Ab sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Ab sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

27 Haziran 2018 Çarşamba

Türkiye-AB Gümrük Birliği

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Gümrük Birliği nedir? 

Tanım olarak gümrük birliği; taraf ülkelerin mallarının tek bir gümrük alanı içinde, her nev’i tarife ve eşdeğer vergiden muaf biçimde, serbestçe dolaşabilmeleri ve tarafların, üçüncü ülkelerden gelen ithalata yönelik olarak da aynı tarife oranlarını ve aynı ticaret politikasını uygulamaları anlamındadır. Üçüncü ülkelere yönelik olarak aynı ticaret politikaları benimsendiğinden, gümrük birliği, serbest ticaret alanlarından daha ileri bir ticari entegrasyon modelidir.

Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin tamamlanmasına giden yol

Türkiye, o dönemdeki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’na, kuruluşundan hemen sonra, Temmuz 1959’da üyelik başvurusunda bulunmuştur.
Türkiye’nin Topluluğa tam üyeliğini bir nihai hedef olarak ortaya koyan “Ankara Anlaşması”, 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964’de yürürlüğe girmiştir.
Ankara Anlaşması, tam üyeliğe giden yolu, “hazırlık dönemi”, “geçiş dönemi” ve “son dönem” olmak üzere üç evrede öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda, Gümrük Birliği’nin tamamlanması hedeflenmiştir.
Anlaşmada öngörülen “hazırlık dönemi”nin tamamlanmasıyla birlikte, 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren “Katma Protokol”, geçiş döneminin hükümlerini ve tarafların üstleneceği yükümlülükleri düzenlemiştir. “Katma Protokol”ün yürürlüğe girmesiyle başlayan ve karşılıklı/dengeli yükümlülükler esasına dayanan “geçiş dönemi”, Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nin kademeli olarak tesisini amaçlamaktadır.
Gümrük Birliği’nin gerçekleşmesi bağlamında AB tarafı, 1971 yılından itibaren Gümrük Birliği’nin kapsadığı sanayi mallarındaki vergilerini Türkiye lehine tek taraflı olarak sıfırlamıştır. Ülkemizin bunu yapması için ise, 1973 yılından itibaren 22 yıllık kademeli bir geçiş süresi benimsenmiştir.
Türkiye, üzerine düşen indirimleri 1978 yılına kadar gerçekleştirmiş, ancak, bu yıldan sonra, ekonomik sıkıntıların da artmasıyla birlikte, ülkemiz AET’ye karşı yükümlülüklerinin 5 yıl ertelenmesi talebinde bulunmuş ve bu talep Mayıs 1979’da kabul görmüştür.
1980’lerde ülkemizin dışa açılma ve ithal ikamesi politikalarına yönelmesiyle birlikte, Gümrük Birliği’ne bakış açımız da değişmiştir. Türkiye bir taraftan 14 Nisan 1987 tarihinde Avrupa Topluluğuna üyelik müracaatında bulunmuş; diğer taraftan da, ertelenmiş olan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988’den itibaren hızlandırılmış biçimde tekrar yürürlüğe koymuştur.
Tam üyelik müracaatımız, gerek ülkemizde, gerek AB kanadında ilişkileri geliştirme arayışlarını teşvik etmekle birlikte, 1992 yılı başına kadar Topluluğun bu anlamda ciddi bir inisiyatif aldığını söylemek güçtür. 1990 yılında Konsey’e sunulan ve o tarihlerde ülkemizle ilişkilerden sorumlu Komiser Matutes’in adıyla anılan öneriler paketi de, bir üye ülkenin engellemesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Pakette, Gümrük Birliği’nin 1995 yılının sonunda tamamlanması, Gümrük Birliği’yle dolaylı veya doğrudan ilgili alanlarda işbirliğinin derinleştirilmesi, mali işbirliğinin yeniden başlatılması ve siyasi işbirliğinin teşvik edilmesi öngörülmekteydi.
Bu gelişmeler sonucunda, Katma Protokol uyarınca vadesi 1995 yılında gelecek olan Gümrük Birliği’nin, ilişkileri hareketlendirmek için sadece ekonomik ve ticari planda değil, siyasi planda da yararlı bir araç olacağı görüşü ağır basmaya başlamıştır. Gümrük Birliği’ni tamamlarken hedeflerimizin başında, AB piyasalarındaki payımızı genişletmek ve tam üyeliğin en önemli şartını yerine getirerek, bu alanda avantajlı bir konuma ulaşmak gelmiştir.
Bu çerçevede, Kasım 1992’de yapılan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında, Gümrük Birliği’nin hazırlıklarını yapmak ve buna dair ilişkin usul ve esasları tespit etmek amacıyla bir Komite kurulmuştur. Komite çalışmalarının sonucunda, Gümrük Birliği tamamlanmıştır.
Gümrük Birliği Türkiye ile AB arasında yeni bir anlaşma mıdır?
Bir önceki başlıkta ayrıntılı olarak incelendiği üzere, Gümrük Birliği, Türkiye ile AB arasında yapılmış yeni bir anlaşma değildir. 1963 Ankara Anlaşmasıyla başlatılan bütünleşme sürecinin bir aşamasıdır.
Bu bağlamda, Gümrük Birliği bir anlaşmayla değil; Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 6 Mart 1995 tarihli toplantısında kabul edilen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca, 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren tamamlanmıştır.

Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin kapsamı

Türkiye-AB Gümrük Birliği, sadece sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamakta, geleneksel tarım ürünleri ise kapsam dışı bulunmaktadır. İşlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergileri tespit edilirken, tarım payı ile sanayi payı ayrılmakta ve sadece sanayi payı vergi muafiyetine tabi tutulmaktadır.
Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla Türkiye, AB’nin 1971’den bu yana tek taraflı olarak uyguladığı biçimde, AB’den gelen sanayi ürünlerine yönelik tüm gümrük vergilerini ve eş etkili tedbirlerini ortadan kaldırmıştır. Ayrıca, uygulanan miktar kısıtlamalarına da son verilmiştir.
Bu kapsamda, sanayi ürünleri itibarıyla üçüncü ülkeler için Gümrük Birliği öncesinde %16 seviyesinde olan ortalama koruma oranı, 2011 yılı İthalat Rejimi kapsamında %4,2 seviyesine gerilemiştir.
Bu çerçevede, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) uyarınca, Gümrük Birliği"nin düzgün işleyişini sağlamak ve ortak ticaret politikasını uygulamak üzere, ithalat ve ihracata ilişkin ortak kurallar, kotaların yönetimi, dampingli veya sübvansiyonlu ithalat karşı koruma, tekstil ithalatına ilişkin otonom düzenlemeler, dahilde ve hariçte işleme rejimleri AB ile uyumlu hale getirilmiştir.
Buna ek olarak, Gümrük Birliği çerçevesinde, AB’nin tercihli ve otonom rejimlerine uyum devam etmektedir.
Bu itibarla, şimdiye kadar Türkiye 16’sı yürürlükte olmak üzere toplam 27 adet Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalamıştır. Diğer taraftan, pek çok ülke ve ülke grupları ile müzakereler ve müzakerelere başlama çabaları devam etmektedir.
Bugüne kadar, Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri* (MDAÜ : Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Estonya, Letonya, Bulgaristan, Romanya) ile EFTA ülkelerinin (Norveç, İzlanda, İsviçre, Liechtenstein) yanısıra, İsrail, Makedonya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Fas, Filistin, Tunus, Suriye, Mısır, Arnavutluk, Gürcistan, Karadağ, Sırbistan, Şili ve Ürdün'le serbest ticaret anlaşmaları imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir. Lübnan’la imzalanan anlaşma onay sürecindedir. Ukrayna (istikşafi), Kanada (istikşafi), Endonezya (istikşafi), Vietnam (istikşafi), Malezya, Güney Kore, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri (Bahreyn, Kuveyt, Oman, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri), Hindistan (istikşafi), Morityus, Seyşeller, Kamerun, Libya, MERCOSUR ülkeleri (Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay), Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Fiji, Kolombiya, Moldova ve Ekvator’la müzakere süreci başlatılmıştır.
Söz konusu anlaşmalar, Türk ihracatına yeni pazarlar yaratılmasına, bu pazarlara daha önce tavizli koşullarla girme imkânı bulmuş ülke malları karşısında Türk mallarının karşı karşıya kaldığı rekabet dezavantajının ortadan kaldırılmasına ve Türk sanayicisinin ihtiyaç duyduğu hammadde ve yarı mamullerin daha uygun koşullarda temin edilmesine de katkıda bulunmaktadırlar.
Buna ek olarak, AB’nin gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere uyguladığı otonom tarife tavizlerini içeren Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’ne (GTS) uyum, Gümrük Birliği kapsamındaki ürünler itibariyle 1 Ocak 2008 tarihinde tamamlanmıştır.
* Mart 2004 ve Ocak 2007 yılındaki AB Genişlemesiyle birlikte, Türkiye'nin bu ülkelerle akdettiği serbest ticaret anlaşmaları sonlandırılmıştır.

