetim dışı bir alan olarak düşünüldüğünü görüyorum orayı.

31 Ocak 2019 Perşembe

Yeni bir jeopolitik mücadele alanı olarak 5G teknolojisi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
Küresel dengeler açısından belki de nükleer teknolojilerden daha fazla önem taşıyan 5G teknolojisi, günlük hayatımıza girmesine daha birkaç sene olmasına rağmen şimdiden ABD ile Çin arasındaki küresel rekabetin merkezine oturmuş durumda.

5G iletişim teknolojisi, günlük hayatımıza girmesine daha en azından birkaç sene olmasına rağmen, şimdiden küresel düzenin büyük gücü Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yükselen gücü Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki rekabetin merkezine oturmuş durumda. 

ABD yönetimi, Çin’in telekomünikasyon firmalarına yaptırımlar getiriyor ve ABD’li firmaların kritik iletişim ağlarında Çin malı ekipman kullanmalarını tamamen yasaklamaya hazırlanıyor. 

Konuyu ciddi bir ulusal güvenlik meselesi olarak gören Washington, müttefiklerinden de aynı tutumu bekliyor. Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda, dünyanın en büyük telekomünikasyon ekipmanı üreticisi olan Çin firması Huawei’nin 5G ağları ile ilgili ihalelere girmesini yasakladı; halihazırda 3G ve 4G ağlarında Huawei ile çalışmakta olan İngiltere ise 5G konusunda bu firmayı tercih etmeyeceğini bildirdi. 

Diğer yandan Huawei’nin mali işler müdürü Mıng Vancou'nun ABD’nin talebi üzerine İran’a karşı yaptırımların şirket tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Kanada’da göz altına alınması, sonrasında da ABD Adalet Bakanlığı'nın Huawei’nin banka dolandırıcılığı yaptığı ve Amerikan şirketlerine ait ticari sırları çaldığına dair iddianameler hazırlaması konuyu çok farklı boyutlara getirdi. 

Çin ise ABD yönetiminin devletin gücünü kullanarak Çinli firmalara zarar vermeye çalıştığını ileri sürüyor.

 Konu, iki güç arasında devam eden jeopolitik mücadelenin en son ve halen en şiddetli çatışmalarının yaşandığı cephesi haline gelmiş durumda.

ABD’nin endişeleri aslında yersiz değil. Teknolojik alanda üstünlüğe sahip olmak, diğer ülkelerin sahip olmadığı bir teknolojiyi ilk geliştiren taraf olmak, her zaman için uluslararası rekabette ön plana çıkmayı, küresel düzendeki güç dağılımında avantajlı bir konuma geçmeyi sağlayan faktörlerin başında gelmiştir. 

Tarih derslerinde savaşları, komutanları, anlaşmaları vs. okuruz, ama aslında tüm bunların ardında teknoloji alanındaki bir mücadele vardır. 

Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sırasında nükleer teknolojiler konusundaki yarışta ipi ABD değil de Almanya göğüslemiş olsa, atom bombalarının Japonya’ya değil de ABD ya da müttefiklerine atıldığı, savaşı Almanya’nın kazandığı bir savaştan sonra, tarih nasıl şekillenirdi, bugün nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk?

5G, küresel dengeleri değiştirecek

5G teknolojisi uluslararası ilişkiler ve küresel dengeler açısından belki de nükleer teknolojilerden daha fazla önem taşıyor. 2G, 3G ve 4G teknolojileri büyük ölçüde sesli görüşme ve veri transferi üzerine kurulmuş, teknoloji ilerledikçe hız artmış ve bizler de cep telefonundan konuşup kısa mesaj atarken, rahatça görüntülü görüşme yapar, video seyreder bir hale gelmiştik.

2’den 4’e doğru kademeli bir geçiş vardı; 5G ise çok daha büyük bir sıçrama, devrim niteliğinde bir gelişim olacak. Bu yeni teknoloji ile sadece veri aktarımında hız artmayacak, bununla birlikte yüksek kapasiteli, gecikme süresi kısa hatta sıfıra yakın, düşük maliyetli bir iletişim altyapısı oluşacak. 

