Avrupa Ekonomik sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Avrupa Ekonomik sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

15 Ekim 2024 Salı

Türkiye'nin En Çok İhracat Yaptığı Ülke



SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Almanya, Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı ülke olmayı sürdürüyor

Resesyon endişelerinin giderek arttığı Almanya, Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı ülke olmaya devam etti.

ürkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan Avrupa'da ekonomik aktivitenin yavaşlama sinyalleri vermesine karşın, bölge ile yapılan ticaret güçlü kalmayı sürdürüyor.

Almanya, bu dönemde de Türkiye'nin bölgede en çok ihracat yaptığı ülke konumunu korurken, bu durumun ülkenin ekonomik aktivitesindeki yavaşlamanın öne çıktığı bir dönemde de gerçekleşmesi dikkati çekiyor.

AA muhabirinin Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye'nin eylül ayında ihracatı 22 milyar 7 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde en fazla ihracat yapılan bölge Avrupa olurken, toplam ihracatın yüzde 52'si Avrupa ülkelerine yapıldı.

Türkiye'nin Avrupa ülkelerine ihracatı eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,1 artışla 11 milyar 372 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Eylül ayında en fazla ihracat yapılan Avrupa ülkesi, 1 milyar 522 milyon dolar dış satım gerçekleştirilen Almanya olurken, onu 1 milyar 232,9 milyon dolarla Birleşik Krallık, 980,2 milyon dolarla İtalya, 766,4 milyon dolarla Fransa, 747,6 milyon dolarla Rusya Federasyonu izledi.

Bu dönemde Avrupa ülkeleri arasında en fazla ihracat yapılan Almanya'ya 426,4 milyon dolarlık otomotiv endüstrisi dış satımı kaydedildi.

Söz konusu ülkeye yapılan ihracat sektörel olarak incelendiğinde, 244,7 milyon dolarlık hazır giyim ve konfeksiyon, 120,3 milyon dolarlık demir ve demir dışı metaller, 119,1 milyon dolarlık elektrik ve elektronik, 98,3 milyon dolarlık kimyevi maddeler ve mamulleri ihracatı yapıldı.

En fazla ihracat yapılan 5 Avrupa ülkesi arasında Rusya hariç diğer ülkelere en çok dış satımı otomotiv endüstrisi gerçekleştirdi.

Eylülde Birleşik Krallık'a 452,9 milyon dolarlık, İtalya'ya 315 milyon dolarlık, Fransa'ya da 347 milyon dolarlık otomotiv ihracatı yapıldı. Rusya'ya en yüksek ihracat yapan sektör, 139,3 milyon dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri oldu.

En yüksek artışta Birleşik Krallık zirvede

Değer bazında ihracat artışında Birleşik Krallık zirvede yer aldı. Eylülde bu ülkeye yapılan ihracatta 245,3 milyon dolarlık artış görülürken, onu 108,8 milyon dolarla Slovenya, 76,4 milyon dolarla İspanya, 73,4 milyon dolarla Norveç ve 64,6 milyon dolarla Yunanistan takip etti.

Bu dönemde Slovenya'ya 261,4 milyon dolarlık, İspanya'ya 744,4 milyon dolarlık, Yunanistan'a 295,2 milyon dolarlık ve Norveç'e 102,2 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi.

Söz konusu dönemde İspanya ve Slovenya'ya en yüksek ihracat sırasıyla 192,7 milyon dolar ve 220,1 milyon dolarla otomotiv endüstrisinden yapılırken, Yunanistan'a 55,7 milyon dolarlık kimyevi maddeler ve mamulleri dış satımı gerçekleştirildi.

Norveç'e de en fazla dış satımı 67,1 milyon dolarla gemi yat ve hizmetleri sektörü gerçekleştirdi.


Söz konusu ayda Almanya'ya yapılan ihracat ise bir önceki yılın aynı ayına göre 14,4 milyon dolar azalış görüldü.



1 - 30 Eylül (bin dolar)


ÜLKE

2024


ALMANYA

1.521.983,60


BİRLEŞİK KRALLIK

1.232.868,04


İTALYA

980.163,64


FRANSA

766.403,31


RUSYA FEDERASYONU

747.562,94


İSPANYA

744.361,77


ROMANYA

655.524,35


POLONYA

596.320,10


HOLLANDA

586.327,01


BELÇİKA

384.523,85




27 Haziran 2018 Çarşamba

Türkiye-AB Gümrük Birliği

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Gümrük Birliği nedir? 

Tanım olarak gümrük birliği; taraf ülkelerin mallarının tek bir gümrük alanı içinde, her nev’i tarife ve eşdeğer vergiden muaf biçimde, serbestçe dolaşabilmeleri ve tarafların, üçüncü ülkelerden gelen ithalata yönelik olarak da aynı tarife oranlarını ve aynı ticaret politikasını uygulamaları anlamındadır. Üçüncü ülkelere yönelik olarak aynı ticaret politikaları benimsendiğinden, gümrük birliği, serbest ticaret alanlarından daha ileri bir ticari entegrasyon modelidir.

Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin tamamlanmasına giden yol

Türkiye, o dönemdeki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’na, kuruluşundan hemen sonra, Temmuz 1959’da üyelik başvurusunda bulunmuştur.
Türkiye’nin Topluluğa tam üyeliğini bir nihai hedef olarak ortaya koyan “Ankara Anlaşması”, 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964’de yürürlüğe girmiştir.
Ankara Anlaşması, tam üyeliğe giden yolu, “hazırlık dönemi”, “geçiş dönemi” ve “son dönem” olmak üzere üç evrede öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda, Gümrük Birliği’nin tamamlanması hedeflenmiştir.
Anlaşmada öngörülen “hazırlık dönemi”nin tamamlanmasıyla birlikte, 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren “Katma Protokol”, geçiş döneminin hükümlerini ve tarafların üstleneceği yükümlülükleri düzenlemiştir. “Katma Protokol”ün yürürlüğe girmesiyle başlayan ve karşılıklı/dengeli yükümlülükler esasına dayanan “geçiş dönemi”, Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nin kademeli olarak tesisini amaçlamaktadır.
Gümrük Birliği’nin gerçekleşmesi bağlamında AB tarafı, 1971 yılından itibaren Gümrük Birliği’nin kapsadığı sanayi mallarındaki vergilerini Türkiye lehine tek taraflı olarak sıfırlamıştır. Ülkemizin bunu yapması için ise, 1973 yılından itibaren 22 yıllık kademeli bir geçiş süresi benimsenmiştir.
Türkiye, üzerine düşen indirimleri 1978 yılına kadar gerçekleştirmiş, ancak, bu yıldan sonra, ekonomik sıkıntıların da artmasıyla birlikte, ülkemiz AET’ye karşı yükümlülüklerinin 5 yıl ertelenmesi talebinde bulunmuş ve bu talep Mayıs 1979’da kabul görmüştür.
1980’lerde ülkemizin dışa açılma ve ithal ikamesi politikalarına yönelmesiyle birlikte, Gümrük Birliği’ne bakış açımız da değişmiştir. Türkiye bir taraftan 14 Nisan 1987 tarihinde Avrupa Topluluğuna üyelik müracaatında bulunmuş; diğer taraftan da, ertelenmiş olan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988’den itibaren hızlandırılmış biçimde tekrar yürürlüğe koymuştur.
Tam üyelik müracaatımız, gerek ülkemizde, gerek AB kanadında ilişkileri geliştirme arayışlarını teşvik etmekle birlikte, 1992 yılı başına kadar Topluluğun bu anlamda ciddi bir inisiyatif aldığını söylemek güçtür. 1990 yılında Konsey’e sunulan ve o tarihlerde ülkemizle ilişkilerden sorumlu Komiser Matutes’in adıyla anılan öneriler paketi de, bir üye ülkenin engellemesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Pakette, Gümrük Birliği’nin 1995 yılının sonunda tamamlanması, Gümrük Birliği’yle dolaylı veya doğrudan ilgili alanlarda işbirliğinin derinleştirilmesi, mali işbirliğinin yeniden başlatılması ve siyasi işbirliğinin teşvik edilmesi öngörülmekteydi.
Bu gelişmeler sonucunda, Katma Protokol uyarınca vadesi 1995 yılında gelecek olan Gümrük Birliği’nin, ilişkileri hareketlendirmek için sadece ekonomik ve ticari planda değil, siyasi planda da yararlı bir araç olacağı görüşü ağır basmaya başlamıştır. Gümrük Birliği’ni tamamlarken hedeflerimizin başında, AB piyasalarındaki payımızı genişletmek ve tam üyeliğin en önemli şartını yerine getirerek, bu alanda avantajlı bir konuma ulaşmak gelmiştir.
Bu çerçevede, Kasım 1992’de yapılan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında, Gümrük Birliği’nin hazırlıklarını yapmak ve buna dair ilişkin usul ve esasları tespit etmek amacıyla bir Komite kurulmuştur. Komite çalışmalarının sonucunda, Gümrük Birliği tamamlanmıştır.
Gümrük Birliği Türkiye ile AB arasında yeni bir anlaşma mıdır?
Bir önceki başlıkta ayrıntılı olarak incelendiği üzere, Gümrük Birliği, Türkiye ile AB arasında yapılmış yeni bir anlaşma değildir. 1963 Ankara Anlaşmasıyla başlatılan bütünleşme sürecinin bir aşamasıdır.
Bu bağlamda, Gümrük Birliği bir anlaşmayla değil; Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 6 Mart 1995 tarihli toplantısında kabul edilen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca, 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren tamamlanmıştır.

Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin kapsamı

Türkiye-AB Gümrük Birliği, sadece sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamakta, geleneksel tarım ürünleri ise kapsam dışı bulunmaktadır. İşlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergileri tespit edilirken, tarım payı ile sanayi payı ayrılmakta ve sadece sanayi payı vergi muafiyetine tabi tutulmaktadır.
Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla Türkiye, AB’nin 1971’den bu yana tek taraflı olarak uyguladığı biçimde, AB’den gelen sanayi ürünlerine yönelik tüm gümrük vergilerini ve eş etkili tedbirlerini ortadan kaldırmıştır. Ayrıca, uygulanan miktar kısıtlamalarına da son verilmiştir.
Bu kapsamda, sanayi ürünleri itibarıyla üçüncü ülkeler için Gümrük Birliği öncesinde %16 seviyesinde olan ortalama koruma oranı, 2011 yılı İthalat Rejimi kapsamında %4,2 seviyesine gerilemiştir.
Bu çerçevede, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) uyarınca, Gümrük Birliği"nin düzgün işleyişini sağlamak ve ortak ticaret politikasını uygulamak üzere, ithalat ve ihracata ilişkin ortak kurallar, kotaların yönetimi, dampingli veya sübvansiyonlu ithalat karşı koruma, tekstil ithalatına ilişkin otonom düzenlemeler, dahilde ve hariçte işleme rejimleri AB ile uyumlu hale getirilmiştir.
Buna ek olarak, Gümrük Birliği çerçevesinde, AB’nin tercihli ve otonom rejimlerine uyum devam etmektedir.
Bu itibarla, şimdiye kadar Türkiye 16’sı yürürlükte olmak üzere toplam 27 adet Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalamıştır. Diğer taraftan, pek çok ülke ve ülke grupları ile müzakereler ve müzakerelere başlama çabaları devam etmektedir.
Bugüne kadar, Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri* (MDAÜ : Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Estonya, Letonya, Bulgaristan, Romanya) ile EFTA ülkelerinin (Norveç, İzlanda, İsviçre, Liechtenstein) yanısıra, İsrail, Makedonya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Fas, Filistin, Tunus, Suriye, Mısır, Arnavutluk, Gürcistan, Karadağ, Sırbistan, Şili ve Ürdün'le serbest ticaret anlaşmaları imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir. Lübnan’la imzalanan anlaşma onay sürecindedir. Ukrayna (istikşafi), Kanada (istikşafi), Endonezya (istikşafi), Vietnam (istikşafi), Malezya, Güney Kore, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri (Bahreyn, Kuveyt, Oman, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri), Hindistan (istikşafi), Morityus, Seyşeller, Kamerun, Libya, MERCOSUR ülkeleri (Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay), Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Fiji, Kolombiya, Moldova ve Ekvator’la müzakere süreci başlatılmıştır.
Söz konusu anlaşmalar, Türk ihracatına yeni pazarlar yaratılmasına, bu pazarlara daha önce tavizli koşullarla girme imkânı bulmuş ülke malları karşısında Türk mallarının karşı karşıya kaldığı rekabet dezavantajının ortadan kaldırılmasına ve Türk sanayicisinin ihtiyaç duyduğu hammadde ve yarı mamullerin daha uygun koşullarda temin edilmesine de katkıda bulunmaktadırlar.
Buna ek olarak, AB’nin gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere uyguladığı otonom tarife tavizlerini içeren Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’ne (GTS) uyum, Gümrük Birliği kapsamındaki ürünler itibariyle 1 Ocak 2008 tarihinde tamamlanmıştır.
* Mart 2004 ve Ocak 2007 yılındaki AB Genişlemesiyle birlikte, Türkiye'nin bu ülkelerle akdettiği serbest ticaret anlaşmaları sonlandırılmıştır.

16 Ekim 2024 Çarşamba

Küresel iş dünyasına göre ekonomideki en büyük sorun "nitelikli iş gücü eksikliği" ve "enflasyon

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Küresel iş dünyası, işletmeler için en önemli sorunların "iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği" ile "enflasyon" olduğunu belirtiyor. 



 Dünya Odalar Federasyonunun (WCF) "İklim Değişikliği İçin İşbirlikçi Yaklaşım" ana temasıyla İstanbul'da düzenlenen Avrupa ve Asya Zirvesi bugün sona eriyor. 

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) ev sahipliğinde uluslararası iş dünyasının temsilcilerini bir araya getiren ve 62 ülkeden 800'den fazla iş insanının katılımıyla düzenlenen zirve kapsamında, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) ve WCF tarafından hazırlanan "ICC Dünya Odalar Federasyonu Küresel Ekonomik Görünüm Anketi" başlıklı raporun çıktıları katılımcılar ile paylaşıldı. 

Dünya genelinde global gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 90'ını temsil eden 96 ülkeden (47 yüksek gelirli, 49 gelişmekte olan ülke) 210 oda temsilcisi ile yapılan araştırma önemli sonuçlar ortaya koydu. İş hayatı iklimi, enflasyon, finansmana ulaşım, ekonomik görünüm, iklim ve sürdürülebilirlik gibi konulara odaklanan ve iş dünyasına küresel bir bakış açısı ortaya koyan rapora göre, iş dünyasının yüzde 71'i gelecek 12 ayda fiyatların ılımlı bir şekilde artmasını bekliyor. Yüzde 14'ü fiyatların daha hızlı artacağını öngörürken, yüzde 13'ü fiyatların aynı kalacağını, sadece yüzde 3'ü ılımlı bir şekilde gerileyeceğini düşünüyor. 

