Twitter sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Twitter sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Sosyal Medya Kullanım Rehberleri



TAMER ASHRAF
E-ticaret şirketleri ve girişimleri için hazırladığımız sosyal medya kullanım rehberleri EticaretMag’da en çok ilgi gören yazılar arasında yer alıyor. Küçük ya da büyük ölçekli olması fark etmeksizin her e-ticaret firmasının önemsemek durumunda olduğu sosyal medya kanalları ile şirketler hem müşterileriyle iletişim kuruyor (kurmayanlar da var, belki de en büyük hata onların) hem de marka algılarını kuvvetlendiriyorlar. Sosyal ağlarda olmayanlar ise (istisnalar hariç) yarışa 1-0 geride başlıyor.
Ama yine de sormak lazım: Sosyal medya, online satışlara etki ediyor mu?
Yapılan hesaplamalara göre bugün itibarıyla sosyal medyanın satışlara olan etkisi yüzde 1 civarında. Öte yandan tüketicilere sorduğumuzda her 10 kullanıcıdan 1’inin satış öncesinde sosyal medyadan etkilendiğini ve sosyal medyada yer alan markalara daha çok güvendiklerini öğreniyoruz. 2015’te ise e-ticaret şirketlerinin gelirlerinin yüzde 6,1’nin Facebook’tan gelmesi bekleniyor.
Bunun yanında aslında sosyal ağlarda yer almak demek tüketicilerin de sizinle beraber o mecrada yer alması demek. Yapılan bir araştırmaya göre tüketicilerin sosyal ağlarda paylaştığı her bir içeriğin (video, yorum, tavsiye, e-posta vb) satış anlamında belli bir değeri var.
Bu arada Türk e-ticaret şirketlerinin sosyal ağlarda attıkları adımların da takip edildiğini not düşelim. Tabi Türkiye’deki dijital ajanslar da sosyal kavramların ticaretle olan ilişkisini çok ama çok önemsiyor.
Sosyal medya dev bir alan ve her bir kanalın kendine has bir tarzı var. Satışa etkisi beklenildiği kadar olmayabilir ancak yenilikçi yöntemler ile satışlara fayda yaratıldığını da görüyoruz. En önemlisi ise marka konumlamasının gerçekleşmesi ve iletişimin arttırılması.
Peki sosyal ağlarda markalar nasıl yer almalı? Neler yapmalı? Neler yapmamalı? Sosyal ağlarda yer almak her marka için elzem midir?
Aşağıdaki görsellere tıklayarak her bir sosyal ağ için nasıl bir stratejiye sahip olmanız gerektiğini öğrenmeniz mümkün.

E-Ticaret Şirketlerinin Facebook Sayfa Yönetimi İçin 7 İpucu
Sadece bir Facebook sayfası açmak, şirketinizin büyük kitleler tarafından takip edileceği anlamına gelmiyor. Bu sayfanın reklamını iyi yapıp, insanlara ulaştırmalı ve ulaştığınız kitlenin de sayfanızı sahiplenerek sürekli sizi takip eder hale gelmesini sağlamanız gerekiyor.

E-ticaret Siteleri İçin Facebook Reklamları
Sponsorlu haberler, hedefli reklamlar gibi Facebook reklam türleri özellikle online satış yapan internet siteleri için oldukça efektif olabiliyor. Hali hazırda internet üzerinde bir satış kanalı olan şirketler, Facebook’un farklı reklam modelleriyle potansiyel müşterilerine rahatlıkla ulaşabiliyorlar.

E-Ticaret Şirketleri İçin Facebook Reklam Modelleri
Facebook, 2012’nin ikinci yarısında markaların satışlarını da arttıracağına inandığı yeni reklam modellerini piyasaya sürdü. Peki e-ticaret siteleri Facebook üzerinden satışlarını arttırmak için bu reklamlardan hangisini kullanmalı?

Linkedin Kullanım Rehberi ve Takip Edilmesi Gereken Linkedin Grupları
Bu yazının içinde Linkedin kullanırken nelere dikkat edilmesi gerektiğine ve e-ticaret, girişim-girişimcilik, pazarlama ve sosyal medya gibi konuların ağırlık verildiği ve aktif bir şekilde tartışmaların yapıldığı Türkçe Linkedin gruplarından birkaçına yer vereceğiz.

E-Ticaret Şirketleri İçin Twitter Kullanım Rehberi
E-ticaret şirketleri için faydalı olabilecek bir diğer ipucu da: Kullanıcılara ilginç kampanyalar sağlamak. İletilerinizi retweet eden kullanıcılara ürün indirimi gibi teklifler sunmak yeni kullanıcılar çekmek için oldukça etkin bir yöntem.

E-Ticaret Şirketleri İçin Pinterest Kullanım Rehberi
Pinterest, iğneleme anlamına gelen “pin” ve ilgi alanı anlamına gelen “interest” kelimelerinin birleşmesiyle ortaya çıkmış. Twitter’ın görsellerden oluşan hali demek iddialı olabilir ama pek de yanlış olmaz.

E-Ticaret Şirketleri İçin Instagram Kullanım Rehberi
Sayfanızı diğer sosyal ağlarla ilişkilendirmeyi de unutmayın. Böylece kullanıcılar bir hesabınızı bile takip etseler, Instagram’da paylaşacağınız görseller diğer sosyal ağlarda görünecek ve oradaki takipçilerin dikkatini çekip, bu mecrada da sizi takip etmek istemelerini sağlayacak.

E-Ticaret Şirketleri İçin Google+ Kullanım Rehberi
“+1” butonunu, Google+’ın beğenme tuşu olarak nitelendirebiliriz. Facebook’un “beğen” (like), Twitter’ın “tweet”, Pinterest’in “Pin it” gibi her sosyal ağın kendine has bir özelliği olduğunu düşünecek olursak Google+’ın da beğenilen sayfa ve içeriklerde kullanmak için tercih ettiği simge “+1″ şeklinde.

E-Ticaret Şirketleri İçin ThingLink Kullanım Rehberi
ThingLink’e ister bilgisayarınızdan bir görsel yükleyebilir, isterseniz Facebook sayfanızdan yeni görsel indirebilirsiniz. Bunun yanında URL adresi veya Flickr‘dan da doğrudan resim yükleme şansınız bulunuyor.
Sosyal Medyada Olma-MA-nız İçin 10 Neden
Sosyal medyada e-ticaret siteleri için birçok başarı hikayesi anlatılıyor, ancak görünen o ki, e-ticaret şirketlerinin önemli bir çoğunluğu sosyal medyada nasıl bir yol izleyeceklerini hala bilmiyorlar.
E-ticaret Şirketleri İçin Vine Kullanım Rehberi
Henüz piyasaya çıkalı birkaç ay olsa da, birçok internet ve sosyal medya tutkununun beğenisiyle karşılaşan Vine, kullanıcılara 6 saniyelik videolar çekerek sosyal ağlar üzerinden paylaşmalarını sağlayan bir uygulama.

E-ticaret Şirketleri İçin Youtube Kullanım Rehberi
YouTube’un yeni gelen özellikleriyle beraber markalar, YouTube dışındaki bir içerik sayfasına kullanıcıları yönlendirebilecekler ve bu linkleri videonun altında değil, doğrudan videonun içine yükleyerek paylaşabilecekler.
Facebook EdgeRank Nedir?

Kabaca bakarsak EdgeRank’i, Facebook tarafından geliştirilen ve hangi içeriğin, hangi kullanıcıya gösterileceğine karar veren bir algoritma olarak tanımlayabiliriz. Peki, işletmeler “EdgeRank” kuralları dahilinde ne gibi içeriklerle daha fazla kişiye ulaşabilirler?
Markalar İçin Twitter’da Hashtag Kullanımı ve İpuçları
Başta Twitter olmak üzere, Instagram, Pinterest ve son günlerin yeni gözdesi Vine‘da oldukça sık kullanılan hashtaglerin çeşitli kullanım alanları bulunuyor. Peki markalar ve e-ticaret şirketleri Twitter’da hashtagleri nasıl kullanabilirler?
Markalar İçin Buffer Rehberi: Sosyal Medya İçeriklerinizi Planlama Aracı

Buffer ile Facebook, Twitter, Linkedin ve App.net hesaplarınızı tek bir yerden kontrol edebiliyorsunuz ve hangi sosyal ağa, hangi sıklıkta, hangi günler ve hangi içerikleri gireceğinizi planlayabiliyorsunuz.
Markalar ve E-ticaret Siteleri İçin HootSuite Kullanım Rehberi

HootSuite’i özellikle birden fazla markayla çalışan şirketler kullanmayı tercih ediyor. HootSuite üzerinde sınırsız hesap aktivasyonu olması nedeniyle birden fazla şirketin farklı sosyal medya hesapları bu uygulama üzerinden yönetilebiliyor.
E-ticaret Şirketleri İçin Tumblr Kullanım Rehberi

Şu an 106,2 milyon bloğun yer aldığı, 49,8 milyar iletinin gönderildiği ve ayda 170 milyon tekil kullanıcının ziyaret ettiği Tumblr’ı bu kadar popüler yapan ne oldu? David Karp’ın Tumblr’ı kurarken, kendi gibi genç nesli hedeflediğini söylemek mümkün.