Bu da tabii ki istediğimiz videoyu ya da uygulamayı hiç beklemeden indirmenin çok ötesinde imkanlar getirecek. Eşyaların interneti ve yapay zeka bu altyapı üzerinde hayat bulacak; sürücüsüz arabalar, akıllı şehirler, uzaktan yapılan ameliyatlar, robotların çalıştığı tam anlamıyla otomasyona geçmiş fabrikalar 5G ile mümkün olacak. 

Bununla birlikte tabii ki, 5G’nin sivil hayatta olduğu kadar askeri alanda da kullanımı olacak. 

Diğer yandan ekonomiler, sanayi, üretim, hepsi “akıllı” sistemlere geçtikçe bir yandan verimlilikleri artacak, ancak diğer yandan tehditlere de daha açık hale gelecekler. Örneğin birbiri ile 5G üzerinden bağlantılı olarak çalışan bir tedarik zincirindeki fabrikalar daha yüksek verim sağlayabilecek, maliyetleri düşürecekler, ama aynı zamanda siber saldırılara da daha fazla maruz kalabilecekler. 

Bu saldırılara karşı koyabilmek de yine belirli bir teknolojik kapasiteyi gerektirecek. İşte bu nedenlerdendir ki, 5G teknolojisinde üstünlüğe sahip olmak, küresel güç dengelerini yakından ilgilendiriyor ve ABD açısından da ortada hoşnut olunabilecek bir durum yok, çünkü Çin, 5G alanında tüm rakiplerine göre şu anda bir adım önde.

Çin, 2000’lerin başına kadar teknolojiyi dışarıdan alan, başkasının teknolojisi ile fason üretim yapan ve en fazla bu teknolojiyi kopyalayan bir ülkeydi. 

Ancak Çin değişiyor. Düşük maliyet avantajını yitirmiş olan Çin, artık küresel ekonomideki rekabet gücünü başka kaynaklardan elde etmek zorunda ve bunu da ancak kendi teknolojisini üreterek ve bu sayede katma değerini artırarak sağlayabilir. 

2006 yılından beri “Stratejik Yükselen Endüstriler Girişimi”, “Internet+” ve “Made in China 2025” gibi ulusal programlar üzerinden bu hedefe yönelik adımlar atan Çin, aynı zamanda teknoloji alanına ciddi miktarda kaynak ayırıyor. 2016 rakamlarına göre Çin, yıllık 450 milyar doları bulan Ar-Ge bütçesiyle ABD’den sonra bu alanda en fazla yatırım yapan ülke konumundaydı. 

Çin, sahip olduğu devasa imalat kapasitesini yüksek teknoloji ile birleştirdiğinde hem ekonomisini sürdürülebilir bir büyüme sathına oturtabilecek hem de hedeflediği gibi yüzyılın ortasına kadar büyük bir küresel güç olabilecek.

Teknolojide karşılıklı bağımlılık

ABD, Çin’in gelişmiş teknolojilerdeki atılımını kendisine karşı varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. 

Ancak bugüne kadar ABD’nin Çin’in yapmış olduğu teknolojik atılımlardan fayda sağlamış olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Her şeyden ABD ile Çin arasında yüksek teknolojili ürünler alanında ciddi bir ticaret var. ABD’li teknoloji üreticileri Çin’e yüksek miktarda satış yaptıkları gibi, teknolojiyi girdi olarak kullanan Amerikalı firmalar da ihtiyaçlarını Çin’den karşılıyorlar. 

ABD Nüfus Sayım İdaresi’nin verilerine göre 2017 yılında ABD’den Çin’e 35,7 milyar dolarlık yüksek teknolojili ürün ihracatı yapılmış ve bunun da yaklaşık yarısını havacılık alanındaki ürünler oluşturmuş. 

ABD’nin Çin’den ithal ettiği teknolojik ürünlerin aynı dönemdeki toplam değeri ise tam tamına 171 milyar dolar. 

Bu rakamın 155 milyar dolarını iletişim ve telekomünikasyon ekipmanları oluşturuyor. 

Söz konusu veriler Trump yönetiminin bu konuda neden bu kadar sıkıntılı olduğunu açık bir şekilde gösterse de ortadaki gerçek şu ki, ABD ile Çin arasında çok ciddi bir teknoloji alışverişi var. 

Diğer yandan ABD ile Çin arasında ortak teknoloji geliştirme konusunda da kayda değer çalışmalar var. 

