İngiltere sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
İngiltere sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

31 Ocak 2019 Perşembe

Yeni bir jeopolitik mücadele alanı olarak 5G teknolojisi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
Küresel dengeler açısından belki de nükleer teknolojilerden daha fazla önem taşıyan 5G teknolojisi, günlük hayatımıza girmesine daha birkaç sene olmasına rağmen şimdiden ABD ile Çin arasındaki küresel rekabetin merkezine oturmuş durumda.

5G iletişim teknolojisi, günlük hayatımıza girmesine daha en azından birkaç sene olmasına rağmen, şimdiden küresel düzenin büyük gücü Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yükselen gücü Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki rekabetin merkezine oturmuş durumda. 

ABD yönetimi, Çin’in telekomünikasyon firmalarına yaptırımlar getiriyor ve ABD’li firmaların kritik iletişim ağlarında Çin malı ekipman kullanmalarını tamamen yasaklamaya hazırlanıyor. 

Konuyu ciddi bir ulusal güvenlik meselesi olarak gören Washington, müttefiklerinden de aynı tutumu bekliyor. Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda, dünyanın en büyük telekomünikasyon ekipmanı üreticisi olan Çin firması Huawei’nin 5G ağları ile ilgili ihalelere girmesini yasakladı; halihazırda 3G ve 4G ağlarında Huawei ile çalışmakta olan İngiltere ise 5G konusunda bu firmayı tercih etmeyeceğini bildirdi. 

Diğer yandan Huawei’nin mali işler müdürü Mıng Vancou'nun ABD’nin talebi üzerine İran’a karşı yaptırımların şirket tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Kanada’da göz altına alınması, sonrasında da ABD Adalet Bakanlığı'nın Huawei’nin banka dolandırıcılığı yaptığı ve Amerikan şirketlerine ait ticari sırları çaldığına dair iddianameler hazırlaması konuyu çok farklı boyutlara getirdi. 

Çin ise ABD yönetiminin devletin gücünü kullanarak Çinli firmalara zarar vermeye çalıştığını ileri sürüyor.

 Konu, iki güç arasında devam eden jeopolitik mücadelenin en son ve halen en şiddetli çatışmalarının yaşandığı cephesi haline gelmiş durumda.

ABD’nin endişeleri aslında yersiz değil. Teknolojik alanda üstünlüğe sahip olmak, diğer ülkelerin sahip olmadığı bir teknolojiyi ilk geliştiren taraf olmak, her zaman için uluslararası rekabette ön plana çıkmayı, küresel düzendeki güç dağılımında avantajlı bir konuma geçmeyi sağlayan faktörlerin başında gelmiştir. 

Tarih derslerinde savaşları, komutanları, anlaşmaları vs. okuruz, ama aslında tüm bunların ardında teknoloji alanındaki bir mücadele vardır. 

Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sırasında nükleer teknolojiler konusundaki yarışta ipi ABD değil de Almanya göğüslemiş olsa, atom bombalarının Japonya’ya değil de ABD ya da müttefiklerine atıldığı, savaşı Almanya’nın kazandığı bir savaştan sonra, tarih nasıl şekillenirdi, bugün nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk?

5G, küresel dengeleri değiştirecek

5G teknolojisi uluslararası ilişkiler ve küresel dengeler açısından belki de nükleer teknolojilerden daha fazla önem taşıyor. 2G, 3G ve 4G teknolojileri büyük ölçüde sesli görüşme ve veri transferi üzerine kurulmuş, teknoloji ilerledikçe hız artmış ve bizler de cep telefonundan konuşup kısa mesaj atarken, rahatça görüntülü görüşme yapar, video seyreder bir hale gelmiştik.

2’den 4’e doğru kademeli bir geçiş vardı; 5G ise çok daha büyük bir sıçrama, devrim niteliğinde bir gelişim olacak. Bu yeni teknoloji ile sadece veri aktarımında hız artmayacak, bununla birlikte yüksek kapasiteli, gecikme süresi kısa hatta sıfıra yakın, düşük maliyetli bir iletişim altyapısı oluşacak. 

Bu da tabii ki istediğimiz videoyu ya da uygulamayı hiç beklemeden indirmenin çok ötesinde imkanlar getirecek. Eşyaların interneti ve yapay zeka bu altyapı üzerinde hayat bulacak; sürücüsüz arabalar, akıllı şehirler, uzaktan yapılan ameliyatlar, robotların çalıştığı tam anlamıyla otomasyona geçmiş fabrikalar 5G ile mümkün olacak. 

Bununla birlikte tabii ki, 5G’nin sivil hayatta olduğu kadar askeri alanda da kullanımı olacak. 

Diğer yandan ekonomiler, sanayi, üretim, hepsi “akıllı” sistemlere geçtikçe bir yandan verimlilikleri artacak, ancak diğer yandan tehditlere de daha açık hale gelecekler. Örneğin birbiri ile 5G üzerinden bağlantılı olarak çalışan bir tedarik zincirindeki fabrikalar daha yüksek verim sağlayabilecek, maliyetleri düşürecekler, ama aynı zamanda siber saldırılara da daha fazla maruz kalabilecekler. 

Bu saldırılara karşı koyabilmek de yine belirli bir teknolojik kapasiteyi gerektirecek. İşte bu nedenlerdendir ki, 5G teknolojisinde üstünlüğe sahip olmak, küresel güç dengelerini yakından ilgilendiriyor ve ABD açısından da ortada hoşnut olunabilecek bir durum yok, çünkü Çin, 5G alanında tüm rakiplerine göre şu anda bir adım önde.

Çin, 2000’lerin başına kadar teknolojiyi dışarıdan alan, başkasının teknolojisi ile fason üretim yapan ve en fazla bu teknolojiyi kopyalayan bir ülkeydi. 

Ancak Çin değişiyor. Düşük maliyet avantajını yitirmiş olan Çin, artık küresel ekonomideki rekabet gücünü başka kaynaklardan elde etmek zorunda ve bunu da ancak kendi teknolojisini üreterek ve bu sayede katma değerini artırarak sağlayabilir. 

2006 yılından beri “Stratejik Yükselen Endüstriler Girişimi”, “Internet+” ve “Made in China 2025” gibi ulusal programlar üzerinden bu hedefe yönelik adımlar atan Çin, aynı zamanda teknoloji alanına ciddi miktarda kaynak ayırıyor. 2016 rakamlarına göre Çin, yıllık 450 milyar doları bulan Ar-Ge bütçesiyle ABD’den sonra bu alanda en fazla yatırım yapan ülke konumundaydı. 

Çin, sahip olduğu devasa imalat kapasitesini yüksek teknoloji ile birleştirdiğinde hem ekonomisini sürdürülebilir bir büyüme sathına oturtabilecek hem de hedeflediği gibi yüzyılın ortasına kadar büyük bir küresel güç olabilecek.

Teknolojide karşılıklı bağımlılık

ABD, Çin’in gelişmiş teknolojilerdeki atılımını kendisine karşı varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. 

Ancak bugüne kadar ABD’nin Çin’in yapmış olduğu teknolojik atılımlardan fayda sağlamış olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Her şeyden ABD ile Çin arasında yüksek teknolojili ürünler alanında ciddi bir ticaret var. ABD’li teknoloji üreticileri Çin’e yüksek miktarda satış yaptıkları gibi, teknolojiyi girdi olarak kullanan Amerikalı firmalar da ihtiyaçlarını Çin’den karşılıyorlar. 

ABD Nüfus Sayım İdaresi’nin verilerine göre 2017 yılında ABD’den Çin’e 35,7 milyar dolarlık yüksek teknolojili ürün ihracatı yapılmış ve bunun da yaklaşık yarısını havacılık alanındaki ürünler oluşturmuş. 

ABD’nin Çin’den ithal ettiği teknolojik ürünlerin aynı dönemdeki toplam değeri ise tam tamına 171 milyar dolar. 

Bu rakamın 155 milyar dolarını iletişim ve telekomünikasyon ekipmanları oluşturuyor. 

Söz konusu veriler Trump yönetiminin bu konuda neden bu kadar sıkıntılı olduğunu açık bir şekilde gösterse de ortadaki gerçek şu ki, ABD ile Çin arasında çok ciddi bir teknoloji alışverişi var. 

Diğer yandan ABD ile Çin arasında ortak teknoloji geliştirme konusunda da kayda değer çalışmalar var. 

ABD Nüfus Sayım idaresinin açıkladığı 2016 yılına ait verilere göre Amerikalı ve Çinli akademisyenler tarafından birlikte yazılarak hakemli dergilerde yayınlanan bilim ve mühendislik makalelerinin sayısı 43 bin 968. 