Social Login Nedir, Avantajları Nelerdir?
Başka bir ifadeyle, “social login”, Facebook, Google+, Twitter gibi 30′a yakın sosyal platform hesaplarıyla diğer internet sitelerinin üyeliklerinde hali hazırda bulunmak anlamına gelir. Bu işlemin öncü platformları ise, Facebook ve Google+’dır.

Sosyal medya pazarlamasında doğru formüller bir yana, yanlış olduğuna inandıklarımızdan kaçınmak çok daha kolay gibi görünüyor. Peki sabah kalktığımızda Twitter’a düşen, yolda giderken karşımıza çıkan, kahvaltı için selam verdiğimiz simitçiden bile alabileceğimiz bu öneriler neler?

17 Mart 2018 Cumartesi

Sosyal Medyada Paylaşım Nasıl Yapılır?

Tamer Ashraf
İçeriklerini geniş kitlelere duyurmak isteyen herkes gibi siz de sosyal medyanın gücünü kullanmak istiyorsunuz. Sosyal medyada dönüşüm almak için periyodik paylaşımlar yapıyorsunuz. Buna rağmen sosyal medyada dönüşüm sağlama konusunda güçlük mü çekiyorsunuz?
Yoksa durum daha mı vahim? Öyleyse: Facebook paylaşımlarınıza kimse tıklamıyor. Twitter’da kimse retweet yapmıyor, instagramda like’lanmıyorsunuz. Tüm bunlar yaşanırken başkalarının yaptığı sosyal medya paylaşımlarının çılgınlar gibi etkileşim alması “acaba nerede hata yapıyorum?” demenize sebep oluyor. Aslında hata yapmıyorsunuz. Sadece küçük bir eksiğiniz var. Birazdan paylaşacağım yöntemleri uygulamaya başladığınız anda sosyal medya paylaşımlarınızın tıklandığını, paylaşıldığını ve beğenildiğini göreceksiniz.
Birazdan anlatacağım teknikler, bizzat tarafımdan denenmiş, ölçümlenmiş ve işe yaradığı tespit edilmiştir.

İNTERNET KULLANICILARININ DAVRANIŞLARINI DOĞRU ANALİZ EDİN

İnternet kullanıcılarının sosyal medyadaki davranışları ile arama motorlarındaki davranışları aynı değildir! Aradaki farkı siz de biliyor olmalısınız ancak paylaşım yaparken bu farkı göz ardı ettiğinizi düşünüyorum.
Öyleyse hatırlatıyorum:
İnsanlar arama motorlarını, bir bilgiye veya adrese ulaşmak için kullanırlar. Dolayısıyla ilk aksiyon çağrısı kendi zihinlerinde oluşur.
Örnek
“Kurumsal firmaların facebook paylaşımları nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap arayan bir kişi en basitinden google’da arama kutucuğuna “kurumsal firmalar için sosyal medya kullanım teknikleri” tarzında bir arama terimi girer. Gördüğünüz gibi, kişi burada kendi kendine aksiyon almıştır.
Sosyal medyada ise durum çok farklıdır. İnsanlar facebook veya twitter’ı açtığında (veya diğer mecralar) önce günün menüsüne bakarlar.
Menü mü?
Evet, zaman tüneli dediğimiz ana ekranda bağlantılı olduğunuz kişi veya sayfaların paylaşımlarını görürsünüz. Popüler hashtag’ler veya sponsorlu iletilerle karşılaşırsınız. Google gibi temiz bir sayfa ile karşılaşmazsınız. Peki, sosyal medya platformlarında alt alta dizilmiş yüzlerce iletiden hangilerine tıklarsınız? Tabi ki ilginizi çeken ve sizi aksiyona teşvik eden paylaşımlara. Bu durumda, kendiliğinizden aksiyon almak üzere değil; aksiyona davet edilmeniz üzerine tıklama yapmış olursunuz.
İşte sosyal medya için başlık oluşturma tekniği ile arama motoru için başlık oluşturma tekniği arasındaki temel farklılık buradan gelir. İnsanlar arama motorlarını bizzat kendi ihtiyacına yönelik kullanırken, sosyal medyayı menüden ne seçeceğini düşünmek üzere kullanır.
Peki, insanların gözleri sosyal medyada neyi arıyor, insanlar ne tür paylaşımlara daha çok tıklıyor?
İşte cevabı:

SOSYAL MEDYADA İNSANLARIN İLGİSİNİ ÇEKEN PAYLAŞIMLARIN ÖZELLİKLERİ

Sosyal medyada en çok tıklanan içerikler genellikle şu yapılardadır:
  • eğlenceli,
  • espirili,
  • komik,
  • sıradışı,
  • haber değeri olan,
  • şaşırtıcı,
  • duygusal
ve aksiyon çağrısı olan paylaşımlar sosyal medyada dönüşüm sağlamaktadır. Bunu çoğumuz biliyoruz zaten.
Şimdi şu soruya cevap arıyor olabilirsiniz:
“İyi ama benim ürün veya markam bu kategorilere uygun değil. İnsanların tıklamasını istediğim bağlantıda bu tür konular da yok. Bu durumda benim sosyal medya paylaşımlarımda dönüşüm veya etkileşim olmayacak mı?”
Eğer böyle düşünüyorsanız cevap vereyim: Tabi ki de dönüşüm olacak ve etkileşim alacaksınız. Paylaşımlarınız ne üzerine olursa olsun, onları dikkat çekici hale getirebilirsiniz. Bunu sağlamak, sadece kurgulayacağınız basit bir kompozisyona bakar. Şimdi o kompozisyonun özelliklerine geçelim.
Özellikle tane tane anlatıyorum çünkü bu oldukça basit ama dikkatlice uygulanması gereken bir yöntem!
KURAL 1: Doğru Görsel Kullanımı
Diyelim ki ürün satışı yaptığınız bir web sayfası için facebook paylaşımı yapmak istiyorsunuz. Ürünün listelendiği web sitenizde, kullanılan görsel doğrudan ürüne ait beyaz oda fotoğrafı olabilir. Genellikle de öyle olur. Ürün sayfanızın URL adresini kopyalayıp facebook sayfanıza yapıştırdığınızda ise sayfadaki görsel otomatik olarak paylaşımın yanında veya üstünde belirir. İşte bu paylaşımı hiç değiştirmeden, bu şekilde onaylarsanız dönüşüm getirmeyecek olması muhtemeldir. Birkaç kişi dışında kimse tıklamayacak, paylaşımınızla ilgilenmeyecektir.
Yapmanız gereken ise, sosyal medya paylaşımınız için belirlediğiniz kompozisyona uygun görsel kullanmaktır. Örneğin, camı kırılmayan bir cep telefonu satıyorsunuz. Bugün yapacağınız sosyal medya paylaşımında cep telefonunun işlemcisi, kamerası ve benzeri özelliklerinden ziyade camının sağlamlığı üzerine bir kompozisyon oluşturmak istiyorsunuz. Bu durumda, telefonun vitrindeki resmini paylaşmanın bir anlamı yoktur. Yanında bir çekiç ile aynı sehpa üzerinde duran telefon görseli paylaşmanız ise oldukça yerinde bir seçimdir. Bu sadece küçük bir örnek. Bu tür kurguları kafanızda çoğaltabilirsiniz. Anlaşabildiğimizi düşünüyorum 😉
DURUN BİR SANİYE!
Sadece güzel bir görsel bulmak da yetmez. Şimdi o görselin üzerine yazacağımız metni düşünmemiz gerekiyor. İşte bitirici kısmı burası!
Hemen açıklıyorum:

SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI İÇİN İLGİ ÇEKİCİ MANŞET ATMAK