ABD Nüfus Sayım idaresinin açıkladığı 2016 yılına ait verilere göre Amerikalı ve Çinli akademisyenler tarafından birlikte yazılarak hakemli dergilerde yayınlanan bilim ve mühendislik makalelerinin sayısı 43 bin 968. 

Bir kıyaslama yapılacak olursa Amerikalı ve İngilizlerin ortak makale sayısı 25 bin 858, Amerikalıların ve Kanadalıların 19 bin 704, Amerikalıların ve Türklerin ise 8 bin 455. Bu arada, Microsoft’un ABD dışındaki en büyük araştırma laboratuvarı Pekin’de yer alır ve 21 yıldır Çinli mühendisleri istihdam ederek faaliyetlerini sürdürürken, Huawei’nin de Çin dışındaki en büyük inovasyon merkezlerinden biri 18 yıldır ABD’nin Silikon Vadisi’nde bulunuyor.

Günümüzün dünyası ülkeler arasındaki karşılıklı ekonomik bağımlılık üzerinden şekilleniyor ve böyle bir yapı içerisinde nasıl ticaret savaşları her iki tarafa da zarar veriyorsa, teknoloji savaşları da küresel ekonomiye zarar verme potansiyelini barındırıyor. 

ABD ve müttefikleri, 5G yarışında Çin’i dışarıda tutmaya devam ederlerse konu çift kutuplu bir “teknolojik soğuk savaşa” dönüşecek: bir tarafta 5G’de halihazırda öncü durumda olan ve ticari uygulamasına 2020’de başlayacak olan Çin ve bu teknolojiye daha rahat, daha çabuk ve daha ucuza erişmek istediği için Çin’in yanında yer alacak olan ülkeler, diğer tarafta ise şu aşamada halen Çin yapımı ekipman olmadan nasıl bir 5G ağı kuracağını ortaya koyamamış olan ve ticari uygulamaya 2025’ten önce başlaması mümkün görülmeyen ABD ve müttefikleri.

Bu şüphesiz ki üçüncü ülkeleri de zorlayacak bir durum. Avrupa Birliği her ne kadar Çinli firmaları 5G’ye dahil etmeyeceğine işaret etse de son altı yıl içerisinde toplam piyasa değerleri yarı yarıya azalmış olan Avrupa’nın telekomünikasyon şirketleri, 5G’ye daha düşük maliyetle ve daha hızlı geçmeye ihtiyaç duyuyorlar.

Huawei’nin Türkiye, ABD, İngiltere ve bazı Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere 21 ülkede Ar-Ge merkezi var ve bu merkezler yerel üretime ve bilgi birikimine katkıda bulunuyor. 

Birçok ülke için 5G’de gelinen nokta, ABD ile Çin arasında bir tercih yapılması anlamına gelecek ki, bu da kimse tarafından istenen bir durum değil. 

Bununla birlikte bu durum karşısında bazı üçüncü ülke firmaları kendi aralarında iş birliğine gitmeye başladılar. 5G baz istasyonları kurulmasında iş birliği yapan Koreli Samsung ile Japon NEC ve 5G hizmetleri alanında ortaklık kuran İsveçli Ericsson ile Japon Fujitsu bu durumun göze çarpan örnekleri.

5G teknolojisi küresel ekonomi açısından bir çığır açma iddiasını taşısa da şu anda ABD ile Çin arasındaki jeopolitik mücadelenin yeni bir alanı haline gelmiş durumda. 

Kapsayıcı iş birliği yerine dışlayıcı rekabete gidilmesi, 5G teknolojilerinin gelişimine, dünya çapında yayılmasına ve belki de hepsinden önemlisi bu altyapı üzerinden geliştirilecek ve günlük hayatımızı doğrudan etkileyecek uygulama, yazılım ve cihazların geliştirilmesine sekte vuracak.


30 Ocak 2019 Çarşamba

Plastik atık meselesi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Plastik atıkların dünyanın başına dert olduğu artık tartışma götürmez bir gerçektir. Hatta bunu plastik sanayicileri bile kabul etmiş durumdalar.

Peki hayatımızdan çıkartabiliyor muyuz?

Ne yazık ki hayır, çıkartırmış gibi yapıyoruz.