Bölgelere göre işletmelerin başlıca sorunları Ankete göre, işletmeler için en önemli sorunların başında "iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği" geliyor. İkinci sırada "enflasyon" yer alırken, onu "jeopolitik gerginlikler", "vergilendirme" ve "finansal sorunlar" takip ediyor. Başlıca sorunlar bölgelere göre değerlendirildiğinde; Kuzey Amerika'da "enflasyon, iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği, vergilendirme, finansal sorunlar, belirsizlik ve stabil olmayan iç politika", Latin Amerika ve Karayipler'de "güvensizlik, belirsizlik ve stabil olmayan iç politika, finansal sorunlar, vergilendirme, döviz kuru riski", Sahra Altı Afrika'da "vergilendirme, finansal problemler, rekabetçi ithalat, enflasyon ve döviz kuru riski" öne çıkıyor. 

Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki iş dünyası, "jeopolitik gerginlikler, finansal problemler, belirsiz ve stabil olmayan iç siyaset, enflasyon, iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliğini", Avrupa ve Orta Asya "iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği, jeopolitik gerginlikler, enflasyon, vergilendirme, belirsiz veya istikrarsız iç politikayı", Doğu Asya ve Pasifik, "enflasyon, iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği, finansal problemler, jeopolitik gerginlikler ve vergilendirmeyi" sorun olarak görüyor. Güney Asya iş dünyası ise "vergilendirme, finansal problemler, teknolojik gelişmelerin eksikliği, güvensizlik ile belirsiz ve stabil olmayan iç siyasetin" başlıca sorun olduğunu belirtiyor. İş dünyası, yapay zekanın dengeli yönetilmesi gerektiğine dikkati çekiyor İş dünyasının yüzde 66'sı yapay zekayı dengeli yönetilmesi gereken hem risk hem de fırsat olarak değerlendirirken, yüzde 23'ü büyüme ve inovasyon için bir fırsat olarak, yüzde 10'u yönetilmesi gereken önemli bir risk olarak görüyor. İşletmelerin yüzde 60'ı yapay zeka uygulamalarının yüksek inovasyon gerektiren sektörlerle sınırlı olduğunu bildiriyor.

Ülkenizde finansal katılımın önündeki en büyük engeller nelerdir?" sorusuna tüm bölgelerin birinci yanıtı "ekonomik belirsizlik" olurken, sadece az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için değil, gelişmiş ve kişi başı geliri çok yüksek ülkeler için de aynı problem öne çıkıyor. Küresel iş dünyası yüksek enflasyon nedeniyle krediye ulaşmada yaşanan problemlerden şikayetçi olurken, bu sorundan hemen hemen tüm bölgelerin şikayet etmesi enflasyonun yol açtığı sıkıntıları ortaya koyuyor. 

Satış gelirlerinin düşük de olsa artması bekleniyor Ankete katılan oda temsilcileri, görünümün olumlu olduğunu düşünse de bazı bölgeler kasvetli ve karamsar bir ekonomik tablo yaşanacağını belirtiyor. "Bir yıl içinde satış gelirlerinizin nasıl değişmesini bekliyorsunuz?" şeklindeki soru üzerine, katılımcıların yüzde 50'si düşük seviyede de olsa artacağına, yüzde 30'u değişmeyeceğine dair görüş bildirdi.

Araştırma, enflasyonun maliyetleri hızla artırdığını ve tedarik zincirlerini bozduğunu, böylece tüm bölgelerde operasyon maliyetlerinin yükseldiğini, işçi ücretleri üzerindeki baskının arttığını ve tedarik zincirlerinin bozulmasına neden olduğunu gösteriyor. İklim politikalarına uyum sağlamak için işletmeler enerji kaynaklarını çeşitlendirip yeşil teknolojiyi benimserken, KOBİ'ler büyük oranda başarılı bir iklim geçişi için mali desteğe güveniyor. 

KOBİ'lerin yeşil ekonomiye geçişi için en önemli 3 destek KOBİ'lerin yeşil ekonomiye geçmesi noktasındaki en etkili 3 destek sorulduğunda "mali destekler", "dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi" ile "raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi" öne çıkıyor. Kuzey Amerika ile Latin Amerika ve Karayipler'de "Mali destekler, dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi ile raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi", 

Avrupa ve Orta Asya'da "dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi, mali destekler, raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi", Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da "dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi, ticaret engellerinin kaldırılması ile raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi" KOBİ'lerin yeşil ekonomiye geçişindeki en önemli 3 destek olarak belirtiliyor. Doğu Asya ve Pasifik'te "mali destekler, ticaret engellerinin kaldırılması ve dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi", Güney Asya'da ise "Mali destekler, tedarik zinciri işbirliğinin geliştirilmesi ile raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi" şeklinde sıralanıyor.

Dünya Odalar Federasyonuİş dünyası

23 Mart 2018 Cuma

Türk Ekonomisinin Genel Görünümü

Tamer Ashraf
Son 15 yıldır istikrarlı büyümesi sayesinde Türk ekonomisi kaydadeğer bir performans sergilemiştir. Sağlam makro-ekonomik stratejiler, uygun mali ve para politikalar ve izlenen yapısal reformlar; yüksek büyüme oranları ve Türk ekonomisine duyulan güvenin artmasıyla sonuçlanmıştır.
Geniş yurtiçi piyasamız, rekabetçi ve dinamik özel sektörümüz, ulaşım, telekomünikasyon ve enerji sektörlerinde oldukça gelişmiş teknolojik altyapımız mevcuttur.
Ekonomik büyüme
Türkiye, Dünya Bankası 2017 yılı Nisan ayı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu verilerine göre 2016 yılında, satın alma gücü paritesine (SGP) göre dünyanın 13. ve Avrupa’nın 5. büyük ekonomisidir.
Türkiye 2010-2016 döneminde ortalama 6.3 % olan büyüme performansına sahip olmuştur. 2017 yılının ilk yarısında 5.1 %’lik büyüme gerçekleşmiştir. Ekonomimizin, 2017 yılı ilk yarısındaki Sözkonusu oranın 3.9 %’u yatırımlar ve ihracattan gelmektedir. Bu durum büyümemizin kalitesini göstermektedir. Nitekim üçüncü çeyrekte bu oran 11.1 % olarak gerçekleşmiştir. Böylece ilk dokuz aylık dönemde büyüme 7.4 %’e ulaşmıştır. Ülkemiz, 2017 yılının ilk üç çeyreği itibariyle OECD, Avrupa Birliği ve G20 ülkeleri arasında büyüme oranı bakımından birinci sırayı elde etmiştir. Büyüme oranımızın 2017 yılının tamamında ise 6,5 - 7 % oranında olması beklenmektedir.
Türkiye, 2018-2020 yılları Orta Vadeli Programı (OVP) hedeflerine göre, her üç yıl için de 5.5 % büyümeyi hedeflemektedir. OECD tahminlerine göre, Türkiye 2015-2025 döneminde 4.9 %’luk yıllık ortalama büyüme oranıyla OECD’ye üye ülkeler arasındaki en hızlı büyüyen ekonomilerden biri olacaktır.
Türk halkı 2016 yılında darbe teşebbüsü karşısında tarihe geçecek bir demokrasi zaferi elde etmiştir. Bu zorlu sürece rağmen, Türk ekonomisi gücünü korumayı başarmıştır. Özellikle 2017 yılı ikinci çeyreğinden itibaren Türkiye ekonomisine ilişkin ekonomik büyüme tahminlerini uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları tarafından yeniden gözden geçirmek durumunda kalmışlardır. Son olarak OECD 2017 yılı için ekonomik büyüme oranımızı 6.1 %’e yükseltmiştir.
Dış ticaret
Ülkemiz, 2016 yılında 341.1 milyar ABD Doları toplam dış ticaret hacmine sahip olup, bunun 142.5 milyar Doları ihracat, 198.6 milyar Doları ithalattır. 2005-2016 yıllarında ihracatın artış oranı Türkiye’de 6.4 %, dünyada ise ortalama 4.3 %’dür. Türkiye’nin ihracatının 2017 yılında 153.3 milyar, 2018 ve 2019 yıllarında ise sırasıyla 170 ve 193.1 milyar Dolar seviyesinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. İhracatımız için belirlenen 153,3 milyar ABD Doları hedefinin üzerine çıkıp ihracatımızın 156 milyar ABD Dolarını geçmesi beklenmektedir.