23 Mart 2018 Cuma

Türk Ekonomisinin Genel Görünümü

Tamer Ashraf
Son 15 yıldır istikrarlı büyümesi sayesinde Türk ekonomisi kaydadeğer bir performans sergilemiştir. Sağlam makro-ekonomik stratejiler, uygun mali ve para politikalar ve izlenen yapısal reformlar; yüksek büyüme oranları ve Türk ekonomisine duyulan güvenin artmasıyla sonuçlanmıştır.
Geniş yurtiçi piyasamız, rekabetçi ve dinamik özel sektörümüz, ulaşım, telekomünikasyon ve enerji sektörlerinde oldukça gelişmiş teknolojik altyapımız mevcuttur.
Ekonomik büyüme
Türkiye, Dünya Bankası 2017 yılı Nisan ayı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu verilerine göre 2016 yılında, satın alma gücü paritesine (SGP) göre dünyanın 13. ve Avrupa’nın 5. büyük ekonomisidir.
Türkiye 2010-2016 döneminde ortalama 6.3 % olan büyüme performansına sahip olmuştur. 2017 yılının ilk yarısında 5.1 %’lik büyüme gerçekleşmiştir. Ekonomimizin, 2017 yılı ilk yarısındaki Sözkonusu oranın 3.9 %’u yatırımlar ve ihracattan gelmektedir. Bu durum büyümemizin kalitesini göstermektedir. Nitekim üçüncü çeyrekte bu oran 11.1 % olarak gerçekleşmiştir. Böylece ilk dokuz aylık dönemde büyüme 7.4 %’e ulaşmıştır. Ülkemiz, 2017 yılının ilk üç çeyreği itibariyle OECD, Avrupa Birliği ve G20 ülkeleri arasında büyüme oranı bakımından birinci sırayı elde etmiştir. Büyüme oranımızın 2017 yılının tamamında ise 6,5 - 7 % oranında olması beklenmektedir.
Türkiye, 2018-2020 yılları Orta Vadeli Programı (OVP) hedeflerine göre, her üç yıl için de 5.5 % büyümeyi hedeflemektedir. OECD tahminlerine göre, Türkiye 2015-2025 döneminde 4.9 %’luk yıllık ortalama büyüme oranıyla OECD’ye üye ülkeler arasındaki en hızlı büyüyen ekonomilerden biri olacaktır.
Türk halkı 2016 yılında darbe teşebbüsü karşısında tarihe geçecek bir demokrasi zaferi elde etmiştir. Bu zorlu sürece rağmen, Türk ekonomisi gücünü korumayı başarmıştır. Özellikle 2017 yılı ikinci çeyreğinden itibaren Türkiye ekonomisine ilişkin ekonomik büyüme tahminlerini uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları tarafından yeniden gözden geçirmek durumunda kalmışlardır. Son olarak OECD 2017 yılı için ekonomik büyüme oranımızı 6.1 %’e yükseltmiştir.
Dış ticaret
Ülkemiz, 2016 yılında 341.1 milyar ABD Doları toplam dış ticaret hacmine sahip olup, bunun 142.5 milyar Doları ihracat, 198.6 milyar Doları ithalattır. 2005-2016 yıllarında ihracatın artış oranı Türkiye’de 6.4 %, dünyada ise ortalama 4.3 %’dür. Türkiye’nin ihracatının 2017 yılında 153.3 milyar, 2018 ve 2019 yıllarında ise sırasıyla 170 ve 193.1 milyar Dolar seviyesinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. İhracatımız için belirlenen 153,3 milyar ABD Doları hedefinin üzerine çıkıp ihracatımızın 156 milyar ABD Dolarını geçmesi beklenmektedir.


Türkiye, 2016 yılı itibariyle AB ile yaklaşık olarak 160 milyar Dolarlık bir ticaret hacmine sahiptir. AB ile aramızda devam eden Gümrük Birliği sanayi mallarını ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamına almaktadır. Türkiye AB’nin birinci, AB ise Türkiye’nin dördüncü ticaret ortağıdır. Gümrük Birliği’nin başka sektörleri de kapsayacak şekilde güncellenmesi halinde, AB ile ticaretimiz çok daha ileri noktalara taşınacaktır. AB tarafından Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yaratacağı etkilere dair bir analiz yaptırmıştır. 2016 yılında benzer bir çalışma ülkemiz tarafından da yapılmıştır. Sözkonusu çalışmadan çıkan sonuçlara göre, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin AB ekonomisinin büyümesine katkıda bulunacağı ifade edilmiştir.
Türkiye’nin Dış Ticareti (milyar $)
            2010   2011  2012  2013 2014  2015  2016
İhracat 113,9 134,9 152,6 151,8 157,6 143,9 143
İthalat 185,5 240,8 236,5 251,7 242,1 207,2 199
Hacim 299,4 375,7 389,1 403,5 399,7 351,1 342
Kaynak: TÜİK
Yabancı yatırımlar
Doğrudan yabancı yatırımlar için Türkiye önemli bir cazibe merkezidir. 2003–2016 yıllarında gerçekleşen doğrudan yabancı sermaye yatırımları 176,6 milyar ABD Doları’dır. 2017 yılı Ocak-Ekim döneminde ise 8,29 milyar ABD Doları tutarında doğrudan yabancı sermaye ülkemize girmiştir.
2012’den beri Türkiye Batı Asya’daki en büyük yabancı yatırım çeken ülke olmuştur.
Türkiye’de yabancı yatırımcılara yerel yatırımcılarla aynı haklar ve yükümlülükler veren yasal düzenlemeler yabancı yatırımlar için güvenli bir ortam sağlamaktadır.
Ticaret ve doğrudan yabancı yatırımlar bakımından Türkiye’yi benzersiz kılan özellik, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’ya açılan bir kapı özelliği taşımasıdır. Nitekim İstanbul’dan 4 saatlik uçuşla 60’den fazla ülkeye ve dünya ekonomisinin dörtte birini oluşturan geniş bir pazara erişim sağlanabilmektedir.
Türkiye'de 57 bin 649 yabancı sermayeli şirket faaliyet göstermektedir. Yerli ve yabancı ortaklı olan şirket sayısı 34 bin 573’dür.
Ülkemiz dünyanın en iddialı yatırım teşvik sistemlerinden birine sahiptir. Hükümetimiz her proje için ayrı bir teşvik imkanı oluşturmak için gerekli yetkiyi TBMM’den almıştır. Proje bazlı yatırım teşvik sistemi ile yatırımlarımızın önü açılmaktadır.

