teknoloji sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
teknoloji sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

23 Şubat 2018 Cuma

Microsoft, Teknoloji Zirvesi’nde geleceğin teknolojilerine ışık tuttu

Microsoft Teknoloji Zirvesi yeni teknolojileri takip edip, geleceğin trendlerini yakalamak isteyen kurumları bir araya getirdi.

Bireylere ve kurumlara daha fazlasını başarmaları için destek olmayı misyon edinen Microsoft Türkiye, yüzlerce işletmeyi 21 Şubat’ta İstanbul’da düzenlenen Microsoft Teknoloji Zirvesi’nde bir araya getirdi. Microsoft Türkiye Genel Müdürü Murat Kansu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen zirvede Microsoft Yapay Zeka Araştırma Birimi Kıdemli Araştırmacısı Ece Kamar da konuşmacı olarak katıldı.

Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Microsoft Türkiye Genel Müdürü Murat Kansu, “Bu sene Türkiye’de 25’inci yılımızı kutlamanın gururunu yaşıyoruz. Microsoft olarak her zaman ülkemizin potansiyeline ve dünyanın önde gelen bilişim ekonomilerinden biri olacağına inanarak, sizleri daha başarılı kılacak en son teknolojilerle buluşturduk” dedi.

Teknolojinin son yıllarda çok hızlı bir dönüşüm içinde olduğunu belirten Kansu, sözlerine şöyle devam etti: “2 yıl önce kurulmuş bir şirket 1 milyar dolarlık bir değere ulaşabiliyor. Bunun arkasındaki güç ise teknoloji. Teknoloji artık daha yaygın, daha erişilebilir ve daha ucuz. Yeni fikirler bu sayede daha hızlı hayata geçiyor, milyonlara ulaşıyor ve büyüyor. Global CEO’muz Satya Nadella’nın da dediği gibi misyonumuz dünyada her bireyin ve kurumun daha fazlasını başarabilmeleri için onlara güç katmak. Bunu yapabilmek için de teknolojinin gideceği yönü ve trendleri doğru öngörebilmeliyiz. Biz gelecekte teknolojinin akıllı bulut ve akıllı erişim noktaları çerçevesinde şekilleneceğini ve yeni bir teknolojik paradigmanın eşiğinde olduğumuzu düşünüyoruz.”


Bu görüşlerinin 3 temel düşünceye dayandığını belirten Murat Kansu, bunları şöyle sıraladı: “Birincisi kullanıcı deneyimi artık tek bir cihaza bağımlı değil. Geliştirilen her uygulama yakın gelecekte cep telefonunuzda, bilgisayarınızda ve arabanızda da aynı deneyimle çalışıyor olacak.

İkincisi ise yapay zekâ... Hepimiz yeni dünyada verinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Veriye yatırım yapan ve onu doğru okuyup, anlayan şirketler ileride karlı çıkacaklar. Bulut bilişim bugün verinin depolanması ve işlenmesi alanında büyük bir imkan tanıyor. Ancak giderek birbiri ile bağlantılı hale gelen dijital dünyada hız çok kritik. Dolayısıyla veriyi çok hızlı bir şekilde aksiyona döndürmek de önem kazanacak. Yapay zekanın hayatın her alanına nüfuz edeceğini ve akıllı erişim noktalarında da önemli hale geleceğini öngörüyoruz.

Son olarak, Microsoft her zaman başkaları teknoloji üretebilsin diye teknoloji üreten bir şirket oldu. Bir yandan kullanıcı deneyiminin çeşitlendiği, bir yandan da veri ve yapay zekanın bulut ve uç noktalarda kullanıldığı bu düzende, yazılım geliştiricilerinin de yeni çözümlere ihtiyacı olacak. Serverless olarak tabir edilen bu konseptte, yazılım geliştiriciler artık sadece yazdıkları koda odaklanıp, daha efektif çalışabilecekler. Bu da inovasyonu tetikleyecek.”

Hedeflerinin 25 yıldır Türkiye’de devam eden hikâyelerini daha iyi yarınlara taşımak olduğunu ifade eden Murat Kansu, Türkiye’yi çok daha iyi yarınlara taşıyacak olan, Microsoft’a ve teknolojinin gücüne inanan değerli paydaşlarını her zaman yanında olacaklarının altını çizdi.

CEO'LAR DENEYİMLERİNİ PAYLAŞTI
Zirve kapsamında gerçekleştirilen CEO’ların Ajandası: Dijital Dönüşüm panelinde ise Boyner Grup CEO’su Cem Boyner, Denizbank Finansal Hizmetler CEO’su Hakan Ateş ve Pegasus Havayolları Genel Müdürü Mehmet Nane, kendi alanlarında dijital dönüşüme bakış açılarını değerlendirip, tecrübelerini paylaştı.

"BİLGİ DEĞİL İLGİ ÇAĞINDAYIZ"
Dijital dönüşümü gerçekleştirememenin perakendenin sonu olacağını düşündüğünü belirten Boyner Grup CEO’su Cem Boyner, Türkiye’nin dünyanın en ileri perakende endüstrilerinden birine sahip olduğunu belirtti. Boyner sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye'de müşteriye yakınlık açısından çok iyi bir noktadayız. Müşteri de mağazanızda ama ona cebinden ulaşan başka biri var. Onun o anını yakalamak gerekiyor. Dokunduğunda bir kıymet çıkması gerekiyor. Çok hızlı bir şekilde müşterinin ilgisini yakalamamız gerekiyor. Geleceğin inovasyon, mobilleşme ve yapay zeka ile şekilleneceğini düşünüyoruz. 5.5 milyon müşterinin ne isteyebileceğini kendisi farkında olmadan ya da haberi olmadan tahmin etmemiz gerekiyor. Bilgi çağındayız deniliyor ama ben ilgi çağında olduğumuzu düşünüyorum. Eskiden bir veriye bakarak karar verirdik. Günümüzde ise müşterinin 360 derecesini takip edip, onu profilleyemezsek var olamayız. Örneğin biz bugün Hopi ile geliştirdiğimiz Yapay Zeka teknolojisi sayesinde Belgrad Ormanı’nda hafta sonları kaç kişi yürüyor, kaç kişi koşuyor biliyoruz. 7.5 km’lik parkuru çok hızlı tamamlıyorsa biz ona koşu ayakkabıları öneriyoruz. Yavaş gidiyorsa onlara daha rahat ürünler öneriyoruz.”


"REKABERLİK ÇOK KRİTİK"
Denizbank Finansal Hizmetler CEO’su Hakan Ateş ise Microsoft ile beraber geliştirdikleri çözümlerin dünya çapında 10 ülkede 52 ülkede ihraç ettiklerini ifade etti. Ateş sözlerine şöyle devam etti: Microsoft ile beraber geliştirdiğimiz bu çözümler rekabet ve işbirliği kavramının ortaya çıkardığı ‘rekaberlik’ ile ortaya çıktı. Günümüzde rekaberlik çok kritik. Ürünler, müşteriler ve çalışanlar dijitalleşiyor. Bir ileri aşamada robotlar ve makine öğrenimi bize eşlik edecek. Rekabet öyle bir hal aldı ki işbirliğini (rekaberliği) zorunlu tutuyor. Biz Microsoft gibi teknoloji şirketleriyle çalışarak yeni ürünler ve çözümler geliştiriyor. Farklı sektörlerle işbirliği yapmamız gerekiyor. Annem bankacı sanıyor ama ben aslında bir çöpçatanım. Ben teknoloji ile insan arasındaki bir çöpçatanım.”

Pegasus Havayolları Genel Müdürü Mehmet Nane ise günümüzde değişime en hızlı ayak uyduranların hayatta kalabildiğine dikkat çekti ve hayatı o kadar kompleks görmediğini ifade etti. Nane sözlerine şöyle devam etti: “Sonuçta biz sucuk satıyoruz. Hakan bey para, Cem bey hizmet ve ürün satıyor. Biz ise koltuk satıyoruz ve koltuk satma şeklimiz seneler içinde değişti. Eskiden turizm sezonu bir kere geliyordu. Bankaya ayda yılda bir uğruyorduk. Fakat ihtiyaçlar arttı. Talepler değişti. Seyahat artık bir lüks değil ihtiyaç haline geldi. İhtiyacın olduğu yerde değişim oluyor. Değişimin olduğu yerde çözümler gerekiyor. Çözümün bugünkü adı da teknoloji. Eğer teknoloji ile gelen değişimi görmüyorsanız dünya devi de olsanız gidersiniz.”

"DENEYİM MERKEZİ'NDE YENİ TEKNOLOJİLER SERGİLENDİ"
Bu yıl beşinci kez düzenlenen zirvede katılımcılar Dijital Dönüşüm, Siber Güvenlik ve Yeni Nesil Teknolojiler (Yapay Zeka, Blockchain, Artırılmış Gerçeklik) ile buluşurken, Microsoft Teknoloji Deneyim Merkezi aracılığıyla bu teknolojileri deneyimleme fırsatı da sunuldu. Deneyim Merkezi'nde HoloLens ile hazırlanan artırılmış gerçeklik örneklerinden, İş Güvenliği ve sağlığı çözümlerine, Chatbot dijital asistanlardan iş sağlığı sanal gerçeklik uygulamalarına kadar birçok yeni teknoloji sergilendi.

Datamarket’in ana sponsorluğunda gerçekleştirilen ve 3000’i aşkın ziyaretçinin ağırlandığı etkinlikte dünyadan ve Türkiye’den müşteri başarı hikayeleri, sürpriz misafir konuşmacılar, Microsoft ve iş ortakları sunumları ve uçtan uca bulut tabanlı akıllı iş çözümleri katılımcılarla buluştu.

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Yasalar, İnternette kişisel verileri koruyabilecek mi?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Avrupa Birliği, internette kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine yönelik geniş kapsamlı hukuki düzenlemeleri önümüzdeki ay yürürlüğe sokuyor.


Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) halk arasındaki yaygın inanışa göre, Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devlerinin internet ortamında özel hayatın gizliliğine riayet etmeleri ancak hukuki bir düzenlemeyle mümkün görünüyor. Buna karşılık, anılan düzenlemeler, internet dünyasına öncülük eden Facebook ve Google’ın hakimiyetini güçlendirmelerine hizmet etmekten öteye geçemiyor.
Bu bağlamda, önümüzdeki ay Avrupa Birliği’nde (AB) yürürlüğe girecek olan kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine yönelik geniş kapsamlı hukuki düzenlemeler göze çarpıyor. Kişisel verilerin işlenmesi halinde, teknoloji şirketlerine, ilgili kişilerin rızalarını alma zorunluluğu getiren kurallar, esasen Facebook ve Google’ın elini güçlendirebilir. Zira söz konusu kişisel veriler olduğunda, tedbirli tüketiciler henüz tanınırlığı olmayan yeni girişimlere nazaran bilinen isimlere daha çok güvenmeye eğilim gösteriyor. Ayrıca anılan düzenlemeler, yeterli kaynaklara sahip olmayan yeni girişimleri, büyük şirketlerle rekabet etmekten caydırıyor.
İnternette özel hayatın gizliliğine ilişkin geçmiş yıllardaki hukuki girişimler de büyük teknoloji şirketlerinin gücünü azaltmakta başarılı olamadı ve netice olarak onlara zarar vermek bir yana, nemalanmalarına sebep oldu.


Özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralların rekabetin işleyişi üzerindeki etkilerine bakıldığında, hukuki düzenlemelerin daha çok görevlilere yardımcı olduğu görülüyor. Bu bağlamda, özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralların rekabetçilik karşıtı etkilerinin olduğu gözlemleniyor. Zira kişisel verilerin işlenmesine ilişkin kullanıcılardan alınması gereken rıza, köklü şirketlere kıyasen genç girişimcilere daha pahalıya mal oluyor.
Yine de Facebook ve Google’ın bu kurallar silsilesine binaen gücüne güç katması uzak bir ihtimal gibi görünüyor. Nitekim Silikon Vadisi şirketleri aylardır kişisel verileri toplama ve işleme yöntemlerine ilişkin inceleniyor. Geçtiğimiz günlerde Cambridge Analytica adlı siyasi araştırma şirketinin yaklaşık 87 milyon Facebook kullanıcısının rızaları olmaksızın topladığı kişisel verilerin, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasında kullanıldığı ortaya çıktı. Cambridge Analytica skandalı olarak gündeme damgasını vuran olay, Facebook’u ciddi ölçüde sarstı. Şirketin kurucusu Mark Zuckerberg’i ABD Kongresi önünde ifade vermeye kadar götüren skandal neticesinde, Zuckerberg milyonlarca kullanıcısının kişisel verilerini layığıyla koruyamadığı için özür diledi.
Google da YouTube üzerinden sunmakta olduğu video barındırma hizmetine ilişkin benzer sorunlarla mücadele ediyor. Arama motoru devinin -daha fazla olmasa da- en az Facebook kadar dayanıklı bir veri toplama mekanizması olduğuna inanılıyor. Buna karşılık Google, özellikle veri koruma otoritelerinin bu inancını savuşturmaya çalışıyor.
Bu gelişmeler üzerine Arjantin ve Brezilya gibi ülkeler de hedefli reklamlar için, Facebook gibi ortamların kullanıcı veri tabanlarını kullanan şirketleri dikkate alarak, Avrupa tarzında özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralları araştırıyor. Benzer şekilde ABD’deki kanun koyucular da Zuckerberg’in ifadesi üzerine, Silikon Vadisi’ne yönelik hukuki düzenleme yapma konusuna daha ılımlı yaklaşıyor.
Buna karşılık, özel hayatın gizliliğiyle ilgili geçmişteki hukuki düzenlemeler, teknoloji şirketlerinin gücünü azaltmaya yönelik kayda değer ilerleme sağlayamadı. Gerçekten de Facebook, Google ve diğer şirketlerin gücünü test etme girişimleri akabinde Avrupa’da meydana gelen gelişmeler bu tespiti doğruluyor.
AB’nin en yüksek mahkemesi olan Avrupa Birliği Adalet Divanı, insanların internet ortamında “unutulma hakkı”na sahip olduğuna karar verdi. Buna göre, kişilerin Google ve diğer arama motorlarına, arama sonuçlarından ilgili bağlantıların kısmen kaldırılması talebinde bulunmaları mümkün hale geldi. Anılan kararın verildiği günden bu yana Google, Avrupa’da hangi bilginin internet ortamında tutulacağına karar veren mercii pozisyonunu korumaya devam ediyor. Zira her bir talebi değerlendirme ve karara bağlama görevini, “unutulma hakkı”nın yükümlüsü olarak Google yerine getiriyor.


Bir başka gelişme, 2011 yılında Avrupa Birliği’nde “çerez” kullanımına ilişkin yürürlüğe giren direktif özelinde yaşandı. Buna göre web sitelerine, ziyaretçilerini çerez aracılığıyla izlemeleri ve böylelikle elde ettikleri tarama geçmişi bilgilerini kullanarak veri toplamaları halinde uyarıda bulunma yükümlülüğü getirildi. Ancak anılan düzenleme, şirketlerin işleyişini değiştirmek yerine, bilgi akışını kesintiye uğratarak kullanıcılar için web sitesi deneyimini rahatsız edici hale getirdi. Dolayısıyla kullanıcılar, genellikle izlemeye ilişkin açıklamaları okumaksızın, bir an önce uyarı pencerelerinden kurtulmak için web sitelerinin çerezleri aracılığıyla izlenilmeye onay veriyorlar.
Kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine ilişkin devam eden karmaşa, Facebook ve Google’ın ne işlerini ne de kullanımını azaltıyor. Nitekim Zuckerberg’in açıklamalarına göre, Cambridge Analytica skandalının Facebook’un işlerinde önemli bir etkisi olmadı. Hatta geçtiğimiz hafta açıklanan bilançoya göre, Facebook’un yılın ilk çeyreğinde satış gelirlerinin yüzde 50, net karında ise yüzde 63 artış gösterdiği görülüyor. Yine Google, büyümeye devam eden reklam işlerine binaen ilk çeyrekte yüzde 26 gelir artışı açıkladı.
AB’de 25 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girecek olan Genel Veri Koruma Tüzüğü teknoloji şirketleri bakımından önem arz ediyor. Zira tüzük, şirketlerin kişisel verileri toplaması, saklaması ve işlemesine ilişkin birtakım kısıtlamalar getiriyor. Buna göre, şirketlerin kişisel verilerin hangi amaçla işleneceğini açık ve anlaşılır bir dille açıklama ve bu verilere kimlerin, hangi amaçlarla erişebileceğini ayrıntılı biçimde anlatma yükümlülükleri bulunuyor. Dolayısıyla artık şirketler, anlaşılması güç ve genellikle göz ardı edilen hizmet koşullarının arkasına saklanamıyor; kullanıcıların kişisel verilerinin işlenmesine ilişkin bilgilendirilmeyi yaparak rızalarını almaları gerekiyor.
Avukatlar ve danışmanlık şirketlerine göre ise Tüzük esasen büyük teknoloji şirketlerini dizginlemeyi amaçlamıyor. Benzer şekilde, bazı özel hayatın gizliliği destekçileri, Tüzük’ün halihazırda güçlü teknoloji şirketlerine avantaj sağlayacağı iddiası karşısında dehşete kapılıyor. Teknoloji devleri de anılan basmakalıp iddiayı gelecekteki hukuki düzenlemelere engel olmak için ileri sürüyor.
AB’deki hukuki düzenlemeler, veri aktarımını sınırlandırarak belirli kitlelerin ilgi alanlarını hedefleyen reklamları engelliyor olabilir. Ancak reklam verenlerin daha geniş kitlelere erişim sağlayan internet ortamındaki hizmetlere eğilimi göz önüne alındığında, Facebook ve Google’ın hâlâ avantajlı konumda olduğu görülüyor. Nitekim Facebook’un 2,2 milyar, Google’a ait olan YouTube’un ise 1,5 milyar aylık kullanıcısı bulunuyor.
Tüzük’ün hazırlık çalışmalarında yer alan Avrupa Veri Koruma Denetçisi Giovanni Buttarelli’ye göre, hukuki düzenlemelerin etkisini, yasayı yürürlüğe koyanlarla, iyi şekilde finanse ve organize edilmiş lobiciler ve avukatlarla mücadele edenler belirleyecek. Avrupa merkezleri İrlanda’da olan Facebook ve Google, İrlanda Veri Koruma Otoritesi tarafından denetime tabi tutuluyor. Buttarelli tüm Avrupa ülkelerinde yaklaşık 2 bin 500 kişinin denetime ilişkin çalıştığını söylüyor. Ancak Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu’nun da bulunduğu Brüksel ve Strasburg’daki lobicilerle karşılaştırıldığında, bu rakamın kayda değer olmadığını belirtiyor. Teknoloji devlerinin avantajlı konumunu kabul eden Buttarelli, buna karşılık Tüzük’ün özellikle daha çok veri işleyen şirketleri mercek altına alacağını ekliyor. Bu bağlamda, teknoloji devi olmanın hem avantaj hem de dezavantaj olduğuna değinen Buttarelli, küçük ve orta ölçekli şirketlerin farklı düzenlemelere tabi tutulacağını dile getiriyor.
Kullanıcıların rızasının alınması söz konusu olduğunda, Avrupa’nın Facebook ve Google’ı daha sıkı kurallara tabi tuttuğunu söylemek yanlış olmaz. Anılan teknoloji devlerinin ürün ve hizmet sunumlarını WhatsApp, Instagram gibi diğer uygulamalarla veri paylaşımı koşuluna bağlaması artık mümkün değil, çünkü rızanın bilgilendirilmeye dayalı olmasının yanı sıra, özgür iradeyle de açıklanması gerekiyor. Ancak söz konusu kural, küçük ölçekli şirketler bakımından uygulama alanı bulamıyor. Yine de büyük ölçekli şirketlerin Tüzük’e uyum çalışmaları sürecinde yer aldığını belirtmek gerekir.
Geçtiğimiz haftalarda Facebook, -sadece Avrupa’daki değil- tüm dünyadaki kullanıcılarına yönelik, hedefli reklam kullanımı ve yüz tanıma özelliğine onay vermeleri için bir rıza formu yayınladı. Ayrıca reklam veren şirketlerin Acxiom, Experian gibi veri simsarlarından satın aldıkları verilerle hedefli reklamlar oluşturmasını engelleyeceğini dile getirdi.


Yıllardır yeni düzenlemelere uyum çalışmaları yürüten Google, hedefli reklam gösteriminde kullanmak üzere kullanıcılarının Gmail iletilerini taramaya son verdi. Yakın zamanda yayıncılar için piyasaya sürdüğü yeni pazarlama ürünü ise, kişisel veriler yerine kullanıcıların ziyaret ettiği herhangi bir web sitesindeki haberler veya içeriğe dayanan reklamlar gösteriyor.
Öte yandan Facebook’un yeni rıza formları, kullanıcıların geniş ölçekte bilgi paylaşımını teşvik etmeye devam edeceği gerekçesiyle kamuoyunda kabul görmedi. Ayrıca Google, Avrupa’da güncellediği bir veri kullanım ilkesinin açık uçlu bir dille kaleme alınmış olmasından ötürü eleştirilerin hedefi oldu. Zira anılan ilke, rızanın genel nitelikli olmayıp belirli bir duruma özgülenmiş olması ve ilgili kişinin isteminin açık ve kesin bir göstergesi olması yönündeki şartlarını bir arada bulundurmuyordu.
Tüzük’e umut bağlayanların sayısı giderek artıyor; ancak vaatlerini yerine getirip getirmeyeceği, Tüzük’ün uygulanma biçimiyle şekillenecek.

31 Ocak 2019 Perşembe

Yeni bir jeopolitik mücadele alanı olarak 5G teknolojisi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
Küresel dengeler açısından belki de nükleer teknolojilerden daha fazla önem taşıyan 5G teknolojisi, günlük hayatımıza girmesine daha birkaç sene olmasına rağmen şimdiden ABD ile Çin arasındaki küresel rekabetin merkezine oturmuş durumda.

5G iletişim teknolojisi, günlük hayatımıza girmesine daha en azından birkaç sene olmasına rağmen, şimdiden küresel düzenin büyük gücü Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yükselen gücü Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki rekabetin merkezine oturmuş durumda. 

ABD yönetimi, Çin’in telekomünikasyon firmalarına yaptırımlar getiriyor ve ABD’li firmaların kritik iletişim ağlarında Çin malı ekipman kullanmalarını tamamen yasaklamaya hazırlanıyor. 

Konuyu ciddi bir ulusal güvenlik meselesi olarak gören Washington, müttefiklerinden de aynı tutumu bekliyor. Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda, dünyanın en büyük telekomünikasyon ekipmanı üreticisi olan Çin firması Huawei’nin 5G ağları ile ilgili ihalelere girmesini yasakladı; halihazırda 3G ve 4G ağlarında Huawei ile çalışmakta olan İngiltere ise 5G konusunda bu firmayı tercih etmeyeceğini bildirdi. 

Diğer yandan Huawei’nin mali işler müdürü Mıng Vancou'nun ABD’nin talebi üzerine İran’a karşı yaptırımların şirket tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Kanada’da göz altına alınması, sonrasında da ABD Adalet Bakanlığı'nın Huawei’nin banka dolandırıcılığı yaptığı ve Amerikan şirketlerine ait ticari sırları çaldığına dair iddianameler hazırlaması konuyu çok farklı boyutlara getirdi. 

Çin ise ABD yönetiminin devletin gücünü kullanarak Çinli firmalara zarar vermeye çalıştığını ileri sürüyor.

 Konu, iki güç arasında devam eden jeopolitik mücadelenin en son ve halen en şiddetli çatışmalarının yaşandığı cephesi haline gelmiş durumda.

ABD’nin endişeleri aslında yersiz değil. Teknolojik alanda üstünlüğe sahip olmak, diğer ülkelerin sahip olmadığı bir teknolojiyi ilk geliştiren taraf olmak, her zaman için uluslararası rekabette ön plana çıkmayı, küresel düzendeki güç dağılımında avantajlı bir konuma geçmeyi sağlayan faktörlerin başında gelmiştir. 

Tarih derslerinde savaşları, komutanları, anlaşmaları vs. okuruz, ama aslında tüm bunların ardında teknoloji alanındaki bir mücadele vardır. 

Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sırasında nükleer teknolojiler konusundaki yarışta ipi ABD değil de Almanya göğüslemiş olsa, atom bombalarının Japonya’ya değil de ABD ya da müttefiklerine atıldığı, savaşı Almanya’nın kazandığı bir savaştan sonra, tarih nasıl şekillenirdi, bugün nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk?

5G, küresel dengeleri değiştirecek

5G teknolojisi uluslararası ilişkiler ve küresel dengeler açısından belki de nükleer teknolojilerden daha fazla önem taşıyor. 2G, 3G ve 4G teknolojileri büyük ölçüde sesli görüşme ve veri transferi üzerine kurulmuş, teknoloji ilerledikçe hız artmış ve bizler de cep telefonundan konuşup kısa mesaj atarken, rahatça görüntülü görüşme yapar, video seyreder bir hale gelmiştik.