Haber siteleri bu işi sinir bozucu bir şekilde yapar ve ne yazık ki işe yarar. Merak etmeyin, ben size haber siteleri gibi alakasız ve gereksiz manşetler atmanızı önermeyeceğim. Sadece konuyu biraz daha merak uyandırıcı hale getirmenizi sağlayacağım. Camı kırılmayan cep telefonu için yapacağımız paylaşım örneği üzerinden devam edelim.
Görselin üzerine yazacağınız metin ne olurdu?
  1. Kırılmaya karşı dayanıklı ekrana sahip xphone
  2. Henüz ekranını kırabilen olmadı!
Yukarıdaki 2 manşet arasından hangisi dikkat çekici? Unutmayın siz facebookta gezinirken amacınız bir cep telefonu bulmak ve incelemek değildi. Bu durumda 1. manşetle ilgilenme olasılığınız düşüktür. Öte yandan 2.manşet cep telefonu arayışı olmayan insanların da dikkatini çekebilecek niteliktedir.
“Allah Allah! Nasıl bir ekranmış bu, kimse kıramıyor?”
Bu manşetleri uzun süre düşünmedim. Makaleyi yazarken anlık olarak aklıma geldi. Benim oluşturduğum 2 numaralı manşet, daha çok bir blog sayfasına yakışır nitelikte olabilir ama sizler bu örneği kendi ürün ve sitenize göre geliştirip kullanabilirsiniz.
UNUTMAYIN: Manşet metnini aşağıdaki örnek paylaşımda olduğu gibi görselin üzerine yazacaksınız. Yani sosyal medya paylaşımını yapmadan önce küçük bir görsel düzenleme aracına ihtiyacınız olacak. Bu bazen Paint bile olabilir.
Bu bloğu ziyaret eden hiçbir ziyaretçiyi doyurmadan göndermem 🙂 Bu yüzden aşağıdaki canlı örneği de paylaşarak bu teknikleri somut bir şekilde sunmak istiyorum.

ETKİLEŞİMİ YÜKSEK ÖRNEK SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMI (Facebook)

Aşağıdaki facebook paylaşımına tıklayanlar, bir tür satış tekniğini anlattığım blog yazımı ziyaret etmiş oluyor.

https://www.facebook.com/Aracilikvedanismanlik/

Doğru Paylaşım
Aşağıdaki facebook paylaşımına tıklayanlar da aynı sayfaya gidiyor. Aralarındaki fark ise kompozisyon biçimi. Aşağıdaki paylaşım, ilgili blog postun URL adresini doğrudan facebook sayfasına yapıştırmam sonucu otomatik gelen ön izlemedir. Eğer sizde sayfalarınızın URL adresini kopyalayıp, facebook duvarınıza yapıştırdıktan sonra direk YAYINLA butonuna basıyorsanız aşağıdaki gibi vasat paylaşımlar elde ediyor olmak sizi şaşırtmamalı.
Bu örnekle de görmüş olduğunuz gibi aynı konuyu iki farklı şekilde sunmak mümkün. Birinci yöntemde gözü dönmüş bir satıcı görseli ve vurucu mesaj var. Bu insanların dikkatini çeker. İkinci yöntemde ise yazı içerisinden otomatik gelen bir görsel ve yanlış yere konumlanmış alt başlık var. İnsanlar bununla pek ilgilenmeyecektir.

SOSYAL MEDYADAN DÖNÜŞÜM ALMANIZI SAĞLAYACAK İLAVE BİLGİLER

  • Yukarıdaki teknikleri uygularken kullandığınız görselin üzerine yerleştireceğiniz mesajın 7 kelimeden uzun olmamasına önem gösterin. 7 kelimeden uzun mesajların okunma oranı düşüktür. Ne kadar az kelime ile dikkat çekebilirseniz o kadar avantajlı olursunuz.
  • Kullandığınız görsellerin üzerine text yazarken, arka plan ile yakın renklerde yazmayın. Metin ile görsel birbirine karışmasın ve gözü yormadan kolayca okunabilsin.
  • Kullanacağınız görsellerin boyutlarını paylaşım yapacağınız sosyal medya sayfasına göre şekillendirin. Aksi halde görsel üzerine yazdığınız metinler ekranın dışına taşabilir veya benzeri bozukluklar olabilir. Aşağıda 2017 yılı için sosyal medya görsel boyutlarının (ölçülerin) ne olması gerektiğini açıkladım.

SOSYAL MEDYA GÖRSEL BOYUTLARI

FACEBOOK
  • Facebook profil fotoğrafı ölçüleri: 180 x 180 px (veya katları)
  • Facebook kişisel profiliniz için kapak fotoğrafı ölçüleri: 851 x 315 px
  • Facebook sayfalarınız için kapak fotoğrafı ölçüleri: 820 x 312 px
  • Yönlendirme bağlantısı içeren paylaşım görseli ölçüleri: 1200 x 628 px
  • Yönlendirme bağlantısı içermeyen paylaşım görseli ölçüleri: 1200 x 630 px

TWITTER
Twitter profil fotoğrafı ölçüleri: 400 x 400 px (veya katları)
Twitter kapak fotoğrafı ölçüleri: 1500 x 500 px
Twitter paylaşılan görsel ölçüleri: 1024 x 512 px

INSTAGRAM
  • Instagram profil fotoğrafı ölçüleri: 110 x 110 px (veya katları)
  • Instagram paylaşılan görsel ölçüleri:
    1080 x 1080 px (Kare)
    1080 x 1350 px (Dikey)
    1080 x 566 px (Yatay)

GOOGLE+
  • Google Plus profil fotoğrafı ölçüleri: 250 x 250 px (veya katları)
  • Google Plus kapak fotoğrafı ölçüleri: 1080 x 608 px
  • Google Plus paylaşılan görsel ölçüleri: 800 x (esnek yükseklik)

LINKEDIN
LinkedIn profil fotoğrafı ölçüleri: 400 x 400 px
LinkedIn sayfa profili fotoğrafı için ölçüler: 300 x 300 px
LinkedIn kapak fotoğrafı ölçüleri: 100 x 425 px
LinkedIn sayfa için kapak fotoğrafı ölçüleri: 1536 x 768 px

3 Temmuz 2020 Cuma

Yeni bir çalışan profili: Değişken kuşak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



İş hayatında kuşaklarla ilgili bir değerlendirme her zaman yapılır. X, Y ve Z kuşakları derken, şimdi yeni bir kuşakla karşı karşıyayız. Dijitalleşmeyle birlikte kendini gösteren, herhangi bir kariyer planı olmayan kişilerden oluşan, işe alım süreçlerinde ekstra özen isteyen bu yeni kuşağa dair detaylar sayfamızda;




X, Y, Z kuşağı dedik alfabenin sonuna mı geldik? Özellikle iş dünyasında popüler olan Generation Flux/GenFlux adında kuşaktan hep söz ediliyor. Türkçeye çevirmeye çalıştığımızda Flux; akış, değişip durma anlamına geliyor. Biz de bu kuşağı değişken kuşak, esnek kuşak gibi çeviriler olarak tanımlayabiliriz, ama en uygunu “Değişken kuşak” gibi.

Generation Flux kuşağı için gerçek anlamda bir kariyer planı yok diyebiliriz. Kişide birden çok beceri ve özellik olması da biraz bunu getiriyor. Bu kuşak, diğer kuşaklar gibi belli bir yaş aralığında da değil. 35 yaşında bir mühendis, 18 yaşında bir genç ve 55 yaşında bir doktor çok rahat bu kuşağı temsil ediyor olabilir. Bu kuşakta var olan şey, belirsizlik diyebiliriz.

Flux generation twitter’daki trend topic listesi gibi. Her an her şey olabilir ve çok hızlı değişebilir. İşte bu değişken pazar durumu Flux kuşağını besliyor ve büyütüyor.

Değişken bu kuşak, çok sayıda iş değiştirebiliyor ve çok sayıda sıfırdan başlangıç yapabiliyor. Genç yaşta işe girmeye çalışıyor. Okulu bitirmeyi beklemiyor. 

Okul bir süre sonra diploma zorunluluğundan başka bir şeye dönüşmüyor. Kişi kendi işini geliştirebiliyor. Mesela fizik okuyor, ama grafik tasarım öğreniyor. Sonra çok iyi bir reklam ajansında art direktör oluveriyor. Fizikle aslında hiç ilgilenmiyor.