Türkiye, 2016 yılı itibariyle AB ile yaklaşık olarak 160 milyar Dolarlık bir ticaret hacmine sahiptir. AB ile aramızda devam eden Gümrük Birliği sanayi mallarını ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamına almaktadır. Türkiye AB’nin birinci, AB ise Türkiye’nin dördüncü ticaret ortağıdır. Gümrük Birliği’nin başka sektörleri de kapsayacak şekilde güncellenmesi halinde, AB ile ticaretimiz çok daha ileri noktalara taşınacaktır. AB tarafından Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yaratacağı etkilere dair bir analiz yaptırmıştır. 2016 yılında benzer bir çalışma ülkemiz tarafından da yapılmıştır. Sözkonusu çalışmadan çıkan sonuçlara göre, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin AB ekonomisinin büyümesine katkıda bulunacağı ifade edilmiştir.
Türkiye’nin Dış Ticareti (milyar $)
            2010   2011  2012  2013 2014  2015  2016
İhracat 113,9 134,9 152,6 151,8 157,6 143,9 143
İthalat 185,5 240,8 236,5 251,7 242,1 207,2 199
Hacim 299,4 375,7 389,1 403,5 399,7 351,1 342
Kaynak: TÜİK
Yabancı yatırımlar
Doğrudan yabancı yatırımlar için Türkiye önemli bir cazibe merkezidir. 2003–2016 yıllarında gerçekleşen doğrudan yabancı sermaye yatırımları 176,6 milyar ABD Doları’dır. 2017 yılı Ocak-Ekim döneminde ise 8,29 milyar ABD Doları tutarında doğrudan yabancı sermaye ülkemize girmiştir.
2012’den beri Türkiye Batı Asya’daki en büyük yabancı yatırım çeken ülke olmuştur.
Türkiye’de yabancı yatırımcılara yerel yatırımcılarla aynı haklar ve yükümlülükler veren yasal düzenlemeler yabancı yatırımlar için güvenli bir ortam sağlamaktadır.
Ticaret ve doğrudan yabancı yatırımlar bakımından Türkiye’yi benzersiz kılan özellik, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’ya açılan bir kapı özelliği taşımasıdır. Nitekim İstanbul’dan 4 saatlik uçuşla 60’den fazla ülkeye ve dünya ekonomisinin dörtte birini oluşturan geniş bir pazara erişim sağlanabilmektedir.
Türkiye'de 57 bin 649 yabancı sermayeli şirket faaliyet göstermektedir. Yerli ve yabancı ortaklı olan şirket sayısı 34 bin 573’dür.
Ülkemiz dünyanın en iddialı yatırım teşvik sistemlerinden birine sahiptir. Hükümetimiz her proje için ayrı bir teşvik imkanı oluşturmak için gerekli yetkiyi TBMM’den almıştır. Proje bazlı yatırım teşvik sistemi ile yatırımlarımızın önü açılmaktadır.

