Ab sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Ab sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

11 Ağustos 2018 Cumartesi

DÜNYA TİCARET SAVAŞLARI

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ekonomik savaşın rakamları
ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin ile dış ticaret açığını düşürmek için korumacı politikalar ve ek vergi tarifeleriyle başlattığı ticaret savaşı küresel bir ekonomik savaşa doğru yayılmaya devam ediyor. ABD'nin ekonomik yaptırımları ortak özellikleri cari fazla, zengin enerji kaynakları ve düşük kamu borcu olan Rusya, İran ve Venezuela üzerinde daha sert hissediliyor




ABD ve Çin arasında 6 Temmuz 2018 günü ek gümrük vergisi uygulamalarıyla resmen başlayan ticaret savaşı küresel ekonomiyi sarsmaya devam ederken siyasal gerilim de tırmanıyor.
Savaş yeni başlamış gibi görünse de aslında Donald Trump'ın başkanlık kampanyasında ülkesinin imalat sektörünü, altyapı harcamalarını canlandırıp büyümeyi arttırarak istihdam sözü vermesine kadar uzanıyor.
Hillary Clinton karşısında zaferle ayrılan Trump, sözünü tutabilmek için savaş öncesi ilk adımı 2017 aralık ayında yasalaşan "Vergi İndirimleri ve İstihdam Yasası" ile atmıştı.
Ülkenin önde gelen 50 şirketinin ABD dışında tuttuğu 1 trilyon doları aşan nakit rezervini ülkeye geri getirip yatırım yapmasını isteyen Trump, yüzde 35 olan gelir vergisini yüzde 21'e indirdi. Toplam nakdi 440 milyar doları bulan Apple, Microsoft, Google, Pfizer ve Cisco gibi şirketlerden olumlu tepki aldı.
Trump, "Önce Amerika" sloganıyla yürürlüğe koyduğu korumacı ticaret politikalarının ikinci adımında ise toplamda 566 milyar dolarlık dış ticaret açığını düşürmeye yönelik artan vergiler geldi.

ÇİN İLE BAŞLADIĞI DÜNYAYA SIÇRADI

Hedefteki ilk ülke ise ABD'nin 375 milyar dolarla en yüksek açığı verdiği Çin oldu. ABD'nin 800 ürüne yönelik yüzde 25 ek gümrük versigiyle 34 milyar dolarlık hamlesinin ardından 3 gün sonra 200 milyar dolarlık ithalat için de yüzde 10 ek vergi getirildi. Çin, 128 ürüne yüzde 25'e varan ek gümrükvergisi uygulayacağını açıklayarak karşılık verdi.
Brüksel'de düzenlenen NATO zirvesinde Almanya şansölyesi Merkel ile Trump arasında gergin anlar yaşandı. Trump ilerleyen günlerde Almanya başta olmak üzere AB'nin otomotiv endüstrisine yönelik tehditlerini sürdürdü.
Çelik ve alüminyum üzerinde yoğunlaşan ABD'nin ek vergi tarifeleri Çin'in ardından AB üyesi 28 ülkenin yanı sıra Kanada, Meksika, Çin, Hindistan ve Türkiye'ye de sıçradı.
ABD seçimlerine müdahale tartışmalarının yanı sıra ortaya çıkan Skripal kriziyle ABD'nin Rusya'ya ilave yaptırım uygulamaya başlamasıyla cephe genişledi.
İran ile yapılan Nükleer Anlaşma'dan da çekildiğini açıklayan Trump yönetimindeki ABD, İran'a yeniden ambargo uygulamaya başladı.
İlk aşamada İran’ın, dolar satın alması, altın ticareti yapmasının yanı sıra çelik, kömür, alüminyum ve otomotiv sektörüne yaptırım uygulanacak. İran’ın yolcu uçakları ve uçak parçası ithalatı engellenecek. İran para birimi tümen üzerinden yurt dışı işlemlere kısıtlamalar getirilecek.


ORTAK ÖZELLİK CARİ FAZLA, ZENGİN ENERJİ KAYNAKLARI

ABD’nin İran’a yönelik ikinci yaptırım paketinde de petrol ürünleri bulunuyor. ABD'nin petrol ürünleriyle öne çıkan ve yaptırım uyguladığı bir başka ülke ise Venezuela. Rusya da denkleme dahil edildiğinde ABD'nin doğal enerji kaynaklarını bulunan, kamu borcunun milli gelire oranının düşük olduğu ve cari fazla veren ülkeleri hedef aldığı görülüyor.
Türkiye ise bu üçlü arasında petrolü bulunmadığı için cari açığı eksi yazan tek ülke. Nitekim, Trump'ın Türkiye'ye yönelik ekonomik savaş ilanı da TL ve dolar üzerinden geldi.
"Lira, çok güçlü dolarımız karşısında hızlı bir şekilde düşüşe geçerken, şu anda çelik ve aliminyumda uygulanan gümrük vergilerinin iki katına çıkarılması talimatı verdim." diyen Trump ile ABD'nin diğer kurumlarının politikaları uyuşuyor.
FED kademeli olarak faiz arttırken ABD Hazinesi'nin fon iştahı artıyor ve dolar likiditesinin düşmesiyle gelişmekte olan ülkeler zorlanıyor.
Türk Lirası'nın yanı sıra Rus Rublesi ve Çin Yuanı en çok değer kaybeden para birimleri arasında yer alıyor.

Ticaret savaşının kronolojisi ve olası etkileri

ABD ile Çin arasındaki "ticaret savaşı"nın fitili, ABD'nin dün geceden itibaren Çin menşeli 34 milyar dolar değerindeki ithal teknoloji ürününe yüzde 25'lik gümrük tarifesi uygulanmaya başlamasıyla resmen yakılmış.
Çin yönetimi, bu adıma karşılık olarak daha önce açıkladığı, ABD'den ithal ürünlere yönelik mütekabil tarife artışlarının "anında yürürlüğe gireceğini" duyurdu.
Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasında başlayan ticaret savaşının, iki ülkedeki üreticileri ve tüketicileri olduğu kadar dünya ekonomisini de etkilemesi bekleniyor.
Artan gümrük tarifeleri ve korumacı önlemler, maliyet artışlarının yanı sıra küresel arz zincirlerinin coğrafi dağılımını da etkileyebilir.
Trump yönetimi, teknoloji ürünlerine yönelik gümrük vergisi artışı kararını, Çin'in devlet öncülüğündeki sanayi kalkınma stratejisinin yabancı şirketleri teknoloji transferine zorlamasından veya açıkça endüstriyel casusluğa maruz bırakmasından duyulan kaygılar nedeniyle alınmıştı.