Bir kıyaslama yapılacak olursa Amerikalı ve İngilizlerin ortak makale sayısı 25 bin 858, Amerikalıların ve Kanadalıların 19 bin 704, Amerikalıların ve Türklerin ise 8 bin 455. Bu arada, Microsoft’un ABD dışındaki en büyük araştırma laboratuvarı Pekin’de yer alır ve 21 yıldır Çinli mühendisleri istihdam ederek faaliyetlerini sürdürürken, Huawei’nin de Çin dışındaki en büyük inovasyon merkezlerinden biri 18 yıldır ABD’nin Silikon Vadisi’nde bulunuyor.

Günümüzün dünyası ülkeler arasındaki karşılıklı ekonomik bağımlılık üzerinden şekilleniyor ve böyle bir yapı içerisinde nasıl ticaret savaşları her iki tarafa da zarar veriyorsa, teknoloji savaşları da küresel ekonomiye zarar verme potansiyelini barındırıyor. 

ABD ve müttefikleri, 5G yarışında Çin’i dışarıda tutmaya devam ederlerse konu çift kutuplu bir “teknolojik soğuk savaşa” dönüşecek: bir tarafta 5G’de halihazırda öncü durumda olan ve ticari uygulamasına 2020’de başlayacak olan Çin ve bu teknolojiye daha rahat, daha çabuk ve daha ucuza erişmek istediği için Çin’in yanında yer alacak olan ülkeler, diğer tarafta ise şu aşamada halen Çin yapımı ekipman olmadan nasıl bir 5G ağı kuracağını ortaya koyamamış olan ve ticari uygulamaya 2025’ten önce başlaması mümkün görülmeyen ABD ve müttefikleri.

Bu şüphesiz ki üçüncü ülkeleri de zorlayacak bir durum. Avrupa Birliği her ne kadar Çinli firmaları 5G’ye dahil etmeyeceğine işaret etse de son altı yıl içerisinde toplam piyasa değerleri yarı yarıya azalmış olan Avrupa’nın telekomünikasyon şirketleri, 5G’ye daha düşük maliyetle ve daha hızlı geçmeye ihtiyaç duyuyorlar.

Huawei’nin Türkiye, ABD, İngiltere ve bazı Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere 21 ülkede Ar-Ge merkezi var ve bu merkezler yerel üretime ve bilgi birikimine katkıda bulunuyor. 

Birçok ülke için 5G’de gelinen nokta, ABD ile Çin arasında bir tercih yapılması anlamına gelecek ki, bu da kimse tarafından istenen bir durum değil. 

Bununla birlikte bu durum karşısında bazı üçüncü ülke firmaları kendi aralarında iş birliğine gitmeye başladılar. 5G baz istasyonları kurulmasında iş birliği yapan Koreli Samsung ile Japon NEC ve 5G hizmetleri alanında ortaklık kuran İsveçli Ericsson ile Japon Fujitsu bu durumun göze çarpan örnekleri.

5G teknolojisi küresel ekonomi açısından bir çığır açma iddiasını taşısa da şu anda ABD ile Çin arasındaki jeopolitik mücadelenin yeni bir alanı haline gelmiş durumda. 

Kapsayıcı iş birliği yerine dışlayıcı rekabete gidilmesi, 5G teknolojilerinin gelişimine, dünya çapında yayılmasına ve belki de hepsinden önemlisi bu altyapı üzerinden geliştirilecek ve günlük hayatımızı doğrudan etkileyecek uygulama, yazılım ve cihazların geliştirilmesine sekte vuracak.


30 Ocak 2019 Çarşamba

Plastik atık meselesi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Plastik atıkların dünyanın başına dert olduğu artık tartışma götürmez bir gerçektir. Hatta bunu plastik sanayicileri bile kabul etmiş durumdalar.

Peki hayatımızdan çıkartabiliyor muyuz?

Ne yazık ki hayır, çıkartırmış gibi yapıyoruz.

Batı ülkelerinin plastik atıkla topyekun mücadelesini sadece poşete indirgiyoruz. Sonra da kalkıp “bakın onlar da parayla satıyorlar” diyoruz.

Peki diğer küresel uygulamaları neden gündemimize dahil etmiyoruz?

1 Ocak 2019 tarihinden itibaren alışveriş poşetleri asgari 25 kuruştan satılmaya başladı. Birçok perakendeci de poşet kullanımının yüzde 60 azaldığını belirtti.

Ancak çöp torbası satışının ne kadar arttığından hiç bahseden yok.
Şimdi büyük resme bakma zamanıdır.

Türkiye’de kullanılan ambalaj malzemelerinin yüzde 70’i plastiktir. (Kaynak: PAGEV)

Türkiye’de 1 kişi yılda 440 adet plastik poşet kullanıyor. Bu da 3 kg yapıyor.

Toplam tükettiğimiz miktar da 240 bin ton…

Naylon poşet buzdağının sadece görünen yüzüdür. Bu ülkede yılda 3.1 milyon ton civarında plastik ambalaj kullanılıyor.

Bunun 240 bin tonu poşet olduğuna göre sorunumuzun da sadece yüzde 8’ini oluşturuyor.

Peki bu yüzde 8’den tamamen kurtulabilecek miyiz? Hayır.
Çünkü parayla satılmaya devam ediliyor ve eksilen kısım çöp torbası ile telafi ediliyor. 

Ancak diyelim ki; alışveriş torbası ile çöp torbası toplam miktarını yarıya düşürdük, plastik atık sorununun en fazla yüzde 4’ünü çözmüş olacağız.

Bitti mi? Hayır yine bitmedi!

Türkiye, Kasım 2017- Ekim 2018 döneminde İngiltere’den 80 bin ton plastik çöp ithal etti.

 (Kaynak: BBC News Türkçe)


Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin 6 Kasım 2018 tarihli plastik çöp ithalatına dair uyarılarından bir bölüm sunuyorum:

“Geçtiğimiz hafta içinde İngiltere’de The Guardian Gazetesi’nde yer alan bir haber ‘ülkemizin Polonya ve Çin, Malezya ve Vietnam gibi bazı Asya ülkelerini de geçerek 2018 yılının ilk üç ayında İngiltere’den en çok plastik çöp ithal eden ülke durumuna yükseldiğini’ açıklıyordu. 

Aslında insan sağlığı açısından son derece tehlikeli olan plastik atıkların ülkemize serbestçe ithal edilmesi 2005 yılına kadar dayanıyor.

Uzun yıllardır ülkemiz ile birlikte bu tip atıkların ithalatını yapan Çin, Malezya, Vietnam gibi ülkelerin ithalatlarına son vermesi nedeni ile gelişmiş batı ülkelerinden ülkemize daha çok plastik çöp göndermeye çalışacaklardır. 

Bu tuzaklara kesinlikle düşülmemeli ve aksine ülkemiz bu yıldan itibaren plastik çöp ithaline tamamen son vermeli ve sadece kendi plastik atığını geri dönüşüm ile değerlendirmelidir” şeklinde açıklama devam ediyor.

Başka ülkelerden de çöp ithalatı yapılıp yapılmadığını henüz bilmiyoruz.

Ülkemizde plastik atıklardan hammadde üreten tesisler olabilir. Sorumuz şudur;

Kendi atıklarımız dururken yabancının çöpü ile neden uğraşıyoruz?

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) 2015 yılına dair verileri, Türkiye’nin çöpünün sadece yüzde 1’ini geri dönüşüme yolladığını, gerisini ise katı atık sahasına gönderdiğini gösteriyor. 

Science Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, Türkiye plastik atıkları geri dönüştürme konusunda en başarısız ilk 20 ülke arasında gösteriliyor.

Plastik atık gerçeği budur. Bu gerçeğin ışığında plastik poşete dönük bizdeki uygulamanın ‘fantezi’ olarak kalacağını yukardaki matematik söylüyor zaten.

Plastik atıkları azaltma konusunda bir Norveç uygulamasını takdim ediyorum:

2016 yılında 600 milyon plastik şişe geri dönüşümden geçmiş. Oran yüzde 97.

Geri dönüşüme atılan şişe karşılığında ödül sistemi var. 1 şişe içecek alınınca ödenen 1 kron, ambalaj geri dönüşüme atılınca geri alınıyor. 

Bir şişeyi 12 defa geri dönüşümden geçirmek mümkün oluyor. Bu sistemin parasını meşrubat şirketleri ödüyor ve karşılığında vergi indirimi alıyorlar.

Almanya’da da benzer uygulama var. Örneğin Lidl Market kapısı önündeki otomata atılan her plastik şişe için sistem 25 cent tutarında fiş veriyor. 

Markete girip alışveriş yaptığınızda bu fişleri para gibi kullanıyorsunuz.

Yani sistem almak üzerine değil, vermek üzerine kuruludur.
Parayla verdikleri poşetler de onlarca defa kullanılacak kadar sağlamdır. Bunun için tüketici de “sizin reklamınızı yapmak istemiyorum, üzerine logonuzu koymayın” demiyor.

Bizde ise parayı veren tüketici her gün tek kulanımlık bolca poşetle doğayı kirletme özgürlüğüne devam ediyor. Dar gelirli vatandaş ise çare üretmeye çalışıyor.