Y kuşağından ziyade flux kuşağı, sosyal medya ve interneti oldukça fazla kullanıyor. Sosyal medya dünyasında çok sayıda değişken kuşak üyesine rastlayabiliriz. En basitinden bunun için insanların twitter profillerine bakmanız yeterli. Dün ruh hali kötüyken, bugün muhteşem olabiliyorlar. 

Bu kişilerin çoğunluğu multi-task yani çoklu görev, çoklu iş yapabiliyorlar. En iyi yanları kendilerini geliştirme eğiliminde olmaları. Değişen iş dünyasını çok iyi izliyorlar ve değişime göre güçlü yanlarını değiştirebiliyorlar.

İşletme mezunu ve MBA yapmış olabilirsiniz. Bir bankada işe başlayıp, sonrasında işten ayrılıyor olabilirsiniz. Bir gün can sıkıntısından youtube’da makyaj kanalı açarsınız, videolar çekersiniz ve youtube’da bir anda çok izlenmeye başlarsınız, ünlü olursunuz. 

Bir bakmışsınız, youtube’un en önemli influencer’larından biri olmaya aday olmuşsunuz. Hatırı sayılır firmalar, reklam için sizin peşinizde olur.

Aslında bu kuşağın kariyer öyküleri en çok insan kaynaklarını şaşırtacak. Bazı İK’cılar bu kuşağın özgeçmişini tutarsızlık olarak görüp diskalifiye ederken, bazı İK’cılar değişken kuşağın özgeçmişini çok sayıda yetenek ve yetkinlik olarak görecek. Bu fırsatları adayların beceri ve yetkinliklerine göre yerleştirecek ve uygulayacak. 

Bu adaylar, mesleklerin değil becerilerin konuşulduğu geleceğe doğru emin adımlarla ilerleyecekler.
Aslında günümüzde normal olması gereken de bu galiba. Bazı öğrenciler, mesleğini kendi seçemiyor ya da sadece diploma için herhangi bir üniversitede bir bölüm okuyor. 

Gerçekten sevdiği bölümü okuyabilenler ise şanslı kitleyi oluşturuyor. Günümüzde bir sınav sonrası kazanılmış bir bölümden mezun olup, o bölümle alakasız bir meslekte çalışmaktan daha tuhaf bir şey yok herhalde.

Önemli olan ise şu; insanların neyi yaptığına değil, neyi iyi yapacağına bakmalıyız. Bilginin, iletişimin bu kadar hızlı aktığı bir yerde, uzun vadeli bir kariyer planı yapmak bazen mümkün olmayabiliyor.

Bu kuşakla birlikte verilen iş ilanlarının içeriği de değişmek zorunda kalabilir. Bu değişim o kadar güçlü ki komedyenler, tiyatrocular, oyuncular, sanatçılar, felsefeciler, öğretmenler de bunun bir parçası. Unutmayalım ki dijital bir çağ yaşıyoruz ve bu çağda güçlü olan değil, uyum sağlayan hayatta kalacak.


Uzaktan çalışan ekipleri motive etmenin 4 yolu



Uzaktan çalışmaya beklenmedik, hızlı bir geçiş yaptık. Birkaç ay öncesine kadar yan yana çalışan ekipler artık ayrı çalışıyor. Bu sadece çalışanlar için değil, aynı zamanda liderler için de zorlu bir süreç. Ekipleri yönetmenin temel ilkeleri geçerliliğini korusa da birbirinden uzak çalışan ekip üyelerini motive etmek ayrı bir özen istiyor.

Uzaktan çalışan ekibinizi motive etmek için şu 4 yöntemi uygulayabilirsiniz:

Çalışanlarınızla bağ kurun

Öncelikle çalışanlarınızın ellerinden gelenin en iyisini yapabilmeleri için kendilerini şirketinize bağlı hissetmeleri gerekiyor. Bu bağlılık duygusu sadece ekip üyeleri için değil, aynı zamanda yönetici veya müdür seviyesindeki kişiler için de geçerli. 

Yöneticiler, tüm ekibe destek olup onlara rehberlik ederse, örnek bir yol da göstermiş olur. Ekipler uzaktan çalışırken onlarla bağlantı kurmanın en iyi yolu yüz yüze iletişime öncelik vermek. Bu noktada, telefon görüşmeleri yerine video konferanslar yapabilir, ekip üyelerinize özel mesaj göndermek yerine her birinin grup sohbetlerine katılmasını teşvik edebilirsiniz.

Takım performansını ödüllendirin

Ödüller, genel olarak çalışanlar için büyük motivasyon kaynağıdır. Bu nedenle işinize biraz heyecan katmak için ödül sisteminden yararlanın. Ekibin bir bütün olarak ödülü kazanması için teşvikler sunun. 

Bu, tüm ekip üyelerine çalışabilecekleri ortak bir hedef vereceğinden ekip ruhunu da sağlamlaştıracaktır. Elbette bireysel ödüller de sunabilirsiniz; ancak takım ödüllerinin daha iyi motivasyon sunacağını da bilmelisiniz.

Mikro yönetim yapmayın

Çalışanları en fazla rahatsız eden şeylerden biri de mikro yönetimdir. Bu nedenle ekiplerinize, kendilerine verilen görev ve projeleri gerçekleştirmeleri için güvendiğinizi gösterin. 

Elbette takibi bırakın demiyoruz, ancak işin istenildiği gibi yapılıp yapılmadığına odaklanın. İstenen zamanda, beklentiye uygun tamamlanan işleriniz için ekstra denetim yapmanıza gerek yok. Özerkliği teşvik edin ve ekiplerinizi aktif olarak izleyin.

Teknolojiden yararlanın

Birbirinden uzakta çalışan ekiplerin kolayca iş birliği yapmalarına, dosya paylaşmalarına ve sohbet etmelerine olanak tanıyan platformlara ihtiyaçları vardır. 

Bu platformları, iletişim kurmak ve iş birliği içinde çalışmak için nasıl kullanmaları gerektiğine ilişkin net yönergeler belirleyebilirsiniz. Çalışanlar kendi bireysel çalışma tercihlerine sahip olduklarından, nasıl çalıştıkları ve iş birliği yaptıkları ekipler arasında bir tartışma kaynağı olabilir. 

Yönergeler yöneticiler tarafından belirlenirse, bu gibi tartışmalar da olmayacaktır.

Uzaktan çalışma sürecinde hangi mobil uygulamalardan yararlanabileceğinizi merak ediyorsanız 

Çalışanlar için en iyi verimlilik uygulamaları başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz.

Kaynak: Forbes

Pandemi sonrası öne çıkan liderlik özellikleri


Pandemi sonrasında oluşacak yeni iş düzeninde, önceki döneme göre daha farklı liderlik özelliklerinin gerekli olacağına dair bir uzlaşı söz konusu. Çalışan Bağlılığı Uzmanı Bertay Fişekçi, “Yeni normalde” liderlerin hangi özellikleri taşıması gerektiğini yazımızda anlattı.
Oldukça sözü edilen fakat çok da “yerleşmemiş” bazı liderlik özelliklerinin, pandemi sonrası çalışan bağlılığını sağlayabilmek için bir ön koşul olarak ortaya çıkması bekleniyor. Peki bu özellikler neler? Gelin, bu beklenen yeni liderlik özelliklerinden bazılarını maddeler halinde inceleyelim.

Çalışanına güvenen lider

Çalışanlarla karşılıklı güven ilişkisi kurabilen liderler etkinliklerini de arttırabiliyor. Bu güven ilişkisini kurabilmek içinse, öncelikle çalışanların verilecek görevi en iyi şekilde yapacağı düşüncesini çalışana hissettirmek gerekiyor. Pandemi sonrasında çalışanların belli bir bölümünün evlerinden çalışmaya devam etmesi veya hibrit bir düzene geçilmesi tasarlanıyor. Yani “eskinin” her şeye karışan ve çalışanın ofisteki masasında oturduğu dakikaları takip eden liderlerin dönemi kapanıyor. Bu bağlamda “iş sonuçları” üzerinden çalışanın performansının değerlendirilmesi, çalışanın iş ve özel hayat sınırlarına saygı gösterilmesi ve çalışana belli bir özgürlük alanı tanınması yeni liderin özellikleri arasında olacak.
Bu davranışın hemen devamında çalışanların “bir sorunu” ifade edebilme özgürlüğüne sahip olması geliyor. İş sonuçları üzerinden takip ve diyalog kurulabilir; ancak çalışanlar, sorumluluğundaki konulardan birinde bir sorun olduğunu rahatça ve zamanında ifade edemiyorsa, sıkıntı büyüyerek devam edecek demektir. Bu noktada çalışanlar, yetişkin sorumluluğu göstermeli, üzerine aldıkları sorumluluğun gereğini yerine getirmeli, getiremiyorlarsa da zamanında bunu ifade etmeli ve takımın ya da liderin desteğini isteyebilmelidir. Eğer fikirler, görüşler özgürce tartışılarak şirket ve ekip için en doğru yol bulunursa, başarıya da ulaşılabilir. İşte, bu kültürü yaratacak bir kişi, yeni dönem lideridir.