Özelleştirme
Hükümetin öncelikli gündem maddelerinden birini özelleştirme oluşturmaktadır. Özelleştirme sürecinin altındaki temel felsefe, devletin rolünün sağlık, temel eğitim, sosyal güvenlik, millî savunma ve geniş çaplı altyapı yatırımlarıyla sınırlamaktır. Bu Türkiye’nin özel sektöre dayanan gerçek bir serbest piyasa ekonomisi oluşturma hedefine uygundur.
OECD ülkeleri arasında özelleştirme sürecini hızla tamamlayan ve yüksek getiri elde eden ülkeler arasında ön sıralarda yer alan Türkiye’de, 1986-2003 yılları arasında yaklaşık 8 milyar Dolar, 2004-2015 yılları arasında 58 Milyar Dolar olmak üzere toplam 66 milyar Dolar civarında özelleştirme uygulaması gerçekleştirilmiştir.
18.11.2002 – 25.07.2017 döneminde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile 4046 sayılı Kanun’un 4. Maddesi doğrultusunda verilen yetkiye istinaden özelleştirme programındaki kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen uygulamalar kapsamında, 94 kuruluşta bulunan kamu paylarının blok satış, halka arz ve İMKB’de hisse senedi satışı yoluyla 10 liman, 81 elektrik santrali, 40 tesis/işletme, 3.483 taşınmaz, 3 gemi ve 36 maden sahası ile araç muayene hizmetlerinin de varlık satışı/işletme hakkı devri yoluyla özelleştirilmiş, ayrıca özelleştirme programındaki kuruluşların envanterinde kayıtlı bir kısım makine-teçhizat, demirbaş vb. varlıklar ile bu kuruluşlar adına tescilli markaların satışı yapılmıştır.
18.11.2002-25.07.2017 döneminde gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarı 59 milyar 558 milyon 255 bin ABD Dolarıdır.
Müteahhitlik Sektörümüz
Türk müteahhitlik sektörü dünyada Çin'den sonra ikinci sırada yer almaktadır.
İlk müteahhitlik projesini 1972'de Libya'da üstlenen sektör, bu yılın Temmuz ayına kadar geçen sürede 117 ülkede, toplam değeri 344,7 milyar dolar olan 9 bin 18 projeye imza atmıştır.
Sektörün son 10 yıldaki hizmetlerine bakıldığında 2008-2017 Temmuz döneminde 4 bin 152 proje üstlenilmiştir. Bu projelerin toplam tutarı 220,1 milyar dolar olarak hesaplanırken, bu tutar 45 yılda üstlenilen 344,7 milyar dolarlık proje tutarının 64 %'üne karşılık gelmektedir.
Ortalama proje bedeli açısından da son 10 yılda önemli gelişme kaydedilmiştir. Bu kapsamda, 2008 yılında ortalama proje bedeli 37,1 milyon ABD Doları iken bu tutar yaklaşık 2 katına çıkarak 2017 yılının temmuz ayı itibarıyla 79,3 milyon ABD Dolarına ulaşmıştır.
Türk müteahhitlerin son 45 yılda üstlendiği projelerin ülkeler bazında dağılımı değerlendirildiğinde ilk sırada 67,6 milyar ABD Doları ve yüzde 19,6 pay ile Rusya yer almaktadır. Bu ülkeyi 46,8 milyar ABD Doları ve yüzde 13.6 % pay ile Türkmenistan, 28,9 milyar dolar ve yüzde 8.4 % pay ile Libya takip etmektedir.
Sektörel açıdan bakıldığında ise karayolu, tünel ve köprü projeleri 44,1 milyar ABD Doları ile Türk müteahhitlerinin en çok iş yaptığı alanlar olmuştur. Konut projeleri 43,7 milyar ABD Doları ile ikinci, ticaret merkezi projeleri 29,1 milyar ABD Doları ile üçüncü sırada kendine yer bulmuştur.
2017 yılı itibariyle küresel ölçekte faaliyet gösteren dünyanın en büyük 250 inşaat firmasından 45’i Türk firmalarıdır.
Bu firmalardan 7'si ilk 100 firma arasında kendine yer bulurken, ilk kez 2 Türk firması 3 milyar ABD Doları üzerindeki gelirleriyle ilk 50 firma arasında sayılmıştır.
Turizm
Dünyanın 6. en popüler turizm merkezi olan Türkiye (2015) , yılda 30 milyonun üzerinde turist çekmekte olup ziyaret edenlerin sayısı yıldan yıla artmaktadır. Turizm sektörü, 2023 yılı itibarıyla yılda 50 milyon turist ziyareti ve 50 milyar ABD doları gelir hedeflemektedir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, 2016 yılında Türkiye'ye gelen yabancı ziyaretçilerin sayısı 30,9 milyon iken, aynı yıl turizm sektörünün elde ettiği toplam gelir yaklaşık 18,7 milyar ABD dolarıdır.
Turizmde 2017 yılı içinde % 29’luk artış yaşanmıştır. 2017 yılı Ocak-Eylül döneminde 26 milyon turist ülkemizi ziyaret etmiştir. Aynı dönemde 15.5 milyar ABD Doları turizm geliri elde edilmiştir.
2017 yılının Ocak – Eylül döneminde ülkemize en fazla yabancı turist gönderen ülkeler sıralamasında Rusya Federasyonu (15.82 % - 4.122,305 kişi) birinci, Almanya Federal Cumhuriyeti (11.22 % - 2.923,152 kişi) ikinci, İran İslam Cumhuriyeti (7.28 % - 1.895,907 kişi) üçüncü sırada yer almaktadır.
Gelen yabancı ziyaretçi sayısı esas alındığında Antalya, Türkiye'nin en çok tercih edilen şehridir. 2014 yılında ülkeye gelen yabancı turistlerin % 34'ü tarafından ziyaret edilen Antalya'nın merkezi ile çevresindeki Kemer, Belek ve Kaş gibi beldelerde 500'den fazla 4 yıldızlı ve 5 yıldızlı otel bulunmaktadır.
7.200 km uzunluğunda kıyı şeridi bulunan Türkiye 436 adet mavi bayraklı plajıyla, 578 adet mavi bayraklı plajı bulunan İspanya'nın ardından 38 ülke arasında 2. sırada yer almaktadır. Türkiye'de ayrıca 22 adet mavi bayraklı yat limanı bulunmaktadır.
Elverişli coğrafi konumunun da yardımıyla küresel bir bağlantı noktası olma özelliği gittikçe artan İstanbul, yılda 12 milyon ziyaretçi ile Master Card 2016 Global Hedef Şehirleri Endeksi'nde en çok ziyaret edilen şehirler arasında Avrupa’da 3. sıraya yükselmiş bir cazibe merkezi konumundadır.


Para Politikası
Türkiye, istikrarlı ekonomik büyümeyle birlikte kamu maliyesinde gelişme kaydetmiştir; AB tanımlı genel yönetim nominal borç stoku 2002-2016 yılları arasında 72.1 %’den 28.3 %’e gerilemiş ve Türkiye, AB-Maastricht kriterleri arasında yer alan “azami % 60 oranında kamu borç stoku” ilkesine 2004 yılından bu yana uyar hale gelmiştir. Benzer şekilde, bütçe açığının GSYİH’ye oranı 2003-2016 yılları arasında 10 % 'dan 2 %’nin altına gerileyerek AB-Maastricht kriterlerinin bütçe dengesi için öngördüğü ilkeye uyum sağlamaya başlamıştır.
2016 yılında tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) 8.53 % oranında gerçekleşmiştir.
Rezervler
15 Aralık 2017 tarihi itibariyle Merkez Bankası toplam rezervleri 113.582 milyar ABD Doları olarak kaydedilmiştir.