Bir yetkili, “tuttu bu iş, tüketici bilinçli olduğunu gösterdi ve poşet kullanımını yarı yarıya düşürdü” demiş. Yanlış teşhise bakar mısınız?

Kişi başı geliri 82.000 dolar olan Norveç tüketicisi poşete para vermeye başladığı tarihten itibaren poşet talebini düşürmemişken, 9.000 dolar kişi başı geliri olan Türk tüketicisi yarıya düşürdüğü için Norveçliden daha bilinçli oluyor öyle mi?

Aradaki bilinç farkı değil, 9 katı aşan gelir farkıdır!

Çözümünü söylemeden, her yapılanı eleştiren insan durumuna düşmek istemem.

İşte alternatifli çözüm önerilerim:
  • Plastik poşet tamamen yasaklanabilir, böylece kirleten cezalandırılır.
  • File ve bez torba ile gelene küçük bir indirim yapılabilir, böylece kirletmeyen ödüllendirilir.
  • Çok kullanıma dönük sağlam alışveriş torbası satılabilir.
  • Biobozunur poşet teknolojisi geliştirilebilir, kullanımı özendirilebilir.
  • Kağıt torbaya dönülebilir (Almanya örneği).
  • Kasa gerisinde bedelsiz boş koli stok bölümü oluşturulabilir (Avrupa örneği).
  • Marketler belli alışveriş tutarına file hediye edebilirler. (Toplu alış fiyatı 1.95 TL/Sarıkaya Tic.- Manisa).
  • Daha ucuz olan logolu bez torba reklam malzemesi olarak dağıtılabilir. (Toplu alış fiyatı 1 TL/her yerde).

Görüldüğü gibi bulunan çözüm bunların dışında ve akla ilk gelen en kestirme yol olmuştur. 

Zira bu şekilde bir gider kalemi yok edilmiş, yerine bir gelir kalemi yaratılmıştır. Bunun bir kısmının vergi, bir kısmının gelir olması sonucu değiştirmiyor.

Peki bundan perakendeci nasıl etkilenir?

Bana göre özellikle semt pazarlarına kayma olur. Zira orada ücretsiz poşet ve pazar arabası kullanma imkanı varken, birçok markete pazar arabası ve poşetle girme imkanı yoktur.

Ancak biraz daha beklersek, aylık ve üç aylık müşteri sayılarından ve de ortalama sepet tutarlarından gerçek sonucu görme imkanımız olacaktır.

Bu uygulamayı savunanlar, “Türkiye bu konuda geç bile kaldı, bir yerden başlamamız gerekiyordu” diyorlar.

Ben de diyorum ki; evet geç kaldık ama yanlış yerden başladık.
Batı ülkeleri atıklarını sınıflandırmış, geri dönüşümünü organize etmiş, kimsenin çöpüne müşteri olmadıkları gibi kendi çöplerini ihraç etmiş, halkını bilinçlendirmiş, poşetini ve her türlü plastik ambalajını getiren tüketiciyi ödüllendirmiş, bütün bunlardan sonra da kaliteli poşete bedel koymuşlardır.

Bizdeki ile benzerlik gösteriyor mu?




Gösterim: 787

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Müşteri memnuniyeti için 3 tutarlılık faktörü

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf

Müşteri memnuniyeti için 3 tutarlılık faktörü
Bir hizmet ya da ürünü satın almak için yaptığımız işlemler, buzdağının sadece görünen kısmını oluşturur. Müşteri deneyimi dediğimiz, satış öncesi ve sonrasında devam eden yolculuk ise uzun ve zorlu bir süreçtir. Ünlü danışmanlık şirketi McKinsey, bu yolculuğu anlamak adına, 14 farklı sektörden 27 bin tüketiciyle bir müşteri deneyimi anketi gerçekleştirdi. Araştırma, etkili bir müşteri yolculuğu adına önemli ipuçları içeriyor…



Müşterileri bireysel etkileşimlerden ziyade, etkili ve tutarlı bir müşteri yolculuğu daha çok mutlu ediyor. 
Müşteri yolculuğunun genelini ölçümlemek, müşteri davranışlarına dair %30 daha doğru tahmin yapmayı sağlıyor. 
Tutarlı bir müşteri deneyimi yolculuğu oluşturmak müşteri memnuniyetini %20 oranında artırıyor. 
Müşteri yolculuğunu tasarlamak, maliyetleri %20 oranında düşürüyor, gelir elde etme oranını ise %15 oranında artırıyor. 
Araştırmada ortaya çıkan tutarlı ve etkili bir müşteri yolculuğunun 3 anahtarı şöyle

Müşteri yolculuğu tutarlılığı

Şirketler müşterilerine en iyi hizmeti ve destek sistemini sağlamak için çalışır. Ama günün sonunda bunu gerçekten başaran, tutarlı bir hizmet verebilen çok az şirket vardır. Araştırmada, bankacılıktaki müşteri yolculuğu tutarlılığı ile etkili müşteri deneyimi arasında bir korelasyon olduğu ortaya çıktı. McKinsey araştırma ekibi, bunun için 50 banka şubesine gitmek ve 50 müşteri temsilcisini aramak amacıyla gizli bir alışveriş grubu kurmuştu. Deneyde, düşük performanslı bankalarda müşteri deneyiminin kişiden kişiye göre çok fazla değişkenlik gösterdiği, tutarlılık olmadığı görüldü.
Etkili bir müşteri deneyimi için müşterilerinizin eşit ve tutarlı bir hizmet aldığından emin olmalısınız. Bunun için düzenli müşteri deneyimi anketleri gerçekleştirebilir, müşteri hizmetlerine gelen geri bildirimleri dikkate alarak yeni stratejiler geliştirebilir, sık yaşanan aksaklıkları temel alan iyileştirmeler yapabilirsiniz.

Duygusal tutarlılık

Araştırmanın en önemli çıktılarından birini de duygusal tutarlılık oluşturuyor. Ankette, sektörlerin çoğunda memnuniyet ve sadakatin en büyük itici gücünün güven duygusu olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre, tutarlı bir müşteri deneyimi sunan bankalara olan güvenin diğer bankalara oranla %30 daha fazla gerçekleştiği görüldü.
Tutarlılıktan kaynaklanan duygusal bağ da müşteri sadakati açısından çok önemliydi. Araştırmada, banka müşterilerinin kullandığı, “Kendime yakın hissettiğim bir marka” ve “Güvenebileceğim bir marka” ifadeleri, tutarlı bir müşteri deneyimine sahip bankaları rakiplerinden ayrıştıran ifadeler olarak ortaya çıktı. Araştırmada müşterilerin %70′inden fazlasının büyük finans markalarına güvenmediğini belirtmesi de müşteri güveni inşa etmede tutarlı müşteri yolculuklarının önemini ortaya koydu. 
Müşteri deneyimi yolculuğunda güven sağlamak için hızlı aksiyon almak, birebir iletişim kurmak, maddi ve manevi fedakarlıklarda bulunmak şart. 2005′te İngiltere’de farklı nedenlerle güven kaybeden ve satışları azalan McDonald’s, müşteri geri bildirimlerini referans alarak harekete geçti ve menüden dekorlara kadar bir dizi yenilik gerçekleştirdi. Henüz sosyal medyanın etkili olmadığı bu süreçte bir de web sitesi kuran şirket, site üzerinden müşterileriyle birebir iletişim kurdu ve gelen tüm soruları dürüstçe yanıtladı. Bu doğrudan iletişim şirkete duyulan güveni ve satışları artırdı. 2008′de satışlar %8 oranında artmış, şirket yüzde 11 oranında büyümüştü.

İletişim tutarlılığı

Bir marka çoğunlukla verdiği ve gerçekleştirdiği sözlerin toplamından ibarettir. Verilen sözlerin gerçekleştiğini göstermek için ise tutarlı bir pazarlama iletişimi dili kurgulamak çok önemli. Bu nedenle vaatlerini yerine getiren, tutarlı uygulamalarını sürdüren ve buna ek olarak güçlü bir pazarlama iletişimi yapan şirketler diğer şirketler çok daha başarılı. McKinsey Araştırması da bunu doğruluyor. Bu tür şirketler diğerlerine nazaran zorluklar karşısında %20 daha dirençli.
Buna iki örnek verebiliriz. Southwest Airlines, müşteri memnuniyetini yıllar boyunca uygun fiyatlı ve güvenilir bir hava yolu olduğuna dair mesajlarını düzenli ve tutarlı bir şekilde vererek sağladı. Benzer şekilde Progressive Sigortacılık da müşterilerine 1995 - 2005 yılları arasında tüm rakiplerinden daha uygun oranlar sundu ve bunu tutarlı ve düzenli mesajlarla kamuoyuna bildirdi. Müşterilere verilen bu tutarlı algı operasyonel gerçeklerle örtüşüyor, yani verilen sözler gerçekleşiyordu.
Müşteri deneyimi yolculuğu uzun, çaba ve özen gerektiren bir süreç. Tutarlılık ise en önemli basamağı oluşturuyor. Peki ya sizin şirketinizin müşteri deneyimi ne kadar tutarlı?