Özelleştirme
Hükümetin öncelikli gündem maddelerinden birini özelleştirme oluşturmaktadır. Özelleştirme sürecinin altındaki temel felsefe, devletin rolünün sağlık, temel eğitim, sosyal güvenlik, millî savunma ve geniş çaplı altyapı yatırımlarıyla sınırlamaktır. Bu Türkiye’nin özel sektöre dayanan gerçek bir serbest piyasa ekonomisi oluşturma hedefine uygundur.
OECD ülkeleri arasında özelleştirme sürecini hızla tamamlayan ve yüksek getiri elde eden ülkeler arasında ön sıralarda yer alan Türkiye’de, 1986-2003 yılları arasında yaklaşık 8 milyar Dolar, 2004-2015 yılları arasında 58 Milyar Dolar olmak üzere toplam 66 milyar Dolar civarında özelleştirme uygulaması gerçekleştirilmiştir.
18.11.2002 – 25.07.2017 döneminde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile 4046 sayılı Kanun’un 4. Maddesi doğrultusunda verilen yetkiye istinaden özelleştirme programındaki kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen uygulamalar kapsamında, 94 kuruluşta bulunan kamu paylarının blok satış, halka arz ve İMKB’de hisse senedi satışı yoluyla 10 liman, 81 elektrik santrali, 40 tesis/işletme, 3.483 taşınmaz, 3 gemi ve 36 maden sahası ile araç muayene hizmetlerinin de varlık satışı/işletme hakkı devri yoluyla özelleştirilmiş, ayrıca özelleştirme programındaki kuruluşların envanterinde kayıtlı bir kısım makine-teçhizat, demirbaş vb. varlıklar ile bu kuruluşlar adına tescilli markaların satışı yapılmıştır.
18.11.2002-25.07.2017 döneminde gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarı 59 milyar 558 milyon 255 bin ABD Dolarıdır.
Müteahhitlik Sektörümüz
Türk müteahhitlik sektörü dünyada Çin'den sonra ikinci sırada yer almaktadır.
İlk müteahhitlik projesini 1972'de Libya'da üstlenen sektör, bu yılın Temmuz ayına kadar geçen sürede 117 ülkede, toplam değeri 344,7 milyar dolar olan 9 bin 18 projeye imza atmıştır.
Sektörün son 10 yıldaki hizmetlerine bakıldığında 2008-2017 Temmuz döneminde 4 bin 152 proje üstlenilmiştir. Bu projelerin toplam tutarı 220,1 milyar dolar olarak hesaplanırken, bu tutar 45 yılda üstlenilen 344,7 milyar dolarlık proje tutarının 64 %'üne karşılık gelmektedir.
Ortalama proje bedeli açısından da son 10 yılda önemli gelişme kaydedilmiştir. Bu kapsamda, 2008 yılında ortalama proje bedeli 37,1 milyon ABD Doları iken bu tutar yaklaşık 2 katına çıkarak 2017 yılının temmuz ayı itibarıyla 79,3 milyon ABD Dolarına ulaşmıştır.
Türk müteahhitlerin son 45 yılda üstlendiği projelerin ülkeler bazında dağılımı değerlendirildiğinde ilk sırada 67,6 milyar ABD Doları ve yüzde 19,6 pay ile Rusya yer almaktadır. Bu ülkeyi 46,8 milyar ABD Doları ve yüzde 13.6 % pay ile Türkmenistan, 28,9 milyar dolar ve yüzde 8.4 % pay ile Libya takip etmektedir.
Sektörel açıdan bakıldığında ise karayolu, tünel ve köprü projeleri 44,1 milyar ABD Doları ile Türk müteahhitlerinin en çok iş yaptığı alanlar olmuştur. Konut projeleri 43,7 milyar ABD Doları ile ikinci, ticaret merkezi projeleri 29,1 milyar ABD Doları ile üçüncü sırada kendine yer bulmuştur.
2017 yılı itibariyle küresel ölçekte faaliyet gösteren dünyanın en büyük 250 inşaat firmasından 45’i Türk firmalarıdır.
Bu firmalardan 7'si ilk 100 firma arasında kendine yer bulurken, ilk kez 2 Türk firması 3 milyar ABD Doları üzerindeki gelirleriyle ilk 50 firma arasında sayılmıştır.
Turizm
Dünyanın 6. en popüler turizm merkezi olan Türkiye (2015) , yılda 30 milyonun üzerinde turist çekmekte olup ziyaret edenlerin sayısı yıldan yıla artmaktadır. Turizm sektörü, 2023 yılı itibarıyla yılda 50 milyon turist ziyareti ve 50 milyar ABD doları gelir hedeflemektedir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, 2016 yılında Türkiye'ye gelen yabancı ziyaretçilerin sayısı 30,9 milyon iken, aynı yıl turizm sektörünün elde ettiği toplam gelir yaklaşık 18,7 milyar ABD dolarıdır.
Turizmde 2017 yılı içinde % 29’luk artış yaşanmıştır. 2017 yılı Ocak-Eylül döneminde 26 milyon turist ülkemizi ziyaret etmiştir. Aynı dönemde 15.5 milyar ABD Doları turizm geliri elde edilmiştir.
2017 yılının Ocak – Eylül döneminde ülkemize en fazla yabancı turist gönderen ülkeler sıralamasında Rusya Federasyonu (15.82 % - 4.122,305 kişi) birinci, Almanya Federal Cumhuriyeti (11.22 % - 2.923,152 kişi) ikinci, İran İslam Cumhuriyeti (7.28 % - 1.895,907 kişi) üçüncü sırada yer almaktadır.
Gelen yabancı ziyaretçi sayısı esas alındığında Antalya, Türkiye'nin en çok tercih edilen şehridir. 2014 yılında ülkeye gelen yabancı turistlerin % 34'ü tarafından ziyaret edilen Antalya'nın merkezi ile çevresindeki Kemer, Belek ve Kaş gibi beldelerde 500'den fazla 4 yıldızlı ve 5 yıldızlı otel bulunmaktadır.
7.200 km uzunluğunda kıyı şeridi bulunan Türkiye 436 adet mavi bayraklı plajıyla, 578 adet mavi bayraklı plajı bulunan İspanya'nın ardından 38 ülke arasında 2. sırada yer almaktadır. Türkiye'de ayrıca 22 adet mavi bayraklı yat limanı bulunmaktadır.
Elverişli coğrafi konumunun da yardımıyla küresel bir bağlantı noktası olma özelliği gittikçe artan İstanbul, yılda 12 milyon ziyaretçi ile Master Card 2016 Global Hedef Şehirleri Endeksi'nde en çok ziyaret edilen şehirler arasında Avrupa’da 3. sıraya yükselmiş bir cazibe merkezi konumundadır.


Para Politikası
Türkiye, istikrarlı ekonomik büyümeyle birlikte kamu maliyesinde gelişme kaydetmiştir; AB tanımlı genel yönetim nominal borç stoku 2002-2016 yılları arasında 72.1 %’den 28.3 %’e gerilemiş ve Türkiye, AB-Maastricht kriterleri arasında yer alan “azami % 60 oranında kamu borç stoku” ilkesine 2004 yılından bu yana uyar hale gelmiştir. Benzer şekilde, bütçe açığının GSYİH’ye oranı 2003-2016 yılları arasında 10 % 'dan 2 %’nin altına gerileyerek AB-Maastricht kriterlerinin bütçe dengesi için öngördüğü ilkeye uyum sağlamaya başlamıştır.
2016 yılında tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) 8.53 % oranında gerçekleşmiştir.
Rezervler
15 Aralık 2017 tarihi itibariyle Merkez Bankası toplam rezervleri 113.582 milyar ABD Doları olarak kaydedilmiştir.

2 Ekim 2018 Salı

Ekonomik Krizi Fırsata Çevirmenin Yolları

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Elbette herkes dalgalı denizler için biçilmiş kaftan değildir. Ancak bazı kişiler, bu krizlerle şaşırtıcı bir şekilde başa çıkabilirler. Bitmek tükenmek bilmeyen zorluklar silsilesini avantaja çeviren bireyler başarılı girişimcilerdir. Karşılarına çıkan engeller onları daha da güçlendirir ve başarılarını arttırır. Başkaları paniğe kapılırken (ya da büyük maddi zarara girerken) onlar sakinliğini korur, duruma el koyar ve tüm fırsatları değerlendirirler. Bu tür engellerle karşı karşıya kalan girişimciler, Intel’in eski Ceo’su Andy Grove’un şu cümlelerle açıkladığı bir dönüşüm sürecine girerler: ”Krizler, kötü şirketleri batırır. İyi şirketler, krizleri atlatır. Büyük şirketler ise krizler sayesinde gelişirler.”



Görünen o ki, hayatta karşımıza çıkan engelleri anlamanın, ona göre davranmanın ve ilerlemenin bir yöntemi var. Roma İmparatoru Marcus Aurelius yüzyıllar önce bu formulü geliştirmiş ve gündelik bir hatırlatma olması için yazıya dökmüş:
”Şimdi, yargılarında tarafsız ol.
Şimdi, özverili davranışlarda bulun.
Senin dışında gelişen tüm olayları şu anda kabullen.
Tek ihtiyacın olan bu.”
John D. Rockefeller, Thomas Edison ve Steve Jobs gibi efsanevi girişimciler karşılarına çıkan her engelde bu eski formülü kullanmışlar, hatta yoğun ihtiraslarını beslemek üzere bile bu durumları kullanmışlar. Onlara göre yol, engelin ta kendisiymiş.
Bu kadim ilkelerden beş strateji doğdu. Asırlar öncesinden günümüze ulaşan bu yapı, karşılaştığımız engelleri kendimiz ve şirketimiz adına birer zafere dönüştürmek için kullanabileceğimiz ebedi bir bilgelik içeriyor. İşte sizlere krizleri fırsata çevirmenin 5 yolu:

1. Serinkanlılığınızı koruyun. John D. Rockefeller, 1857’de yaşanan ekonomik kriz sırasında iş hayatına başlayalı henüz iki yıl bile olmamıştı. Rockefeller, yüzleştiği talihsiz şartlar karşısında bunalıma girebilir ve kitlenebilirdi. Fakat ekonomik kargaşanın zamanlamasına dair yakınmak yerine, olayları çevresindekilerden farklı bir şekilde algılamayı tercih etti. Olan biteni, piyasada tecrübe kazanmak ve yeni şeyler öğrenmek adına bir fırsat gözüyle gördü. Kendi deyimiyle, tüm felaketlerde bir fırsat görmeye eğilimliydi. Rockefeller krizin ilk 20 senesini kapsayan süreçte, petrol pazarının yüzde 90’ını tek başına ele geçirdi.
Rockefeller gibi günümüzün girişimcileri de karışık günler yaşıyor. Algımızın, yargılarımızı gölgelemesine izin vermek yerine LinkedIn ve Microsoft gibi ekonomik krizin ortasında kurulmuş şirketlere bakabiliriz. Başkaları rakiplerinin kazanımlarıyla ilgili kaygılanırken ya da küplere binerek yitip giderken, biz Rockefeller’ın baskı altındaki serinkanlı duruşuna yönelebilir ve krizden doğacak fırsatları arayabiliriz.