AMERİKAN ŞİRKETLERİ ETKİLENECEK

ABD yönetimi, Çin'i baskı altına alarak daha açık ve şeffaf piyasa koşulları oluşturmaya zorlamayı amaçlıyor ancak uygulamaya koyduğu vergiler, Çin ile iş yapan Amerikan firmalarını da etkileyecek.
Trump yönetimi, gümrük vergisi getirilecek ürünlerin listesini belirlerken ABD'li tüketicilerin doğrudan etkilenmemesi için tüketici ürünlerini dışarıda tutmaya çalıştı ancak ABD şirketleri, Çin'den daha çok ara madde veya yarı mamul maddeler alıp işleyerek başka ülkelere sattığından bu tedbirler en çok üreticileri etkileyecek.

- Arz zincirlerinin coğrafi dağılımı değişebilir

Syracuse Üniversitesi'nden Mary Lovely ve Yang Liang'ın araştırması, bilgisayar ve elektronik sektöründe tedbir getirilen ürünlerin yalnızca yüzde 13'ünün Çin firmaları, geri kalan yüzde 87'sinin Çin'de faaliyet gösteren uluslararası firmalar tarafından üretildiğini ortaya koydu. Bu durum, Çin'in küresel arz zincirindeki merkezi konumunu ortaya koyuyor. Çalışmada tarife artışlarının, bu üretimin Çin dışındaki ülkelere dağılmasına yol açabileceğine işaret edildi.
Öte yandan San Francisco Merkez Bankasının 2011'de yaptığı araştırma, Çin'de üretilen ürünlere harcanan her 1 doların 55 sentinin ABD'deki hizmet sektörüne kazanç olarak döndüğü belirlemişti

İki ülke arasındaki ticaret savaşında karşılıklı gümrük vergisi artışlarının 250 milyar dolarlık ticaret kalemini etkilemesi durumunda 2020 itibarıyla küresel ekonomik büyümeyi binde 5 azaltabileceği tahmin ediliyor

TİCARET SAVAŞININ KRONOLOJİSİ

16 Şubat: ABD Ticaret Bakanlığı, çelik ithalatına yüzde 24, alüminyum ithalatına yüzde 7,7 ek gümrük vergisi getirilmesini tavsiye etti.
22 Mart: Çin, ABD'den ithal edilen 3 milyar dolar değerindeki mallara ek gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, aynı gün Çin’den ithal edilen ürünlere yönelik 60 milyar dolarlık ek gümrük vergisine yönelik planı duyurdu.
2 Nisan: Çin, ABD'den ithal edilen 128 ürüne yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı.
3 Nisan: ABD, 50 milyar dolarlık Çin malına yeni gümrük vergileri uygulanması konusunda öneride bulundu.
4 Nisan: Çin, buna karşılık olarak ABD'den ithal edilen 50 milyar dolar tutarındaki ürünlere ek gümrük vergileri konulmasını önerdi.
5 Nisan: ABD Başkanı Trump, 100 milyar dolar değerindeki Çin malına ek gümrük vergileri koymayı düşündüğünü açıkladı.
15 Nisan: Trump, Çin'den ithal edilen 34 milyar dolar değerindeki ürünlerin 6 Temmuz 2018'den itibaren yüzde 25 ek gümrük vergisine tabi tutulacağını söyledi. Çin aynı gün yeni vergilere ABD'den ithal edilen tarım ve sanayi ürünlerine uygulanacak yeni ek gümrük vergileriyle karşılık vereceğini açıkladı.
6 Temmuz: ABD ve Çin'in daha önceden duyurduğu ek gümrük vergileri, karşılıklı olarak yürürlüğe girdi.
ABD'nin Çin'den ithal edilen 14 milyar dolarlık teknoloji ürününe daha ilave gümrük vergisi getirmesi bekleniyor.

Trump'ın gümrük vergilerine 33 ülkeden misilleme

ABD Başkanı Trump'ın başlattığı ticaret savaşı, gümrük tarifelerinin korkulduğu gibi dünya genelinde artmasına yol açtı. AB üyesi 28 ülkenin yanı sıra Kanada, Meksika, Çin, Hindistan ve Türkiye, ABD’nin çelik ve alüminyum vergilerine misillemeyle karşılık verdi
ABD Başkanı Donald Trump, "Önce Amerika" sloganıyla başladığı başkanlık serüveninde dünya ticaret sistemini derinden sarsacak tartışmalı kararlara imzasını attı.
Göreve gelir gelmez, Trans-Pasifik Ortaklığı'ndan (TPP) ayrılan ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nı (NAFTA) yeniden müzakereye açan Trump yönetiminin şu ana kadar en fazla tepki toplayan adımı ise ithal çelik ve alüminyuma getirilen ek gümrük vergileri oldu.
Dünyada sadece Arjantin, Avustralya, Güney Kore ve Brezilya olmak üzere 4 ülkenin muaf tutulduğu söz konusu vergilerin, Kanada, Meksika ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerine de uygulanmaya başlaması ve alınan karşı tedbirler dünya tarihine “Müttefiklerarası Ticaret Savaşı" terminolojisini kazandırdı.
Bu çerçevede, 28 AB üyesi ülke, Beyaz Saray'ın çelik ve alüminyum vergilerine karşılık motosiklet, yat, tekne, tüp, mısır, barbunya, pirinç, mısır gevreği, fıstık ezmesi, yaban mersini, portakal suyu, viski, puro, sigara, tütün, ruj, kot pantolon, nevresim, ayakkabı, lavabo, merdiven, vantilatör ve çelik gibi yüzlerce Amerikan menşeli ürüne yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulamaya 22 Haziran'da başladı. AB’nin “devamını getirmekle” tehdit ettiği ilk gümrük tarifelerinin 3,2 milyar dolarlık ürünü etkileyeceği bildirildi.
Kanada, ABD yapımı çelik ve alüminyum ürünlerine yüzde 25 gümrük vergisiyle yetinmeyip, bulaşık makinelerinden, tuvalet kağıdına kadar 120 tüketim malına daha 1 Temmuz'dan itibaren yüzde 10 tarife uygulama kararı aldı. Kanada'nın ABD menşeli ürünlerine yönelik gümrük vergileri, toplamda 13 milyar dolarlık vergi yükü oluşturacak.
Meksika hükümeti ise haziran ayının ilk haftasından bu yana ABD'den ithal edilen elma, üzüm, yabanmersini, domuz eti gibi çeşitli gıda ve çelik ürünlerine ek gümrük vergileri uygulamaya devam ediyor. Yüzde 15 ila 25 arasında değişen gümrük vergilerinin uygulanacağı ürün değerinin toplam 3 milyar doları bulduğu belirtiliyor.