Müşteri bağlılığınızı analitik gücünüzle artırın



Günümüzün hızlı, dijital ve yorucu iş dünyası, hem çalışanlarla hem de müşterilerle olan etkileşimi çok daha değerli kıldığı gibi bu etkileşime ulaşmayı giderek zorlaştırıyor. Etkileşimi, dolayısıyla bağlılığı sağlamak, sürdürülebilir kılmak ve sağlamlaştırmak için artık pek çok farklı yeteneğe bir arada ihtiyaç var. İşte bunlardan biri de analitik beceri…
2018’de MIT Sloan Management Review tarafından 1900’den fazla üst düzey yönetici ve analistle gerçekleştirilen “2018 Data & Analytics Global Executive Study and Research” araştırmasının sonuçları açıklandı. Araştırma, şirketlerin analiz gücüyle müşteri etkileşimleri arasında ciddi bir korelasyon olduğunu ortaya koyuyor. Buna göre, günümüz iş ortamında kurumunuzun müşteri bağlılığını artırmak için analitik olarak güçlü olmanız şart.
Araştırmanın çıktıları, şirketlere daha iyi bir müşteri deneyimi yolunda neden data ve analize önem vermeleri gerektiği hakkında önemli ipuçları veriyor:
Rekabet gücünüzü artırın: Analitik yönünüzü kuvvetlendirerek çok daha etkili bir rakip olabilirsiniz. Araştırmaya göre katılımcıların %59′u analitik becerinin organizasyonlar için rekabet avantajı yarattığını düşünüyor. 2017’de %57, 2016’da ise %55 olan bu oran son üç yıldır artış eğilimi gösteriyor.
Temel analiz becerilerine sahip olun: Analitik ve teknolojik olarak donanımlı bir ekip kurun. Ekibinizde iş analistlerine, raporlama uzmanlarına, ölçümleme konusunda uzman çalışanlara, yazılımcılara yer verin, onlara ihtiyaç duydukları analiz araçlarını sunun. Araştırmaya göre, etkili bir müşteri etkileşimi için, toplanan datayı gelişmiş tekniklerle analiz etmek ve analiz sonucu elde edilen öngörüleri rutin iş süreçlerine yansıtmak gerekiyor. Bunun için de temel analiz becerilerine sahip çalışanlar ve etkili sistemler şart.
Yenilikçi ve analitik liderliği benimseyin: Endüstri 4 çağının gereği olarak analitik ve yenilikçi liderlik anlayışını özümseyin ve çalışanlarınızı bu yönde geliştirin. Araştırmaya göre, analitik becerileri yüksek çalışanlara ve yöneticilere sahip şirketlerde müşteri etkileşimi diğerlerine oranla %25 daha fazla. Stratejik karar alma süreçlerinin her aşamasına analizi entegre eden kişiler olarak tanımlanan analitik yenilikçi liderlerin sayısı ise son 6 yılda iki katına çıktı.
Farklı veri kaynaklarınız olsun: Tutarlı bir müşteri bağlılığı oluşturmak için farklı ve çeşitli kaynaklardan veri toplayın. Araştırmaya göre birden çok kaynaktan veri toplayan şirketler Analytics Core Index’te daha üst sıralarda yer alıyor. Bunun yanı sıra analitik yenilikçiler, diğer şirketlere kıyasla müşterilerinden, satışçılarından ve rakiplerinden 4 kat daha fazla veri topluyor.
Verilerinizi paylaşın: Etkileşimi artırmak için elde ettiğiniz verileri mutlaka paylaşın. Araştırmaya göre analitik olarak güçlü ve müşteri katılımı yüksek şirketler, verilerini %86 oranında müşterilerle, %76 oranında rakiplerle ve %72 oranında satışçılarla paylaşıyor.
Sosyal medya ve mobilin gücünü kullanın: Her alanda olduğu gibi müşteri bağlılığı oluşturmada da kurumsal sosyal medya hesaplarının ve mobilin etkisi oldukça büyük. Düzenli olarak sosyal medya ve mobil erişim analizi yapmak ve bu analizlere uygun stratejiler geliştirmek gerekiyor. Araştırmaya göre, müşteri bağlılığı yüksek şirketler, bu kanalların yardımıyla analitik olarak güçlü olmayan şirketlere göre iki kat daha yüksek müşteri etkileşimi elde ediyorlar.

Müşteri odaklılığını nasıl ölçersiniz?

Yetkinlik temelli yapılandırılmış satış temsilcisi mülakatında müşteri odaklılığı ölçmek adına hangi sorular sorulmalı?
Çoğu uluslararası, çok uluslu firma ve kurumsallaşmış firmalar tarafından kullanılan çok önemli bir iş aleti yetkinlikler. Özellikle; genç İnsan Kaynakları çalışanlarına faydası olabileceğini ümit ettiğim, yüz yüze yapılan iş görüşmelerinde kullanılabilecek yetkinlik değerlendirme, soru hazırlama çalışmasını sizlerle paylaşıyorum, dilerim değer katar çalışmalarınıza.
Yetkinlikler üstün performans gösterenden, vasat performans göstereni ayırt eden, kişinin bir görevi başarıyla, başarısızlıkla yerine getirirken sıklıkla tekrarladığı tutumlar, kabiliyet, davranış ve diğer kişisel karakterlerdir. Yetkinlikler, bir kişinin değişik durumlarda, daha sık ve daha iyi sonuçlar almasını sağlayan karakteristik özelliklerdir. Çalışanların şu anki düzeyleri, gelişim ihtiyaçları ve aradaki farkı tanımlar. Kişilerle işleri eşleştirmeye yardımcı olurken, İnsan Kaynakları süreçlerini bütünleştirir. Yetkinlik tanımlaması hakkında yaptığımız bu girizgahtan sonra kısa tarihçesine can sıkmadan ve de uzatmadan bakalım: Yetkinlik modellemesi 30 yıl önce ortaya çıkmış ve İnsan Kaynakları yönetiminin ana uygulamalarından biri haline gelmiştir. Zaman içerisinde yöntem kısmen kuruluşlar ve işyerlerindeki değişimlere yanıt vermek üzere ve kısmen de işletmelerdeki özellikli ihtiyaçlara dikkat çeken yetkinlik modellerinden yararlanan insanların ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere geliştirilmiş.
İlk yetkinlik modellerinden 30 yıl sonra günümüzde Fortune500 şirketlerinin yarısından fazlası yetkinlik modellemesinden faydalanılıyor. Yetkinlikler ana kullanım alanları olarak bunlarla sınırlı kalmamak üzere, özellikle ülkemizde görev tanımlarında, eleman tedariki ve performans yönetim süreçlerinde kullanılıyor.


Yetkinlik Bazlı Mülakat Hazırlığı

Yetkinlik temelli yapılandırılmış bir mülakat örneğini paylaşalım. Görevimiz de bir satış temsilcisi olsun. Acaba satış temsilcisi mülakatında ne tür sorular sormamız gerekiyor? Öncelikle, görev tanımının “yetkinlikler” bölümünde nasıl bir yetkinlik ihtiyaçları resmi çizmişiz? Yetkinlik  “Müşteri Odaklılık” olsun. Olsun da müşteri odaklılık tanımı hepimiz için aynı anlamda mıdır? Müşteri odaklılık tanımı en sıklıkla şu şekilde karşımıza çıkıyor:  “Müşterilerine değer verir, müşteri isteklerini tam ve eksiksiz; iş önceliklerini dikkate alarak karşılar.”