2’den 4’e doğru kademeli bir geçiş vardı; 5G ise çok daha büyük bir sıçrama, devrim niteliğinde bir gelişim olacak. Bu yeni teknoloji ile sadece veri aktarımında hız artmayacak, bununla birlikte yüksek kapasiteli, gecikme süresi kısa hatta sıfıra yakın, düşük maliyetli bir iletişim altyapısı oluşacak. 

Bu da tabii ki istediğimiz videoyu ya da uygulamayı hiç beklemeden indirmenin çok ötesinde imkanlar getirecek. Eşyaların interneti ve yapay zeka bu altyapı üzerinde hayat bulacak; sürücüsüz arabalar, akıllı şehirler, uzaktan yapılan ameliyatlar, robotların çalıştığı tam anlamıyla otomasyona geçmiş fabrikalar 5G ile mümkün olacak. 

Bununla birlikte tabii ki, 5G’nin sivil hayatta olduğu kadar askeri alanda da kullanımı olacak. 

Diğer yandan ekonomiler, sanayi, üretim, hepsi “akıllı” sistemlere geçtikçe bir yandan verimlilikleri artacak, ancak diğer yandan tehditlere de daha açık hale gelecekler. Örneğin birbiri ile 5G üzerinden bağlantılı olarak çalışan bir tedarik zincirindeki fabrikalar daha yüksek verim sağlayabilecek, maliyetleri düşürecekler, ama aynı zamanda siber saldırılara da daha fazla maruz kalabilecekler. 

Bu saldırılara karşı koyabilmek de yine belirli bir teknolojik kapasiteyi gerektirecek. İşte bu nedenlerdendir ki, 5G teknolojisinde üstünlüğe sahip olmak, küresel güç dengelerini yakından ilgilendiriyor ve ABD açısından da ortada hoşnut olunabilecek bir durum yok, çünkü Çin, 5G alanında tüm rakiplerine göre şu anda bir adım önde.

Çin, 2000’lerin başına kadar teknolojiyi dışarıdan alan, başkasının teknolojisi ile fason üretim yapan ve en fazla bu teknolojiyi kopyalayan bir ülkeydi. 

Ancak Çin değişiyor. Düşük maliyet avantajını yitirmiş olan Çin, artık küresel ekonomideki rekabet gücünü başka kaynaklardan elde etmek zorunda ve bunu da ancak kendi teknolojisini üreterek ve bu sayede katma değerini artırarak sağlayabilir. 

2006 yılından beri “Stratejik Yükselen Endüstriler Girişimi”, “Internet+” ve “Made in China 2025” gibi ulusal programlar üzerinden bu hedefe yönelik adımlar atan Çin, aynı zamanda teknoloji alanına ciddi miktarda kaynak ayırıyor. 2016 rakamlarına göre Çin, yıllık 450 milyar doları bulan Ar-Ge bütçesiyle ABD’den sonra bu alanda en fazla yatırım yapan ülke konumundaydı. 

Çin, sahip olduğu devasa imalat kapasitesini yüksek teknoloji ile birleştirdiğinde hem ekonomisini sürdürülebilir bir büyüme sathına oturtabilecek hem de hedeflediği gibi yüzyılın ortasına kadar büyük bir küresel güç olabilecek.

Teknolojide karşılıklı bağımlılık

ABD, Çin’in gelişmiş teknolojilerdeki atılımını kendisine karşı varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. 

Ancak bugüne kadar ABD’nin Çin’in yapmış olduğu teknolojik atılımlardan fayda sağlamış olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Her şeyden ABD ile Çin arasında yüksek teknolojili ürünler alanında ciddi bir ticaret var. ABD’li teknoloji üreticileri Çin’e yüksek miktarda satış yaptıkları gibi, teknolojiyi girdi olarak kullanan Amerikalı firmalar da ihtiyaçlarını Çin’den karşılıyorlar. 

ABD Nüfus Sayım İdaresi’nin verilerine göre 2017 yılında ABD’den Çin’e 35,7 milyar dolarlık yüksek teknolojili ürün ihracatı yapılmış ve bunun da yaklaşık yarısını havacılık alanındaki ürünler oluşturmuş. 

ABD’nin Çin’den ithal ettiği teknolojik ürünlerin aynı dönemdeki toplam değeri ise tam tamına 171 milyar dolar. 

Bu rakamın 155 milyar dolarını iletişim ve telekomünikasyon ekipmanları oluşturuyor. 

Söz konusu veriler Trump yönetiminin bu konuda neden bu kadar sıkıntılı olduğunu açık bir şekilde gösterse de ortadaki gerçek şu ki, ABD ile Çin arasında çok ciddi bir teknoloji alışverişi var. 

Diğer yandan ABD ile Çin arasında ortak teknoloji geliştirme konusunda da kayda değer çalışmalar var. 

ABD Nüfus Sayım idaresinin açıkladığı 2016 yılına ait verilere göre Amerikalı ve Çinli akademisyenler tarafından birlikte yazılarak hakemli dergilerde yayınlanan bilim ve mühendislik makalelerinin sayısı 43 bin 968. 

Bir kıyaslama yapılacak olursa Amerikalı ve İngilizlerin ortak makale sayısı 25 bin 858, Amerikalıların ve Kanadalıların 19 bin 704, Amerikalıların ve Türklerin ise 8 bin 455. Bu arada, Microsoft’un ABD dışındaki en büyük araştırma laboratuvarı Pekin’de yer alır ve 21 yıldır Çinli mühendisleri istihdam ederek faaliyetlerini sürdürürken, Huawei’nin de Çin dışındaki en büyük inovasyon merkezlerinden biri 18 yıldır ABD’nin Silikon Vadisi’nde bulunuyor.

Günümüzün dünyası ülkeler arasındaki karşılıklı ekonomik bağımlılık üzerinden şekilleniyor ve böyle bir yapı içerisinde nasıl ticaret savaşları her iki tarafa da zarar veriyorsa, teknoloji savaşları da küresel ekonomiye zarar verme potansiyelini barındırıyor. 

ABD ve müttefikleri, 5G yarışında Çin’i dışarıda tutmaya devam ederlerse konu çift kutuplu bir “teknolojik soğuk savaşa” dönüşecek: bir tarafta 5G’de halihazırda öncü durumda olan ve ticari uygulamasına 2020’de başlayacak olan Çin ve bu teknolojiye daha rahat, daha çabuk ve daha ucuza erişmek istediği için Çin’in yanında yer alacak olan ülkeler, diğer tarafta ise şu aşamada halen Çin yapımı ekipman olmadan nasıl bir 5G ağı kuracağını ortaya koyamamış olan ve ticari uygulamaya 2025’ten önce başlaması mümkün görülmeyen ABD ve müttefikleri.

Bu şüphesiz ki üçüncü ülkeleri de zorlayacak bir durum. Avrupa Birliği her ne kadar Çinli firmaları 5G’ye dahil etmeyeceğine işaret etse de son altı yıl içerisinde toplam piyasa değerleri yarı yarıya azalmış olan Avrupa’nın telekomünikasyon şirketleri, 5G’ye daha düşük maliyetle ve daha hızlı geçmeye ihtiyaç duyuyorlar.

Huawei’nin Türkiye, ABD, İngiltere ve bazı Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere 21 ülkede Ar-Ge merkezi var ve bu merkezler yerel üretime ve bilgi birikimine katkıda bulunuyor. 

Birçok ülke için 5G’de gelinen nokta, ABD ile Çin arasında bir tercih yapılması anlamına gelecek ki, bu da kimse tarafından istenen bir durum değil. 

Bununla birlikte bu durum karşısında bazı üçüncü ülke firmaları kendi aralarında iş birliğine gitmeye başladılar. 5G baz istasyonları kurulmasında iş birliği yapan Koreli Samsung ile Japon NEC ve 5G hizmetleri alanında ortaklık kuran İsveçli Ericsson ile Japon Fujitsu bu durumun göze çarpan örnekleri.

5G teknolojisi küresel ekonomi açısından bir çığır açma iddiasını taşısa da şu anda ABD ile Çin arasındaki jeopolitik mücadelenin yeni bir alanı haline gelmiş durumda. 

Kapsayıcı iş birliği yerine dışlayıcı rekabete gidilmesi, 5G teknolojilerinin gelişimine, dünya çapında yayılmasına ve belki de hepsinden önemlisi bu altyapı üzerinden geliştirilecek ve günlük hayatımızı doğrudan etkileyecek uygulama, yazılım ve cihazların geliştirilmesine sekte vuracak.