EN SERT TEPKİ ÇİN'DEN

Dünyanın ikinci en büyük ekonomisi Çin ise Washington'ın korumacı tedbirlerine belki de en sert karşılık veren ülke oldu.
Pekin hükümeti, ABD'nin çelik ve alüminyum ürünlerine yönelik ek gümrük vergilerine cevaben, ABD menşeli 128 ürüne yüzde 15 ila 25 tarife getirdi. Nisan başında hayata geçirilen tarifelerin, 3 milyar dolar değerindeki ürünü etkileyeceği bildirilmişti.
Hindistan ve Türkiye de ABD'nin gümrük vergilerine misillemeyle yanıt veren ülkeler arasında yerini aldı.
Türkiye, ABD’nin 8 Mart’ta yürürlüğe giren gümrük vergilerine, Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) yaptığı müracaatla 21 Haziran’dan itibaren değeri yaklaşık 270 milyon dolara ulaşan 22 adet ABD menşeli ürüne yüzde 5 ila 70 arasında ek vergi getirdi. Söz konusu ürünlerin arasında alkollü içecek, kozmetik, otomobil, pirinç, kağıt, yaprak tütün, plastik ve kömür öne çıktı.
Hindistan da ABD'den ithal ettiği ceviz, badem, elma gibi gıda ürünlerinin yanı sıra bazı kimyasal ve metal ürünlere 21 Haziran itibarıyla ek vergi uygulamaya başladı. Hindistan’ın ek gümrük vergisine tabi tutacağı 240 milyon dolarlık ABD menşeli ürün listesine motosiklet ve başka bazı ürünlerin de dahil edebileceği belirtiliyor.

23 MİLYAR DOLARA YAKLAŞTI

Sonuç olarak, Trump'ın başlattığı ticaret savaşı, gümrük tarifelerinin korkulduğu gibi dünya genelinde artmasına yol açarken, 28 AB ülkesi, Kanada, Meksika, Çin, Hindistan ve Türkiye, ABD’ye şu ana kadar misillemeyle karşılık veren 33 ülkeyi oluşturdu. Özellikle, Trump'ı destekleyen eyaletleri hedef alan misilleme tarifelerinden etkilenecek ABD menşeli ürünlerin değeri ise 23 milyar dolara yaklaştı.
Buna ilaveten, Rusya ve Japonya, geçen ay DTÖ’ye ABD’nin ek gümrük tarifesi kararına misilleme olarak sırasıyla 550 ve 410 milyon dolar değerinde Amerikan ürünlerine ek gümrük tarifesi uygulayabileceklerini bildirmişti.
Uluslararası ticaret uzmanları, ABD Başkanı Trump'ın geri adım atmak yerine daha fazla ürüne gümrük vergisi getirmesi durumunda, ticaret savaşına katılacak ülke ve ürün sayısının artabileceğine işaret ediyor.

8 Temmuz 2018 Pazar

İHRACAT SEFERBERLİĞİ 2023

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye’nin 2023’te 500 milyar dolar ihracat hedefine ulaşması için ‘E-ihracat seferberliği’ başlatıldı. Ekonomi Bakanlığı’nın desteği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Alibaba.com, Halkbank ve Vakıfbank işbirliğiyle KOBİ’ler Alibaba.com’da herhangi bir bedel ödemeden, küresel pazar yerlerine üye olabilecek.

EKONOMİ Bakanlığı destekleriyle, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Alibaba.com, Halkbank ve Vakıfbank tarafından geliştirilen yeni e-ticaret projesi ile TOBB’a bağlı oda ve borsalara üye olan şirketlerin e-ihracat fırsatına erişimlerinin sağlanması amaçlanıyor. Yeni projeyle birlikte, Alibaba.com’a Global Gold Supplier üyesi olmak isteyen oda ve borsa üyesi şirketler için üyelik bedelinin yüzde 80’i Ekonomi Bakanlığı, yüzde 20’si ise Halkbank ve Vakıfbank tarafından karşılanacak.

ÖN FİNANSMAN TOBB’DAN

Projenin önemine dikkat çeken TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “TOBB tarafından başlatılan ‘E-ihracat Seferberliği’ ile oda ve borsalara üye olan, ihracata konu olabilecek alanlarda faaliyet gösteren Türk şirketleri e-ihracat platformlarına ücretsiz üye yapılacak. Üyelik bedelinin ön finansmanını TOBB gerçekleştirecek, söz konusu bedelin yüzde 80’ini Ekonomi Bakanlığı, yüzde 20’sini ise Vakıfbank ve Halkbank karşılayacak. Şirketlerin üye oldukları platformda kendilerini doğru konumlandırmalarını sağlamak için Türkiye’nin dört bir yanında kitlesel bir eğitim programı da düzenlenecek. Ayrıca projenin etkisi de düzenli aralıklarla ölçülecek. Ekonomi Bakanlığımızın destekleriyle başlattığımız bu projenin Türkiye’nin ihracat tarihinde bir kırılma noktası olacağına inanıyorum.”
Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti: “İhracatı ülkeler değil, firmalar gerçekleştirir. Türkiye 2023 ihracat hedefine ulaşmak için ihracatçı sayısını artırmak zorunda. Bugün Türkiye’de faaliyet gösteren 1.5 milyon girişimcinin, sadece 72 bini, yani yüzde 5’i ihracatçı. 2007’de ihracatçı sayısı 48 bin iken, son 10 yılda hızlı bir artışla, mevcut ihracatçıların yarısı kadar yeni ihracatçı, ekonomiye dahil oldu. Bugün gelinen nokta itibarıyla 72 bin ihracatçı bize yetmiyor. Örneğin, bize en yakın ekonomi olan İtalya’ya bakalım. Türkiye’nin ulaşmak istediği 500 milyar dolar ihracat hacmini, İtalya 195 bin ihracatçıyla yakaladı. Demek ki, Türkiye’nin 2023 ihracat hedefine ulaşabilmesi için ihracatçı sayısını da üç kat artırmak gerekiyor. Geliştirmemiz gereken ikinci alan, ihraç pazarlarımız. İhracatta ekseni büyütmek, ufkumuzu genişletmek zorundayız. Şu an Türkiye’nin ihracat menzili yaklaşık 2 bin 900 kilometre. Ama mesela Kore’ninki bunun iki katı kadar, tam 5 bin 700 kilometre. Hindistan içinse bu menzil 6 bin 200 kilometre civarında.”