Yetkinlik Temelli Mülakat Soruları

Şimdi soru hazırlama bölümüne ayak basalım. Ne tür sorular sormalıyız ki bu davranışları bize doğru olarak cevaplandırsın?
Birkaç örnek:
1. Müşterinizin ihtiyacını şirket prosedürleri dışında işlem görerek yerine getirdiğiniz / karşıladığınız bir çalışmanızı anlatınız.
Durum                                                Aksiyon                                  Sonuç
2. Büyük bir satışı bağlayacağımız esnada, heyecanlanarak kazaen müşteriye verebileceğimizden biraz daha fazlasını öneririz. Bu tür bir satış olayınızı anlatır  mısınız?
Durum                                                Aksiyon                                  Sonuç
3. Ürün ve hizmetlerimizi karşılaştığımız her müşterimize iç huzuru ve rahatlıkla satmadığımız zamanlar mutlaka olmaktadır. Sizin yaptığınız böyle huzursuz bir satışı anlatır mısınız. Ne yaptınız / Niçin yaptınız?
Durum                                                Aksiyon                                  Sonuç
4. Müşterinizi ikna ederek aslında almak niyetinde olduğu bir ürününüz yerine, daha pahalı bir ürünü nasıl sattığınızı anlatır mısınız?
Durum                                                Aksiyon/Yaklaşım     Sonuç
5. Siz ve ekibiniz müşteri memnuniyetini ( iç ve dış müşteriler ) sağlamak için nasıl bir süreç hazırladınız ? (Bu soru ilk kademe satış yöneticisi seçiminde daha sıklıkla kullanılmaktadır)
Süreç                                                   Memnuniyet Ölçüleri
6. Şirketinizin hedefleri ile müşterinizin ihtiyaçlarının örtüşmediği bir durumunuzu anlatınız. Duruma nasıl yaklaştınız ?
Durum                                                Aksiyon                                  Sonuç
 7. Müşteri planlarınızı geliştirirken, müşterinizi hangi noktada sürecin içerisine dahil ediyorsunuz? Böyle bir örnek olayınızı anlatır mısınız?                                                                                                                                                                                                                           Durum                                                Aksiyon                                  Sonuç
8. Organizasyonda sizin ortaya çıkardığınız / tanımladığınız bir müşteri hizmeti problemini anlatınız.
Problem                                              Aksiyon                                  Sonuç
9. Organizasyonunuzda müşteri hizmetleri programlarını güçlendirmek için ne tür adımlar attınız?  Üst yönetiminize ne tür fikir ve yenilikler sattınız?
Durum                                                Aksiyon                                  Sonuç
10. Müşterinizi memnun etmek için “extra 1 km daha yürürüm” dediğiniz bir örneğinizi anlatır mısınız? Neler yaptınız?
Durum/Müşteri Beklentisi    Aksiyon/Nasıl Yönetti           Geribildirim
11. Hepimizin kimi zaman kabul edilemeyecek müşteri istekleri ile uğraştığımız olmuştur. Böyle kabul edilemeyecek bir müşteri isteği vakanızı hatırlayın, ne yaptınız ve nasıl davrandınız?
Durum/İstek                           Aksiyon                                  Sonuç/Tepkiler
12. Başarılı ve verimli sonuç yaratan bir müşteri şikayetini nasıl yönettiniz, anlatınız. ( Bu örneği siz, başarısızlık soru formuna koyarak kendi sorunuzu oluşturabilirsiniz)
Durum/Şikayet                      Aksiyon/Nasıl Yönetti           Sonuç/Geribildirim
13. Müşterilerinizin memnun olduğunu nasıl anlıyorsunuz (araştırma sonuçları, teşekkür mektupları, başka müşteri önerileri gibi.)? Örnek veriniz.
Durum(lar)                                         Aksiyon                                              Sonuç
Yukarıda örneklediğim sorulardan sadece bazılarının yanıtları bile eminim sizde adayın sahip olduğu müşteri odaklılığı yetkinliğini netleştirecektir.


7 Mart 2018 Çarşamba

21. Yüzyılın hızla gelişen iş modeli, Network Marketing çalışma şekli

Tamer Ashraf
Çok iyi biliyorum ki, bu satırları okuyanlarınız arasında; şu an kendi iş olarak, 
çok-çok önemli sorumlulukları olan, bünyesinde onlarca / yüzlerce personel çalıştıran veya uluslar arası alanlarda üretim veya ithalat - ihracat yapan, ülkemize ciddi maddi veya manevi kazançlar sağlayan iş adamları ve iş kadınlarımız mevcut olabilir... Veya şu an emekli olmuş, işinden ayrılmış, işini değiştirmiş, işinden ayrılmak üzere olan, çalışan da olabilirsiniz…


Bu makalemi aradan geçen tam 5 yıl sonunda, ana temasını değiştirmeden, size de ilginç gelebilecek fikir ve düşüncelerimi, son 5 yıl süresince Ticari yaşantımızda ve yeni Türk Ticaret Kanunda ( TCK ) olabilecek değişikliklere göre, satır aralarında parantezler açıp, yeni bilgiler ekleyerek sizinle de paylaşıyorum… Eminim son yıllarda böylesine 5 yıllık, geliştirilen bir makale okumamışsınızdır… İlginç olabilir… Peki gelecek 5 yıl sonra neler olabilecek? Ekonomik yönden aylık geliriniz ne durumda olabilecek, hiç düşündünüz mü? Bir planınız, hazırlığınız, yatırımınız var mı? Koşu bandında olduğu gibi, olduğumuz yerde mi yıllarca koşuyor olacağız, peki? 5 yıl önce aylık gelir düzeyiniz ne durumdaydı? Bir an gözleriniz önüne getiriniz…

Ağırlıklı olarak, resmi kurum veya özel şirketlerde ücret karşılığı halen çalışan, emekli olan, son derece önemli iş tecrübelerine sahip yine özel okurlarımız da bulunmakta olup, birçoğumuz da birbirinizi yakından veya uzaktan bile tanımıyor olabiliriz... Tanımamız da gerekmiyor…
6,5 Milyarı aşan Dünya genelindeki nüfusun ( Yakın bir zamanda 7 Milyar’a aştı… ) % 90’ı emeği ile çalışıyor ve üretilen nakit gelirin yine dünya genelindeki % 10’unu paylaşıyorlarmış… Diğer bir taraftan da Dünya geneli nüfusun % 10’u maddi yönden mutlu olan azınlıklarımız ise, yine Dünya genelinde üretilen toplam nakit gelirin % 90’ını paylaşıyorlarmış… Japon asıllı, Amerikalı Araştırmacı, Yazar ve Ekonomist olan Robert T. Kiyosaki, bütün Dünya geneline kabul ettirebildiği araştırma sonuçlarında, bu şekilde bilgi aktarıyor bizlere… Ne kadar adaletsiz ve ne kadar acı bir gerçek, öyle değil mi? Gerçekler bazen acıdır, ne yazık ki… “ Profesyonel yatırımcılar, kanıtlanmış sistemleri işletecek kimselere,  yatırım yapma eğilimindedirler...” ( Sayfa 107 ) diyebilen Robert T. Kiyosaki / Ekonomist ve Yazar... Amerika’da 95 hafta üst - üste, çok satan kitaplar sıralamasında Dünya genelinde 30 Milyon adet satan ve üzerine başka fazla satılan kitap olmayan, “Zengin Baba Yoksul Baba” Kitabının Yazarıdır kendisi... Aynı kitap örneğini 5 kez okuyan; Eğitmen, Yazar ve Danışman olarak, kendi yazdığım Bayi ve Distribütör Satış konulu iki ayrı kitabım için, Finans ve Muhasebe konularına yönelik aynı kitap sayfalarından kaynak göstererek, önemli alıntılar yapabildim… Kendi Ticaretini yapan her bir kişinin bu kitabı okuduğunda, neler kazanabileceğini bu satırlarda yazmak, kesinlikle yeterli olamaz… Ticari fikirlerde tam anlamıyla Mucizevi devrimleri yaşanabileceğini en azından kendimdeki değişikliklerden de çok iyi biliyor, sürekli gözlüyor, dostlarıma sürekli tavsiye ediyorum…


Gelişmekte olan tüm Ekonomilerde, daha önce ilk olarak Dağıtıcı Toptancı esnafı vardı, Toptancıların yerini Dist. ve Bayi’lerimiz aldı… Şimdilerde ise, Dist. ve Bayi’lerimizin yerlerini Franchising firmalarımız alıyor… Ancak, artık bu da yetmiyor veya karlı olmadığı için, Franchising firmalarımızın yerini de günümüz iş dünyasında INT. ortamında Network Marketing dağıtım modelleri ( Peki, Network Marketing Ticari model ötesi / SONRASI ne olacak? ONLINE Telepati Dağıtım sistemi geliyor olacak, 2020’li yıllara doğru, şimdiden altyapı hazırlıkları başladı, hızla da geliştiriliyor. INT. ortamında verdiğiniz bir ürün siparişi, sipariş verdiğiniz adrese ışık hızında, anında geliyor olabilecek. Kısaca açıkladığım, şuan fikir olan, ancak hayal olan bu konu gerçekleştiğinde, ticari modellerdeki değişimleri, düşünmekte bile ciddi zorlanabiliyorum… ) almaya başladı… Nedir bu Network Marketing dünyası? Biraz konuyu açalım…


Sizlere, Network Marketing denilen 21. yüzyılın, bir iş ve dağıtım modelinden bahsetmek, son yıllarda bir çok iletişim ortamlarında sürekli gündeme getirilen konuyu paylaşmak ve dikkatinizi çağın gereği olan bu Mucizevi iş modeli üzerinde yoğunlaştırmak istiyorum…

Bir an, şu andaki çalıştığınız iş ortamına, ilk girişten önceki halinizi hatırlamaya çalışalım mı? Nasıl mücadeleler vermiştiniz, öyle değil mi? Zamanınızı ve iş tecrübelerinizi, emeğinizi, bilginizi, becerinizi satıp, ailenizin veya kendinizin, maddi ve manevi geleceğini güvence altına alabilmek için... Peki, aynı iş ortamında kaç yıldır sürekli çalıştınız veya halen çalışmaktasınız? Evet, çalıştık, çalıştık, çalıştık... Halen, aynı iş ortamında çalışıyor ve önemli mücadeleler veriyor olabiliriz, öyle değil mi? Sonunda emeklilik bir gün gelecek ve kapıya dayanacak... Şu an benim gibi emekli olduğunuz halde, mecburen tekrar çalışmak, çalışmak, çalışmak, durumunda kalmak, nasıl bir duygu olabilir, size göre? Başkalarına ( bireysel veya Bayi olarak ) çalışmak, hizmet etmek, çek, senet, tahsilat, müşteri riski, emeklilik riski, rekabet, iş yerindeki kariyer mücadeleleri, trafik, müşteri stresi, v.b. daha bir çok olağan stresler... O kadar çok ki...