28 Kasım 2019 Perşembe

Sıfırdan İş Kurmak İçin Atılması Gereken Adımlar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Bir iş fikri bulduysanız, gerekli araştırmaları yapıp kariyerinizde bir dönüm noktasına hızla yaklaşıyorsanız yeni bir iş kurmak için atılması gereken adımlar hakkında da bilgi sahibi olmanın faydalarını yaşayabilirsiniz.
Yıllardır edindiğiniz deneyimi artık yalnızca kendiniz için kullanmak, aklınızdaki iş fikrinden para kazanmak, kurumsal hayattan uzaklaşıp esnek çalışma saatlerine kavuşmak ya da yalnızca patron olmak için yeni bir iş kurma yolculuğu size cazip gelebilir. Yaşamanız muhtemel tüm zorlukları göze almış ve riskleri göğüslemiş olabilirsiniz. Yine de şirket kurmadan önce yapmanız gereken, tamamlamak zorunda olduğunuz bazı adımlar olduğu gerçeğini göz ardı etmemelisiniz. Bu adımları dikkatle planladığınız takdirde başarısızlık riskini azaltabilir, işinizin uzun soluklu olması adına olasılıkları yükseltebilirsiniz.
Sıfırdan Bir İş Kurmak İçin Yapmanız Gerekenler
Bir çok girişimci işin hayatın dönüm noktası ilk adımı atmaktır. Bu adımda kaynaklarınızı ne kadar mantıklı kullanırsanız, yeni işinizde başarı şansınız o kadar artacaktır. Sıfırdan bir iş kurarken şansınızı arttıracak tavsiyelere göz atın.
1. İş Fikrini Aceleye Getirmeyin
Spesifik bir alanda özel bir iş fikrine sahipseniz başka; ancak kendi işinizi kurabilmek için iş fikirleri arasından seçim yapma aşamasındaysanız birçok değişkeni aynı anda hesaplamalısınız. İş fikrinin potansiyelini, nasıl hayata geçirileceğini ve en önemlisi rakiplerinizin güçlü veya zayıf yönlerini öğrenmelisiniz. Örneğin e-ticaret sitesi açacaksanız Pazar devleri arasından sıyrılabilmek için ne gibi stratejiler geliştirmeniz gerektiğini belirlemelisiniz. Eğer dükkan açma gibi bir fikriniz varsa lokasyon seçimi yapmadan önce hedef kitle analizinizi tamamlamalısınız. Herhangi bir sektöre adım atacaksanız o sektörün kendi değişkenlerini de göz önünde bulundurarak başarılı bir sürece adım atabilirsiniz. Bu noktada önemli olan kendinizi sektörün rekabet koşullarına hazırlamak ve kendi alanınızda en iyiler arasına girebilmek için farklılaşabilmektir. İş fikrini seçerken o iş fikrinin hayatınızda önemli bir yere sahip olacağını unutmamalı yalnızca karlı diye sevmediğiniz bir alanda faaliyet göstermemelisiniz. Sizi heyecanlandıran, keyiflendiren ve aynı zamanda para kazandırma olasılığı yüksek iş fikri bulabilirseniz işinizin gerektirdiği fedakarlıkları büyük bir hevesle üstlenebilirsiniz. Aksi bir durum hem sizin için hem de aileniz için oldukça sıkıntılı olacaktır.
2. Devlet Teşvikleri Hakkında Bilgi Edinin
İş fikrinizi bulduktan sonra yeni bir iş kurmak size daha da cazip geliyorsa avantajlarınızı katlamanın bir yolu daha olduğunu söylemek isteriz. Türkiye’de girişimcilik ekosistemi giderek değer kazandığı için farklı kamu kurumları girişimcileri çeşitli şekillerde destekliyor. Girişimcilerin en çok ilgi gösterdiği kurum KOSGEB olsa da destek sağlayan tek kurum KOSGEB değildir. Pazara giriş, kurumsallaşma, Pazar geliştirme, eğitim, danışmanlık, istihdam artırımı ve ticarileşme gibi birçok ayrı kalemde destek sunan kurumlar bulunmaktadır. Bu nedenle şirketinizi açmadan önce destekleri, hibeleri ve kredi olanaklarını araştırmanızı öneriyoruz. Bazı destekler için ek şartlar gerekebilir ve şirket açılışını tamamlamadan bu şartları yerine getirmiş olmanız istenebilir. Örneğin KOSGEB girişimciliği geliştirme destek programından yararlanmak istiyorsanız öncelikle girişimcilik eğitimini tamamlamanız, sertifika almanız ve şirket kuruluşunu sonra gerçekleştirmeniz gerekir. Bu süreçte aksaklık çıktığında destek umutlarınızı yitirebilirsiniz.
3. İşletme Planı Öncelikli!
Kendinize bir iş planı hazırlamadan iş kurmak mantıklı bir tercih olmaya çok uzaktır. Gerçekleştirdiğiniz analizlerin maksimum verimlilikte sonuçlara dönüşebilmesi için detaylı hazırlanmış bir iş planına her zaman ihtiyacınız olacaktır. İş planı hazırlarken işletmenizin gelecek hedeflerini ortaya koymalı, gelecekte karşılaşmanız muhtemel tehlikeleri belirlemeli ve işletmenizin başarısını arttıracak pazarlama stratejilerini netleştirmelisiniz. Hazırladığınız iş planının çok uzun olmasına gerek yoktur, kısa ve öz bilgileri içermesi ve işletmenizin gelecek projeksiyonunu belirlemesi yeterlidir. İş planı hazırladıktan sonra işletmenizle ilgili önemli süreçlerde bu planınızı yeniden gözden geçirmelisiniz. Neticede şirket kurmadan önceki amaçlarınızla ve stratejilerinizle işletmenizi kurduktan sonraki amaçlarınız aynı olmayacaktır. Sektöre yeni rakipler girebilir, sizin iş gücünüz değişebilir, yeni bir ürün fikriniz olabilir vb. değişkenler doğrultusunda iş planınızı yenilemelisiniz.
4. Ortaklık Fikrini Gözden Geçirin
İş kurmak istiyorsanız ve iş fikrinizi bulduğunuza inanıyorsanız yaşadığınız rahatlığı tahmin edebiliyoruz! Emin olun çoğu girişimci iş kurma isteğini de iş fikrini de netleştirmekte zorlanıyor. Çoğunlukla sermaye sorun gibi düşünülüyor ancak asıl engel cesaret edememek oluyor. Sermaye ya da iş hayatında bir bilenin önerileri sizin için de önemli olabilir! Bu gibi bir durumda iş fikrinizi ertelemek yerine kendinize bir ortak bulabilirsiniz. İş ortağı bulmanın kolay olmadığını ve toplumumuzda çok yanlış anlaşıldığını hepimiz biliyoruz. Genellikle en yakın arkadaşlar ya da aile bireyleri iş ortağı olarak tercih edildiğinden başarı potansiyeli çok yüksek iş fikirleri dahi başarısızlığa uğrayabiliyor. Siz de benzer bir karar aşamasındaysanız iş ortağının doğru seçildiğinde size birçok avantaj sağlayabileceğini net bir şekilde söyleyebiliriz. Bir işletmeyi yönetmek ve o işletmenin sorumluluğunu tek başına üstlenmek kolay değildir. Bir de sermaye eksiği ya da tecrübe noksanlığı devreye girdiğinde işiniz düşündüğünüzden de zor olabilir. Bu nedenle hem kendi işletmeniz için bir ortak bulmayı hem de işletmeler arasında bir ortaklık kurmayı düşünebileceğinizi hatırlatmak istiyoruz. Elbette seçim doğruluğu yine ve yine çok önemli!
5. Şirket Tipinize Karar Verin
Geldik en sıkıntılı konulardan birine. İş kurmayı istiyorsanız işinizi resmi bir şekilde sürdürebilmek için şirket kurmalısınız. Buraya kadar genelde herkes hemfikirdir, ancak iş şirket tipini belirlemeye geldiğinde sorunlar baş gösterir. Şahıs şirketi mi, limited şirket mi yoksa anonim şirket mi gibi sorular sizin de aklınızı karıştırıyorsa mutlaka bir muhasebeci ya da mali müşavir ile görüşmenizi öneriyoruz. Şahıs şirketinin de limited şirketinin de anonim şirketinin de kendine has birçok artısı ve eksisi bulunur. Örneğin şahıs şirketinin kurulum maliyetleri düşüktür ve kapanma işlemleri de oldukça hızlıdır. Ancak geliriniz giderek artacaksa sürekli değişebilen vergi dilimlerine hazırlıklı olmanız gerekir. Yıl içerisinde kazancınız beklentilerinizin çok üzerine çıkarsa kazandığınızın %35’ini vergiye ayırmak zorunda kalabilirsiniz. Limited şirketin kurulum maliyetleri şahıs şirketine göre daha fazladır, belli kısıtlamaları da vardır. Yine de %20’lik vergi dilimi değişmez. Bu ve bunun gibi birçok noktada şirket tipleri arasında farklılıkların olduğunu ifade edebiliriz. Şirket tipine karar verdikten sonra işlemler için muhasebecileri yetkilendirebilir, sizin adınıza işlem yapmalarını sağlayabilirsiniz.
6. İyi Bir Ekip Her Derde Deva
Yeni bir iş kurmak için sadece siz tüm işler için yetebilirsiniz. İşletmenizin para kazanmasını sağlayabilir, sosyal medya hesaplarını açabilir, müşterilerle görüşebilir, tedarikçileri yönetebilir, şikayetlerle ilgilenebilirsiniz. Ama nereye kadar? Emin olun bir noktadan sonra tüm işlere yetemediğinizi ve yetemediğiniz için kendinizi yıprattığınızı fark edeceksiniz. Yeni bir iş kurmayı düşünüyorsanız bizim önerimiz mutlaka güvendiğiniz ve yetkinliklerine ihtiyaç duyduğunuz kişilerden yardım almanız olacaktır. Kendi işinizi kurduğunuzda tek başınıza bu sorumluluğu üstlenmek zorunda olmadığınızı bilmelisiniz. Evet personel masrafları çok da ucuz değil ancak yine de yararlanabileceğiniz teşviklerin olduğunu da unutmamalısınız. Üstelik doğru seçtiğiniz bir personelin size yeni müşterilerle anlaşmak için zaman tanıyacağını da göz önünde bulundurmalısınız.
7. Networkünüzü Genişletin
Şirketinizi resmi olarak kurmadan önce de şirketinizi kurduktan sonra da bir iş yeri sahibi olarak kişisel networkunuzu genişletmenizi öneriyoruz. Ne kadar çok kişiyi tanır ve ne kadar kişiye kendinizle işinizi tanıtırsanız akılda kalıcılığınızı o kadar çok arttırabilirsiniz. Şirketinizi yeni kurduğunuz zamanlarda sektörünüzdekilerle ya da diğer iş insanları ile tanışma fırsatı yakalayabileceğinizi unutmadan kurumsal kimliğinizi oluşturmalısınız. Girdiğiniz ortamlarda işinizi anlatıp merak uyandıracaksanız profesyonel bir şekilde tasarlanmış kart vizite, iyi çalışan bir web sitesine, sizin hakkınızda bilgi edinmek isteyenlerin inceleyebilecekleri bir sosyal medya hesabına ihtiyacınızın olacağını unutmamalısınız. Hem çok yüksek maliyet gerektirmeyen hem de imajınızı en iyi şekilde yansıtmanızı sağlayacak dijital kimliğinizi özenle oluşturursanız girdiğiniz ortamlarda pozitif bir izlenim yaratabilirsiniz.
8. İşinizi Tanıtın
Az önceki maddede kısa bir giriş yapmıştık, şirketinizin faaliyetlerinin devamlılığı için yapmanız gereken öncelikli işlerden biri de işinizi tanıtmaktır. Bu noktada önünüzde birçok seçenek bulunur. Faaliyet alanınıza, işletmenizin konumuna, iş fikrinize ve beklentilerinize göre hem geleneksel pazarlama yöntemlerinden hem de dijital pazarlama avantajlarından yararlanabilirsiniz. Teknoloji tabanlı bir iş yapıyorsanız dijital pazarlama faaliyetlerine odaklanmak sizin için çok daha mantıklı bir tercih olacaktır. Aynın şekilde satış yapmak temel hedefinizse, marka bilinirliğini arttırmak istiyorsanız, müşterilerinizin sadakatini kazanmanın öneminin farkındaysanız da yolunuz dijital pazarlama stratejileri ile kesişecektir. Günümüzde başarılı olmak isteyen tüm işletmenlerin yaptığı tercihe direnmek yerine dijital dünyada kendi sesinizi oluşturarak beklentilerinizin çok üzerinde başarı elde edebilirsiniz.
İş kurmak ve hayatınızda büyük bir değişim gerçekleştirmek istiyorsanız başarılı olmak için yazımızda bahsettiklerimiz haricinde birçok değişken doğrultusunda gardınızı almalısınız. Bu adımları doğru bir şekilde tamamlamak başarılı olma ihtimalinizi arttıracak olsa da başarıyı garantileyecek diye bir söylemde bulunamayız. İş fikri ne kadar başarılı olursa olsun başarısızlık ihtimali her daim aklın bir köşesinde bulundurulmalıdır. Bu ihtimalin görmezden gelinmemesi ve zor zamanlar için finansal kaynakların bulunması girişimcilerin ticari başarı elde etmeleri ve ticari faaliyetlerini sürdürebilmeleri adına önemli gerekliliklerdendir.

Yeni İş Kurmak İsteyenler İçin Kredi Fırsatları

Kendi işini kurmak isteyen ancak sermaye yetersizliğinden dolayı herhangi bir adım atamayan pek çok girişimci, işyeri açmak için kredi kullanmayı tercih ediyor. Bu kapsamda hem hükümet hem de bankalar tarafından girişimcilere yönelik kredi ve hibe destekleri sağlanabiliyor. Yeni iş kurmak için kredi kullanacak girişimciler için çeşitli seçenekleri değerlendirdiğimiz bu liste size fikir verebilir. Yine de iş kurmak için gerekli sermayenin tamamını kredilendirmek tavsiye edilmez. Elinizde bulunan hali hazır sermayenin üzerine kredi kullanmak size daha rahat bir nakit akışı sağlayabilir. Eğer sermayeniz yoksa sermayesiz iş fikirleri arasından bir seçim yapmanızı tavsiye edebiliriz.