TİM VE HALKBANK "KOBİ İHRACAT SEFERBERLİĞİ"Nİ BAŞLATTI


Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Halkbank bugün imzaladıkları "2023 hedef 500 milyar dolar KOBİ İhracat Seferberliği” protokolüyle ihracatçılara büyük finansal kolaylıklar sağlayacak uygulamaları hayata geçirdi.
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, "2023 hedefimiz kapsamında, finansal enstrümanların ve ticaret destek araçlarının artırılması ve verimli kullanılmasının sağlanması adına Halkbank ile finansta kullanılan tüm ürünleri çok uygun koşullarda ihracatçılara sunuyoruz”
Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, "Türkiye ihracatındaki olumlu gelişme ve beklentiler, Halkbank olarak bizleri de heyecanlandırmakta, bu bağlamda, sürdürülebilir büyüme ve kalkınmadaki önemli rolü nedeniyle, ihracatın çok yönlü teşvik edilmesi gerektiğine inanıyoruz.”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından hazırlanan, "2023 Türkiye İhracat Stratejisi ve Eylem Planı”nın devlet politikası haline gelmesinden sonra hedefe ulaşmak için yapılan çalışmalar hızla devam ediyor. Bu bağlamda, önümüzdeki dönemi Atılım-Yatırım-Liderlik olarak üçe ayıran TİM, Halkbank ile imzaladığı protokolle ihracatçılara her türlü finansal enstrümanı büyük kolaylıklarla sunacak.
Protokolün imza töreninde konuşan TİM başkanı Mehmet Büyükekşi, Halkbank'ın KOBİ ve ihracatçı dostu tavrı için teşekkür ettiklerini söyledi. "2023 hedefimiz kapsamında, finansal enstrümanların ve ticaret destek araçlarının artırılması ve verimli kullanılmasının sağlanması adına Halkbank ile finansta kullanılan tüm ürünleri çok uygun koşullarda ihracatçılara sunuyoruz” diye konuşan Büyükekşi, yatırımların finansmanı adına, yapılan işbirliğinin büyük önemi olduğunu vurguladı. Büyükekşi, hazırlanan eylem planında 19 stratejik hedef olduğunu hatırlatarak, finansman olanaklarının artırılması ve uygun koşullarda kullandırılmasının bu 19 madde içinde önde gelenlerden biri olduğunu ifade etti.
Forward protokolü olumlu sonuçlandı
Mehmet Büyükekşi, Halkbank ile daha önce yapılan forward protokolünün gayet olumlu sonuçlar doğurduğunu da belirtti. "Halkbank ile geçen yıl imzalanan protokol kapsamında 2011 yılında 1,6 milyar dolarlık; 2012 yılının ilk 5 ayında ise 250 milyon dolarlık işlem yapıldı” diye konuşan Büyükekşi, TİM olarak KOBİ'leri her platformda desteklemeye devam edeceklerini belirtti.


Halkbank 27 bin KOBİ'yi tek tek ziyaret edecek
Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ise konuşmasında, banka olarak toplam kredilerinin yüzde 37'sini KOBİ kredilerinin oluşturduğunu söyledi. "Türkiye ihracatındaki olumlu gelişme ve beklentiler, Halkbank olarak bizleri de heyecanlandırmakta, bu gerçekten hareketle, sürdürülebilir büyüme ve kalkınmadaki önemli rolü nedeniyle, ihracatın çok yönlü teşvik edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye'nin 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat hedefinin gerçekleştirilmesi demek, dünya ihracatından payımızı 13 yılda 2'ye katlamak demek” diye konuşan Aslan, Türkiye ihracatının yüzde 60'ını gerçekleştiren KOBİ'lerin, dünya ortalamasının altında kredi kullandığını söyledi.
Aslan, "Halkbank olarak biz hem eğitimler vererek hem de uygun finansman imkanları sağlayarak KOBİ'lere destek vermek istiyoruz.TİM ile yapacağımız protokol sonrası 27.000 adet ihracatçı firma Bankamız pazarlama ekipleri tarafından ziyaret edilecek, avantajlı uygulamalar hakkında bilgi verilecek” diye konuştu. Faizlerdeki düşüş beklentilerinin kendilerinin önemli derecede indirim yapmasını beraberinde getirdiğini ifade eden Aslan, Halkbank olarak başta Çin olmak üzere Uzakdoğu ülkelerini önemsediklerini, Dubai ve Katar'da temsilcilikler düşünebileceklerini sözlerine ekledi.
Protokolde neler var?
1) İhracatçı firmaları döviz kurundaki dalgalanmalara karşı koruyan forward enstrümanı özel ayrıcalıklarla kullandırılmaya devam edilecek.
2) TİM üyesi ihracatçılara uygun maliyetli TL/YP işletme kredisi sunulacak. USD/EUR döviz kredisi, % 4,5 faiz oranından başlayan oranlar ile kullandırılacak.
3) "500 milyar Dolar” ihracat hedefi, rakamsal bir hedefine paralel olarak, firmalar rekabet güçlerini arttıracak her türlü verimlilik, inovasyon yatırımlarını yapacaklardır. Bu amaçla, enerji verimliliği kredisi ürünü TİM üyesi KOBİ ihracatçıları için 2 yıl ödemesiz 7 yıl vadede ve esnek geri ödeme planı ile EURIBOR+3,5 faiz oranı ile kullandırılacak.
4) Bölgesel gelişmişlik farklılıklarının giderilmesi için yatırım desteklerinin arttırılması ayrıca OSB'lerde yapılacak her yatırımın bir alt grup teşvikten yararlanmasını dikkate alarak, OSB'lerde yapılacak yatırımlara, taşınmalara ilişkin 7 yıl vadeye kadar finansman imkanı sunan Sanayi Bölgeleri Destek Kredisi ürünü KOBİ ihracatçılara uygun maliyetle kullandırılacak. Ayrıca bu kredi, İhracat Strateji Belgesinde yer alan KÜMELENME projeleri içinde geçerli olacak.
5) Makine sektörü İhracat Strateji Eylem Planında da çok önem verilen konuların başında geliyor. Bu sektöre yönelik hazırlanan Makine İmalat Sanayi Destek Paketi ile Makine imalat sanayi sektöründe faaliyet gösteren makine üreticileri ve üreticilerin satış yaptığı firmaların, yurt içinden yerli ve yeni makine alımları TİM üyelerine özel faiz oranları ile finanse edilerek yerli makine sanayisini desteklemek, ithal ikamesi fonksiyonunu yerine getirmek sağlanacak.
6) Eximbank'ın ihracatçılara verdiği Merkez Bankası kaynaklı reeskont kredi limitinin arttırılması ihracatçılariçin çok önemli bir gelişmedir. Bu desteğe ilave olarak Halkbank aracılığı ile kullandırılan, Eximbank İhracat Reeskont Kredilerine verilen avaller, kredi teminine yönelik teminat mektupları, Eximbank Performans Mektupları ve Niyet mektuplarında, Halkbank limitlerini yıllık %1 komisyonla TİM üyelerine kullandıracak.
7) TİM üyelerinin, ihracata yönelik ithalat işlemlerinin finansmanı amacı ile akreditif ve kabul/aval işlemlerinin komisyon oranlarında %50 indirim yapılacak.
8) Protokolün en can alıcı konularından biri de ihracatçıların güvenli ihracat, ticaret yapmalarına destek olunması, ayrıca ihracat yaptıkları ülkelerdeki ticari ve politik risklere karşı korunma amacıyla, TİM üyesi firmaların AB ülkelerine yapılan azami 100.000 USD'lik azami 180 gün vadeli ihracat alacakları için Eximbank'a yaptırılacak sevk sonrası kısa vadeli ihracat kredi sigortası priminin %50'lik kısmı, Halkbank tarafından karşılanacak. Söz konusu sigorta ettirilmiş ihracat alacakları Halkbank nezdinde kullanacakları kredilerin teminatında da kullanılacak.
9) Halkbank iştiraki Halk Emeklilik'in yeni ürünü olan BES, ihracatçı KOBİ firma sahiplerine ve çalışanlarına yönetim gider kesintisi ve giriş aidatı alınmadan yapılacak.
10) TİM üyesinin ihracat bedelinin Halkbank'da 2 işgünü tutulması kaydıyla; EFT / Havale Masraf muafiyeti; takas çeklerinde, vesaik gönderim ücretleri %50 masraf indirimi; sigorta işlemlerinde indirimler yapılacak.