İş ortamlarında birçok kişiyi tanıdık. Birçok sanal dostumuz oldu... Kaç kişi iş arkadaşımız olarak şu an yanınızda? Kaç kişi maddi veya manevi kazanç sağlıyor bize veya biz sağlayabiliyoruz, o sanal dostlarımıza?


“Gelecek de, bir gün gelecek...” Şu an sahip olduğumuz işlerimiz ve getirileri, bir gün mutlaka ama mutlaka yok olacak veya çalıştığınız iş yeri durumuna, iş değişikliğinize göre, geliriniz azalıyor da olabilir, öyle değil mi?


Ancak, şunu biliyorum ki, yıllar süren araştırmalarım çok açık ve net. Gerçek işler artık, INT. ortamında ve NETWORK MARKETING çalışma modeliyle gelişiyor... Kişisel veya şirket bazında olabilir, hiç fark etmez. Mevcut işini veya kişisel potansiyelini INT. ortamına taşıyamayan, Network Marketing iş modeliyle, Satışın veya Üretimin içinde olamayan hiç bir kişi veya kurumun artık 5-10 yıl sonra yaşama şansı kalamayacak, olamayacak... Çok acı ama, gerçek bu... Şu an INT. ortamında bir şekilde, TWEETLE, SKYP, WEB, MSN ve E-MAIL iletişimleriyle haberleşebiliyor, ticari ilişkiler kurabiliyoruz... Dünya’nın neresinden olursanız olsun… 10 yıl öncesi, bu tür ticari iletişimlerden bahsedenlere aklından zoru vardır diyebilirdik... Ama şimdi, "30 yıl sonrası için TELE-PATİK yöntemle, Beyinden-Beyine, doğrudan, aracısız da iletişimler olabilecek", ben bu resmi bu günden görebiliyorum dediğimde de, inanıyorum ki birçoğunuz bu satırları okurken, daha bu aşamada bana gülüyor olabilecek... Saçma-salak bir öngörü olduğunu düşünerek… Hiç önemli değil... Ben bu resmi, bu günden görebiliyor ve rahatlıkla hissedebiliyor, başkalarının da görmesini hayal ediyorum. ( Şu an, son yıllarda; Tablet Bilgisayarlar ve GSM cihazlarındaki değişiklik ve gelişmeler, bu tezimi doğrular durumda olduğunu hep birlikte görebiliyoruz, öyle değil mi?)  

O kadar donanımlı ve o kadar kapasiteli iş bilgisi olan genç nesil çalışanlarımız yetişiyor ve arkamızdan geliyor ki... 3-5 yıl sonra, Türkiye genelinde mevcut lise mezunları da yabacı Dili ve INT. bilgileri yoksa iş bulamayacaklar. Hatta şu an mevcut (sahip olabildikleri, yıllardır gelir sağladıkları aktif ) işlerinden bile olabilecekler... ( Çok canlı ve çarpıcı bir örnek vermek istiyorum ki, Bir Arkadaşım yaklaşık 5 yılı aşkın süredir Doğan Grubu bünyesinde çok iyi bilinen araç satış kuruluşu olan www.arabam.com

WEB sitesinin ANKARA temsilcisi olarak, önce satış Temsilcisi, daha sonrasında yönetici pozisyonunda çalışırken, bir anda pat diye, 2011 yılı ortalarında, ne olduysa oldu ve işsiz kalıverdi… Çok normal karşıladım… Kendim de özel sektörde 10 ayrı sektör değiştirerek, kimi zaman işsiz kalmış, kimi zaman da kendim başka bir iş teklifi cazip gelerek, kendim işten ayrılarak, iş değişikliği yaşamıştım… Özgür oğlumun başına gelen siz veya sizin yakın dost ve akrabalarınızı da başına gelebilir, öyle değil mi? ) İş bulsalar da, bu gün birçok Üniversite mezunlarımızda olduğu gibi, hatta benim eşim ING. ve Fransızca bilen Muh. ve İhracat iş tecrübesi olan, geçmiş dönem iş deneyimleri de hiç fena olmayan, ancak bir asgari ücretli düzeyinde gelirli işler öneriliyor ve çalışabiliyor... 


Kalifiye insan sayısı arttıkça, iş bulma, işe girme imkanı gün geçtikçe kısıtlanıyor... Hadi iş bulduk diyelim, gelirler ve sosyal imkanlar da son beş yıldır iyice düşmeye başladı... Özel sektör sahibi dostlarımın durumu, daha da acı. Her an batma, her an yok olma tehlikesiyle karşı-karşıyalar, kendi şirketlerinde... INT. ortamında Dünya genelinde veya iller bazında aynı sektörden rakip firmalar göz açtırmıyor, iletişimler bir tıklama uzaklığı kadar... Bir anlamda işlerinin hem mahkumu, hem de gardiyanı olmuşlar... Farkındalar ama, kopmaları mümkün değil ki... Ellerini vermişler, kollarını bir türlü geri alamıyorlar... Vücutlarını kaptırmamak için, kıyasıya var olabilme savaşı veriyorlar... Siz hiç işçi çalıştırdınız mı? Ayda, yaklaşık 29 ayrı resmi Vergi ödediniz mi? İşçi çalıştıran iş yeri sahipleri çok iyi bilirler... İşlerinin başlarından ayrılamazlar... Ayrılsalar, işleri yürümez, resmen batarlar... Durum o derece vahim... Resmi kurum veya şirketlerde çalışanlar, çok daha şanslı bana göre... ( Kendi işinin sahibi, ticari işletme yetkilileri, KOBİ sahipleri bir anlamda, kendi iş yerlerinin hem gardiyanı, hem de mahkumu olmuş durumdadırlar… Bu gerçeğin farkındalar, ancak farkında oldukları bu gerçeği kendilerine bile itiraf edemiyorlar… Deve kuşu örneği, gövde dışarıda, herkesle birlikte kendisi de gerçeği görüyor, ama baş kısmı kumun altında, asıl gerçek ortada, bütün çıplaklığıyla ortada durup, saklanamıyor, gizlenemiyor… )

Artık, sözün özü; kişisel veya ailesel geleceğinize ne yönden bakarsanız, bakınız, hiç fark etmez... Mademki bu dünyada varız. İnsanca hak ettiğimiz şekilde, kürek mahkumu olmadan yaşamamız gerekiyor... O zaman, şu an mevcut işinizden de ayrılmadan veya işinizi bırakmadan, ara vermeden; minik zaman dilimlerinizi sanal kumbaramızda biriktirip, TV karşısında boş yere zaman harcamak veya öldürmektense, geleceğimiz için çok küçük birim zamanlar ayırıp, geleceğe yatırım amacıyla, ek iş olarak, Network Marketing işimizi nasıl ve ne şekilde geliştirebilir veya kurabiliriz? Rekabetin her alandaki bu çirkin silahlarından nasıl kurtulabiliriz? Kendi özgürlüğümüzü resmen nasıl ilan edebiliriz? Üstelik gelir vergimiz de, bizden bağımsız ödenerek, nasıl dostça, adil ve hakça kazanırız? Etrafımızdaki dostlarımıza nasıl yardımcı ve örnek olabiliriz? Kendi Network Marketing iş modeliyle, kurumsal veya bireysel çalışan, iş amaçlı boru hattımızı kendi banka hesabımıza nasıl yönlendirip, kendi işimizi kurabiliriz? Lütfen bu konuyu vakit geçirmeden çevrenizden araştırınız !...