11 Ağustos 2018 Cumartesi

DÜNYA TİCARET SAVAŞLARI

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ekonomik savaşın rakamları
ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin ile dış ticaret açığını düşürmek için korumacı politikalar ve ek vergi tarifeleriyle başlattığı ticaret savaşı küresel bir ekonomik savaşa doğru yayılmaya devam ediyor. ABD'nin ekonomik yaptırımları ortak özellikleri cari fazla, zengin enerji kaynakları ve düşük kamu borcu olan Rusya, İran ve Venezuela üzerinde daha sert hissediliyor




ABD ve Çin arasında 6 Temmuz 2018 günü ek gümrük vergisi uygulamalarıyla resmen başlayan ticaret savaşı küresel ekonomiyi sarsmaya devam ederken siyasal gerilim de tırmanıyor.
Savaş yeni başlamış gibi görünse de aslında Donald Trump'ın başkanlık kampanyasında ülkesinin imalat sektörünü, altyapı harcamalarını canlandırıp büyümeyi arttırarak istihdam sözü vermesine kadar uzanıyor.
Hillary Clinton karşısında zaferle ayrılan Trump, sözünü tutabilmek için savaş öncesi ilk adımı 2017 aralık ayında yasalaşan "Vergi İndirimleri ve İstihdam Yasası" ile atmıştı.
Ülkenin önde gelen 50 şirketinin ABD dışında tuttuğu 1 trilyon doları aşan nakit rezervini ülkeye geri getirip yatırım yapmasını isteyen Trump, yüzde 35 olan gelir vergisini yüzde 21'e indirdi. Toplam nakdi 440 milyar doları bulan Apple, Microsoft, Google, Pfizer ve Cisco gibi şirketlerden olumlu tepki aldı.
Trump, "Önce Amerika" sloganıyla yürürlüğe koyduğu korumacı ticaret politikalarının ikinci adımında ise toplamda 566 milyar dolarlık dış ticaret açığını düşürmeye yönelik artan vergiler geldi.

ÇİN İLE BAŞLADIĞI DÜNYAYA SIÇRADI

Hedefteki ilk ülke ise ABD'nin 375 milyar dolarla en yüksek açığı verdiği Çin oldu. ABD'nin 800 ürüne yönelik yüzde 25 ek gümrük versigiyle 34 milyar dolarlık hamlesinin ardından 3 gün sonra 200 milyar dolarlık ithalat için de yüzde 10 ek vergi getirildi. Çin, 128 ürüne yüzde 25'e varan ek gümrükvergisi uygulayacağını açıklayarak karşılık verdi.
Brüksel'de düzenlenen NATO zirvesinde Almanya şansölyesi Merkel ile Trump arasında gergin anlar yaşandı. Trump ilerleyen günlerde Almanya başta olmak üzere AB'nin otomotiv endüstrisine yönelik tehditlerini sürdürdü.
Çelik ve alüminyum üzerinde yoğunlaşan ABD'nin ek vergi tarifeleri Çin'in ardından AB üyesi 28 ülkenin yanı sıra Kanada, Meksika, Çin, Hindistan ve Türkiye'ye de sıçradı.
ABD seçimlerine müdahale tartışmalarının yanı sıra ortaya çıkan Skripal kriziyle ABD'nin Rusya'ya ilave yaptırım uygulamaya başlamasıyla cephe genişledi.
İran ile yapılan Nükleer Anlaşma'dan da çekildiğini açıklayan Trump yönetimindeki ABD, İran'a yeniden ambargo uygulamaya başladı.
İlk aşamada İran’ın, dolar satın alması, altın ticareti yapmasının yanı sıra çelik, kömür, alüminyum ve otomotiv sektörüne yaptırım uygulanacak. İran’ın yolcu uçakları ve uçak parçası ithalatı engellenecek. İran para birimi tümen üzerinden yurt dışı işlemlere kısıtlamalar getirilecek.


ORTAK ÖZELLİK CARİ FAZLA, ZENGİN ENERJİ KAYNAKLARI

ABD’nin İran’a yönelik ikinci yaptırım paketinde de petrol ürünleri bulunuyor. ABD'nin petrol ürünleriyle öne çıkan ve yaptırım uyguladığı bir başka ülke ise Venezuela. Rusya da denkleme dahil edildiğinde ABD'nin doğal enerji kaynaklarını bulunan, kamu borcunun milli gelire oranının düşük olduğu ve cari fazla veren ülkeleri hedef aldığı görülüyor.
Türkiye ise bu üçlü arasında petrolü bulunmadığı için cari açığı eksi yazan tek ülke. Nitekim, Trump'ın Türkiye'ye yönelik ekonomik savaş ilanı da TL ve dolar üzerinden geldi.
"Lira, çok güçlü dolarımız karşısında hızlı bir şekilde düşüşe geçerken, şu anda çelik ve aliminyumda uygulanan gümrük vergilerinin iki katına çıkarılması talimatı verdim." diyen Trump ile ABD'nin diğer kurumlarının politikaları uyuşuyor.
FED kademeli olarak faiz arttırken ABD Hazinesi'nin fon iştahı artıyor ve dolar likiditesinin düşmesiyle gelişmekte olan ülkeler zorlanıyor.
Türk Lirası'nın yanı sıra Rus Rublesi ve Çin Yuanı en çok değer kaybeden para birimleri arasında yer alıyor.

Ticaret savaşının kronolojisi ve olası etkileri

ABD ile Çin arasındaki "ticaret savaşı"nın fitili, ABD'nin dün geceden itibaren Çin menşeli 34 milyar dolar değerindeki ithal teknoloji ürününe yüzde 25'lik gümrük tarifesi uygulanmaya başlamasıyla resmen yakılmış.
Çin yönetimi, bu adıma karşılık olarak daha önce açıkladığı, ABD'den ithal ürünlere yönelik mütekabil tarife artışlarının "anında yürürlüğe gireceğini" duyurdu.
Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasında başlayan ticaret savaşının, iki ülkedeki üreticileri ve tüketicileri olduğu kadar dünya ekonomisini de etkilemesi bekleniyor.
Artan gümrük tarifeleri ve korumacı önlemler, maliyet artışlarının yanı sıra küresel arz zincirlerinin coğrafi dağılımını da etkileyebilir.
Trump yönetimi, teknoloji ürünlerine yönelik gümrük vergisi artışı kararını, Çin'in devlet öncülüğündeki sanayi kalkınma stratejisinin yabancı şirketleri teknoloji transferine zorlamasından veya açıkça endüstriyel casusluğa maruz bırakmasından duyulan kaygılar nedeniyle alınmıştı.

AMERİKAN ŞİRKETLERİ ETKİLENECEK

ABD yönetimi, Çin'i baskı altına alarak daha açık ve şeffaf piyasa koşulları oluşturmaya zorlamayı amaçlıyor ancak uygulamaya koyduğu vergiler, Çin ile iş yapan Amerikan firmalarını da etkileyecek.
Trump yönetimi, gümrük vergisi getirilecek ürünlerin listesini belirlerken ABD'li tüketicilerin doğrudan etkilenmemesi için tüketici ürünlerini dışarıda tutmaya çalıştı ancak ABD şirketleri, Çin'den daha çok ara madde veya yarı mamul maddeler alıp işleyerek başka ülkelere sattığından bu tedbirler en çok üreticileri etkileyecek.