Batı ülkelerinin plastik atıkla topyekun mücadelesini sadece poşete indirgiyoruz. Sonra da kalkıp “bakın onlar da parayla satıyorlar” diyoruz.

Peki diğer küresel uygulamaları neden gündemimize dahil etmiyoruz?

1 Ocak 2019 tarihinden itibaren alışveriş poşetleri asgari 25 kuruştan satılmaya başladı. Birçok perakendeci de poşet kullanımının yüzde 60 azaldığını belirtti.

Ancak çöp torbası satışının ne kadar arttığından hiç bahseden yok.
Şimdi büyük resme bakma zamanıdır.

Türkiye’de kullanılan ambalaj malzemelerinin yüzde 70’i plastiktir. (Kaynak: PAGEV)

Türkiye’de 1 kişi yılda 440 adet plastik poşet kullanıyor. Bu da 3 kg yapıyor.

Toplam tükettiğimiz miktar da 240 bin ton…

Naylon poşet buzdağının sadece görünen yüzüdür. Bu ülkede yılda 3.1 milyon ton civarında plastik ambalaj kullanılıyor.

Bunun 240 bin tonu poşet olduğuna göre sorunumuzun da sadece yüzde 8’ini oluşturuyor.

Peki bu yüzde 8’den tamamen kurtulabilecek miyiz? Hayır.
Çünkü parayla satılmaya devam ediliyor ve eksilen kısım çöp torbası ile telafi ediliyor. 

Ancak diyelim ki; alışveriş torbası ile çöp torbası toplam miktarını yarıya düşürdük, plastik atık sorununun en fazla yüzde 4’ünü çözmüş olacağız.

Bitti mi? Hayır yine bitmedi!

Türkiye, Kasım 2017- Ekim 2018 döneminde İngiltere’den 80 bin ton plastik çöp ithal etti.

 (Kaynak: BBC News Türkçe)


Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin 6 Kasım 2018 tarihli plastik çöp ithalatına dair uyarılarından bir bölüm sunuyorum:

“Geçtiğimiz hafta içinde İngiltere’de The Guardian Gazetesi’nde yer alan bir haber ‘ülkemizin Polonya ve Çin, Malezya ve Vietnam gibi bazı Asya ülkelerini de geçerek 2018 yılının ilk üç ayında İngiltere’den en çok plastik çöp ithal eden ülke durumuna yükseldiğini’ açıklıyordu. 

Aslında insan sağlığı açısından son derece tehlikeli olan plastik atıkların ülkemize serbestçe ithal edilmesi 2005 yılına kadar dayanıyor.

Uzun yıllardır ülkemiz ile birlikte bu tip atıkların ithalatını yapan Çin, Malezya, Vietnam gibi ülkelerin ithalatlarına son vermesi nedeni ile gelişmiş batı ülkelerinden ülkemize daha çok plastik çöp göndermeye çalışacaklardır. 

Bu tuzaklara kesinlikle düşülmemeli ve aksine ülkemiz bu yıldan itibaren plastik çöp ithaline tamamen son vermeli ve sadece kendi plastik atığını geri dönüşüm ile değerlendirmelidir” şeklinde açıklama devam ediyor.

Başka ülkelerden de çöp ithalatı yapılıp yapılmadığını henüz bilmiyoruz.

Ülkemizde plastik atıklardan hammadde üreten tesisler olabilir. Sorumuz şudur;

Kendi atıklarımız dururken yabancının çöpü ile neden uğraşıyoruz?

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) 2015 yılına dair verileri, Türkiye’nin çöpünün sadece yüzde 1’ini geri dönüşüme yolladığını, gerisini ise katı atık sahasına gönderdiğini gösteriyor. 

Science Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, Türkiye plastik atıkları geri dönüştürme konusunda en başarısız ilk 20 ülke arasında gösteriliyor.

Plastik atık gerçeği budur. Bu gerçeğin ışığında plastik poşete dönük bizdeki uygulamanın ‘fantezi’ olarak kalacağını yukardaki matematik söylüyor zaten.

Plastik atıkları azaltma konusunda bir Norveç uygulamasını takdim ediyorum:

2016 yılında 600 milyon plastik şişe geri dönüşümden geçmiş. Oran yüzde 97.