2. Bakış açınızı değiştirin. Steve Jobs, ”Mümkün değil” gibi ifadeleri yok saymasını sağlayan, ”gerçeği bükme alanı” dedikleri özelliğiyle ünlüydü. Üretilen ilk iPhone için özel bir tür cam sipariş ettiğinde üreticiler, imkansız görünen teslim tarihi ile ilgili dehşete kapıldılar. ”Korkmayın,” dedi Jobs. ” Bunu başarabilirsiniz. Üzerine biraz kafa yorun. Bunu yapabilirsiniz.”
Çok kısa sürede üreticiler tesislerini cam yapımına uygun olarak yeniden tasarladılar ve altı ay içinde piyasaya sürülecek ilk parti telefonlara yetecek miktarda üretim yapmayı başardılar. Onun ısrarcılığı, üreticileri mümkün olanın ötesine erişmeye itmişti.

Krizi fırsata çevirmenin 10 yolu

Dünyanın yakasını 5 yıldır bırakmayan küresel kriz, ticaretin kurallarını da sil baştan değiştirdi. Yeni dönemi iyi okuyan KOBİ’ler için global oyuncu olmak, krizi fırsata çevirmek hiç de zor değil
Küresel kriz, başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada etkisini sürdürüyor. Araştırmalara göre kolay kolay da bu ateş sönmeyecek. Her ne kadar Türkiye, bu ateş çemberinin belli ölçüde dışında kalmayı başardıysa da adeta kuralları yeniden yazılan küresel ticaret oyununda KOBİ’lerin oldukça dikkatli adımlar atması gerekiyor. Öncelikle şirketler zihin haritalarını uzun vadeli planlarla yeniden güncellemek zorunda. Bunun içinde maliyetleri düşürmekten, üretim modellerini değiştirmeye kadar birçok yöntem yer alıyor. Ardından da krizi fırsata çevirmenin en etkili yollarını aramaya başlamak gerekiyor. İşte size 10 altın formül…

1- ÜRETMEK ARTIK BAŞARI DEĞİL

Yani ekonomik sistemde düşünen, hayal kuran, Ar-Ge yapan, icat çıkartıp rakiplerini kıskandıran KOBİ’ler hayatta kalabilecek. Unutmayın artık herkesin ürettiğini üretmek başarı olarak kabul edilemiyor. Önemli olan olmayanı keşfetmek ve kendi pazarını yaratmak.

2- PATENT SATIN ALIN

Kürsel kriz fırsatları da beraberinde getirdi. Bunlardan biri de teknoloji transferleri. Bugün Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye ciddi bir teknoloji transferi yaşanıyor. Firmalar zor durumdaki fabrikaların altyapısını know-how ve patentleri ile birlikte satışa çıkarmış durumda. Almanın tam zamanı.

3- İNSAN KAYNAĞINA YATIRIM

KOBİ’lerin işe alım süreçleri bugüne kadar dost tavsiyeleri ve hatır gönül ilişkileriyle ilerledi. Bu da bir yöntem olabilir. Ancak insan kaynağının şirketiniz için çok daha önem arz ettiğini unutmayın. Bu nedenle kurumsallaşma süreçlerinde insan kaynakları uygulamalarını internete taşıyın. Kurumsal bir kimlikle internetin size sağladığı on binlerce CV’den yararlanın.

4- TEŞVİKLERİ KULLANIN

Türkiye KOBİ teşvikleri konusunda adeta bir cennet. Her yıl toplamda 5 ila 8 milyar doları bulan destek paketleri açıklanıyor. Özellikle KOSGEB, TÜBİTAK, TTGV, Kalkınma Ajansları, İGEME gibi kurumların teşvikleri yakından takip edin.

5- AİLEDEN DİYE OLMAZ

KOBİ’ler büyüdükçe organizasyon genişledikçe patronları ortak bir korku sarıyor. O güne kadar her şeyi kontrol altına almaya her şeyi elinin altında hissetmeye alışmış patronlar bir anda işletmesine yabancılaşıyor. Böyle olunca aile patronların ilk işi şirketin kritik yerlerine aileden kişiler atamak olur. Ancak bu yanlış bir yöntemdir. Bu korkuyu yenmenin tek bir çaresi var. Kurumsallaşmak. Zaten firmaları ayakta tutacak en önemli faktör disiplinli ve kurallı bir şirket olmaktan geçiyor.

6- MUTLAKA REKLAM VERİN

Reklama yatırımı keşfeden küçük işletmeler kısa sürede büyük markalara dönüştüler, hem de satışlarını katlamayı başardılar. Bunu siz de yapabilirsiniz. Doğru stratejiyle uygulanmış bir reklamın size bumerang gibi geri döneceğinden emin olun.

7- DENETÇİLERE KAPINIZI AÇIN

Türkiye’deki KOBİ’ler çevik ve dinamik yapılarının avantajıyla krizi adeta fırsata çevirdi ve son 5 yılda rekor büyümelere imza attı. Son araştırmalar da bunu doğruluyor. İstatistiklere göre 2002 ve 2012 arasında KOBİ Türkiye’deki KOBİ sayısı 6 kat artış gösterdi. Yine KOBİ’lerin ortalama büyüme hızı ise yıllık yüzde 25 ile 80 arasında seyretti. Tablo böyle olunca şirketler açısından kontrollü büyüme konusu ayrı bir önem taşıyor. Hakimiyetinizi kaybetmemek için, dışarıdan özel denetim ekipleriyle anlaşın ve firmanızı A’dan Z’ye incelettirin. En fazla denetim ihtiyacı ise çok ortaklı şirketlerde oluşuyor.

8- YABANCI ORTAKLIKLARI ARAŞTIRIN

Bugün küresel krizi fırsat bilen Türk KOBİ’leri, dünyada sağlıktan otomotive kimyadan gıdaya kadar 3 bine yakın ortaklık veya satın almaya imza attı. Bu şirketler arasına siz de girebilirsiniz. Girmelisiniz. Özellikle Avrupalı firmalar üretim maliyetleri nedeniyle Türkiye’deki şirketlerle ortalıklara imza atmak istiyor. Bu ortaklık size küresel fırsat kapılarını açacaktır.

9- FİNANSAL YENİLİKLERİ ARAŞTIRIN

Kurumsal ve finansal yönetim sistemlerini öğrenerek, gelenekselliğin getirdiği yüklerden kurtulabilirsiniz. Bugün şirketler kendilerine has geliştirilen finansal yazılımlar sayesinde maliyetlerini ciddi oranda aşağı çekiyor. Şirketinize özel olarak hazırlanmış gelir ve giderlerinizi anlık olarak görebildiğimiz finansal yazılımlar kullanın.

10- BEŞ KITAYA MAL SATIN

Kriz döneminde tıkanan klasik pazarları Türkiye’nin KOBİ’leri açtı. Nijerya’ya seramik, granit, Kamerun’a ilaç ve lunapark, Togo’ya yazılım, Kenya’ya içecek tozu sattı. Bunu siz de başarabilirsiniz. Dünyadaki her ülke sizin için yeni bir ticari fırsat demek.