Çalışanından tavsiye ve fikir alan lider

“Her şeyi ben bilirim” diyen liderlerin dönemi hızla kapanıyor. Uzak noktalarda çalışan, birbiriyle kısıtlı iletişimi olan farklı takımların ve çalışanların her birinin “yönlendirilmesi” artık bir lider için imkansız hale geldi. Bu noktada çalışanları dinleyen, uzmanlıklarına saygı gösteren, otoriter bir yaklaşım yerine ortak karar alınması yaklaşımını benimseyen liderler öne çıkacak.
Bunu destekleyen başka bir davranış da “şeffaf” liderliktir. Lider, bilgi paylaşımını sürekli ve dürüstçe yaparsa, çalışanlar kendilerini daha önemli hissediyorlar ve başarı da böyle geliyor. Lider kendi hayatındaki zorluklardan, kendi müdürüyle ilişkisinden ekibine bahsederse, ekibi onun amaçlarına ulaşması için desteğini arttırıyor. Bilgi ve duygu paylaşımı, liderin ekibine “Aynı gemideyiz” mesajını ve duygusunu yansıtmada en önemli parametrelerden biri. Bilgi saklayan, bilgiyi çalışanları için değil çalışanlarına “karşı” kullanmayı adet edinen liderlerin dönemi kapanıyor.

Çalışanının başarısını öne çıkaran lider

Yeni lider, bireysel olarak başarılı olmuş çalışanını öne çıkarmak için fırsat kollayan, bunu açıkça ve geniş yüreklilikle yapan kişidir. Liderliğin bilinen tanımında “Lider yetiştirmek” önemli bir madde olarak anılır ve üzerinde durulur. Yeni dönemde çalışanları “bireysel” olarak tanıyan, onların kişilik özelliklerini bilen, nasıl motive olduklarını kavramış, “bireyselleştirilmiş” liderlik davranışı gösteren liderler öne çıkacak.
Bir lider, küçük zaferlerin takımları büyük başarılara götüreceğini bilir ve ekip içinde bireylerin yarattıkları başarıları yüksek sesle ve tüm ekibe ilham olacak şekilde paylaşır. Başarılarının fark edildiğini bilen çalışanlarsa hem işlerine hem de şirketlerine daha çok aidiyet duyar.
Bu konuyla ilgili söylenebilecek daha pek çok şey var. Bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz.


16 Temmuz 2018 Pazartesi

NESİLLER AYRILIYOR: X, Y ve Z NESİLLERİ

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Dünya genelinde genç kuşaklar X, Y, Z kuşakları olarak adlandırılıyor. X kuşağı yeniliklere adapte olmaya çalışırken, bir yandan sabırla iş hayatlarında kademe atlıyor; Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor, kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor; Z kuşağı ise artık sokakta birdirbir oynamıyor, ipad’leriyle sosyalleşiyor…

Farklı nesillerin iş yaşamına, teknolojiye ve hatta hayata uyum sağlamaları değişiklik göstermektedir. Burada matematik denklemlerini çağrıştıran X, Y, Z nesillerinin özelliklerinden bahsederken, özellikle günümüz Gezi olaylarıyla ön plana çıkan Y neslini anlamaya çalışacağız.
X nesli, 1965-1979 arası doğanlara denir. Bu durumda en yaşlısı 48, en genci 34 yaşındadır. X nesli kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık, çalışkanlığa önem veren bir kuşak olarak tanımlanıyor [1]. İş yaşamlarında çalışma saatlerine uyumlu olup iş motivasyonları yüksektir. Belirli çalışma süresinden sonra kademe atlayabileceklerine inanırlar ve sabırlıdırlar. Daha çok yaşamak için çalışırlar. Ayrıca, bu nesil, bir takım icatlara, buluşlara şahitlik etmiştir. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kaset çalar ve pikapla açan X nesli sakinleri pek çok dönüşüm yaşamıştır. Özellikle, teknoloji açısından düşünüldüğünde, bilgisayar sistemlerinin dönüşümü ve buna bağlı değişen iş yapış şekillerine adapte olmaya çalışmışlardır. Ülkemizin %22’sini oluştururlar
Y nesli, 1980-1999 arası doğanlardır. Y neslinin en yaşlısı 33, en genci ise 14 yaşındadır. Kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil özelliği taşırlar. Çünkü onlar bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar. Bu yüzden, iş saatinden ziyade işe odaklanmaları gerekiyor. Bu durumda onları işin bir parçası haline getirmek önemlidir. X nesline göre Y neslinin örgütsel bağlılıkları azdır ve çok fazla iş değiştirdikleri de söyleniyor. Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. Y nesli, çok farklı kişisel özellikler taşımakta ve özellikle üniversitelerden yeni mezun olanları kapsamaktadır. Y neslinin uyumsuz olduğu, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tuttuğu da bir gerçek. Bu durum aşırı bireyci olmasından ve otorite tanımamasından kaynaklanıyor. Bu nesil kural tanımıyor. Ülkemizin %35’ini oluşturdukları söyleniyor. Yani 27 milyon genç
Z nesli, 2000 yılı ve sonrası doğanlara denir. En büyüğü 13 yaşındadır. İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı seviyorlar. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, ipad’ler ya da tablet bilgisayarlar ile her alanda aktifler. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar. Diğer nesillerden farklı olarak, internet ve teknoloji ile doğdukları tabir edilir. Ülkemizin %17’sini oluşturuyorlar.
Oyuncak yerine ipad’lerle oynarlar ve teknoloji ile birlikte büyürler. Bu yüzden de çabuk tüketen bir nesildir. Fakat internet ile fazla haşır neşir olduklarından aynı anda birden fazla konu ile ilgilenebilme yeteneklerinin gelişeceği tahmin ediliyor [1]. Söz konusu bu yetenek aynı zamanda Y neslinde de yaygın olarak görülüyor ve bu tek bir konuya odaklanmaya göre daha pratik olabilir. Bunun en iyi örneklerinden bir tanesine geçenlerde düzenlenen bir konferansta şahit oldum. Konuşmacı konuşmasını yaparken çoğunluğu Y  nesli üniversite öğrencisi olan dinleyicilerden kimisi eş zamanlı olarak konferansın Twitter sayfasında yorumlarda bulunuyor, kimisi ipad’i ile sahnenin resmini çekip Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda paylaşıyordu. Tabi bunlarla meşgul olurken konuşmayı da dinliyorlardı. Aynı anda dinleme, yorum yapma, resim, video vs. yayınlama/paylaşma yeteneği harika bir şey olsa gerek… Fakat kendisi konuşurken yüzüne bakmadığını düşünen X sakinleri bunu “saygısızlık” olarak da nitelendirebiliyor. Zaten tehlike ya da uyuşmazlıklar da bu noktada söz konusu oluyor. Bu tür uyuşmazlıklara özellikle “eğitim” alanında çok sık rastlıyoruz ki birazdan bu konuyu ayrıca ele alacağız.