Yeni İş Kurmak İçin Kullanılabilecek Krediler

İş kurmak isteyen girişimcilere devlet bankaları, özel bankalar, kooperatifler, kalkınma ajansları ve KOSGEB farklı koşullarla ve farklı miktarlarda işyeri açma kredileri verebiliyor. Bu kredilerin tutarlarını, vadelerini ve faiz koşullarını kurumların kendileri belirliyor. Biz de bu yazımızda size iş kurarken yararlanabileceğiniz kredi olanakları ile ilgili bilgi aktarmaya çalışacağız.
Devlet Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredileri
Devlet verdiği işyeri açma kredileri ile üretimi desteklemeyi amaçlamakta olup bu tür krediler genellikle fabrikalar tarafından kullanılıyor. Her bakanlığın bütçesinde ayrı ayrı olmak üzere işyeri açma kredileri için sermayelendirme yapılıyor. Bu konudaki devlet destekleri işyerinin açılmasından işletmenin işlemesine kadar uzanan süreci kapsıyor. Açılan işletme sorunsuz işlemeye başladığında işletme sahibi işini büyütmeyi düşünürse bu amaca yönelik hibe ve destek kredilerinden de yararlanabiliyor. Devlet tarafından verilen en önemli iş yeri açma desteği KOSGEB aracılığı ile girişimcilere ulaştırılıyor. Devletin vereceği iş yeri açma destekleri her yılın başında belirlenen miktarlar ile girişimcilerin kullanımına sunuluyor. Bu nedenle yılın başlarında yapılacak olan başvuruların olumlu sonuçlanma olasılığının daha yüksek olduğu biliniyor.            
KOSGEB Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredisi
KOSGEB’in 2018 yılında yapılan düzenlemelerden sonra henüz proje aşamasında bulunan işler için de kredi ve hibe destekleri vermeye başladığı biliniyor. KOSGEB işyeri açma desteğinden yararlanmak isteyen girişimcilerin öncelikle KOSGEB eğitimlerine katılması gerekiyor. Eğitimi başarı ile tamamlayan kişiler desteklerden ve hibelerden yararlanma şansını elde edebiliyorlar. KOSGEB işyeri açma kredisi, kişilere faiz ödemesinin yanı sıra vade öteleme seçeneği de sunuyor. Böylece girişimciler aldıkları kredilerin vadelerini 3 aydan 1 yıla kadar öteleyebiliyorlar. Bu şekilde alınacak kredinin 18 - 36 ay vadesi bulunuyor. Başvuru yapan kişilerin iş kurmaya başlamak için ön onayı beklemeleri gerekiyor. KOSGEB hali hazırda işini girişimcilik desteklerinden yararlanarak kuran kişilere faizsiz kredi desteğinden yararlanma fırsatı tanıyor.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredisi
Bu bakanlık yalnızca kadın girişimcilere kredi imkanı sağlıyor. Bakanlığın vereceği krediden yararlanacak olan kişiler aslında Avrupa Birliği Uyum Yasaları Çerçevesi’nde belirlenen yasalar ile bu krediyi alabiliyorlar. Bu yasalar çerçevesinde Bakanlığa ait hibe paketleri de sunuluyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı işyeri açma kredisi destekleri kapsamında 15.000 TL’ye kadar faizsiz kredi imkanı sağlıyor. Bu şekilde kadınların ekonomiye katkılarının artırılması hedefleniyor. Bakanlık işyeri değiştirme, iş büyütme gibi durumlarda da kredi ve hibe desteği veriyor. Boşanmış kadınlar girişimci olarak başvurdukları takdirde ek hibe ve kredi desteklerinden yararlanabiliyorlar.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredisi
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı vatandaşlarımıza 13 alanda kredi ve hibe desteği sağlıyor. Desteklerden yararlanacak olan kişiler 32 saatlik kısa bir eğitim sürecine tabi tutuluyorlar. Eğitimi tamamlayan kişiler hibe ve kredi desteklerinden yararlanmak için başvuruda bulunabiliyorlar. Bakanlık bu krediyi kullandırarak istihdam sorunlarının kaldırılmasını ve ekonomiye katkı sağlanmasını amaçlıyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın desteklerinden yararlanmak için 18 yaşını doldurmuş ve en az lise mezunu olmak gerekiyor. Desteklerden ağırlıklı olarak ARGE çalışmaları ve üretim temelli çalışmalar yapan girişimciler yararlanabiliyor.
Yeni İş Kurmak İçin Kredi Veren Bankalar
Bazı bankalar da yeni iş kuracak girişimcilere kredi imkanları sunuyor. Bu kredilerin şartları, miktarları ve vadeleri bankaların kendi kredi politikalarına ve piyasa koşullarına göre değişiklik gösteriyor. Hem özel bankalar hem de devlet bankaları tarafından yeni iş kuracak girişimcilere sağlanan kredi imkanlarını şöyle sıralayabiliriz;
TEB Küçük İşletme Girişimcileri İçin Kredi Veriyor

TEB; ticaret, hizmet, imalat sektöründe yer almak üzere lokanta, kafe, imalathane, atölye ya da mağaza açmak gibi geleneksel bir iş kuracak ya da kuruluş tarihi 1 yıldan fazla olmayan girişimcileri finansman alanında destekliyor. Bu amaca yönelik farklı kredi olanakları sunan TEB, kredi başvurularının değerlendirilmesini girişimcinin mevcut mali verilerine değil iş planlarına göre yapıyor.
Küçük işletme girişimcilerinin yararlanabileceği TEB kredi fırsatları arasında ilk sıralarda taksitli ticari kredi geliyor. Proje ihtiyaçlarına göre 50.000 TL’ye kadar teminatsız, 100.000 TL’ye kadar teminatlı kullandırılması şeklinde standart bir prosedür bulunmakla birlikte; 50.000 TL’ye kadar olan kredi kullanımlarında işin türüne ve durumuna göre TEB kefil ya da ek teminat talep edebiliyor. Girişimciler bu krediyi her ay eşit taksitler halinde ödeyebiliyorlar. Ya da 3 – 6 – 9 – 12 ay geri ödemesiz olmak üzere sonrasında taksitleri ödemeye başlayabiliyorlar.
Kredi Garanti Fonu Teminatlı Girişimci Kredisi kapsamında küçük bir işletme açacak olan girişimciler TEB & KGF işbirliğinden yararlanabiliyorlar. 100.000 TL’ye kadar teminatsız kredi kullanabiliyorlar. Bu kredi türünde vade 60 aya kadar uzatılabiliyor.
Halkbank Girişimci Kredileri ile Yeni İş Fikirlerini Destekliyor
Yeni iş kurmak için kredi kullanacak girişimcilerin ekonomik hayata katılımını destekleyen Halkbank farklı kredi alternatifleri sunuyor. Farklı deneyimlere ve farklı alanlarda iş fikirlerine sahip olan üniversite mezunundan teknokentlerde faaliyet göstermekte olan teknolojik girişimcilere kadar geniş bir kitleye kredi kullanarak iş kurma imkanı sağlanıyor.
Üniversite mezunu olup herhangi bir iş deneyimi bulunmayan, 30 yaşını aşmamış ve mezun olduğu bölüm ile ilgili kendi işini kurmak isteyen girişimciler Genç Girişimci Kredisi kapsamında 50.000 TL’ye kadar aylık eşit taksitli kredi kullanabiliyorlar.
Üniversite mezunu olup, eğitimini aldığı ve deneyim kazandığı iş kolunda kendi işyerini açmak isteyen girişimciler Cesur Girişimci Kredisi kapsamında 75.000 TL’ye kadar kredi kullanabiliyorlar. Bu girişimcilerin 35 yaşını aşmamış ve eğitimini aldığı iş kolunda en az 2 yıl deneyim sahibi olması gerekiyor.
Mesleki kuruluşlardan eğitim sertifikası ya da belgesi bulunan ve ilgili iş kolunda deneyimi olup kendi iş yerini açmak isteyen girişimciler Usta Girişimci Kredisi’nden yararlanabiliyorlar. Bu girişimcilerin en az ilkokul mezunu olması ve kuracağı iş konusunda faaliyet göstermekte olan işyerlerinde en az 5 yıl çalıştığını belgeleyebilmesi gerekiyor. 30 yaşını aşmamış olması istenilen girişimcilerin sahip olduğu eğitim sertifikalarını belgeleyebilmesi de aranılan koşullar arasında yer alıyor. Usta Girişimci Kredisi’nde üst limit 30.000 TL olarak uygulanıyor.
Teknokentlerde faaliyet gösteren, patent hakkı satın almış / sahibi olan ve KOSGEB, TTGV, KOSGEB gibi kurumlardan hibe almaya hak kazanan girişimcilere Mucit Girişimci Kredisi kullandırılabiliyor. Girişimcilerde 30 yaşını aşmama koşulu aranıyor. Kredinin üst sınırı 75.000 TL olarak uygulanıyor.
İş Bankası Bayilik Almak İsteyen Girişimcilere Kredi Olanakları Sunuyor
İş Bankası yeni iş kurmak için kredi kullanacak girişimcilere dört farklı paket kapsamında destek sunuyor. Yeni iş kurmak isteyen girişimciler için bunların içerisinde en avantajlı olanın Franchising Kredisi olduğunu söyleyebiliyoruz. Franchising yani bayilik almak isteyen girişimciler bu kredi kapsamında 36 aya varan vadeler ile kredi kullanabiliyorlar. Kredi miktarının üst sınırının belirlenmesinde franchising almak için ödenecek olan tutarın % 75’i baz alınıyor. Açılacak olan işletmede ortaya çıkabilecek demirbaş temini ve dekorasyon türü masraflar için de aynı koşullarla fatura bedelinin % 75’ine kadar olmak koşulu ile kredi kullanma imkanı sunuluyor. Kredinin geri ödeme planı girişimcinin talebine göre eşit taksitli ya da esnek vade planlı olarak düzenlenebiliyor.
Yapı Kredi Bankası Kadın Girişimcileri Destekliyor

Yapı Kredi Bankası Kadın Girişimci Kredisi adı altında yalnızca gerçek kişi kadın tacirler ya da % 51 ve üzeri hissesi kadın ortağa ait olan firmalara kredi imkanı sunuyor. Ödeme vadesi 36 aya kadar uzanan bu kredi sayesinde iş hayatında kadın girişimcilerin daha fazla rol oynamasına katkıda bulunulması hedefleniyor.
Yapı Kredi Bankası ayrıca franchising almak isteyen ya da halihazırda bir franchise sistemi içerisinde bulunan girişimcilerin finansal ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik kredi imkanı da sağlıyor. 36 ay vade üst sınırı ile kullandırılan Franchising Kredisi’nde kullanılabilecek kredi üst limiti; isim hakkı bedeli, dekorasyon, demirbaş alımı gibi ihtiyaçlarının toplamının % 65’i olarak uygulanıyor.
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı Tarafından Verilen İşyeri Açma Kredisi
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı yalnızca ARGE projeleri yürüten girişimcilere iş kurma desteği sağlıyor. 5 kamu ve 24 özel sektör kurumundan oluşan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, mühendislik şirketi açacak olan girişimcilere öncelik tanıyor. Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı tarafından verilen destekler şu şekilde sıralanabiliyor:
Ticarileşme Politikaları Destekleri: Girişimcilerin ticari faaliyetlerinin desteklenmesine yönelik olarak işyeri açma desteği verilmesini kapsıyor. İşyerinin açılışını takip eden bir yıl süresince aylık olarak belirli miktarda ödemeler yapılarak bu destek sağlanıyor.
İleri Teknoloji Projeleri Desteği: Teknolojik ürün parçası gibi materyaller üretmeyi hedefleyen girişimciler bu destekten yararlanabiliyor. Bu kapsamda yüksek miktarlı hibe desteği veriliyor ve işyeri açılışından itibaren 3 yıl süre ile aralıklı krediler devam ediyor.
Çevre Projeleri Destekleri: 1.000.000 USD bütçe ile sağlanan bu destek kapsamında girişimcilere işyeri kuruluşu esnasında tek seferlik bir ödeme yapılıyor.
Enerji Verimliliği Proje Destekleri: Girişimciler işyerinin açılışından itibaren en fazla 1,5 yıl süre ile bu destekten yararlanabiliyorlar. Bu kapsamda 1,5 yıl boyunca işyeri açma desteği verilmeye devam ediliyor.

Yenilenebilir Enerji Projeleri Desteği: Bu destek işyeri açma kredisi kısmı geri ödemesiz hibe şeklinde ve 5 yıl süre ile veriliyor. Destek yeni işyeri açanlara tamamen faizsiz olarak sunuluyor. Yenilenebilir Enerji Projeleri Desteği’nden yararlanabilmek için; rüzgar ve su enerjisi gibi yenilenebilir bir enerji kaynağı kullanılması gerekiyor.



19 Ocak 2019 Cumartesi

Yeni Bir Teknoloji Harikası:Mini Mobil Robotik Yazıcı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


En sonunda! Mobil baskı gerçekten burada! İstediğiniz yere giden ve herhangi bir boyutta sayfada telefonunuzdan basan bir yazıcı! Gelecek şimdi!


Bugün her şey mobil oldu. Akıllı telefonlarımız, tabletlerimiz ve dizüstü bilgisayarlarımız sayesinde hareket halindeyken çalışarak tam bağlı kalırken ofisimizden ayrılabiliriz. Neredeyse ... 
Geride kalan ve "mobil devrim trenini" kaçırmış gibi görünen bir cihaz var  

Yazıcı.

Öğrencilerin, avukatların veya girişimcilerin ofis evlerinin dışında verimli çalıştıklarını ancak aniden basılacak bir yer bulmak için uğraştığını görebilirsiniz. 

Vizyonumuz bunu değiştirmek. Kullanımı kolay ve eğlenceli, herhangi bir yere götürülebilen, herhangi bir cihazdan (dizüstü bilgisayar, tablet, akıllı telefon, adlandırdığınız!) Herhangi bir cihazdan baskı alabileceğiniz mobil bir yazıcı oluşturduk.


Günümüzde baskı makineleri günümüzde hareketli bir kağıt parçası üzerinde sağa ve sola çalışan bir baskı kafasıdır. Kendimize sorduk, neden tüm cihazdan kurtulmuyoruz, sadece yazıcı kafasını bir takım küçük tekerleklerin üzerine koyun ve bir kağıdın üzerinden geçmesini sağlayın. 

Bunu yaparak, yazıcının gerçekten mümkün olduğunca az olmasına izin veriyoruz. 


Yazıcımız tamamen günlük yaşamımız için hazırlanmıştır. Açma / kapama düğmesi olan şarj edilebilir bir pili vardır, doğrudan akıllı telefonlara ve PC'lere bağlanır ve kullanıcının herhangi bir boyuttaki kağıda yazdırmasına olanak tanır.