- Arz zincirlerinin coğrafi dağılımı değişebilir

Syracuse Üniversitesi'nden Mary Lovely ve Yang Liang'ın araştırması, bilgisayar ve elektronik sektöründe tedbir getirilen ürünlerin yalnızca yüzde 13'ünün Çin firmaları, geri kalan yüzde 87'sinin Çin'de faaliyet gösteren uluslararası firmalar tarafından üretildiğini ortaya koydu. Bu durum, Çin'in küresel arz zincirindeki merkezi konumunu ortaya koyuyor. Çalışmada tarife artışlarının, bu üretimin Çin dışındaki ülkelere dağılmasına yol açabileceğine işaret edildi.
Öte yandan San Francisco Merkez Bankasının 2011'de yaptığı araştırma, Çin'de üretilen ürünlere harcanan her 1 doların 55 sentinin ABD'deki hizmet sektörüne kazanç olarak döndüğü belirlemişti

İki ülke arasındaki ticaret savaşında karşılıklı gümrük vergisi artışlarının 250 milyar dolarlık ticaret kalemini etkilemesi durumunda 2020 itibarıyla küresel ekonomik büyümeyi binde 5 azaltabileceği tahmin ediliyor

TİCARET SAVAŞININ KRONOLOJİSİ

16 Şubat: ABD Ticaret Bakanlığı, çelik ithalatına yüzde 24, alüminyum ithalatına yüzde 7,7 ek gümrük vergisi getirilmesini tavsiye etti.
22 Mart: Çin, ABD'den ithal edilen 3 milyar dolar değerindeki mallara ek gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, aynı gün Çin’den ithal edilen ürünlere yönelik 60 milyar dolarlık ek gümrük vergisine yönelik planı duyurdu.
2 Nisan: Çin, ABD'den ithal edilen 128 ürüne yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı.
3 Nisan: ABD, 50 milyar dolarlık Çin malına yeni gümrük vergileri uygulanması konusunda öneride bulundu.
4 Nisan: Çin, buna karşılık olarak ABD'den ithal edilen 50 milyar dolar tutarındaki ürünlere ek gümrük vergileri konulmasını önerdi.
5 Nisan: ABD Başkanı Trump, 100 milyar dolar değerindeki Çin malına ek gümrük vergileri koymayı düşündüğünü açıkladı.
15 Nisan: Trump, Çin'den ithal edilen 34 milyar dolar değerindeki ürünlerin 6 Temmuz 2018'den itibaren yüzde 25 ek gümrük vergisine tabi tutulacağını söyledi. Çin aynı gün yeni vergilere ABD'den ithal edilen tarım ve sanayi ürünlerine uygulanacak yeni ek gümrük vergileriyle karşılık vereceğini açıkladı.
6 Temmuz: ABD ve Çin'in daha önceden duyurduğu ek gümrük vergileri, karşılıklı olarak yürürlüğe girdi.
ABD'nin Çin'den ithal edilen 14 milyar dolarlık teknoloji ürününe daha ilave gümrük vergisi getirmesi bekleniyor.

Trump'ın gümrük vergilerine 33 ülkeden misilleme

ABD Başkanı Trump'ın başlattığı ticaret savaşı, gümrük tarifelerinin korkulduğu gibi dünya genelinde artmasına yol açtı. AB üyesi 28 ülkenin yanı sıra Kanada, Meksika, Çin, Hindistan ve Türkiye, ABD’nin çelik ve alüminyum vergilerine misillemeyle karşılık verdi
ABD Başkanı Donald Trump, "Önce Amerika" sloganıyla başladığı başkanlık serüveninde dünya ticaret sistemini derinden sarsacak tartışmalı kararlara imzasını attı.
Göreve gelir gelmez, Trans-Pasifik Ortaklığı'ndan (TPP) ayrılan ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nı (NAFTA) yeniden müzakereye açan Trump yönetiminin şu ana kadar en fazla tepki toplayan adımı ise ithal çelik ve alüminyuma getirilen ek gümrük vergileri oldu.
Dünyada sadece Arjantin, Avustralya, Güney Kore ve Brezilya olmak üzere 4 ülkenin muaf tutulduğu söz konusu vergilerin, Kanada, Meksika ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerine de uygulanmaya başlaması ve alınan karşı tedbirler dünya tarihine “Müttefiklerarası Ticaret Savaşı" terminolojisini kazandırdı.
Bu çerçevede, 28 AB üyesi ülke, Beyaz Saray'ın çelik ve alüminyum vergilerine karşılık motosiklet, yat, tekne, tüp, mısır, barbunya, pirinç, mısır gevreği, fıstık ezmesi, yaban mersini, portakal suyu, viski, puro, sigara, tütün, ruj, kot pantolon, nevresim, ayakkabı, lavabo, merdiven, vantilatör ve çelik gibi yüzlerce Amerikan menşeli ürüne yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulamaya 22 Haziran'da başladı. AB’nin “devamını getirmekle” tehdit ettiği ilk gümrük tarifelerinin 3,2 milyar dolarlık ürünü etkileyeceği bildirildi.
Kanada, ABD yapımı çelik ve alüminyum ürünlerine yüzde 25 gümrük vergisiyle yetinmeyip, bulaşık makinelerinden, tuvalet kağıdına kadar 120 tüketim malına daha 1 Temmuz'dan itibaren yüzde 10 tarife uygulama kararı aldı. Kanada'nın ABD menşeli ürünlerine yönelik gümrük vergileri, toplamda 13 milyar dolarlık vergi yükü oluşturacak.
Meksika hükümeti ise haziran ayının ilk haftasından bu yana ABD'den ithal edilen elma, üzüm, yabanmersini, domuz eti gibi çeşitli gıda ve çelik ürünlerine ek gümrük vergileri uygulamaya devam ediyor. Yüzde 15 ila 25 arasında değişen gümrük vergilerinin uygulanacağı ürün değerinin toplam 3 milyar doları bulduğu belirtiliyor.

EN SERT TEPKİ ÇİN'DEN

Dünyanın ikinci en büyük ekonomisi Çin ise Washington'ın korumacı tedbirlerine belki de en sert karşılık veren ülke oldu.
Pekin hükümeti, ABD'nin çelik ve alüminyum ürünlerine yönelik ek gümrük vergilerine cevaben, ABD menşeli 128 ürüne yüzde 15 ila 25 tarife getirdi. Nisan başında hayata geçirilen tarifelerin, 3 milyar dolar değerindeki ürünü etkileyeceği bildirilmişti.
Hindistan ve Türkiye de ABD'nin gümrük vergilerine misillemeyle yanıt veren ülkeler arasında yerini aldı.
Türkiye, ABD’nin 8 Mart’ta yürürlüğe giren gümrük vergilerine, Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) yaptığı müracaatla 21 Haziran’dan itibaren değeri yaklaşık 270 milyon dolara ulaşan 22 adet ABD menşeli ürüne yüzde 5 ila 70 arasında ek vergi getirdi. Söz konusu ürünlerin arasında alkollü içecek, kozmetik, otomobil, pirinç, kağıt, yaprak tütün, plastik ve kömür öne çıktı.
Hindistan da ABD'den ithal ettiği ceviz, badem, elma gibi gıda ürünlerinin yanı sıra bazı kimyasal ve metal ürünlere 21 Haziran itibarıyla ek vergi uygulamaya başladı. Hindistan’ın ek gümrük vergisine tabi tutacağı 240 milyon dolarlık ABD menşeli ürün listesine motosiklet ve başka bazı ürünlerin de dahil edebileceği belirtiliyor.

23 MİLYAR DOLARA YAKLAŞTI

Sonuç olarak, Trump'ın başlattığı ticaret savaşı, gümrük tarifelerinin korkulduğu gibi dünya genelinde artmasına yol açarken, 28 AB ülkesi, Kanada, Meksika, Çin, Hindistan ve Türkiye, ABD’ye şu ana kadar misillemeyle karşılık veren 33 ülkeyi oluşturdu. Özellikle, Trump'ı destekleyen eyaletleri hedef alan misilleme tarifelerinden etkilenecek ABD menşeli ürünlerin değeri ise 23 milyar dolara yaklaştı.
Buna ilaveten, Rusya ve Japonya, geçen ay DTÖ’ye ABD’nin ek gümrük tarifesi kararına misilleme olarak sırasıyla 550 ve 410 milyon dolar değerinde Amerikan ürünlerine ek gümrük tarifesi uygulayabileceklerini bildirmişti.
Uluslararası ticaret uzmanları, ABD Başkanı Trump'ın geri adım atmak yerine daha fazla ürüne gümrük vergisi getirmesi durumunda, ticaret savaşına katılacak ülke ve ürün sayısının artabileceğine işaret ediyor.