Geri dönüşüme atılan şişe karşılığında ödül sistemi var. 1 şişe içecek alınınca ödenen 1 kron, ambalaj geri dönüşüme atılınca geri alınıyor. 

Bir şişeyi 12 defa geri dönüşümden geçirmek mümkün oluyor. Bu sistemin parasını meşrubat şirketleri ödüyor ve karşılığında vergi indirimi alıyorlar.

Almanya’da da benzer uygulama var. Örneğin Lidl Market kapısı önündeki otomata atılan her plastik şişe için sistem 25 cent tutarında fiş veriyor. 

Markete girip alışveriş yaptığınızda bu fişleri para gibi kullanıyorsunuz.

Yani sistem almak üzerine değil, vermek üzerine kuruludur.
Parayla verdikleri poşetler de onlarca defa kullanılacak kadar sağlamdır. Bunun için tüketici de “sizin reklamınızı yapmak istemiyorum, üzerine logonuzu koymayın” demiyor.

Bizde ise parayı veren tüketici her gün tek kulanımlık bolca poşetle doğayı kirletme özgürlüğüne devam ediyor. Dar gelirli vatandaş ise çare üretmeye çalışıyor.

Bir yetkili, “tuttu bu iş, tüketici bilinçli olduğunu gösterdi ve poşet kullanımını yarı yarıya düşürdü” demiş. Yanlış teşhise bakar mısınız?

Kişi başı geliri 82.000 dolar olan Norveç tüketicisi poşete para vermeye başladığı tarihten itibaren poşet talebini düşürmemişken, 9.000 dolar kişi başı geliri olan Türk tüketicisi yarıya düşürdüğü için Norveçliden daha bilinçli oluyor öyle mi?

Aradaki bilinç farkı değil, 9 katı aşan gelir farkıdır!

Çözümünü söylemeden, her yapılanı eleştiren insan durumuna düşmek istemem.

İşte alternatifli çözüm önerilerim:
  • Plastik poşet tamamen yasaklanabilir, böylece kirleten cezalandırılır.
  • File ve bez torba ile gelene küçük bir indirim yapılabilir, böylece kirletmeyen ödüllendirilir.
  • Çok kullanıma dönük sağlam alışveriş torbası satılabilir.
  • Biobozunur poşet teknolojisi geliştirilebilir, kullanımı özendirilebilir.
  • Kağıt torbaya dönülebilir (Almanya örneği).
  • Kasa gerisinde bedelsiz boş koli stok bölümü oluşturulabilir (Avrupa örneği).
  • Marketler belli alışveriş tutarına file hediye edebilirler. (Toplu alış fiyatı 1.95 TL/Sarıkaya Tic.- Manisa).
  • Daha ucuz olan logolu bez torba reklam malzemesi olarak dağıtılabilir. (Toplu alış fiyatı 1 TL/her yerde).

Görüldüğü gibi bulunan çözüm bunların dışında ve akla ilk gelen en kestirme yol olmuştur. 

Zira bu şekilde bir gider kalemi yok edilmiş, yerine bir gelir kalemi yaratılmıştır. Bunun bir kısmının vergi, bir kısmının gelir olması sonucu değiştirmiyor.

Peki bundan perakendeci nasıl etkilenir?

Bana göre özellikle semt pazarlarına kayma olur. Zira orada ücretsiz poşet ve pazar arabası kullanma imkanı varken, birçok markete pazar arabası ve poşetle girme imkanı yoktur.

Ancak biraz daha beklersek, aylık ve üç aylık müşteri sayılarından ve de ortalama sepet tutarlarından gerçek sonucu görme imkanımız olacaktır.

Bu uygulamayı savunanlar, “Türkiye bu konuda geç bile kaldı, bir yerden başlamamız gerekiyordu” diyorlar.

Ben de diyorum ki; evet geç kaldık ama yanlış yerden başladık.
Batı ülkeleri atıklarını sınıflandırmış, geri dönüşümünü organize etmiş, kimsenin çöpüne müşteri olmadıkları gibi kendi çöplerini ihraç etmiş, halkını bilinçlendirmiş, poşetini ve her türlü plastik ambalajını getiren tüketiciyi ödüllendirmiş, bütün bunlardan sonra da kaliteli poşete bedel koymuşlardır.

Bizdeki ile benzerlik gösteriyor mu?




Gösterim: 787