800.000 $ 'lık yeni hedefe ulaşırsak, yazıcı ödülüne temiz bir silikon kapak ekleyeceğimize karar verdik.
(Bu mars siyah yazıcı ödülü için siyah olarak ve titanyum beyaz yazıcı ödülü için beyaz olarak mevcut olacak)


Yazıcı, yazıcının altındaki mürekkep püskürtmeyi açığa çıkaracak bir kapak kaydırılarak çalıştırılır. Batarya şarjı için USB bağlantısı da cihazın altında bulunur. Inkjet, 1.000'den fazla basılı sayfa için ve pil tam şarj başına bir saatten fazla sürer. İlk sürüm gri tonlamalı yazdırılacaktır.


Yazıcımız, herhangi bir yöne doğru şekilde dönmesine ve sürmesine izin veren çok yönlü bir sisteme dayanmaktadır. Yazıcıyı, kullanıcının sayfanın en üst kısmına doğru şekilde yerleştirmesi ve doğru bir sonuç alması için anlaşılır bir şekilde tasarlanmıştır. Yazıcının bu sürümü stabilize edici sensörler içermiyor.


Yazıcı 2 renkte gelir - Mars siyahı ve Titanyum beyazı ve Polikarbonattan üretilecektir.

Fiziksel boyutlar ve ağırlık: 10 santimetre yüksekliğinde ve 11.5 santimetre çapında ve yaklaşık 300 g ağırlığında olacaktır.

Malzemeler: Polikarbonattan yapılmış kapak
Medya boyutları: herhangi bir standart boyut.
Baskı Hızı: 1,2 ppm (prototip özelliklerine göre hesaplanmıştır).
Baskı Kalitesi: şu anda prototip 96x192 dpi'ye kadar ulaşabiliyor, nihai ürün daha yüksek çözünürlüğe sahip olacak.
Mürekkep Kartuşu Yapılandırması: bir siyah kartuş.
Bağlantı Teknolojisi: Kablosuz.
Arayüz: Bluetooth, Bluetooth BPP.
Bağlantılar: 1 x Mikro Usb.

Pil


Türü: Lityum Polimer.
Çalışma Süresi (En Çok): 1 saat.
Şarj Süresi: 3 saat
Desteklenen Os:Android, IOS, Linux, OSX, Windows.


Bu projeye Friedberg Girişimcilik Programında, Kudüs Teknoloji Koleji kolejimizde başladık. Programın öğrencilerine bir fikir ve sürdürülebilir bir iş planı geliştirmeleri talimatı verildi. 

Sıkı kabul sürecinden sonra, hayallerimizi gerçeğe dönüştürmeye başlamak için kabul edildi ve sermaye aldık, kolej tesislerinin kullanımı ve profesörlerden rehberlik aldık. 

Önce bir konsept kanıtı, ardından minimal işlevsel bir prototip oluşturduk ve şimdi gerçek tam prototipi tasarlamaya çalışıyoruz. DFM'yi sonlandırmamız ve bu güzel ve kullanışlı ürünün üretimine başlamamız için halka açılma ve finansman konusunda yardım isteme zamanının geldiğine karar verdik.

Word yazıcımız hakkında yayıldı ve aldığımız geri bildirimler şaşırtıcı! Teknoloji devlerinden, hızlandırıcılardan, ürün geliştirme şirketlerinden ve yatırımcılardan aldığımız son derece olumlu yanıtları ve farklı işbirliği teklifleri için herkese teşekkür ediyoruz.

Tekliflerden biri, İsrail'deki ThinkNext'teki prestijli inovasyon etkinliğinde Microsoft'tan gelip sunmaktı . 

Etkinlik 7 Nisan'da gerçekleşti ve inanılmaz bir başarıydı. Konferansta aldığımız cevap şaşırtıcıydı. Projeyi gören herkesten aldığımız müthiş tepki ve heyecan sayesinde motive oluyoruz.

Kampanyayı bitirdikten sonra, potansiyel müşterilerimize en iyi ürünü sunmak için kaynaklarımızdan, tekliflerimizden ve fırsatlarımızdan en iyi şekilde yararlanacağımızdan emin olacağız.

Tasarım ve kullanılabilirliği önemseyen ve hareket halindeyken işleri basmanın daha iyi bir yolu olduğunu bilen, birinci sınıf düşünürlerden oluşan bir ekibiz. 

Ekip, Kudüs Teknoloji Koleji'nde işletme ve teknoloji eğitimi alan Matan Caspi ve Tuvia Elbaum tarafından yönetiliyor. 

Yonni Stein, kickass tasarımcımız (seçkin tasarım akademisi Bezalel), Leon Rosengarten ve Gilad Schnurmacher (buna göre Hadassah College ve JCT), robotikte derin beceri ve deneyime sahip çılgın mühendisler ve Jack Gottesman, Sosyal medya ve pazarlama çalışmalarımıza liderlik ediyor. 

Hillel Fuld (pazarlama uzmanı ve başlangıç ​​danışmanı) ve Yitzi Kempinski (Umoove Ltd. CEO'su), işletme ve kullanıcı deneyimi konularında bize danışmanlık yapıyor. Ayrıca, İsrailli bir melek yatırımcı olan Reuven Ulmansky olarak bizi başlatacak büyük bir danışman olma ayrıcalığına sahip olduk.

Ekip, baskı endüstrisine yenilik eklemek için bir araya geldi. Öğrenciler olarak dizüstü bilgisayarlarımızda farklı yerlerde, kütüphanelerde, dersliklerde, kafelerde, trenlerde ve gün ışığında çalıştık. 

Bunu yapabildik çünkü bizimle ya da dizüstü bilgisayarımızda ihtiyacımız olan her şey vardı. Yine de kendimizi her zaman iş bittikten sonra basılacak bir yer bulmakta zorlanıyorduk.


Taşınabilir veya mobil bir yazıcı satın almaya baktığımızda, 2014'te (o zaman, 2013) gerçek bir mobil yazıcı bulunmadığına inanmak zordu - ve o zaman bir şey yaptığımızı biliyorduk ...


Riskler ve zorluklar
Bir donanım projesi olarak, başlangıçtan itibaren aklımızda tutmamız gereken şeyler var. İlk prototipleri tasarlamak ve inşa etmek için çok fazla çaba harcadık, ancak aynı zamanda sürprizlerin gerçekleştiğinin de farkındayız (zaten başından beri olduğu gibi) ve olan biteni her zaman paylaşacağız (ve öngörülen engellerin yanı sıra) destekçileri.


Yazıcının iyi çalışmasını ve birbirine paralel düz çizgiler halinde yazdırmasını sağlamak için, robotun doğru ve doğru hızda hareket ettiğinden emin olmak zorunda kaldık. 

Sınırlı alanla yapmak, bu ürün için doğru taslağı ve temeli bulana kadar onlarca gözden geçirilmiş tasarımları ve farklı parçaların yerleşimlerini ortaya koymamızı istedi.


Ürünümüzün tasarım ve imalatında bize yardımcı olmak için farklı firmalardan teklifler aldık. Kampanya sona erdiğinde, bu yazıcının mümkün olan en iyi işi yapacağını ve bunu yaparken iyi görüneceğini belgelemek için en iyi ortakları seçeceğiz ;-)


Çok teşekkür ederim!


Bu proje hakkında sorularınız mı var? SSS'ye göz atın

26 Şubat 2018 Pazartesi

2018’de radarınıza girmesi gereken İnsan Kaynakları trendleri

İş dünyasını etkisi altına alan teknolojik dönüşüm, İnsan Kaynakları dinamiklerini de tüm hızıyla değiştiriyor. 2018’e girerken hangi trendler öne çıkıyor? İK uzmanları gelecekte iş yapış biçimleriyle ilgili nelere dikkat etmeli? Ne tür yenilikler İK gündemini derinden etkileyecek gibi görünüyor? Sizin için derledik.
2017 İnsan Kaynakları departmanlarının şirket kültürü ve performans konusuna fazlasıyla eğildiği bir yıl oldu. 2018’de İK’yı yine büyük değişimler bekliyor. Bunların en önemlisi ise İnsan Kaynakları süreçlerinde teknolojiye odaklanmak. Peki teknoloji işe alım, çalışanlarla iletişim ya da çalışan bağlılığı gibi kritik konularda nasıl kullanılacak?
Bugüne kadar iş süreçlerini kolaylaştırmak için kullanılan teknoloji, 2018’de bir yaşam biçimi olarak hayatımıza girecek gibi görünüyor.
İşte teknoloji odaklı 2018 İnsan Kaynakları trendleri:

Potansiyel adaylar

Özgeçmişi kuvvetli ancak aktif olarak iş arayışında olmayan adayların istihdamı İnsan Kaynaklarının her zaman gündeminde oldu. Fakat bu adaylara ulaşmak, artık sadece CV’lere ulaşmaktan geçmiyor. Sosyal medya adaylara ulaşma noktasında oldukça güçlü bir araç olarak karşımızda. Artık bazı etiketler aracılığıyla sosyal medya platformlarında yer alan alt gruplarda ya da sektörel sayfalarda online olarak bu adaylara ulaşmak son derece kolay. İnsan Kaynakları uzmanları için bu yolla aranan adaya ulaşabilme alanı da genişlemiş oluyor.

Uzak işgücü

Evden, kafeden, hatta uzak bir ülkeden çalışmak özellikle Amerika’da hızla büyüyen bir trend. Bununla ilgili verilere baktığımızda; son 20 yılda evden çalışan kişilerin sayısının tam dört kat büyüdüğünü ve %37’ye ulaştığını görüyoruz. Bu durum aynı zamanda İnsan Kaynakları uzmanının da istediği yerden işe alım yapabilmesini gündeme getiriyor. Uzmanlara göre bu durum şirketler için uzaktan çalışabilecek yeteneklere ulaşarak aday çeşitliliğini artırmak, daha önce ulaşılamadığı için değerlendirilemeyen kaynaklara sahip olmak noktasında oldukça kritik. Bazı teknolojik araçlarla (HR Venue) uzaktaki bir adayla kolaylıkla iş görüşmesi yapabilecek İK uzmanı için amaca giden yol kolaylaşıyor.

“Kör” işe alım tekniği

İnsan Kaynakları uzmanlarının gündeminde her zaman önemli bir yer kaplayan bir diğer soru da, “İşe alım süreçlerinde önyargı, yanlış anlaşılma ve karmaşa nasıl önlenebilir?” sorusu. 2018’de öne çıkan bir başka trend olan kör işe alımın (blind hiring) bu soruya cevap olacağı düşünülüyor. Peki, bu trendde işe alım süreci neden “kör” olarak nitelendiriliyor? Uzmanlara göre standart işe alım prosedürlerinde adaylara görünüş, eğitim, cinsiyet, eğitim, ırk gibi pek çok kriter nedeniyle önyargıyla yaklaşılabiliyor. Bu da yanlış kararların alınmasına neden oluyor. Süreci körleştirmek adayın gelişim süreci ve yetenekleri dışındaki tüm kriterleri elemek ve sadece bu ikisine odaklanmak anlamına geliyor. Bu amaçla yapılan ve adayı anonimleştirerek sadece özelliklerine odaklanılmasını sağlayan işe alım yazılımlarının sayısı hızla artıyor. Kör işe alım; iş yerinde çeşitliliği sağlamak, işe alımda adaletli davranarak önyargıya son vermek açısından oldukça önemli bir trend olarak karşımıza çıkıyor.


Oyunlaştırma

Oyunlaştırma artık bilinen oldukça önemli bir kavram. Çalışanlarda bağlılık ve ilgiyi canlı tutmayı bir oyun aracılığıyla ve içine rekabet öğeleri katarak sağlamak; ister pazarlama, ister eğitim isterse İnsan Kaynakları departmanları için olsun, artık oldukça sık kullanılan ve işe yarayan bir yöntem. İş hayatında oyunlaştırma, söz konusu pozisyon için gerekli olan kritik yetenek setlerini ve bilişsel becerileri oyun ve eğlenceyle birleştiriyor ve adayın özelliklerini ortaya koyarak kendisini strese kapılmadan ortaya koymasını sağlıyor. Tüm bu sürecin mobil üzerinden gerçekleşebilmesi de her iki taraf için oldukça avantalı. Oyunlaştırma adaylara kendilerini göstermek için eğlenceli bir neden verirken, işverenlere de adayların davranış ve özelliklerini gözlemlemek ve kolaylıkla analiz etmek için uygun bir platform sağlıyor.