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Yasalar, İnternette kişisel verileri koruyabilecek mi?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Avrupa Birliği, internette kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine yönelik geniş kapsamlı hukuki düzenlemeleri önümüzdeki ay yürürlüğe sokuyor.


Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) halk arasındaki yaygın inanışa göre, Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devlerinin internet ortamında özel hayatın gizliliğine riayet etmeleri ancak hukuki bir düzenlemeyle mümkün görünüyor. Buna karşılık, anılan düzenlemeler, internet dünyasına öncülük eden Facebook ve Google’ın hakimiyetini güçlendirmelerine hizmet etmekten öteye geçemiyor.
Bu bağlamda, önümüzdeki ay Avrupa Birliği’nde (AB) yürürlüğe girecek olan kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine yönelik geniş kapsamlı hukuki düzenlemeler göze çarpıyor. Kişisel verilerin işlenmesi halinde, teknoloji şirketlerine, ilgili kişilerin rızalarını alma zorunluluğu getiren kurallar, esasen Facebook ve Google’ın elini güçlendirebilir. Zira söz konusu kişisel veriler olduğunda, tedbirli tüketiciler henüz tanınırlığı olmayan yeni girişimlere nazaran bilinen isimlere daha çok güvenmeye eğilim gösteriyor. Ayrıca anılan düzenlemeler, yeterli kaynaklara sahip olmayan yeni girişimleri, büyük şirketlerle rekabet etmekten caydırıyor.
İnternette özel hayatın gizliliğine ilişkin geçmiş yıllardaki hukuki girişimler de büyük teknoloji şirketlerinin gücünü azaltmakta başarılı olamadı ve netice olarak onlara zarar vermek bir yana, nemalanmalarına sebep oldu.


Özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralların rekabetin işleyişi üzerindeki etkilerine bakıldığında, hukuki düzenlemelerin daha çok görevlilere yardımcı olduğu görülüyor. Bu bağlamda, özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralların rekabetçilik karşıtı etkilerinin olduğu gözlemleniyor. Zira kişisel verilerin işlenmesine ilişkin kullanıcılardan alınması gereken rıza, köklü şirketlere kıyasen genç girişimcilere daha pahalıya mal oluyor.
Yine de Facebook ve Google’ın bu kurallar silsilesine binaen gücüne güç katması uzak bir ihtimal gibi görünüyor. Nitekim Silikon Vadisi şirketleri aylardır kişisel verileri toplama ve işleme yöntemlerine ilişkin inceleniyor. Geçtiğimiz günlerde Cambridge Analytica adlı siyasi araştırma şirketinin yaklaşık 87 milyon Facebook kullanıcısının rızaları olmaksızın topladığı kişisel verilerin, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasında kullanıldığı ortaya çıktı. Cambridge Analytica skandalı olarak gündeme damgasını vuran olay, Facebook’u ciddi ölçüde sarstı. Şirketin kurucusu Mark Zuckerberg’i ABD Kongresi önünde ifade vermeye kadar götüren skandal neticesinde, Zuckerberg milyonlarca kullanıcısının kişisel verilerini layığıyla koruyamadığı için özür diledi.
Google da YouTube üzerinden sunmakta olduğu video barındırma hizmetine ilişkin benzer sorunlarla mücadele ediyor. Arama motoru devinin -daha fazla olmasa da- en az Facebook kadar dayanıklı bir veri toplama mekanizması olduğuna inanılıyor. Buna karşılık Google, özellikle veri koruma otoritelerinin bu inancını savuşturmaya çalışıyor.
Bu gelişmeler üzerine Arjantin ve Brezilya gibi ülkeler de hedefli reklamlar için, Facebook gibi ortamların kullanıcı veri tabanlarını kullanan şirketleri dikkate alarak, Avrupa tarzında özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralları araştırıyor. Benzer şekilde ABD’deki kanun koyucular da Zuckerberg’in ifadesi üzerine, Silikon Vadisi’ne yönelik hukuki düzenleme yapma konusuna daha ılımlı yaklaşıyor.
Buna karşılık, özel hayatın gizliliğiyle ilgili geçmişteki hukuki düzenlemeler, teknoloji şirketlerinin gücünü azaltmaya yönelik kayda değer ilerleme sağlayamadı. Gerçekten de Facebook, Google ve diğer şirketlerin gücünü test etme girişimleri akabinde Avrupa’da meydana gelen gelişmeler bu tespiti doğruluyor.
AB’nin en yüksek mahkemesi olan Avrupa Birliği Adalet Divanı, insanların internet ortamında “unutulma hakkı”na sahip olduğuna karar verdi. Buna göre, kişilerin Google ve diğer arama motorlarına, arama sonuçlarından ilgili bağlantıların kısmen kaldırılması talebinde bulunmaları mümkün hale geldi. Anılan kararın verildiği günden bu yana Google, Avrupa’da hangi bilginin internet ortamında tutulacağına karar veren mercii pozisyonunu korumaya devam ediyor. Zira her bir talebi değerlendirme ve karara bağlama görevini, “unutulma hakkı”nın yükümlüsü olarak Google yerine getiriyor.