Nesillere 1965 ile başladık. Peki, daha önceki tarihler hangi nesli ifade ediyor?
1946-1964 yıllarında doğanlar “baby boomer” olarak adlandırılıyor. “Baby boom” bir Kuzey Amerikan-İngiliz terimidir. Özellikle Amerika’da II. Dünya savaşının bitiminde başlayıp 1960 yılı başlarına kadar süren, yıllık doğum hızında büyük artış anlamına geliyor. Amerika’da bu dönemde  gelişen ekonomiye de paralel olarak 78.2 milyon kişi doğmuş ve 1955, doğum artış hızının tepe yaptığı yıldır. Bu olay, “baby boom”, bu dönemde doğanlar da  “baby boomer” olarak adlandırılıyor Şu anda baby boomer neslinin en yaşlısı 68 yaşında, en genci ise 49 yaşındadır. Bu nesil teknolojiden uzaktır, diğer bir deyişle teknolojiyi benimseyememiştir. Teknoloji yaygın olmadığı için çoğu zaman işlerini kendi kendilerine yapmak zorunda kalmış, üretmişlerdir. Bunun yanında, iş sadakatleri yüksektir. Diğer kuşaklardan farklı olarak, iş yaşamları için “çalışmak için yaşamışlardır” ifadesi kullanılabilir. Ayrıca bu nesil için “önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına baktılar” ifadesi de kullanılmaktadır. Sadakatlilik ve kanaatkârlık duyguları oldukça yüksektir. Ülkemizin %19’unu oluşturuyorlar
“Daha öncesi yok mu?” diyenler olabilir. Genel olarak nesiller yukarıda bahsettiğimiz şekilde dörde ayrılıyor. Söz konusu yıllardan önce doğanlara ise “sessiz kuşak” diyoruz. Sessiz kuşak, 1927-1945 döneminde doğanlar olarak anılır ki; onlar babaannelerimiz, dedelerimizdir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’deki Cumhuriyet kuşağıdır. Ülkemizin yalnızca %7’sini oluşturuyorlar

Günümüzde Y nesli

Y neslini diğer nesillerden kırılma noktası olarak ele aldığımızda, gerçekten iyi anlamak gerekiyor. Genellikle bu neslin ayrı özellikleri olduğundan habersiz olan popülasyon yaygın olduğundan günümüzde dünya pek çok uyuşmazlık ya da çatışmalara sahne oluyor. Şimdi Y neslinin ön plana çıkan özelliklerini maddeler şeklinde tekrar sıraladığımızda bazı olaylar fotoğraf kareleri şeklinde beynimizde canlanacak.
Bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler.
Otoriteyi sevmiyorlar.

Kendilerine kurallar koyulmasından hoşlanmazlar.

İş yaşamlarında kurallara ve mesai saatlerine göre çalışmayı sevmiyorlar. Buna rahatlıkla karşı çıkabiliyor, çok fazla iş değiştirebiliyorlar.
Otorite sevmediklerinden bir an önce müdür olmak ya da kendi işlerinin patronu olmak istiyorlar.
Farklı görüşlerin kendilerine dayatılmasına karşı çıkarlar.
Farklı görüştekileri acımasızca eleştirebilirler.
Kendi görüşlerine karşı olan eylemler gündeme geldiğinde hiç düşünmeden direnişe geçerler.
Direnişleri uğruna ölümü dahi göze alırlar ve istedikleri olana kadar direnmekten vazgeçmezler.
Onlar için gruplaşma ve akranlarına kendini kabul ettirme önemli olduğundan, sosyal gruplara katılma ve birlikte hareket etme önemlidir.
Sosyal medyayı etkin kullanırlar ve görüşlerini rahatlıkla dile getirmekten çekinmezler.
Bir olay karşısında eylemde bulunacakları zaman birliktelik kurmak için sosyal ağları ciddi bir araç olarak kullanırlar ve oradan yapılan çağrıları sorgusuzca kabul ederler.
Son günlerde sosyal ağlar aracılığıyla birliktelik sağlayarak yollara dökülen, Gezi olaylarıyla gündeme damgasını vuran Y nesli değil midir? Ya da kendi görüşlerini anlatmak ve isteklerini kabul ettirmek için günlerce parkta yatıp kalkan ve bundan vazgeçmeksizin direnen Y nesli değil midir? Ve hatta ne demek istedikleri anlaşılmayan da Y nesli değil midir? Ve daha da aklınıza gelen her şey!

Anlaşmazlık nereden kaynaklanıyor?

Konunun uzmanları pek çok konuşma ve yazılarıyla Y nesli çatışmalarının kaynağını açıklıyor. Evet, yanlış okumadınız, söz konusu kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımız da mevcut. Evrim Kuran, 2001’den bu yana kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımızdan birisi. Bir söyleşisinde şöyle diyor
“Y kuşağını iki harfle özetlerim: “BD”. Yani “bullshit detector” (Saçmalık dedektörü). Y kuşağı, kafasına uymayan, saçma durum gördüğünde dayanamıyor, kaynamaya başlıyor. Cumhurbaşkanı olmuş, başbakan olmuş, öğretmeni, genel müdürü hiç fark etmiyor, hemen tepki veriyor. Çünkü bu kuşağın temel değerlerinden biri; adalet duygusu…”
Diğer taraftan Y kuşağı için akranları ve aileleri çok önemlidir. Akranları tarafından kabul görme özelliği yüzünden çok çabuk bir araya gelebiliyorlar. Bunun en büyük yansımasını sosyal medyada gördük. Gezi olayları ile ilgili pek çok bir araya gelme imkânlarını bu mecradan yarattılar. Ayrıca bu kuşağın aileleri çocuklarına çok düşkünler. Bu yüzden onların istekleri söz konusu olduğunda çok çabuk onların seviyesine inebiliyor, sorunlarını halledebiliyorlar. Aileler yeri geldiğinde Y nesli için birer kanka, arkadaş olabiliyor. Yine ailelerin bir araya gelip Gezi Parkı’nda çocuklarını korudukları ve onları desteklediklerini gördük, izledik ki; ailelerin Y nesli çocuklarını ne kadar desteklediklerine verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesidir.
Günümüzde Y nesli yanlış değerlendiriyor; tembel, disiplinsiz, prensipsiz oldukları söyleniyor hatta apolitik olmakla suçlanıyor. Hâlbuki Y nesli farklı bakış açılarına sahip. İşte anlaşmazlık da buradan kaynaklanıyor. Y neslinin özelliklerine devam edecek olursak; inançları uğruna sonuna kadar savaşırlar. Bunu yaparken ise direnmek yerine eğlenirler. Akranlarıyla bir araya gelerek kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmaktan zevk duyarlar, tadını çıkartırlar. Özgüvenleri yüksektir. Hele ki ailelerinden onay olarak bunu yapmaları onları doruk noktasına çıkartıyor, kendilerini daha da özgür hissediyorlar.
Toplumda görülen “ötekileştirme” yaklaşımına Y nesli katılmıyor ve bunun yanlış olduğunu düşünüyor. Y nesli ötekileştirmek bir yana, eş cinsel, muhafazakâr ya da herhangi birisi olsun birbirine eş tutuyor, kendi neslinden herhangi birisi ile aynı ortamda bulunabiliyor, birlikte direniyor. Bu kuşak her şeyin sahici olmasını istiyor
Sonuç olarak, toplumun bu gençlerin dilini öğrenmesi gerekiyor! Onları anlaması, yanlış değerlendirmemesi gerekiyor! Örneğin, Gezi olaylarıyla onlar birer halk ayaklanması yarattıklarını düşünmüyorlar, aksine binlerce insanın birlikte iletişim kurabildiklerini, birlikte bir bağ oluşturabildiklerini düşünüyorlar. Toplum tarafından yanlış anlaşılmalarına daha iyi örnek ne olabilir ki!

Eğitim camiasında Y nesli

Eğitim camiasında özellikle üniversitelerdeki durumları ele alacağız. Çünkü Y nesli çoğunlukla üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Üniversitelerdeki öğretim elemanları ise çoğunlukla X ve Baby boomer nesillerinden ki, tehlike burada başlıyor!
Y neslinin genellikle dersleri dinlemeyen, tembel öğrencilerden oluştuğu zannediliyor. Hâlbuki IQ seviyeleri oldukça yüksek. Onlar aynı anda birden fazla iş yapmaya o kadar alışkınlar ki, derslerde de farklı şeylerle meşgul olmak istiyorlar. Örneğin, herhangi bir cep telefonu uygulaması veya internette sosyal ağ, blog vs. uygulamalarını ders esnasında da takip etmek, sosyal dünyalarından kopmamak istiyorlar. Tabi bu da X nesli öğretim elamanlarını çılgına çevirebiliyor. Aslında aynı anda birden çok etkinliğe dahil olmak istiyorlar. Tek bir şeye konsantre olmak onlar için sıkıcı.
X nesli genellikle disiplini sever ve aynı anda birden fazla işle meşgul olma yeteneği pek yoktur. Bu durum onları Y neslinden ayırır ve özellikle öğrenme-öğretme etkinliklerinde sorun yaşamalarına sebep olur. Böyle bir durumda, öğretim elemanları “dersi dinlemiyorsun”, “dersi dinlemeyen dışarı çıkabilir”, “ne kadar saygısızsın” gibi tepkilerle öğrencilerin derse olan ilgi ve motivasyonlarını düşürebiliyor. Uyuşmazlık da işte bu noktada başlıyor. Öğretim elemanı kapasiteli öğrencileri “tembel, işe yaramaz” gibi sıfatlarla yanlış tanıyabiliyor. Bu durum belki de onların geleceğine dahi engel olabiliyor.