Geleceğe hazırlık

Bugün birçok meslek, teknolojinin hızlı ilerlemesi nedeniyle istihdam sahnesinden çekiliyor. Operasyonel ve rutin işlerin karşısında yapay zeka konumlandırılırken, tahmine dayanan analiz sistemlerinin de yönetim ve karar alma süreçlerinin yerini alacağı söyleniyor. Peki, bu noktada insana dayanan işgücü nereye konumlandırılacak? İşte bu sorudan kaynaklanan nedenlerle şirketlerin 2018’de İnsan Kaynakları uzmanlarını farklı pozisyonlar için hazırlaması, ekiplere ayırarak segmente etmesi oldukça önemli. Bu ekiplerin insan ve makine zekasının yer alacağı farklı iş alanlarını iyi anlaması ve yeni alanlarda uzmanlaşarak farklı yetenek setleri edinmesi, şirketlerin teknolojik dönüşümde avantajlı bir pozisyona sahip olması açısından çok kritik. Şirketlerin geleceğe yönelik planlama yapması; geçişlerde ne tür pozisyonlarda insan, ne tür alanlarda ise teknolojinin baskın olacağını iyi kavraması ve maddi kayıplardan korunması amacıyla şart.
2018 tüm hızıyla yaklaşırken, teknoloji odaklı bu trendlerin İnsan Kaynakları sektörünü derinden etkilemesi kaçınılmaz. Bazıları halihazırda mevcut olan bu trendleri şirket süreçlerine adapte ederek oyunda birinci gelebilmek için yapılacak en akıllı hamle, uygun kaynakları ve zaman planını belirlemek ve bugünden yarın için hazırlanmaya başlamak.
Kaynak: https://www.forbes.com/sites/forbeshumanresourcescouncil/2017/10/26/the-2018-human-resources-trends-to-keep-on-your-radar/#5a93523c21b3

16 Temmuz 2018 Pazartesi

NESİLLER AYRILIYOR: X, Y ve Z NESİLLERİ

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Dünya genelinde genç kuşaklar X, Y, Z kuşakları olarak adlandırılıyor. X kuşağı yeniliklere adapte olmaya çalışırken, bir yandan sabırla iş hayatlarında kademe atlıyor; Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor, kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor; Z kuşağı ise artık sokakta birdirbir oynamıyor, ipad’leriyle sosyalleşiyor…

Farklı nesillerin iş yaşamına, teknolojiye ve hatta hayata uyum sağlamaları değişiklik göstermektedir. Burada matematik denklemlerini çağrıştıran X, Y, Z nesillerinin özelliklerinden bahsederken, özellikle günümüz Gezi olaylarıyla ön plana çıkan Y neslini anlamaya çalışacağız.
X nesli, 1965-1979 arası doğanlara denir. Bu durumda en yaşlısı 48, en genci 34 yaşındadır. X nesli kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık, çalışkanlığa önem veren bir kuşak olarak tanımlanıyor [1]. İş yaşamlarında çalışma saatlerine uyumlu olup iş motivasyonları yüksektir. Belirli çalışma süresinden sonra kademe atlayabileceklerine inanırlar ve sabırlıdırlar. Daha çok yaşamak için çalışırlar. Ayrıca, bu nesil, bir takım icatlara, buluşlara şahitlik etmiştir. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kaset çalar ve pikapla açan X nesli sakinleri pek çok dönüşüm yaşamıştır. Özellikle, teknoloji açısından düşünüldüğünde, bilgisayar sistemlerinin dönüşümü ve buna bağlı değişen iş yapış şekillerine adapte olmaya çalışmışlardır. Ülkemizin %22’sini oluştururlar
Y nesli, 1980-1999 arası doğanlardır. Y neslinin en yaşlısı 33, en genci ise 14 yaşındadır. Kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil özelliği taşırlar. Çünkü onlar bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar. Bu yüzden, iş saatinden ziyade işe odaklanmaları gerekiyor. Bu durumda onları işin bir parçası haline getirmek önemlidir. X nesline göre Y neslinin örgütsel bağlılıkları azdır ve çok fazla iş değiştirdikleri de söyleniyor. Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. Y nesli, çok farklı kişisel özellikler taşımakta ve özellikle üniversitelerden yeni mezun olanları kapsamaktadır. Y neslinin uyumsuz olduğu, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tuttuğu da bir gerçek. Bu durum aşırı bireyci olmasından ve otorite tanımamasından kaynaklanıyor. Bu nesil kural tanımıyor. Ülkemizin %35’ini oluşturdukları söyleniyor. Yani 27 milyon genç
Z nesli, 2000 yılı ve sonrası doğanlara denir. En büyüğü 13 yaşındadır. İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı seviyorlar. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, ipad’ler ya da tablet bilgisayarlar ile her alanda aktifler. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar. Diğer nesillerden farklı olarak, internet ve teknoloji ile doğdukları tabir edilir. Ülkemizin %17’sini oluşturuyorlar.
Oyuncak yerine ipad’lerle oynarlar ve teknoloji ile birlikte büyürler. Bu yüzden de çabuk tüketen bir nesildir. Fakat internet ile fazla haşır neşir olduklarından aynı anda birden fazla konu ile ilgilenebilme yeteneklerinin gelişeceği tahmin ediliyor [1]. Söz konusu bu yetenek aynı zamanda Y neslinde de yaygın olarak görülüyor ve bu tek bir konuya odaklanmaya göre daha pratik olabilir. Bunun en iyi örneklerinden bir tanesine geçenlerde düzenlenen bir konferansta şahit oldum. Konuşmacı konuşmasını yaparken çoğunluğu Y  nesli üniversite öğrencisi olan dinleyicilerden kimisi eş zamanlı olarak konferansın Twitter sayfasında yorumlarda bulunuyor, kimisi ipad’i ile sahnenin resmini çekip Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda paylaşıyordu. Tabi bunlarla meşgul olurken konuşmayı da dinliyorlardı. Aynı anda dinleme, yorum yapma, resim, video vs. yayınlama/paylaşma yeteneği harika bir şey olsa gerek… Fakat kendisi konuşurken yüzüne bakmadığını düşünen X sakinleri bunu “saygısızlık” olarak da nitelendirebiliyor. Zaten tehlike ya da uyuşmazlıklar da bu noktada söz konusu oluyor. Bu tür uyuşmazlıklara özellikle “eğitim” alanında çok sık rastlıyoruz ki birazdan bu konuyu ayrıca ele alacağız.


Nesillere 1965 ile başladık. Peki, daha önceki tarihler hangi nesli ifade ediyor?
1946-1964 yıllarında doğanlar “baby boomer” olarak adlandırılıyor. “Baby boom” bir Kuzey Amerikan-İngiliz terimidir. Özellikle Amerika’da II. Dünya savaşının bitiminde başlayıp 1960 yılı başlarına kadar süren, yıllık doğum hızında büyük artış anlamına geliyor. Amerika’da bu dönemde  gelişen ekonomiye de paralel olarak 78.2 milyon kişi doğmuş ve 1955, doğum artış hızının tepe yaptığı yıldır. Bu olay, “baby boom”, bu dönemde doğanlar da  “baby boomer” olarak adlandırılıyor Şu anda baby boomer neslinin en yaşlısı 68 yaşında, en genci ise 49 yaşındadır. Bu nesil teknolojiden uzaktır, diğer bir deyişle teknolojiyi benimseyememiştir. Teknoloji yaygın olmadığı için çoğu zaman işlerini kendi kendilerine yapmak zorunda kalmış, üretmişlerdir. Bunun yanında, iş sadakatleri yüksektir. Diğer kuşaklardan farklı olarak, iş yaşamları için “çalışmak için yaşamışlardır” ifadesi kullanılabilir. Ayrıca bu nesil için “önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına baktılar” ifadesi de kullanılmaktadır. Sadakatlilik ve kanaatkârlık duyguları oldukça yüksektir. Ülkemizin %19’unu oluşturuyorlar
“Daha öncesi yok mu?” diyenler olabilir. Genel olarak nesiller yukarıda bahsettiğimiz şekilde dörde ayrılıyor. Söz konusu yıllardan önce doğanlara ise “sessiz kuşak” diyoruz. Sessiz kuşak, 1927-1945 döneminde doğanlar olarak anılır ki; onlar babaannelerimiz, dedelerimizdir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’deki Cumhuriyet kuşağıdır. Ülkemizin yalnızca %7’sini oluşturuyorlar

Günümüzde Y nesli

Y neslini diğer nesillerden kırılma noktası olarak ele aldığımızda, gerçekten iyi anlamak gerekiyor. Genellikle bu neslin ayrı özellikleri olduğundan habersiz olan popülasyon yaygın olduğundan günümüzde dünya pek çok uyuşmazlık ya da çatışmalara sahne oluyor. Şimdi Y neslinin ön plana çıkan özelliklerini maddeler şeklinde tekrar sıraladığımızda bazı olaylar fotoğraf kareleri şeklinde beynimizde canlanacak.
Bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler.
Otoriteyi sevmiyorlar.

Kendilerine kurallar koyulmasından hoşlanmazlar.

İş yaşamlarında kurallara ve mesai saatlerine göre çalışmayı sevmiyorlar. Buna rahatlıkla karşı çıkabiliyor, çok fazla iş değiştirebiliyorlar.
Otorite sevmediklerinden bir an önce müdür olmak ya da kendi işlerinin patronu olmak istiyorlar.
Farklı görüşlerin kendilerine dayatılmasına karşı çıkarlar.
Farklı görüştekileri acımasızca eleştirebilirler.
Kendi görüşlerine karşı olan eylemler gündeme geldiğinde hiç düşünmeden direnişe geçerler.
Direnişleri uğruna ölümü dahi göze alırlar ve istedikleri olana kadar direnmekten vazgeçmezler.
Onlar için gruplaşma ve akranlarına kendini kabul ettirme önemli olduğundan, sosyal gruplara katılma ve birlikte hareket etme önemlidir.
Sosyal medyayı etkin kullanırlar ve görüşlerini rahatlıkla dile getirmekten çekinmezler.
Bir olay karşısında eylemde bulunacakları zaman birliktelik kurmak için sosyal ağları ciddi bir araç olarak kullanırlar ve oradan yapılan çağrıları sorgusuzca kabul ederler.
Son günlerde sosyal ağlar aracılığıyla birliktelik sağlayarak yollara dökülen, Gezi olaylarıyla gündeme damgasını vuran Y nesli değil midir? Ya da kendi görüşlerini anlatmak ve isteklerini kabul ettirmek için günlerce parkta yatıp kalkan ve bundan vazgeçmeksizin direnen Y nesli değil midir? Ve hatta ne demek istedikleri anlaşılmayan da Y nesli değil midir? Ve daha da aklınıza gelen her şey!

Anlaşmazlık nereden kaynaklanıyor?

Konunun uzmanları pek çok konuşma ve yazılarıyla Y nesli çatışmalarının kaynağını açıklıyor. Evet, yanlış okumadınız, söz konusu kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımız da mevcut. Evrim Kuran, 2001’den bu yana kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımızdan birisi. Bir söyleşisinde şöyle diyor
“Y kuşağını iki harfle özetlerim: “BD”. Yani “bullshit detector” (Saçmalık dedektörü). Y kuşağı, kafasına uymayan, saçma durum gördüğünde dayanamıyor, kaynamaya başlıyor. Cumhurbaşkanı olmuş, başbakan olmuş, öğretmeni, genel müdürü hiç fark etmiyor, hemen tepki veriyor. Çünkü bu kuşağın temel değerlerinden biri; adalet duygusu…”
Diğer taraftan Y kuşağı için akranları ve aileleri çok önemlidir. Akranları tarafından kabul görme özelliği yüzünden çok çabuk bir araya gelebiliyorlar. Bunun en büyük yansımasını sosyal medyada gördük. Gezi olayları ile ilgili pek çok bir araya gelme imkânlarını bu mecradan yarattılar. Ayrıca bu kuşağın aileleri çocuklarına çok düşkünler. Bu yüzden onların istekleri söz konusu olduğunda çok çabuk onların seviyesine inebiliyor, sorunlarını halledebiliyorlar. Aileler yeri geldiğinde Y nesli için birer kanka, arkadaş olabiliyor. Yine ailelerin bir araya gelip Gezi Parkı’nda çocuklarını korudukları ve onları desteklediklerini gördük, izledik ki; ailelerin Y nesli çocuklarını ne kadar desteklediklerine verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesidir.
Günümüzde Y nesli yanlış değerlendiriyor; tembel, disiplinsiz, prensipsiz oldukları söyleniyor hatta apolitik olmakla suçlanıyor. Hâlbuki Y nesli farklı bakış açılarına sahip. İşte anlaşmazlık da buradan kaynaklanıyor. Y neslinin özelliklerine devam edecek olursak; inançları uğruna sonuna kadar savaşırlar. Bunu yaparken ise direnmek yerine eğlenirler. Akranlarıyla bir araya gelerek kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmaktan zevk duyarlar, tadını çıkartırlar. Özgüvenleri yüksektir. Hele ki ailelerinden onay olarak bunu yapmaları onları doruk noktasına çıkartıyor, kendilerini daha da özgür hissediyorlar.
Toplumda görülen “ötekileştirme” yaklaşımına Y nesli katılmıyor ve bunun yanlış olduğunu düşünüyor. Y nesli ötekileştirmek bir yana, eş cinsel, muhafazakâr ya da herhangi birisi olsun birbirine eş tutuyor, kendi neslinden herhangi birisi ile aynı ortamda bulunabiliyor, birlikte direniyor. Bu kuşak her şeyin sahici olmasını istiyor
Sonuç olarak, toplumun bu gençlerin dilini öğrenmesi gerekiyor! Onları anlaması, yanlış değerlendirmemesi gerekiyor! Örneğin, Gezi olaylarıyla onlar birer halk ayaklanması yarattıklarını düşünmüyorlar, aksine binlerce insanın birlikte iletişim kurabildiklerini, birlikte bir bağ oluşturabildiklerini düşünüyorlar. Toplum tarafından yanlış anlaşılmalarına daha iyi örnek ne olabilir ki!