İster özel şirket sahibi olalım, isterse de çalışan olalım, hiç fark etmez. Lütfen, böyle bir B planı alternatifiniz olsun... Sonra bu B planınız, nasıl olsa asıl işiniz olacak, gelecekteki 3-5 yıl sonunda. Bundan % 100 adım gibi eminim... Network Marketing sistemin, çalışma boyutlarını samimi olarak araştırınız ve çağın gerçeğini bir şekilde kendi gözlerinizle görünüz… ( Yaklaşık 2011 yılı başından bu yana tüm Dünya genelini kasıp, kavurmakta olan Ekonomik Kriz kasırgası çok yakından bildiğimiz, BASIN ve TV aracılığıyla takip ettiğimiz başta 2011 yılı Yunanistan örneği ki, 2003 yılında bir hafta Selanik’te yine Network Marketing iş eğitimi amaçlı kalabildiğimde, o ülkedeki Fiesta’lı refah ve yaşam düzeyini gördüğümde bir an irkilmiş, resmen dumura uğramış olmama karşın, artık gördük ki, geleceğe yönelik çalışmayan, minik pasif zamanlarını değerlendirmeyen tüm toplumlar, yine İtalya, İspanya ve en son Fransa, İngiltere ve en çarpıcı örnekle artık resmen Potaya girdiğini kendilerinin ve Ekonomistlerin de Dünya genelinde tüm haber ajanslarında flaş haber olarak verdikleri bilgi detaylarına göre, Almanya bile resmen ciddi Ekonomik ve Sosyal yönden zor dönemler yaşamakta olduğu gerçeği sürekli bizlerle Dünya Medyası tarafından haber olarak, 2011 yılı sonlarına doğru paylaşılmaktadır…

Şu an Türkiye genelinde tanımadığımız on binlerce, yine dünya genelinde tanımadığımız milyonlarca insan aynı şekilde iş ortamında, birbirlerine ( DAYANIŞMALI TÜKETİCİ GRUPLARI oluşturarak, resmen önceden de bildiğimiz KOOPARATİF örgütlenmesiyle, özel gruplar oluşturarak, bu zamana kadar 30-40 yıl öncesinden bu yana, önceleri nakit daha sonraları Kredi Kartlarımızla ödediğimiz, kendi cebimizden yapabildiğimiz, her tür gıda, elbise, ayakkabı, mobilya, seyahat, akaryakıt, beyaz eşya v.b. zorunlu harcamalarımız karşısında ödediğimiz kendi aktif çalışama iş yaşantımız sonucunda emeğimizin karşılığı elde ettiğimiz nakit kazancımızı götürüp, tüm ihtiyaçlarımızı satın aldık, peşin ödeme yapmamız sonucunda… Peki, bu güne kadar hiç, kasadan nakit olarak, “- Ahmet bey / - Ayşe hanfendi siz bize bu alışverişiniz karşılığında 450 TL. ödediniz, siz bize % 20 oranında 90 TL. kazandırdınız, biz de size geri bu harcamanız ve bizi tercih ettiğiniz için nakit olarak, harcamanız karşılığında % 10 oranında nakit para, buyurunuz 45 TL. size geri iade ediyoruz, lütfen güle-güle harcayınız…” Diyen bir kuruluş, oldu mu? Gördünüz mü? Duydunuz mu? Lütfen kendi kendinize, düşünmenizi istiyoruz ki, bu zaman kadar, her zaman başkalarına nakit kazandırdık… Neden biz peşin ve nakit kazanmıyoruz? Bu güne kadar kazanamadık peki? Hiç düşündünüz mü? İşte artık 20. YY Ticari modeli bu noktada bitiyor ve artık 21. YY. Ticari modeli dönemine girdik, başladık bile… Bundan sonra TÜKETİCİ KRAL dönemi başladı… Ve bu dönemin asıl konusu ÜRETKEN TÜKETİCİ olarak adlandırılmakta, görülmektedir… Kısaca söylemek istediğim… Kendi yaptığımız tüm günlük normal alış-verişimizden, neresi bize NAKİT geri ödeme yapıyorsa, ÜRETKEN TÜKETİCİ anlayışıyla, 21. YY Ticari model anlayışına göre, o iş yeri tercih ediyor olacağız, DAYANIŞMALI TÜKETİCİ GRUPLARI olarak… Lütfen bu konuyu iyi anlamaya ve hissetmeye çalışalım ki, örneklemek gerekirse; ayda 1000 TL zorunlu harcamamızın getirisi olarak, bize 250 veya 300 TL’siniz geri, üstelik nakit olarak peşin iade eden bir iş yerini neden tercih etmeyelim? Neden oradan alış-verişlerimizi yapmayalım? İşte bu konuya dikkat çekmek istiyorum, araştırılmak üzere… ) saygı, sevgi göstererek, yardımcı ve destek oluyorlar, hiç bir şekilde birbirleriyle kıyasıya rekabet etmiyorlar, birbirilerine sürekli maddi ve manevi değerler sunarak, bireysel veya kurumsal kazanıyor ve kazandırıyorlar... Sular yükseldiğinde tüm gemi sahipleri, kolayca birlikte uyum içerisinde kendi gemilerini yüzdürebiliyorlar... Network Marketing sistemlerin içerisinde olan herkes suların yükselmesi ve gemilerin yüzebilmesi için, sistem içerisinde dengeli ve kontrollü bir şekilde, kainatın her yıl yeni baştan devam eden ve kopyalanan Doğa dengesinde olduğu gibi, yok edici kıyasıya rekabet olmadan, sürekli kendi işleri için çalışıyor ve değer üretiyorlar... Üretilebildikleri değer kadar da maddi veya manevi kazançlar elde edebiliyorlar...


Size göre bu tür bir iş modeli olan Network Marketing sistemi araştırmaya değmez mi?
Bana göre mezara kadar değer, hiç kuşkunuz olmasın... Sonuç alıcı başarılı araştırmalar…

5 Mart 2018 Pazartesi

Gelir Vergisi Hesaplama

VERGİ SİRKÜLERİ
NO: 2018/1
KONU: Ücretlerin Vergilendirilmesinde Uygulanacak Tarife ile Diğer Çeşitli Had ve Tutarlar 2018 Yılında Uygulanmak Üzere Yeniden Belirlendi.
Maliye Bakanlığınca, 29 Aralık 2017 tarihli ve 30285 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete-yayımlanan 302 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile Gelir Vergisi Kanunu'nun 21, 23/8, 31, 47, 48, mükerrer 80, 82, 86 ve 103 üncü maddelerinde yer alan maktu had ve tutarlar 2018 takvim yılında uygulanmak üzere yeniden belirlenmiştir.
Söz konusu had ve tutarlar aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.
1. Yeniden Değerleme Oranında Arttırılan Had ve Tutarlar
1.1 Gelir Vergisine Tabi Gelirlerin Vergilendirilmesinde Esas Alınan Tarife
Gelir Vergisi Kanunu’nun 103 üncü maddesinde yer alan gelir vergisine tabi gelirlerin vergilendirilmesinde esas alınan tarife, 2018 takvim yılı gelirlerinin vergilendirilmesinde esas alınmak üzere aşağıdaki şekilde yeniden belirlenmiştir.
14.800 TL'ye kadar
15%
34.000 TL'nin 14.800 TL'si için 2.220 TL, fazlası
20%
80.000 TL'nin 34.000 TL'si için 6.060 TL, (ücret gelirlerinde 120.000 TL'nin
34.000 TL'si için 6.060 TL), fazlası
27%
80.000 TL'den fazlasının 80.000 TL'si için 18.480 TL, (ücret gelirlerinde
120.000 TL'den fazlasının 120.000 TL'si için 29.280 TL), fazlası
35%
1.2. Gayrimenkul Sermaye İradında İstisna Tutarı: 4.400.- TL
Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesinde yer alan mesken kira gelirleri için uygulanan istisna tutarı, 2018 takvim yılında elde edilen kira gelirleri için 4.400 TL olarak tespit edilmiştir.
1.3. Hizmet Erbabına İşyeri veya İşyerinin Müştemilatı Dışında Kalan Yerlerde Yemek Verilmek Suretiyle Sağlanan Menfaatlere İlişkin İstisna Tutarı: 16.00- TL
Gelir Vergisi Kanunu’nun 23 üncü maddesinin 8 numaralı bendinde yer alan, işverenlerce işyeri veya işyerinin müştemilatı dışında kalan yerlerde hizmet erbabına yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatlere ilişkin istisna tutarı, 2018 takvim yılında uygulanmak üzere 16.00 TL olarak tespit edilmiştir.
1.4. Engellilik İndirimi Tutarları
Gelir Vergisi Kanunu’nun 31 inci maddesinde yer alan sakatlık indirimi tutarları, 2018 takvim yılında uygulanmak üzere; birinci derece engelliler için 1.000 TL, ikinci derece engelliler için 530 TL, üçüncü derece engelliler için 240 TL olarak tespit edilmiştir.
1.5. Basit Usule Tabi Olmanın Genel Şartlarından Olan İşyeri Kira Bedeline İlişkin Tutar
Gelir Vergisi Kanununun 47 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan yıllık kira bedeli toplamı, 2018 takvim yılında uygulanmak üzere büyükşehir belediye sınırları içinde 7.400 TL, diğer yerlerde 4.900 TL olarak tespit edilmiştir.
1.6. Basit Usule Tabi Olmanın Özel Şartlarını Belirleyen Hadler
Gelir Vergisi Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan hadler, 2018 takvim yılında uygulanmak üzere;
- 1 numaralı bent için 100.000 TL ve 148.000 TL,
- 2 numaralı bent için 49.000 TL,
- 3 numaralı bent için 100.000 TL,
olarak tespit edilmiştir.
1.7. Değer Artışı Kazançlarına İlişkin İstisna Tutarı: 12.000 TL
Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan değer artışı kazançlarına ilişkin istisna tutarı, 2018 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 12.000 TL olarak tespit edilmiştir.
1.8. Arızi Kazançlara İlişkin İstisna Tutarı: 27.000.- TL.
Gelir Vergisi Kanununun 82 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan arızi kazançlara ilişkin istisna tutarı, 2018 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 27.000 TL olarak tespit edilmiştir.
1.9. Tevkifata ve İstisnaya Konu Olmayan Menkul ve Gayrimenkul Sermaye İratlarına İlişkin Beyanname Verme Sınırı: 1.800.-TL
Gelir Vergisi Kanununun 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendinde yer alan tevkifata ve istisnaya konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarına ilişkin beyanname verme sınırı, 2018 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 1.800 TL olarak tespit edilmiştir.
2. Kâr Hadleri Emsallerine Göre Düşük Olarak Tespit Edilmiş Bulunan Emtia İçin Özel Hadler
Milli piyango bileti, akaryakıt, şeker ve bunlar gibi kar hadleri emsallerine göre düşük olarak tespit edilmiş bulunan emtia için özel hadler belirleme yetkisi Gelir Vergisi Kanununun 48 inci maddesi ile Maliye Bakanlığına verilmiştir. Bu yetki kullanılarak 2016 yılı için 25/12/2015 tarihli ve 29573 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 290) ile belirlenen tutarlar yeniden artırılmıştır.
Buna göre, anılan maddelerin ticaretini yapanların, 2018 takvim yılında da basit usulden yararlanabilmeleri için; alış, satış veya hasılatlarının 31/12/2017 tarihi itibariyle aşağıda belirtilen hadleri aşmaması gerekmektedir.