PROTOLOLÜN TAM METNİ İÇİN TIKLAYINIZ


EKONOMİ BAKANLIĞI İHRACAT DESDEKLERİ

Bakanlığımız tarafından yürütülmekte olan ihracata yönelik devlet yardımları, yurtdışına açılma sürecinde firmalarımıza her safhada destek sağlanmasını amaçlayan bütünsel bir bakış açısıyla sürdürülmektedir. Desteklerde ihracata hazırlık, pazarlama ve markalaşma olmak üzere üç olgunluk seviyesi bulunmaktadır. Desteklere ilişkin sorularınız için : 0850-808-0404 veya https://kolaydestek.gov.tr
(1) KEP ADRESLERİMİZ: T.C. Ekonomi Bakanlığı (ekonomi@hs01.kep.tr), Marmara Bölge Müdürlüğü (marmarabolgemud@hs01.kep.tr), İç Anadolu Bölge Müdürlüğü (eb.ankarabolgemud@hs01.kep.tr), Batı Anadolu Bölge Müdürlüğü (eb.batianadolu@hs01.kep.tr)
(2) İhracatçı Birliklerine ait KEP adreslerine, birliklerin internet sayfalarından erişim sağlayabilirsiniz.
(3) İşlemlerin düzgün ve hızlı yapılabilmesi için, başvurularda konu ve ilgili birimin belirtildiği üst yazının (dilekçe) yer alması gerekmektedir.
(4) Belgeler sadece mevzuatta belirtilen başvuru mercii kuruluşun KEP adresine iletilmelidir. İhracatçı Birliği veya Bölge Müdürlüklerine iletilmesi gereken belgeler Bakanlık KEP adresine gönderilmemelidir!
red10.jpg YARDIMCI KILAVUZLAR:
(1) KEP ve E-imza ile başvuruların iletilmesi hakkında ÖZET SUNUM (Mayıs, 2018)
(2) Bakanlığımıza sunulacak belgelerin elektronik olarak (İmzager-CAdES BES) imzalanmasına ilişkin KILAVUZ
red10.jpg ELEKTRONİK İMZA HAKKINDA:
(1) Elektronik olarak imzalanan belgelerden uzantısı ".pdf.p7s" olarak oluşanların dosya uzantısı ".pdf.imz" şeklinde değiştirilerek KEP'ten iletilmelidir (Dosya uzantılarını görebilmek için, Denetim Masası > Görünüm Ayarları > Klasör/Dosya seçenekleri menüsünden "dosya uzantılarını gizle" seçeneğindeki işaret kaldırılmalıdır).
(2) Belgelerin imzalanmasında kullanılacak özet algoritmaların SHA-256 veya üzeri olması gerekir (PADES için SHA-512 olmalıdır). SHA-1 veya benzeri eski tipte olanlar için doğrulama yapılamamaktadır.
(3) Adobe Acrobat ve benzeri PDF görüntüleme programları üzerine atılan imzalarda doğrulama yapılamamaktadır.
(4) Zaman damgası imzaların kabul edilmesi noktasında bir gereklillik olmayıp, Anlık İmza kullanılabilir. Ancak, doğrulamanın daha üzün süre yapılabilmesi için zaman damgası kullanılması önerilmektedir.
(5) KEP ve elektronik imza ile ilgili sorunlarınızı bu hizmetleri aldığınız kuruluşlara iletmelisiniz.
red10.jpg Tebliğ Bazında Destek Mevzuatı (Tüm Mevzuat için Tıklayınız)


Pazar Araştırması ve Pazara Giriş (Yurtdışı Pazar Araştırması, Rapor/Danışmanlık/Şirket-Marka Satın Alma, Sektörel Ticaret ve Alım Heyetleri, E-Ticaret Sitelerine Üyelik)
Pazara Giriş Belgeleri (Küresel Tedarik Zinciri, Belge-Sertifika, Test Analiz-Tarım Analiz Raporları)
Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi (UR-GE)
İhracatçıya Alıcı Kredisi ve Sigorta Tazmin Desteği
Fuar Katılım Desteği
Tasarım Desteği
Yurtdışı Birim, Marka ve Tanıtım Desteği
Markalaşma ve Turquality Desteği
Tarımsal Ürünlerde İhracat İadesi Yardımları
Özel Statülü Şirketler (SDŞ, DTSŞ)     