Bir başka gelişme, 2011 yılında Avrupa Birliği’nde “çerez” kullanımına ilişkin yürürlüğe giren direktif özelinde yaşandı. Buna göre web sitelerine, ziyaretçilerini çerez aracılığıyla izlemeleri ve böylelikle elde ettikleri tarama geçmişi bilgilerini kullanarak veri toplamaları halinde uyarıda bulunma yükümlülüğü getirildi. Ancak anılan düzenleme, şirketlerin işleyişini değiştirmek yerine, bilgi akışını kesintiye uğratarak kullanıcılar için web sitesi deneyimini rahatsız edici hale getirdi. Dolayısıyla kullanıcılar, genellikle izlemeye ilişkin açıklamaları okumaksızın, bir an önce uyarı pencerelerinden kurtulmak için web sitelerinin çerezleri aracılığıyla izlenilmeye onay veriyorlar.
Kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine ilişkin devam eden karmaşa, Facebook ve Google’ın ne işlerini ne de kullanımını azaltıyor. Nitekim Zuckerberg’in açıklamalarına göre, Cambridge Analytica skandalının Facebook’un işlerinde önemli bir etkisi olmadı. Hatta geçtiğimiz hafta açıklanan bilançoya göre, Facebook’un yılın ilk çeyreğinde satış gelirlerinin yüzde 50, net karında ise yüzde 63 artış gösterdiği görülüyor. Yine Google, büyümeye devam eden reklam işlerine binaen ilk çeyrekte yüzde 26 gelir artışı açıkladı.
AB’de 25 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girecek olan Genel Veri Koruma Tüzüğü teknoloji şirketleri bakımından önem arz ediyor. Zira tüzük, şirketlerin kişisel verileri toplaması, saklaması ve işlemesine ilişkin birtakım kısıtlamalar getiriyor. Buna göre, şirketlerin kişisel verilerin hangi amaçla işleneceğini açık ve anlaşılır bir dille açıklama ve bu verilere kimlerin, hangi amaçlarla erişebileceğini ayrıntılı biçimde anlatma yükümlülükleri bulunuyor. Dolayısıyla artık şirketler, anlaşılması güç ve genellikle göz ardı edilen hizmet koşullarının arkasına saklanamıyor; kullanıcıların kişisel verilerinin işlenmesine ilişkin bilgilendirilmeyi yaparak rızalarını almaları gerekiyor.
Avukatlar ve danışmanlık şirketlerine göre ise Tüzük esasen büyük teknoloji şirketlerini dizginlemeyi amaçlamıyor. Benzer şekilde, bazı özel hayatın gizliliği destekçileri, Tüzük’ün halihazırda güçlü teknoloji şirketlerine avantaj sağlayacağı iddiası karşısında dehşete kapılıyor. Teknoloji devleri de anılan basmakalıp iddiayı gelecekteki hukuki düzenlemelere engel olmak için ileri sürüyor.
AB’deki hukuki düzenlemeler, veri aktarımını sınırlandırarak belirli kitlelerin ilgi alanlarını hedefleyen reklamları engelliyor olabilir. Ancak reklam verenlerin daha geniş kitlelere erişim sağlayan internet ortamındaki hizmetlere eğilimi göz önüne alındığında, Facebook ve Google’ın hâlâ avantajlı konumda olduğu görülüyor. Nitekim Facebook’un 2,2 milyar, Google’a ait olan YouTube’un ise 1,5 milyar aylık kullanıcısı bulunuyor.
Tüzük’ün hazırlık çalışmalarında yer alan Avrupa Veri Koruma Denetçisi Giovanni Buttarelli’ye göre, hukuki düzenlemelerin etkisini, yasayı yürürlüğe koyanlarla, iyi şekilde finanse ve organize edilmiş lobiciler ve avukatlarla mücadele edenler belirleyecek. Avrupa merkezleri İrlanda’da olan Facebook ve Google, İrlanda Veri Koruma Otoritesi tarafından denetime tabi tutuluyor. Buttarelli tüm Avrupa ülkelerinde yaklaşık 2 bin 500 kişinin denetime ilişkin çalıştığını söylüyor. Ancak Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu’nun da bulunduğu Brüksel ve Strasburg’daki lobicilerle karşılaştırıldığında, bu rakamın kayda değer olmadığını belirtiyor. Teknoloji devlerinin avantajlı konumunu kabul eden Buttarelli, buna karşılık Tüzük’ün özellikle daha çok veri işleyen şirketleri mercek altına alacağını ekliyor. Bu bağlamda, teknoloji devi olmanın hem avantaj hem de dezavantaj olduğuna değinen Buttarelli, küçük ve orta ölçekli şirketlerin farklı düzenlemelere tabi tutulacağını dile getiriyor.
Kullanıcıların rızasının alınması söz konusu olduğunda, Avrupa’nın Facebook ve Google’ı daha sıkı kurallara tabi tuttuğunu söylemek yanlış olmaz. Anılan teknoloji devlerinin ürün ve hizmet sunumlarını WhatsApp, Instagram gibi diğer uygulamalarla veri paylaşımı koşuluna bağlaması artık mümkün değil, çünkü rızanın bilgilendirilmeye dayalı olmasının yanı sıra, özgür iradeyle de açıklanması gerekiyor. Ancak söz konusu kural, küçük ölçekli şirketler bakımından uygulama alanı bulamıyor. Yine de büyük ölçekli şirketlerin Tüzük’e uyum çalışmaları sürecinde yer aldığını belirtmek gerekir.
Geçtiğimiz haftalarda Facebook, -sadece Avrupa’daki değil- tüm dünyadaki kullanıcılarına yönelik, hedefli reklam kullanımı ve yüz tanıma özelliğine onay vermeleri için bir rıza formu yayınladı. Ayrıca reklam veren şirketlerin Acxiom, Experian gibi veri simsarlarından satın aldıkları verilerle hedefli reklamlar oluşturmasını engelleyeceğini dile getirdi.


Yıllardır yeni düzenlemelere uyum çalışmaları yürüten Google, hedefli reklam gösteriminde kullanmak üzere kullanıcılarının Gmail iletilerini taramaya son verdi. Yakın zamanda yayıncılar için piyasaya sürdüğü yeni pazarlama ürünü ise, kişisel veriler yerine kullanıcıların ziyaret ettiği herhangi bir web sitesindeki haberler veya içeriğe dayanan reklamlar gösteriyor.
Öte yandan Facebook’un yeni rıza formları, kullanıcıların geniş ölçekte bilgi paylaşımını teşvik etmeye devam edeceği gerekçesiyle kamuoyunda kabul görmedi. Ayrıca Google, Avrupa’da güncellediği bir veri kullanım ilkesinin açık uçlu bir dille kaleme alınmış olmasından ötürü eleştirilerin hedefi oldu. Zira anılan ilke, rızanın genel nitelikli olmayıp belirli bir duruma özgülenmiş olması ve ilgili kişinin isteminin açık ve kesin bir göstergesi olması yönündeki şartlarını bir arada bulundurmuyordu.
Tüzük’e umut bağlayanların sayısı giderek artıyor; ancak vaatlerini yerine getirip getirmeyeceği, Tüzük’ün uygulanma biçimiyle şekillenecek.

21 Temmuz 2017 Cuma

Türkiye´ye gelen uluslararası yatırım

Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi Türkiye, uluslararası yatırımcılar için cazibe merkezi olmaya devam ediyor. 2002 yılına kadar toplamda 15 milyar dolarlık yabancı yatırımın geldiği Türkiye, son 10 yılda bu meblağın 9 katı yatırım aldı.
Yalnızca 2005-2014 yıllarını arasında ülkeye giren yabancı yatırım miktarı 144 milyar dolar oldu. Yatırımcı için elverişli bir ortam sağlamak amacıyla önemli adımlar atan Türkiye’de, şirket kurma süresi 38 günden 6 güne düştü. Ulusal ve küresel yatırımcılara eşit muamelenin kanunla garanti altına alındığı ülkemizde faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin sayısı bugün 39 bini aştı. Türkiye ayrıca, çok sayıda çok uluslu şirketin bölgesel merkezi haline geldi.
Dünyanın 17’nci Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisi konumundaki Türkiye, özel sektörün girişimci ruhu, güçlü iç piyasa, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri içerisindeki en büyük genç nüfusu, kazançlı ihracat fırsatları, küresel üretim merkezi olma hedefi ile çok uluslu şirketler için cazibe merkezi konumunda. Son 10 yılda ticarete ilişkin düzenlemelerde kaydettiği reformlar ve liberal kanunlarla, Doğrudan Yabancı Yatırımlarda (DYY) önemli bir patlama kaydetti. Cumhuriyetin kuruluşundan 2002 yılına kadar süren 80 yıllık dönemde 15 milyar dolarlık DYY sağlayan Türkiye, son 10 yıllık süreçte bu miktarı 9’a katlayarak 144 milyar dolarlık DYY akışı sağladı.


Dünyanın en liberal 5’inci ülkesi
2009 yılı küresel mali krizin ardından en hızlı toparlanan ekonomi olan Türkiye, ekonomide yapısal reformlara hız verdi. OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomiye sahip ülke unvanını taşıyan Türkiye, kamu sektörü, finans sektörü, sosyal güvenlik ve vergi reformlarıyla çok uluslu yatırımcılar için güvenli bir yatırım limanı haline geldi. Ekonomide özel sektörün rolünün artırılması için kilit pazarların rekabete açılması ve bağımsız ajanslar tarafından düzenlenmesi, özelleştirmenin hızlandırılması ve yeni AR&GE ve inovasyon destek kanunlarıyla yatırım ortamının iyileştirilmesi sağlandı. 2012’te yürürlüğe giren yeni Ticaret Kanunu ile şeffaflaşma, sorumluluk, yatırım ve ticaret ortamının iyileştirilmesi ve yasal prosedürlerin elektronik ortamda yapılması imkânlarının çeşitlendirilmesi sayesinde uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisi giderek artıyor.
World Trade Indicators’ın 2010 verilerine göre, Türkiye dünyanın en liberal ticaret politikalarına sahip 5’inci ülkesi. AB ile Gümrük Birliği Anlaşması bulunan Türkiye, 21 ülke ile de Serbest Ticaret Anlaşması imzaladı. Bu ülkeler, Arnavutluk, Bosna Hersek, Mısır, Gürcistan, İzlanda, İsrail, Lichtenstein, Makedonya, Fas, Norveç, Filistin, İsviçre, Tunus, Karadağ, Sırbistan, Şili, Lübnan (onay aşamasında), Mauritus Moritanya, Kuzey Kore, Kosova (onay aşamasında).
Ulusal ve küresel yatırımcılara eşit muamele kanunla garanti altına alındığı Türkiye’de bugün bir şirket 6 günde kurulabiliyor. 2003 yılında ise bir şirket ancak 38 günde kurulabiliyordu. OECD ülkelerinde bir şirketin kurulma süreci ortalaması ise 12 gün.