Büyükşehir Belediye Sınırları
Büyükşehir Belediye Sınırları
Dışında Kalan Yerlerde
İçinde Kalan Yerlerde
Emtianın Cinsi
Yıllık Alım Ölçüsü (TL)
Yıllık Satış Ölçüsü (TL)
Yıllık Alım Ölçüsü (TL)
Yıllık Satış Ölçüsü (TL)
Değerli Kağıt
160.000
180.000
200.000
220.000
Şeker – Çay
120.000
160.000
148.000
190.000
Milli Piy. Bileti, Hemen
120.000
160.000
148.000
190.000
Kazan, Süper Toto vb.
İçki (Bira ve Şarap Hariç) - İspirto– Sigara–Tütün
120.000
160.000
148.000
190.000
Akaryakıt ( LPG hariç )
180.000
190.000
220.000
260.000
Belirtilen bu malların alım satımı ile uğraşanlar hakkında, basit usulün özel şartları bakımından yukarıdaki hadler dikkate alınmak suretiyle, 136 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğindeki hesaplamalar doğrultusunda işlem yapılacaktır.
3. Basit Usule Tabi Mükelleflerde Gün Sonunda Toplu Belge Düzenleme Uygulaması
Basit usulde vergilendirilen mükelleflerle ilgili 6/12/1998 tarihli ve 23545 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 215) ile getirilen, belge vermedikleri günlük hasılatları için gün sonunda tek bir fatura düzenlenmesine ilişkin uygulamanın, 31/12/2018 tarihine kadar devam etmesi Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden uygun görülmüştür.
4. 2017 takvim yılında elde edilen bir kısım menkul sermaye iradının beyanında dikkate alınacak indirim oranı uygulaması
Gelir Vergisi Kanununun 76 ncı maddesinin 5281 sayılı Kanunun 44 üncü maddesiyle yürürlükten kaldırılan ikinci fıkrasında, Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (5), (6), (7), (12) ve (14) numaralı bentlerinde yer alan menkul sermaye iratlarına (döviz cinsinden açılan hesaplara ödenen faiz ve kâr payları, dövize, altına veya başka bir değere endeksli menkul kıymetler ile döviz cinsinden ihraç edilen menkul kıymetlerden elde edilenler hariç) fıkrada belirtilen indirim oranının uygulanması suretiyle bulunacak kısmın, bu iratların beyanı sırasında indirim olarak dikkate alınacağı belirtilmişti.
Gelir Vergisi Kanunu’nun indirim oranı uygulamasına yönelik 76 ncı maddesinin ikinci fıkrası 1/1/2006 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere 5281 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmakla birlikte, anılan Kanunun geçici 67 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmü gereğince 1/1/2006 tarihinden önce ihraç edilen her nevi tahvil ve Hazine bonolarından elde edilen gelirlerin vergilendirilmesinde 31/12/2005 tarihinde yürürlükte olan hükümler esas alınacağından, indirim oranı uygulaması bahsi geçen menkul kıymet gelirleri için devam etmektedir.
İndirim oranı; 213 sayılı Kanuna göre o yıl için tespit edilmiş olan yeniden değerleme oranının, aynı dönemde Devlet tahvili ve Hazine bonosu ihalelerinde oluşan bileşik ortalama faiz oranına bölünmesi suretiyle tespit edilmekte olup 213 sayılı Kanun hükümlerine göre 2017 yılı için tespit edilmiş olan yeniden değerleme oranı % 14,47’dir. Bu dönemde Devlet tahvili ve Hazine bonosu ihalelerinde oluşan bileşik ortalama faiz oranı ise % 11,18'dir. Buna göre, 2017 yılında elde edilen bir kısım menkul sermaye iradının beyanında uygulanacak indirim oranı (%14,47 / %11,18 =) % 129,43 olmaktadır.
Bu oranlar dikkate alındığında, 2017 yılı gelirlerine uygulanacak indirim oranı birden büyük çıkmaktadır.
Bu kapsamda, 2017 takvim yılında elde edilen menkul sermaye iratlarından, 1/1/2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan ve 193 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (5) numaralı bendinde sayılan her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler indirim oranının birden büyük olması dolayısıyla beyan edilmeyecektir.
Dövize, altına veya başka bir değere endeksli menkul kıymetler ile döviz cinsinden ihraç edilen menkul kıymetlerden elde edilen menkul sermaye iratlarının ve ticari işletmelere dahil kazanç ve iratların beyanında indirim oranı uygulanmamaktadır.
193 sayılı Kanunun geçici 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, anılan Kanunun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (7), (12) ve (14) numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratları 1/1/2006 tarihinden itibaren nihai olarak tevkifat yoluyla vergilendirilmekte olup bu gelirlerin beyanı ve bu gelirlere indirim oranı uygulanması söz konusu değildir.
Söz konusu tebliğe aşağıdaki bağlantı yardımıyla ulaşabilirsiniz.
Sirkülerlerimizde yer alan bilgiler belli bir konunun veya konuların çok geniş kapsamlı bir şekilde ele alınmasından ziyade genel çerçevede bilgi vermek ve yorum yapmak amacını taşımaktadır. Bu sirkülerler ile amacımız muhasebe, vergi, yatırım, danışmanlık alanlarında veya diğer türlü profesyonel bağlamda tavsiye veya hizmet sunmak değildir. Bilgileri kişisel finansal veya ticari kararlarınızda yegane dayanak olarak kullanmaktan ziyade, konusuna hakim profesyonel bir danışmana başvurmanız tavsiye edilir. Bu sirkülerler ve içeriğindeki bilgiler, oldukları şekliyle sunulmaktadır; "DRT Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş." ve İngiltere mevzuatına gore kurulmuş olan “Deloitte Touche Tohmatsu Limited” ve onun üye firmaları ve bunların iştirakleri ve filyalleri (bundan böyle ayrı ayrı veya birlikte "Deloitte"), bunlarla ilgili sarih veya zımni bir beyan ve garantide bulunmamaktadır. "Deloitte", söz konusu sirkülerlerin ve içeriğindeki bilgilerin hata içermediğine veya belirli performans ve kalite kriterlerini karşıladığına dair bir güvence vermemektedir. Sirkülerleri ve içeriğindeki bilgileri kullanımınız sonucunda ortaya çıkabilecek her türlü risk tarafınıza aittir ve bu kullanımdan kaynaklanan her türlü zarara dair risk ve sorumluluk tamamen tarafınızca üstlenilmektedir. "Deloitte", söz konusu kullanımdan dolayı, (ihmalkarlık kaynaklı olanlar da dahil olmak üzere) sözleşmesel bir dava, kanun veya haksız fiilden doğan her türlü özel, dolaylı veya arızi zararlardan ve cezai tazminattan dolayı sorumlu tutulamaz.