Eğitim camiasında Y nesli

Eğitim camiasında özellikle üniversitelerdeki durumları ele alacağız. Çünkü Y nesli çoğunlukla üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Üniversitelerdeki öğretim elemanları ise çoğunlukla X ve Baby boomer nesillerinden ki, tehlike burada başlıyor!
Y neslinin genellikle dersleri dinlemeyen, tembel öğrencilerden oluştuğu zannediliyor. Hâlbuki IQ seviyeleri oldukça yüksek. Onlar aynı anda birden fazla iş yapmaya o kadar alışkınlar ki, derslerde de farklı şeylerle meşgul olmak istiyorlar. Örneğin, herhangi bir cep telefonu uygulaması veya internette sosyal ağ, blog vs. uygulamalarını ders esnasında da takip etmek, sosyal dünyalarından kopmamak istiyorlar. Tabi bu da X nesli öğretim elamanlarını çılgına çevirebiliyor. Aslında aynı anda birden çok etkinliğe dahil olmak istiyorlar. Tek bir şeye konsantre olmak onlar için sıkıcı.
X nesli genellikle disiplini sever ve aynı anda birden fazla işle meşgul olma yeteneği pek yoktur. Bu durum onları Y neslinden ayırır ve özellikle öğrenme-öğretme etkinliklerinde sorun yaşamalarına sebep olur. Böyle bir durumda, öğretim elemanları “dersi dinlemiyorsun”, “dersi dinlemeyen dışarı çıkabilir”, “ne kadar saygısızsın” gibi tepkilerle öğrencilerin derse olan ilgi ve motivasyonlarını düşürebiliyor. Uyuşmazlık da işte bu noktada başlıyor. Öğretim elemanı kapasiteli öğrencileri “tembel, işe yaramaz” gibi sıfatlarla yanlış tanıyabiliyor. Bu durum belki de onların geleceğine dahi engel olabiliyor.


Baby boomer kuşağındaki öğretim elemanları X kuşağına göre daha disiplinlidir. Yeniliklere daha zor adapte olabiliyor. Bu durum Y kuşağı ile uyuşmazlıklarını daha da arttırıyor.
Son günlerde “eğitimde sosyal ağların kullanımı” konuşuluyor. Bunun sebebi, teknolojiye meraklı Y nesli üniversite öğrencilerinin Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda günlük olarak çok sık vakit geçirmeleridir. Bu durumda, X nesli ve baby boomer sakinleri Y nesli ile sosyal ağlar aracılığıyla köprü kurabileceğini düşünüyor. Öğrencilerin kendilerini en açık olarak ifade ettikleri bir mecra olarak düşünüldüğünde sosyal ağlar, eğitim amaçlı kullanılabilir. Fakat bu durum teknolojiden uzak olan baby boomer’lar ile yeniliklere adapte olmaya çalışan x neslinin hoşuna gitmeyebiliyor.
Üniversitelerde “anlayış değişikliği” ya da “değişime adapte olma” olarak ifade ettiğimiz bir takım tutum değişikliklerine ihtiyaç olduğu kesin. Bunun yanı sıra, bazı öğretim elemanlarımızın bireysel olarak başlattığı çabaları da görmezden gelemeyiz. Ercüment Büyükşener’in “yeni medya” isimli bir konferansta anlattığı “facebook’u dersine nasıl entegre ettiği” örneği oldukça çarpıcıdır.Dersinin bazı haftalarını yüz yüze bazı haftalarını ise facebook sayfasından yürüttüğünden bahsediyor. Facebook’ta yoklama aldığını, sınav yaptığını, öğrencilerin ortamdan bağımsız olarak istediği yerden derse katılım sağladığını ve hatta katılımın kayda değer oranda yüksek olduğunu söylüyor. Öğrenci görüşlerini almayı ihmal etmeyen öğretim elemanı, Y neslinden olan öğrencilerinin bu uygulamadan çok memnun kaldıklarını ve derse daha çok motive olduklarını belirtiyor.
Ayrıca, yapılan pek çok araştırmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları etkin kullandıkları görülüyor. Bu konudaki bir çalışmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları eğitim amaçlı kullanıp kullanmadıkları sorgulanmıştır. Buna göre, öğrenciler “okul proje/ödevleriyle ilgili araştırma yapmak” için sosyal ağları %71,9 oranında, “eğitim amaçlı grupları ve etkinlikleri inceleme” amaçlı ise %81,3 oranında kullanıyor.  Ayrıca, “güncel, farklı bilgiler ve düşüncelerle karşılaşmak” için sosyal ağ kullanım oranı %89’a varmakta
Sonuç olarak, gençler sosyal ağların eğitim amaçlı kullanılabileceğine inanıyor. Derslerin Facebook ortamında yürütülmesi örneğinde de motivasyonlarının çok yüksek olduğu görülüyor. Bu durumun X ve baby boomer nesillerine anlatılması gerekiyor ki; sosyal ağlar aracılığıyla öğrencileri ile aralarında köprü kurabilecekleri gerçeği her türlü gözler önüne seriliyor.
Evet, nesiller X, Y, Z olarak ayrılıyor. Hatta buna baby boomer ile sessiz kuşağı da ekliyoruz. Fakat nesillerin belirli noktalarda birleştirilmesi, hatta birleşirken aralarda geçişlerin olması insanlığın uyum içinde yaşaması için gerekiyor. Burada nesillerin özellikleri devreye giriyor. Her bir nesil eğer birbirinin özelliğini bilir ve ona göre anlayış geliştirirse uyum içinde yaşamak ancak o zaman mümkün olabilecektir.

X Y ve Z kuşağı çocuklarının özellikleri neler?

Alfabenin son harflerini çağrıştırsa da aslında son zamanların dillerden düşmeyen kuşak ayrışımlarına ait bu üç harf: X, Y ve Z kuşağı. Çocuklarla kurulan iletişimin sağlıklı olabilmesi; zamanı ve getirilerini anlamakla mümkün. X, Y ve Z kuşağı çocuklarının özellikleri neler?
Önümüzde yuvarlanıp giden neslin, dünyaya bakış açıları ve mevcut donanımları karşısında oluşturdukları özelliklere genel bir bakış ile şekillenen nesiller: X, Y ve Z kuşağı…
Bu bilgileri edinmek ya da yeni neslin demek istediğini daha iyi kavramak için birkaç yazı ya da makale okumak aslında ebeveynleri nelerin beklediğini ya da mevcut sorunların nereden kaynaklandığını anlamak için büyük bir fırsat.
Çünkü iletişimin kanlı canlı olanını tükettiğimiz bu çağlarda, aile birliğinin, çocuklarla olan iletişimin sağlıklı olabilmesi her iki taraf adına zamanı ve zamanın getirilerini anlamakla mümkün artık.
Geleceğimizi oluşturan bireyler ile ortak paydada buluşabilmek için yeni nesillerin çağına dair donanımlı olmak, doğru şekillenmeleri, doğruya yönelmeleri, temel değerlerimizi belleklerinde bulundurmaları ve sağlıklı – bilinçli ve tam destekli ilerlemeleri için önce biz büyüklerin konuya hakim olması şart.

Zamane çocukları mı?

Her dönem için kullanılan bu kavramın içini dolduralım biraz. Ama önce 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda meydana gelen doğum oranın artmış olması ile birçok kaynakta ‘baby boomers’ dönemi olarak adlandırılan kuşağı hatırlayarak başlayalım.
Bu kuşakla ilgili fazla bir bilgi yok. Verilen tarih aralığı ise 1946 – 1964 yılları. Bu grupla ilgili kurulan cümleler, aşağı yukarı dönemlerinin en büyük sektörel gelişme oranını yakalamış olmaları.

X kuşağı için verilen tarih aralığı 1965-1979 yılları arası

Dünyadaki en sancılı dönemlerin sonrasında ve aynı zamanda kendi döneminin acı savaşlarını, darbelerini, soğuk savaşlarını yaşamış olan bu grup; gelecekle ilgili endişeler geliştirmesi sonucu iş ve hayat dengesinde başarılı olduğu kadar sadık bir çalışan sıfatıyla da taçlandırmıştır kendini. Hissetmiş oldukları otoriteye karşı saygılı ve bunun akabinde motivasyonları da yüksek olmuştur. Kadınların iş yaşamına atılması ile bir çocuk az, iki çocuk fazla karmaşasına sebep olmuşlardır.
Farklılıktan hoşlanan, ön yargıları olmayan ve sağ duyulu ve duygulu nesildir. Hızla ilerleyen teknolojiye adapte olmaya çalışırken bu yeniliklerin takibi sırasında oldukça doyumsuz bir nesil olarak karşımıza çıkmışlardır. Ayrıca elma bahçelerinden kovalanırken, aşk şiirleri yazan nesil…

Y Kuşağı için verilen tarih aralığı 1980-1999 yılları arasıdır

Milenyum çağı yakıştırmasına uygun olarak ilk söylenen cümle teknolojiye olan bağımlıkları ve becerileridir. Otorite tanımaz, kural bağlamaz, sabırsız, tatminsiz ve adapte sorunu olan bir nesil ama öğrenmeye ve araştırmaya hevesli…
Problem çözmede grup adaptasyonları ve hareket kabiliyetleri harika.
Bireysellikten kasıt bencillikleri.
Ve birde eleştiri oklarına denk gelirseniz kurtuluşunuz mucize.
Mevcut sorunları ise; kimselerin onları anlamıyor olması.
Daldaki elmaların çatlayana kadar tadına bakan nesil.

Z Kuşağı için verilen tarih aralığı 2000-2021 yılları arasıdır

“İnsanlık tarihinin el, göz, kulak vb. motor beceri senkronizasyonun en yüksek nesli olarak tanımlanmaktadırlar” diyor bir kaynak. Yani mekanikleşmenin ilk belirtileri Z kuşağı çocuklarda.
Ve doğduğunda bu bilgilerle geldi herhalde diyecek kadar teknolojiye adapte olma becerisi Z kuşağı çocuklarının normalitesi. Bu üstün becerileri ve teknolojik gelişimin jet hızıyla ilerlediği dönem nedeniyle, cevabı ön görülemeyen çok bilinmezli denklemlerin bir parçası olarak hayata adım atmış bulunuyorlar. Z kuşağı çocuklarının hangi meslek dalında faal olacakları dahi bilinmiyor. Çünkü meslek icatları henüz yapılmadı.
Z kuşağı, aile bireylerinin kendilerini çocuklarına karşı yetersiz gördükleri, psikolojik bunalım örneklerinin tavan yaptığı nesil.
Sosyalleşme kavramının tarih olduğu ve teknolojiye kurban edildiği bir nesil.
Z kuşağı, hayal dünyalarının sınırsızlığı ile cevabı bulunamayan sorular soran nesil.
Aynı anda aktif bir şekilde pek çok işe dahil olabilen bir kapasite ile zekaları ve becerileri hayranlık uyandıran nesil.
Z kuşağı, otorite ve kural tanımazlık hat safhada, istedikleri doğrultusunda direnişleri kırılamaz yapıda ve haklılıkları konusunda, grup halinde hareket etmek sorgusuz sualsiz katılacakları eylemler arasında ilk sırada olan nesil.
Dile getirilemeyecek bir konu da yoktur ayrıca.
Ve son olarak Z kuşağı çocukları daldaki elmalardan bihaberler.

Yazar notu: Kuşaklar için verilen tarihler kaynaklar arası farklılaşabiliyor, ne yapalım arada kaynayanlar olacaktır elbette…