Baby boomer kuşağındaki öğretim elemanları X kuşağına göre daha disiplinlidir. Yeniliklere daha zor adapte olabiliyor. Bu durum Y kuşağı ile uyuşmazlıklarını daha da arttırıyor.
Son günlerde “eğitimde sosyal ağların kullanımı” konuşuluyor. Bunun sebebi, teknolojiye meraklı Y nesli üniversite öğrencilerinin Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda günlük olarak çok sık vakit geçirmeleridir. Bu durumda, X nesli ve baby boomer sakinleri Y nesli ile sosyal ağlar aracılığıyla köprü kurabileceğini düşünüyor. Öğrencilerin kendilerini en açık olarak ifade ettikleri bir mecra olarak düşünüldüğünde sosyal ağlar, eğitim amaçlı kullanılabilir. Fakat bu durum teknolojiden uzak olan baby boomer’lar ile yeniliklere adapte olmaya çalışan x neslinin hoşuna gitmeyebiliyor.
Üniversitelerde “anlayış değişikliği” ya da “değişime adapte olma” olarak ifade ettiğimiz bir takım tutum değişikliklerine ihtiyaç olduğu kesin. Bunun yanı sıra, bazı öğretim elemanlarımızın bireysel olarak başlattığı çabaları da görmezden gelemeyiz. Ercüment Büyükşener’in “yeni medya” isimli bir konferansta anlattığı “facebook’u dersine nasıl entegre ettiği” örneği oldukça çarpıcıdır.Dersinin bazı haftalarını yüz yüze bazı haftalarını ise facebook sayfasından yürüttüğünden bahsediyor. Facebook’ta yoklama aldığını, sınav yaptığını, öğrencilerin ortamdan bağımsız olarak istediği yerden derse katılım sağladığını ve hatta katılımın kayda değer oranda yüksek olduğunu söylüyor. Öğrenci görüşlerini almayı ihmal etmeyen öğretim elemanı, Y neslinden olan öğrencilerinin bu uygulamadan çok memnun kaldıklarını ve derse daha çok motive olduklarını belirtiyor.
Ayrıca, yapılan pek çok araştırmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları etkin kullandıkları görülüyor. Bu konudaki bir çalışmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları eğitim amaçlı kullanıp kullanmadıkları sorgulanmıştır. Buna göre, öğrenciler “okul proje/ödevleriyle ilgili araştırma yapmak” için sosyal ağları %71,9 oranında, “eğitim amaçlı grupları ve etkinlikleri inceleme” amaçlı ise %81,3 oranında kullanıyor.  Ayrıca, “güncel, farklı bilgiler ve düşüncelerle karşılaşmak” için sosyal ağ kullanım oranı %89’a varmakta
Sonuç olarak, gençler sosyal ağların eğitim amaçlı kullanılabileceğine inanıyor. Derslerin Facebook ortamında yürütülmesi örneğinde de motivasyonlarının çok yüksek olduğu görülüyor. Bu durumun X ve baby boomer nesillerine anlatılması gerekiyor ki; sosyal ağlar aracılığıyla öğrencileri ile aralarında köprü kurabilecekleri gerçeği her türlü gözler önüne seriliyor.
Evet, nesiller X, Y, Z olarak ayrılıyor. Hatta buna baby boomer ile sessiz kuşağı da ekliyoruz. Fakat nesillerin belirli noktalarda birleştirilmesi, hatta birleşirken aralarda geçişlerin olması insanlığın uyum içinde yaşaması için gerekiyor. Burada nesillerin özellikleri devreye giriyor. Her bir nesil eğer birbirinin özelliğini bilir ve ona göre anlayış geliştirirse uyum içinde yaşamak ancak o zaman mümkün olabilecektir.

X Y ve Z kuşağı çocuklarının özellikleri neler?

Alfabenin son harflerini çağrıştırsa da aslında son zamanların dillerden düşmeyen kuşak ayrışımlarına ait bu üç harf: X, Y ve Z kuşağı. Çocuklarla kurulan iletişimin sağlıklı olabilmesi; zamanı ve getirilerini anlamakla mümkün. X, Y ve Z kuşağı çocuklarının özellikleri neler?
Önümüzde yuvarlanıp giden neslin, dünyaya bakış açıları ve mevcut donanımları karşısında oluşturdukları özelliklere genel bir bakış ile şekillenen nesiller: X, Y ve Z kuşağı…
Bu bilgileri edinmek ya da yeni neslin demek istediğini daha iyi kavramak için birkaç yazı ya da makale okumak aslında ebeveynleri nelerin beklediğini ya da mevcut sorunların nereden kaynaklandığını anlamak için büyük bir fırsat.
Çünkü iletişimin kanlı canlı olanını tükettiğimiz bu çağlarda, aile birliğinin, çocuklarla olan iletişimin sağlıklı olabilmesi her iki taraf adına zamanı ve zamanın getirilerini anlamakla mümkün artık.
Geleceğimizi oluşturan bireyler ile ortak paydada buluşabilmek için yeni nesillerin çağına dair donanımlı olmak, doğru şekillenmeleri, doğruya yönelmeleri, temel değerlerimizi belleklerinde bulundurmaları ve sağlıklı – bilinçli ve tam destekli ilerlemeleri için önce biz büyüklerin konuya hakim olması şart.

Zamane çocukları mı?

Her dönem için kullanılan bu kavramın içini dolduralım biraz. Ama önce 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda meydana gelen doğum oranın artmış olması ile birçok kaynakta ‘baby boomers’ dönemi olarak adlandırılan kuşağı hatırlayarak başlayalım.
Bu kuşakla ilgili fazla bir bilgi yok. Verilen tarih aralığı ise 1946 – 1964 yılları. Bu grupla ilgili kurulan cümleler, aşağı yukarı dönemlerinin en büyük sektörel gelişme oranını yakalamış olmaları.

X kuşağı için verilen tarih aralığı 1965-1979 yılları arası

Dünyadaki en sancılı dönemlerin sonrasında ve aynı zamanda kendi döneminin acı savaşlarını, darbelerini, soğuk savaşlarını yaşamış olan bu grup; gelecekle ilgili endişeler geliştirmesi sonucu iş ve hayat dengesinde başarılı olduğu kadar sadık bir çalışan sıfatıyla da taçlandırmıştır kendini. Hissetmiş oldukları otoriteye karşı saygılı ve bunun akabinde motivasyonları da yüksek olmuştur. Kadınların iş yaşamına atılması ile bir çocuk az, iki çocuk fazla karmaşasına sebep olmuşlardır.
Farklılıktan hoşlanan, ön yargıları olmayan ve sağ duyulu ve duygulu nesildir. Hızla ilerleyen teknolojiye adapte olmaya çalışırken bu yeniliklerin takibi sırasında oldukça doyumsuz bir nesil olarak karşımıza çıkmışlardır. Ayrıca elma bahçelerinden kovalanırken, aşk şiirleri yazan nesil…

Y Kuşağı için verilen tarih aralığı 1980-1999 yılları arasıdır

Milenyum çağı yakıştırmasına uygun olarak ilk söylenen cümle teknolojiye olan bağımlıkları ve becerileridir. Otorite tanımaz, kural bağlamaz, sabırsız, tatminsiz ve adapte sorunu olan bir nesil ama öğrenmeye ve araştırmaya hevesli…
Problem çözmede grup adaptasyonları ve hareket kabiliyetleri harika.
Bireysellikten kasıt bencillikleri.
Ve birde eleştiri oklarına denk gelirseniz kurtuluşunuz mucize.
Mevcut sorunları ise; kimselerin onları anlamıyor olması.
Daldaki elmaların çatlayana kadar tadına bakan nesil.