4 Mart 2018 Pazar

Doların yükselişinin iktisadi ve siyasal etkileri...

Türkiye, yılın son çeyreğinde dolar kurundaki yükselişleri ve olumsuz etkilerine odaklandı. 
ABD - Türkiye arasında yaşanan vize krizi dolar kurundaki yükseliş için güzel bir bahane olduğunu söyleyebiliriz. Piyasa oyuncuları 3,40’dan satın aldığı doları yoksa nasıl satıp kâr edeceklerdi ? 
Hem de yüksek dolar, düşük TL yatırımcılar için bulunmaz bir nimetti. BIST 100 endeksi halen 110 bin puanın üzerinde kalıcı oluyorsa sebep “ Bir taşla iki kuş vurmak.” Sonuçta kazanan yabancı yatırımcılar! Bizim kazanmamız için bir an önce “Zihniyet reformu“ yapmamız gerek. 
Önceliğimiz dolar talebini azaltmak olmalı. 
Vatandaş banka mevduatlarında halen dolar tutuyorsa bu bir sorun demektir. 
Çünkü doların yükselmesi işsizlik, enflasyon rakamlarının çift hanede kalmasına, sanayi ve üretim rakamlarının azalmasına, tüketim ve yatırım mallarında azalmalar devam edebilir. Ancak şunu unutmamalıyız asıl sorun döviz değil, enflasyon ve faiz. Enflasyon ve faiz oranlarının yüksek olması TCMB’nin elini zayıflattığı gibi tedbirlerinde yetersiz kalmasına neden oluyor. Bizim vatandaşa şu çağrıyı yapabilmemiz çok önemli : “Türkiye ekonomisinin güçlenmesi, sistem değişikliği normal olarak rakiplerimizi rahatsız ediyor. Yeni dünya düzeninde Türkiye’nin konumunun her geçen gün artması, beraberinde riskler doğuruyor. Mesela; Türkiye Suriye operasyonunu başlatmasaydı, terörle mücadelede kararlı bir tutum içinde olmasaydı, ABD ve Avrupa’nın yaptırımlarına sessiz kalsaydı, Ticari ortaklarıyla tekrar diyaloglar başlatmasaydı gelecekte Türkiye, istediği konuma gelemezdi. Hatırlarsanız Avrupa’nın, seçimler öncesi Türkiye’ye ve Türk vatandaşlarına karşı sözlü ve fiziki uygulamaları kabul edilebilir bir türden değildi. ABD’nin ise Türkiye’yi içine alan Ortadoğu projesi hayali beraberinde ekonomik yaptırımlarda gündeme getirebilir. Biz devlet ve millet olarak el ele vereceğiz ve bu süreci de alnımızın akıyla aşacağız.” Başaramazsak ekonomik olarak sıkıntılı bir sürece girebiliriz. Yaklaşık üç aydır yaptığım uyarıların bugünler için olduğunu anımsatmak isterim. Ya “Dolar seviciler kazanacak, ya da Türkiye” Siyasal etkileri ise belirsizliğe neden olacak en riskli gelişmedir. Siyasi kısır tartışmalar yerine birleştirici bir dil kullanılması, büyük önem arz edecektir. Ekonomik kuşatmaları fırsat bilmek, erken seçimi çare olarak görmek bugün için çözüm değil, çözümsüzlüktür... 

21 Temmuz 2017 Cuma

Türkiye´ye gelen uluslararası yatırım

Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi Türkiye, uluslararası yatırımcılar için cazibe merkezi olmaya devam ediyor. 2002 yılına kadar toplamda 15 milyar dolarlık yabancı yatırımın geldiği Türkiye, son 10 yılda bu meblağın 9 katı yatırım aldı.
Yalnızca 2005-2014 yıllarını arasında ülkeye giren yabancı yatırım miktarı 144 milyar dolar oldu. Yatırımcı için elverişli bir ortam sağlamak amacıyla önemli adımlar atan Türkiye’de, şirket kurma süresi 38 günden 6 güne düştü. Ulusal ve küresel yatırımcılara eşit muamelenin kanunla garanti altına alındığı ülkemizde faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin sayısı bugün 39 bini aştı. Türkiye ayrıca, çok sayıda çok uluslu şirketin bölgesel merkezi haline geldi.
Dünyanın 17’nci Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisi konumundaki Türkiye, özel sektörün girişimci ruhu, güçlü iç piyasa, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri içerisindeki en büyük genç nüfusu, kazançlı ihracat fırsatları, küresel üretim merkezi olma hedefi ile çok uluslu şirketler için cazibe merkezi konumunda. Son 10 yılda ticarete ilişkin düzenlemelerde kaydettiği reformlar ve liberal kanunlarla, Doğrudan Yabancı Yatırımlarda (DYY) önemli bir patlama kaydetti. Cumhuriyetin kuruluşundan 2002 yılına kadar süren 80 yıllık dönemde 15 milyar dolarlık DYY sağlayan Türkiye, son 10 yıllık süreçte bu miktarı 9’a katlayarak 144 milyar dolarlık DYY akışı sağladı.


Dünyanın en liberal 5’inci ülkesi
2009 yılı küresel mali krizin ardından en hızlı toparlanan ekonomi olan Türkiye, ekonomide yapısal reformlara hız verdi. OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomiye sahip ülke unvanını taşıyan Türkiye, kamu sektörü, finans sektörü, sosyal güvenlik ve vergi reformlarıyla çok uluslu yatırımcılar için güvenli bir yatırım limanı haline geldi. Ekonomide özel sektörün rolünün artırılması için kilit pazarların rekabete açılması ve bağımsız ajanslar tarafından düzenlenmesi, özelleştirmenin hızlandırılması ve yeni AR&GE ve inovasyon destek kanunlarıyla yatırım ortamının iyileştirilmesi sağlandı. 2012’te yürürlüğe giren yeni Ticaret Kanunu ile şeffaflaşma, sorumluluk, yatırım ve ticaret ortamının iyileştirilmesi ve yasal prosedürlerin elektronik ortamda yapılması imkânlarının çeşitlendirilmesi sayesinde uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisi giderek artıyor.
World Trade Indicators’ın 2010 verilerine göre, Türkiye dünyanın en liberal ticaret politikalarına sahip 5’inci ülkesi. AB ile Gümrük Birliği Anlaşması bulunan Türkiye, 21 ülke ile de Serbest Ticaret Anlaşması imzaladı. Bu ülkeler, Arnavutluk, Bosna Hersek, Mısır, Gürcistan, İzlanda, İsrail, Lichtenstein, Makedonya, Fas, Norveç, Filistin, İsviçre, Tunus, Karadağ, Sırbistan, Şili, Lübnan (onay aşamasında), Mauritus Moritanya, Kuzey Kore, Kosova (onay aşamasında).
Ulusal ve küresel yatırımcılara eşit muamele kanunla garanti altına alındığı Türkiye’de bugün bir şirket 6 günde kurulabiliyor. 2003 yılında ise bir şirket ancak 38 günde kurulabiliyordu. OECD ülkelerinde bir şirketin kurulma süreci ortalaması ise 12 gün.