Farklı pazarlara kolay erişim
Eğitimli genç nüfusun yanı sıra 33,7 milyon internet kullanıcısı, 69 milyon GSM, 57 milyon kredi kartının kullanıldığı dinamik bir ekonomiye sahip olan Türkiye, dünyanın 8’inci, AB’in 2’nci büyük çelik üreticisi konumunda. Dünyanın 16’ncı büyük otomobil üreticisi olarak, üretim sektöründe küresel düzeydeki etkinliğini artıran Türkiye, doğal güzellikleri ve kaliteli hizmet sektörüyle de ön plana çıkıyor. Dünyanın en çok ziyaret edilen 6’ncı turizm ülkesi olan Türkiye’de dünyanın en iyi 100 otelinden 22’si bulunuyor. Kıtalar arasındaki stratejik konumu ile de dünya ekonomisine yön verebilecek aktörlerden biri olma hedefindeki Türkiye, küresel enerji geçiş noktaları ile farklı pazarlara kolay erişim imkânıyla uluslararası yatırımcıların dikkatini çekiyor.


Uluslararası şirketlerin sayısı 40 bini aştı
Uluslararası sermayeli şirketler, Türkiye’deki yatırımlarını gün geçtikçe artırıyor. Türkiye’nin dört bir yanında faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin sayısı bugün 41 bin 397’ye ulaştı. Bu sayı 2002’de 5,6 bin seviyesindeydi. Son 10 yılda Türk ekonomisine artan güvene paralel olarak Türkiye’de yerleşik uluslararası sermayeli şirket sayısı 7 katına çıktı.


Türkiye pazarına büyük sermayelerle giriş yapan uluslararası şirketlerin menşeine bakıldığında ise 6 bin 15 şirketle en çok yatırımın Almanya merkezli şirketlerden kaynaklandığı ortaya çıkıyor. Türkiye’de en çok yatırım yapan şirketlerin bulundukları ülke sıralamasında Almanya’yı, 3 binin üzerinde şirketi bulunan İran ile 2 bin 760 şirketle İngiltere izliyor.

Türkiye’deki uluslararası sermayeli şirketlerin ülkelere göre dağılımı  (İlk 10)
Ülke                 Şirket Sayısı
1. Almanya
6015
2. İran
3570
3. İngiltere
2760
4. Hollanda
2433
5. Suriye
2106
6. Rusya Federasyonu
1811
7. Azerbaycan
1577
8.ABD
1502
9. Irak
1392
10. Fransa
1277
TOPLAM
41397


  





Öte yandan başta Coca Cola, GE Healthcare, Microsoft, Intel ve Unilever olmak üzere çok sayıdaki dev şirket Türkiye ofislerini bölgesel merkez yaptı. Sadece Coca Cola, Türkiye üzerinden 94 ülkedeki yatırımlarını yönetiyor.






Türkiye’de bölgesel merkezleri bulunan çok uluslu şirketler:
Çok uluslu şirket
Türkiye’den yönetilen ülke sayısı
Coca Cola
94
GE Healthcare
80
Microsoft
80
Intel
67
Unilever
36
Verifone
30
GlaxoSmithKline
30
BSH
30
Schneider Electric
27
Alstom
26
Ericsson
22
Cargill
20
Pfizer
20
Volvo
18
BASF
18
PepsiCo
14

Uluslararası sermayeli dev şirketlerin yatırım merkezi olarak Türkiye’yi tercih etmelerinin sebepleri incelendiğinde ise, Türk ekonomisine yönelik artan güven ilk sırada yer alıyor. 2012 yılı Doğrudan Yabancı Yatırım Güven Endeksinde Türkiye, dünya sıralamasında 13’üncü oldu. Sadece 2 yıl önce 2010 yılı Endeksinde ise Türkiye 23’üncü sırada yer alıyordu. Türk ekonomisine güveni artıran en önemli unsur ise dinamik, istikrarlı ve cazip ekonomik iklimin yanı sıra, ekonomik büyümenin beraberinde getirdiği Gayrisafi Yurtiçi Hasıladaki (GSYİH) istikrarlı artış. Türkiye’de 2002-2013 yılları arasında yıllık ortalama reel GSYİH’de yüzde 4,9’luk bir artış kaydedildi.
Yeni bir orta sınıf doğdu
2002’de 3 bin 492 dolar seviyesinde olan kişi başına düşen GSYİH 2012’de 10 bin 504 dolara çıkmasıyla Türkiye’de alım gücü yüksek yeni bir orta sınıf ortaya çıktı. Böylece, kişi başına düşen özel tüketim, motorlu araç sayısı ve havayolu yolcu sayısı gibi göstergelerde önemli bir artış kaydedildi.
Ekonomideki istikrar ve yüksek performans ile vasıflı işgücüne erişim Türkiye’nin ihracat rakamlarını da olumlu yönde geliştirdi. Türkiye, 2014 yılında 158 milyar dolarlık ihracat geliri kaydetti. Türkiye ayrıca, son 10 yılda ihraç ürün ve pazarlarını da çeşitlendirdi.
Dünyanın en büyük 20’inci üreticisi
Türkiye ayrıca, küresel ölçekte önemli bir üretim merkezi haline geliyor. Uluslararası ulaşımdaki stratejik konumu, enerji kaynaklarına yakınlığı ve kaliteli işgücü sayesinde Türkiye, halen dünyanın 20’nci büyük üretim merkezi konumunda. Küresel Üretim Rekabet Endeksi beklentilerine göre ise Türkiye, 2018 yılında dünyanın 16’ncı, Avrupa’nın ise 2’nci büyük üretim merkezi olacak.

Küresel Üretim Rekabet Endeksi 
2013
2018
1.Çin
1. Çin
2. Almanya
2. Hindistan
3. ABD
3. Brezilya
4. Hindistan
4. Almanya
5. Kore
5. ABD
6.Tayvan
6. Kore
7.Kanada
7. Tayvan
8. Brezilya
8. Kanada
9. Singapur
9. Singapur
10. Japonya
10. Vietnam
11. Tayland
11. Endonezya
12. Meksika
12. Japonya
13.Malezya
13. Meksika
14. Polonya
14. Malezya
15. İngiltere
15. Tayland
16. Avustralya
16. Türkiye
17. Endonezya
17. Avustralya
18. Vietnam
18.Polonya
19. Çek Cumhuriyeti
19. İngiltere
20. Türkiye
20. İsviçre























Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansı
Son yıllarda büyük artış sağlanan doğrudan yabancı yatırım miktarlarında, Başbakanlık Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansının önemli katkıları mevcut. Ajans, uluslararası yatırımcıları Türkiye’ye çekmek ve ülkedeki faaliyetlerini kolaylaştırmak amacıyla 2006 yılında Başbakanlık uhdesinde kuruldu. Türkiye’nin sunduğu yatırım olanaklarını küresel iş dünyasına tanıtma ve yatırımcılara Türkiye’ye yapacakları yatırımların her safhasında destek verme görevini üstlenen tek resmi kuruluş olan Ajans, ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte yatırım fırsatlarını tanıtma ve değerlendirme süreçlerinde ilgili tüm resmi kurumları koordine ederek uluslararası yatırımcılara yönelik bir referans noktası olarak hizmet veriyor. ABD, Almanya, Çin, Fransa, Hindistan, İngiltere, İspanya, Japonya, Güney Kore, Kanada, Rusya Federasyonu ve Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Ajans; pazar araştırma ve analiz, endüstri ve sektör raporları, yatırım koşulları değerlendirmeleri, saha seçimi, ortak girişim için şirket bulma ile yasal süreç ve işlemlerin kolaylaştırılması gibi hizmetler veriyor.