Z Kuşağı için verilen tarih aralığı 2000-2021 yılları arasıdır

“İnsanlık tarihinin el, göz, kulak vb. motor beceri senkronizasyonun en yüksek nesli olarak tanımlanmaktadırlar” diyor bir kaynak. Yani mekanikleşmenin ilk belirtileri Z kuşağı çocuklarda.
Ve doğduğunda bu bilgilerle geldi herhalde diyecek kadar teknolojiye adapte olma becerisi Z kuşağı çocuklarının normalitesi. Bu üstün becerileri ve teknolojik gelişimin jet hızıyla ilerlediği dönem nedeniyle, cevabı ön görülemeyen çok bilinmezli denklemlerin bir parçası olarak hayata adım atmış bulunuyorlar. Z kuşağı çocuklarının hangi meslek dalında faal olacakları dahi bilinmiyor. Çünkü meslek icatları henüz yapılmadı.
Z kuşağı, aile bireylerinin kendilerini çocuklarına karşı yetersiz gördükleri, psikolojik bunalım örneklerinin tavan yaptığı nesil.
Sosyalleşme kavramının tarih olduğu ve teknolojiye kurban edildiği bir nesil.
Z kuşağı, hayal dünyalarının sınırsızlığı ile cevabı bulunamayan sorular soran nesil.
Aynı anda aktif bir şekilde pek çok işe dahil olabilen bir kapasite ile zekaları ve becerileri hayranlık uyandıran nesil.
Z kuşağı, otorite ve kural tanımazlık hat safhada, istedikleri doğrultusunda direnişleri kırılamaz yapıda ve haklılıkları konusunda, grup halinde hareket etmek sorgusuz sualsiz katılacakları eylemler arasında ilk sırada olan nesil.
Dile getirilemeyecek bir konu da yoktur ayrıca.
Ve son olarak Z kuşağı çocukları daldaki elmalardan bihaberler.

Yazar notu: Kuşaklar için verilen tarihler kaynaklar arası farklılaşabiliyor, ne yapalım arada kaynayanlar olacaktır elbette…

27 Temmuz 2017 Perşembe

Pazarlama Teknikleri

Reklam Metni Yazmanın Püf Noktasını Açıklıyorum!


Reklam metni yazmanın gerçekten yaratıcılık gerektirdiğini biliyorum. Tek başına yaratıcılık yeterli olsaydı işimiz çok daha kolay olabilirdi. Hayır, yeterli değil! Her iş gibi reklam metni yazmanın da çeşitli püf noktaları var. İkna edici metinler yazma konusunda birçok teknik paylaştım. Yazılarımın çoğu içerik pazarlamasını etkin kullanmaya yönelikti. Şimdi bahsedeceğim konu ise çok daha spesifik bir alana hitap ediyor. [Devamı]

Sosyal Medyada Dönüşüm Odaklı Paylaşım Nasıl Yapılır?

İçeriklerini geniş kitlelere duyurmak isteyen herkes gibi siz de sosyal medyanın gücünü kullanmak istiyorsunuz. Sosyal medyada dönüşüm almak için periyodik paylaşımlar yapıyorsunuz. Buna rağmen sosyal medyada dönüşüm sağlama konusunda güçlük mü çekiyorsunuz? Yoksa durum daha mı vahim? Öyleyse: Facebook paylaşımlarınıza kimse tıklamıyor. Twitter’da kimse retweet yapmıyor, instagramda like’lanmıyorsunuz. Tüm bunlar yaşanırken başkalarının yaptığı sosyal medya [Devamı]

Google Adwords Nasıl Kullanılır? Adwords Kullanımı Tüyoları

Google Adwords, hiç tartışmasız ki dijital pazarlama dünyasının en kuvvetli silahlarından birisi. O’nu böylesine değerli kılan şey ise, bir ürün ya da hizmeti sadece aradığımızda karşımıza çıkarıyor oluşu. Yani sıcak satışa dönüşebilecek kitleyi elinizde tutuyorsunuz dersek yalan söylemiş olmayız. Google Adwords nasıl kullanılır ve Adwords kullanımı ile ilgili tüoları bu yazıda temel olarak paylaşıyor olacağız. [Devamı]

İçerik Pazarlaması Yaparak Kazançlarınızı Artıracak Sırlarımı Açıklıyorum!

İçerik pazarlama, temelde reklam amacı taşıyan ancak uygulamada reklam imajı taşımayan en etkili pazarlama yöntemlerinden biridir. İçerik pazarlama (content marketing) çalışmalarınızda elde ettiğiniz dönüşümleri %100’e kadar artırma potansiyeli olan bir makale hazırladım. Henüz içerik pazarlaması konusunda uzmanlaşmamış markalar için bu oran çok daha yüksek olabilir. İddia ediyorum, bu makaleye ayıracağınız 5 dk bundan sonraki kazançlarınızı katlayacaktır. [Devamı]

Sıra Dışı Olmaya Çalışırken Reklam Bütçesini Hiç Etmek

Reklam metni, tanıtım yazısı veya reklam filmi kurgulamak istediğinizde hep aynı problemlerle karşılaşırsınız. Düşündükleriniz ya çok sıkıcıdır ya da çok klişe… Bu durumda ne yapıyoruz: ürün veya markanın özellikleri, faydası belliyken o kadar uç noktalara gidiyoruz ki asıl işimiz ürünü değil de ne kadar iyi reklam kurgusu yapabildiğimizi sunmak oluyor. Sizce sıra dışı reklam kampanyaları ne kadar etkili? [Devamı]

Yeni Nesil Dijital Satış – Pazarlama Tekniği İndirim Kuponları mı?

İndirim kuponları hayatımıza yavaş yavaş daha çok girmeye başladı ve herkesin de aklında bu konu hakkında bir çok soru var. İndirim kuponları satışlarda ne kadar etkili? Online alışverişte kupon kullanmak geçici bir moda mı? Online alışverişin daha popüler ve yaygın olduğu diğer ülkelere bakmak bize biraz fikir verecektir. Bilindiği gibi kupon ile pazarlama Amerika’dan çıkmış [Devamı]

Markanızı Bir Sıfat İle Eşleştirerek Hafızalara Kazıyın

Marka değeri yaratmak için atılması gereken birçok adım var. Bunlardan biri -en önemlisi- de “marka ile sıfat eşleştirmesi yaparak marka değeri yaratmaktır.” Piyasaya bir ürün çıkardığınız zaman pazar payınız o ürünün insanlarda yarattığı algıya göre şekillenecektir. İnsanların hafızasında yer etmek için iyi bir slogan edinmiş olabilirsiniz. Sizi rakiplerinizden ayıran anlamlı renklere de sahip olabilirsiniz. Buraya kadar [Devamı]

Viral Ne Demek, Viral Reklam Nedir?

“Viral” kelimesinin tam Türkçe karşılığı olmadığı gibi anlam olarak: virüs aracılığıyla, virüs gibi yayılan, virüs özelliğinde demektir. Bu yazıda viral ne demek ve viral reklam nedir sorularını örneklerle yanıtladım. Viral reklam çalışmalarının özelliğini hatırlarsak “viral ne demek?” sorusuna biraz daha somut cevaplar verebiliriz. Viral reklamlar, standart reklamlardan çok daha farklı yapıda ve genellikle “reklam değilmiş” gibidirler. Viral Reklam Nedir? [Devamı]

Kurumsal Şirketlerde Sosyal Medya ve Marka Yönetimi

Bu makale, Kemal Okut tarafından, HızlıAdam’da yayınlanmak için hazırlanmış özgün bir çalışmadır Günümüzde tüketici alışkanlıklarının, pazarlama stratejilerinin ve rekabet koşullarının sürekli geliştiğini ve değiştiğini, teknolojik ve sosyolojik değişimlerin hayatımıza çok hızlı girebildiğini gözlemleyebiliyoruz. Bu değişimlere kurumsal markaların hızla ayak uydurmak zorunda olduğu ve bunun ne gibi faydalar sağlayabileceği ile ilgili nacizane bilgilerimi paylaşmak isterim. Sosyal [Devamı]

Call to Action – Eylem Çağrısı Nedir?

Call to Action: Pazarlamada sıkça kullanılan ve hedef kitleyi harekete geçirmeyi amaçlayan söylem veya tekniklerin genel adıdır. Potansiyel müşterileri anında harekete geçirmeyi amaçlayan yöntemler eyleme davet eden ve aksiyon aldırma (eyleme geçirme) gücü olan kısa, basit yapılardır. Bilinen En Etkili Eylem Çağrıları – En Çok Kullanılan Call to Action Söylemleri Hemen ara! Şimdi Üye Ol. Satın [Devamı]



BURADA YORUMUN DEĞERLİ
Binlerce Agency Balance Takipçisi Yorumunu Merak Ediyor