Farklı pazarlara kolay erişim
Eğitimli genç nüfusun yanı sıra 33,7 milyon internet kullanıcısı, 69 milyon GSM, 57 milyon kredi kartının kullanıldığı dinamik bir ekonomiye sahip olan Türkiye, dünyanın 8’inci, AB’in 2’nci büyük çelik üreticisi konumunda. Dünyanın 16’ncı büyük otomobil üreticisi olarak, üretim sektöründe küresel düzeydeki etkinliğini artıran Türkiye, doğal güzellikleri ve kaliteli hizmet sektörüyle de ön plana çıkıyor. Dünyanın en çok ziyaret edilen 6’ncı turizm ülkesi olan Türkiye’de dünyanın en iyi 100 otelinden 22’si bulunuyor. Kıtalar arasındaki stratejik konumu ile de dünya ekonomisine yön verebilecek aktörlerden biri olma hedefindeki Türkiye, küresel enerji geçiş noktaları ile farklı pazarlara kolay erişim imkânıyla uluslararası yatırımcıların dikkatini çekiyor.


Uluslararası şirketlerin sayısı 40 bini aştı
Uluslararası sermayeli şirketler, Türkiye’deki yatırımlarını gün geçtikçe artırıyor. Türkiye’nin dört bir yanında faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin sayısı bugün 41 bin 397’ye ulaştı. Bu sayı 2002’de 5,6 bin seviyesindeydi. Son 10 yılda Türk ekonomisine artan güvene paralel olarak Türkiye’de yerleşik uluslararası sermayeli şirket sayısı 7 katına çıktı.


Türkiye pazarına büyük sermayelerle giriş yapan uluslararası şirketlerin menşeine bakıldığında ise 6 bin 15 şirketle en çok yatırımın Almanya merkezli şirketlerden kaynaklandığı ortaya çıkıyor. Türkiye’de en çok yatırım yapan şirketlerin bulundukları ülke sıralamasında Almanya’yı, 3 binin üzerinde şirketi bulunan İran ile 2 bin 760 şirketle İngiltere izliyor.

Türkiye’deki uluslararası sermayeli şirketlerin ülkelere göre dağılımı  (İlk 10)
Ülke                 Şirket Sayısı
1. Almanya
6015
2. İran
3570
3. İngiltere
2760
4. Hollanda
2433
5. Suriye
2106
6. Rusya Federasyonu
1811
7. Azerbaycan
1577
8.ABD
1502
9. Irak
1392
10. Fransa
1277
TOPLAM
41397


  





Öte yandan başta Coca Cola, GE Healthcare, Microsoft, Intel ve Unilever olmak üzere çok sayıdaki dev şirket Türkiye ofislerini bölgesel merkez yaptı. Sadece Coca Cola, Türkiye üzerinden 94 ülkedeki yatırımlarını yönetiyor.






Türkiye’de bölgesel merkezleri bulunan çok uluslu şirketler:
Çok uluslu şirket
Türkiye’den yönetilen ülke sayısı
Coca Cola
94
GE Healthcare
80
Microsoft
80
Intel
67
Unilever
36
Verifone
30
GlaxoSmithKline
30
BSH
30
Schneider Electric
27
Alstom
26
Ericsson
22
Cargill
20
Pfizer
20
Volvo
18
BASF
18
PepsiCo
14

Uluslararası sermayeli dev şirketlerin yatırım merkezi olarak Türkiye’yi tercih etmelerinin sebepleri incelendiğinde ise, Türk ekonomisine yönelik artan güven ilk sırada yer alıyor. 2012 yılı Doğrudan Yabancı Yatırım Güven Endeksinde Türkiye, dünya sıralamasında 13’üncü oldu. Sadece 2 yıl önce 2010 yılı Endeksinde ise Türkiye 23’üncü sırada yer alıyordu. Türk ekonomisine güveni artıran en önemli unsur ise dinamik, istikrarlı ve cazip ekonomik iklimin yanı sıra, ekonomik büyümenin beraberinde getirdiği Gayrisafi Yurtiçi Hasıladaki (GSYİH) istikrarlı artış. Türkiye’de 2002-2013 yılları arasında yıllık ortalama reel GSYİH’de yüzde 4,9’luk bir artış kaydedildi.
Yeni bir orta sınıf doğdu
2002’de 3 bin 492 dolar seviyesinde olan kişi başına düşen GSYİH 2012’de 10 bin 504 dolara çıkmasıyla Türkiye’de alım gücü yüksek yeni bir orta sınıf ortaya çıktı. Böylece, kişi başına düşen özel tüketim, motorlu araç sayısı ve havayolu yolcu sayısı gibi göstergelerde önemli bir artış kaydedildi.
Ekonomideki istikrar ve yüksek performans ile vasıflı işgücüne erişim Türkiye’nin ihracat rakamlarını da olumlu yönde geliştirdi. Türkiye, 2014 yılında 158 milyar dolarlık ihracat geliri kaydetti. Türkiye ayrıca, son 10 yılda ihraç ürün ve pazarlarını da çeşitlendirdi.
Dünyanın en büyük 20’inci üreticisi
Türkiye ayrıca, küresel ölçekte önemli bir üretim merkezi haline geliyor. Uluslararası ulaşımdaki stratejik konumu, enerji kaynaklarına yakınlığı ve kaliteli işgücü sayesinde Türkiye, halen dünyanın 20’nci büyük üretim merkezi konumunda. Küresel Üretim Rekabet Endeksi beklentilerine göre ise Türkiye, 2018 yılında dünyanın 16’ncı, Avrupa’nın ise 2’nci büyük üretim merkezi olacak.

Küresel Üretim Rekabet Endeksi 
2013
2018
1.Çin
1. Çin
2. Almanya
2. Hindistan
3. ABD
3. Brezilya
4. Hindistan
4. Almanya
5. Kore
5. ABD
6.Tayvan
6. Kore
7.Kanada
7. Tayvan
8. Brezilya
8. Kanada
9. Singapur
9. Singapur
10. Japonya
10. Vietnam
11. Tayland
11. Endonezya
12. Meksika
12. Japonya
13.Malezya
13. Meksika
14. Polonya
14. Malezya
15. İngiltere
15. Tayland
16. Avustralya
16. Türkiye
17. Endonezya
17. Avustralya
18. Vietnam
18.Polonya
19. Çek Cumhuriyeti
19. İngiltere
20. Türkiye
20. İsviçre























Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansı
Son yıllarda büyük artış sağlanan doğrudan yabancı yatırım miktarlarında, Başbakanlık Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansının önemli katkıları mevcut. Ajans, uluslararası yatırımcıları Türkiye’ye çekmek ve ülkedeki faaliyetlerini kolaylaştırmak amacıyla 2006 yılında Başbakanlık uhdesinde kuruldu. Türkiye’nin sunduğu yatırım olanaklarını küresel iş dünyasına tanıtma ve yatırımcılara Türkiye’ye yapacakları yatırımların her safhasında destek verme görevini üstlenen tek resmi kuruluş olan Ajans, ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte yatırım fırsatlarını tanıtma ve değerlendirme süreçlerinde ilgili tüm resmi kurumları koordine ederek uluslararası yatırımcılara yönelik bir referans noktası olarak hizmet veriyor. ABD, Almanya, Çin, Fransa, Hindistan, İngiltere, İspanya, Japonya, Güney Kore, Kanada, Rusya Federasyonu ve Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Ajans; pazar araştırma ve analiz, endüstri ve sektör raporları, yatırım koşulları değerlendirmeleri, saha seçimi, ortak girişim için şirket bulma ile yasal süreç ve işlemlerin kolaylaştırılması gibi hizmetler veriyor.