Hizmetler Sektörü Destekleri

1 Nisan 2018 tarihinden itibaren hizmet ihracatına yönelik devlet destekleri kapsamında uygulamaya geçecek olan yeni başvuru usulleri (KEP & E-imza) hakkında bilgi almak için aşağıdaki sunumu inceleyebilirsiniz:
Bakanlığımıza KEP aracılığıyla gönderilen evrakın "5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu" çerçevesinde Bakanlığımızca belirlenen teknik gerekliliklere uygun olarak imzalanmadığının tespitinde ortaya çıkan hatanın çözümü için başvuru sahibinin kendi kaynaklarıyla sorunu çözememesi durumunda dışarından profesyonel teknik destek alarak, "5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu"na uygun e-imza atma yazılımı temin etmeleri gerekmektedir.
Genel Destek Mevzuatı
Markalaşmaya ilişkin Destek Mevzuatı

27 Haziran 2018 Çarşamba

Türkiye-AB Gümrük Birliği

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Gümrük Birliği nedir? 

Tanım olarak gümrük birliği; taraf ülkelerin mallarının tek bir gümrük alanı içinde, her nev’i tarife ve eşdeğer vergiden muaf biçimde, serbestçe dolaşabilmeleri ve tarafların, üçüncü ülkelerden gelen ithalata yönelik olarak da aynı tarife oranlarını ve aynı ticaret politikasını uygulamaları anlamındadır. Üçüncü ülkelere yönelik olarak aynı ticaret politikaları benimsendiğinden, gümrük birliği, serbest ticaret alanlarından daha ileri bir ticari entegrasyon modelidir.

Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin tamamlanmasına giden yol

Türkiye, o dönemdeki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’na, kuruluşundan hemen sonra, Temmuz 1959’da üyelik başvurusunda bulunmuştur.
Türkiye’nin Topluluğa tam üyeliğini bir nihai hedef olarak ortaya koyan “Ankara Anlaşması”, 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964’de yürürlüğe girmiştir.
Ankara Anlaşması, tam üyeliğe giden yolu, “hazırlık dönemi”, “geçiş dönemi” ve “son dönem” olmak üzere üç evrede öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda, Gümrük Birliği’nin tamamlanması hedeflenmiştir.
Anlaşmada öngörülen “hazırlık dönemi”nin tamamlanmasıyla birlikte, 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren “Katma Protokol”, geçiş döneminin hükümlerini ve tarafların üstleneceği yükümlülükleri düzenlemiştir. “Katma Protokol”ün yürürlüğe girmesiyle başlayan ve karşılıklı/dengeli yükümlülükler esasına dayanan “geçiş dönemi”, Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nin kademeli olarak tesisini amaçlamaktadır.
Gümrük Birliği’nin gerçekleşmesi bağlamında AB tarafı, 1971 yılından itibaren Gümrük Birliği’nin kapsadığı sanayi mallarındaki vergilerini Türkiye lehine tek taraflı olarak sıfırlamıştır. Ülkemizin bunu yapması için ise, 1973 yılından itibaren 22 yıllık kademeli bir geçiş süresi benimsenmiştir.
Türkiye, üzerine düşen indirimleri 1978 yılına kadar gerçekleştirmiş, ancak, bu yıldan sonra, ekonomik sıkıntıların da artmasıyla birlikte, ülkemiz AET’ye karşı yükümlülüklerinin 5 yıl ertelenmesi talebinde bulunmuş ve bu talep Mayıs 1979’da kabul görmüştür.
1980’lerde ülkemizin dışa açılma ve ithal ikamesi politikalarına yönelmesiyle birlikte, Gümrük Birliği’ne bakış açımız da değişmiştir. Türkiye bir taraftan 14 Nisan 1987 tarihinde Avrupa Topluluğuna üyelik müracaatında bulunmuş; diğer taraftan da, ertelenmiş olan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988’den itibaren hızlandırılmış biçimde tekrar yürürlüğe koymuştur.
Tam üyelik müracaatımız, gerek ülkemizde, gerek AB kanadında ilişkileri geliştirme arayışlarını teşvik etmekle birlikte, 1992 yılı başına kadar Topluluğun bu anlamda ciddi bir inisiyatif aldığını söylemek güçtür. 1990 yılında Konsey’e sunulan ve o tarihlerde ülkemizle ilişkilerden sorumlu Komiser Matutes’in adıyla anılan öneriler paketi de, bir üye ülkenin engellemesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Pakette, Gümrük Birliği’nin 1995 yılının sonunda tamamlanması, Gümrük Birliği’yle dolaylı veya doğrudan ilgili alanlarda işbirliğinin derinleştirilmesi, mali işbirliğinin yeniden başlatılması ve siyasi işbirliğinin teşvik edilmesi öngörülmekteydi.
Bu gelişmeler sonucunda, Katma Protokol uyarınca vadesi 1995 yılında gelecek olan Gümrük Birliği’nin, ilişkileri hareketlendirmek için sadece ekonomik ve ticari planda değil, siyasi planda da yararlı bir araç olacağı görüşü ağır basmaya başlamıştır. Gümrük Birliği’ni tamamlarken hedeflerimizin başında, AB piyasalarındaki payımızı genişletmek ve tam üyeliğin en önemli şartını yerine getirerek, bu alanda avantajlı bir konuma ulaşmak gelmiştir.
Bu çerçevede, Kasım 1992’de yapılan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında, Gümrük Birliği’nin hazırlıklarını yapmak ve buna dair ilişkin usul ve esasları tespit etmek amacıyla bir Komite kurulmuştur. Komite çalışmalarının sonucunda, Gümrük Birliği tamamlanmıştır.
Gümrük Birliği Türkiye ile AB arasında yeni bir anlaşma mıdır?
Bir önceki başlıkta ayrıntılı olarak incelendiği üzere, Gümrük Birliği, Türkiye ile AB arasında yapılmış yeni bir anlaşma değildir. 1963 Ankara Anlaşmasıyla başlatılan bütünleşme sürecinin bir aşamasıdır.
Bu bağlamda, Gümrük Birliği bir anlaşmayla değil; Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 6 Mart 1995 tarihli toplantısında kabul edilen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca, 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren tamamlanmıştır.

Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin kapsamı

Türkiye-AB Gümrük Birliği, sadece sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamakta, geleneksel tarım ürünleri ise kapsam dışı bulunmaktadır. İşlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergileri tespit edilirken, tarım payı ile sanayi payı ayrılmakta ve sadece sanayi payı vergi muafiyetine tabi tutulmaktadır.
Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla Türkiye, AB’nin 1971’den bu yana tek taraflı olarak uyguladığı biçimde, AB’den gelen sanayi ürünlerine yönelik tüm gümrük vergilerini ve eş etkili tedbirlerini ortadan kaldırmıştır. Ayrıca, uygulanan miktar kısıtlamalarına da son verilmiştir.
Bu kapsamda, sanayi ürünleri itibarıyla üçüncü ülkeler için Gümrük Birliği öncesinde %16 seviyesinde olan ortalama koruma oranı, 2011 yılı İthalat Rejimi kapsamında %4,2 seviyesine gerilemiştir.
Bu çerçevede, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) uyarınca, Gümrük Birliği"nin düzgün işleyişini sağlamak ve ortak ticaret politikasını uygulamak üzere, ithalat ve ihracata ilişkin ortak kurallar, kotaların yönetimi, dampingli veya sübvansiyonlu ithalat karşı koruma, tekstil ithalatına ilişkin otonom düzenlemeler, dahilde ve hariçte işleme rejimleri AB ile uyumlu hale getirilmiştir.
Buna ek olarak, Gümrük Birliği çerçevesinde, AB’nin tercihli ve otonom rejimlerine uyum devam etmektedir.
Bu itibarla, şimdiye kadar Türkiye 16’sı yürürlükte olmak üzere toplam 27 adet Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalamıştır. Diğer taraftan, pek çok ülke ve ülke grupları ile müzakereler ve müzakerelere başlama çabaları devam etmektedir.
Bugüne kadar, Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri* (MDAÜ : Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Estonya, Letonya, Bulgaristan, Romanya) ile EFTA ülkelerinin (Norveç, İzlanda, İsviçre, Liechtenstein) yanısıra, İsrail, Makedonya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Fas, Filistin, Tunus, Suriye, Mısır, Arnavutluk, Gürcistan, Karadağ, Sırbistan, Şili ve Ürdün'le serbest ticaret anlaşmaları imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir. Lübnan’la imzalanan anlaşma onay sürecindedir. Ukrayna (istikşafi), Kanada (istikşafi), Endonezya (istikşafi), Vietnam (istikşafi), Malezya, Güney Kore, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri (Bahreyn, Kuveyt, Oman, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri), Hindistan (istikşafi), Morityus, Seyşeller, Kamerun, Libya, MERCOSUR ülkeleri (Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay), Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Fiji, Kolombiya, Moldova ve Ekvator’la müzakere süreci başlatılmıştır.
Söz konusu anlaşmalar, Türk ihracatına yeni pazarlar yaratılmasına, bu pazarlara daha önce tavizli koşullarla girme imkânı bulmuş ülke malları karşısında Türk mallarının karşı karşıya kaldığı rekabet dezavantajının ortadan kaldırılmasına ve Türk sanayicisinin ihtiyaç duyduğu hammadde ve yarı mamullerin daha uygun koşullarda temin edilmesine de katkıda bulunmaktadırlar.
Buna ek olarak, AB’nin gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere uyguladığı otonom tarife tavizlerini içeren Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’ne (GTS) uyum, Gümrük Birliği kapsamındaki ürünler itibariyle 1 Ocak 2008 tarihinde tamamlanmıştır.
* Mart 2004 ve Ocak 2007 yılındaki AB Genişlemesiyle birlikte, Türkiye'nin bu ülkelerle akdettiği serbest ticaret anlaşmaları sonlandırılmıştır.

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Yasalar, İnternette kişisel verileri koruyabilecek mi?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Avrupa Birliği, internette kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine yönelik geniş kapsamlı hukuki düzenlemeleri önümüzdeki ay yürürlüğe sokuyor.


Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) halk arasındaki yaygın inanışa göre, Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devlerinin internet ortamında özel hayatın gizliliğine riayet etmeleri ancak hukuki bir düzenlemeyle mümkün görünüyor. Buna karşılık, anılan düzenlemeler, internet dünyasına öncülük eden Facebook ve Google’ın hakimiyetini güçlendirmelerine hizmet etmekten öteye geçemiyor.
Bu bağlamda, önümüzdeki ay Avrupa Birliği’nde (AB) yürürlüğe girecek olan kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine yönelik geniş kapsamlı hukuki düzenlemeler göze çarpıyor. Kişisel verilerin işlenmesi halinde, teknoloji şirketlerine, ilgili kişilerin rızalarını alma zorunluluğu getiren kurallar, esasen Facebook ve Google’ın elini güçlendirebilir. Zira söz konusu kişisel veriler olduğunda, tedbirli tüketiciler henüz tanınırlığı olmayan yeni girişimlere nazaran bilinen isimlere daha çok güvenmeye eğilim gösteriyor. Ayrıca anılan düzenlemeler, yeterli kaynaklara sahip olmayan yeni girişimleri, büyük şirketlerle rekabet etmekten caydırıyor.
İnternette özel hayatın gizliliğine ilişkin geçmiş yıllardaki hukuki girişimler de büyük teknoloji şirketlerinin gücünü azaltmakta başarılı olamadı ve netice olarak onlara zarar vermek bir yana, nemalanmalarına sebep oldu.


Özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralların rekabetin işleyişi üzerindeki etkilerine bakıldığında, hukuki düzenlemelerin daha çok görevlilere yardımcı olduğu görülüyor. Bu bağlamda, özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralların rekabetçilik karşıtı etkilerinin olduğu gözlemleniyor. Zira kişisel verilerin işlenmesine ilişkin kullanıcılardan alınması gereken rıza, köklü şirketlere kıyasen genç girişimcilere daha pahalıya mal oluyor.
Yine de Facebook ve Google’ın bu kurallar silsilesine binaen gücüne güç katması uzak bir ihtimal gibi görünüyor. Nitekim Silikon Vadisi şirketleri aylardır kişisel verileri toplama ve işleme yöntemlerine ilişkin inceleniyor. Geçtiğimiz günlerde Cambridge Analytica adlı siyasi araştırma şirketinin yaklaşık 87 milyon Facebook kullanıcısının rızaları olmaksızın topladığı kişisel verilerin, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasında kullanıldığı ortaya çıktı. Cambridge Analytica skandalı olarak gündeme damgasını vuran olay, Facebook’u ciddi ölçüde sarstı. Şirketin kurucusu Mark Zuckerberg’i ABD Kongresi önünde ifade vermeye kadar götüren skandal neticesinde, Zuckerberg milyonlarca kullanıcısının kişisel verilerini layığıyla koruyamadığı için özür diledi.
Google da YouTube üzerinden sunmakta olduğu video barındırma hizmetine ilişkin benzer sorunlarla mücadele ediyor. Arama motoru devinin -daha fazla olmasa da- en az Facebook kadar dayanıklı bir veri toplama mekanizması olduğuna inanılıyor. Buna karşılık Google, özellikle veri koruma otoritelerinin bu inancını savuşturmaya çalışıyor.
Bu gelişmeler üzerine Arjantin ve Brezilya gibi ülkeler de hedefli reklamlar için, Facebook gibi ortamların kullanıcı veri tabanlarını kullanan şirketleri dikkate alarak, Avrupa tarzında özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralları araştırıyor. Benzer şekilde ABD’deki kanun koyucular da Zuckerberg’in ifadesi üzerine, Silikon Vadisi’ne yönelik hukuki düzenleme yapma konusuna daha ılımlı yaklaşıyor.
Buna karşılık, özel hayatın gizliliğiyle ilgili geçmişteki hukuki düzenlemeler, teknoloji şirketlerinin gücünü azaltmaya yönelik kayda değer ilerleme sağlayamadı. Gerçekten de Facebook, Google ve diğer şirketlerin gücünü test etme girişimleri akabinde Avrupa’da meydana gelen gelişmeler bu tespiti doğruluyor.
AB’nin en yüksek mahkemesi olan Avrupa Birliği Adalet Divanı, insanların internet ortamında “unutulma hakkı”na sahip olduğuna karar verdi. Buna göre, kişilerin Google ve diğer arama motorlarına, arama sonuçlarından ilgili bağlantıların kısmen kaldırılması talebinde bulunmaları mümkün hale geldi. Anılan kararın verildiği günden bu yana Google, Avrupa’da hangi bilginin internet ortamında tutulacağına karar veren mercii pozisyonunu korumaya devam ediyor. Zira her bir talebi değerlendirme ve karara bağlama görevini, “unutulma hakkı”nın yükümlüsü olarak Google yerine getiriyor.


Bir başka gelişme, 2011 yılında Avrupa Birliği’nde “çerez” kullanımına ilişkin yürürlüğe giren direktif özelinde yaşandı. Buna göre web sitelerine, ziyaretçilerini çerez aracılığıyla izlemeleri ve böylelikle elde ettikleri tarama geçmişi bilgilerini kullanarak veri toplamaları halinde uyarıda bulunma yükümlülüğü getirildi. Ancak anılan düzenleme, şirketlerin işleyişini değiştirmek yerine, bilgi akışını kesintiye uğratarak kullanıcılar için web sitesi deneyimini rahatsız edici hale getirdi. Dolayısıyla kullanıcılar, genellikle izlemeye ilişkin açıklamaları okumaksızın, bir an önce uyarı pencerelerinden kurtulmak için web sitelerinin çerezleri aracılığıyla izlenilmeye onay veriyorlar.
Kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine ilişkin devam eden karmaşa, Facebook ve Google’ın ne işlerini ne de kullanımını azaltıyor. Nitekim Zuckerberg’in açıklamalarına göre, Cambridge Analytica skandalının Facebook’un işlerinde önemli bir etkisi olmadı. Hatta geçtiğimiz hafta açıklanan bilançoya göre, Facebook’un yılın ilk çeyreğinde satış gelirlerinin yüzde 50, net karında ise yüzde 63 artış gösterdiği görülüyor. Yine Google, büyümeye devam eden reklam işlerine binaen ilk çeyrekte yüzde 26 gelir artışı açıkladı.
AB’de 25 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girecek olan Genel Veri Koruma Tüzüğü teknoloji şirketleri bakımından önem arz ediyor. Zira tüzük, şirketlerin kişisel verileri toplaması, saklaması ve işlemesine ilişkin birtakım kısıtlamalar getiriyor. Buna göre, şirketlerin kişisel verilerin hangi amaçla işleneceğini açık ve anlaşılır bir dille açıklama ve bu verilere kimlerin, hangi amaçlarla erişebileceğini ayrıntılı biçimde anlatma yükümlülükleri bulunuyor. Dolayısıyla artık şirketler, anlaşılması güç ve genellikle göz ardı edilen hizmet koşullarının arkasına saklanamıyor; kullanıcıların kişisel verilerinin işlenmesine ilişkin bilgilendirilmeyi yaparak rızalarını almaları gerekiyor.
Avukatlar ve danışmanlık şirketlerine göre ise Tüzük esasen büyük teknoloji şirketlerini dizginlemeyi amaçlamıyor. Benzer şekilde, bazı özel hayatın gizliliği destekçileri, Tüzük’ün halihazırda güçlü teknoloji şirketlerine avantaj sağlayacağı iddiası karşısında dehşete kapılıyor. Teknoloji devleri de anılan basmakalıp iddiayı gelecekteki hukuki düzenlemelere engel olmak için ileri sürüyor.
AB’deki hukuki düzenlemeler, veri aktarımını sınırlandırarak belirli kitlelerin ilgi alanlarını hedefleyen reklamları engelliyor olabilir. Ancak reklam verenlerin daha geniş kitlelere erişim sağlayan internet ortamındaki hizmetlere eğilimi göz önüne alındığında, Facebook ve Google’ın hâlâ avantajlı konumda olduğu görülüyor. Nitekim Facebook’un 2,2 milyar, Google’a ait olan YouTube’un ise 1,5 milyar aylık kullanıcısı bulunuyor.
Tüzük’ün hazırlık çalışmalarında yer alan Avrupa Veri Koruma Denetçisi Giovanni Buttarelli’ye göre, hukuki düzenlemelerin etkisini, yasayı yürürlüğe koyanlarla, iyi şekilde finanse ve organize edilmiş lobiciler ve avukatlarla mücadele edenler belirleyecek. Avrupa merkezleri İrlanda’da olan Facebook ve Google, İrlanda Veri Koruma Otoritesi tarafından denetime tabi tutuluyor. Buttarelli tüm Avrupa ülkelerinde yaklaşık 2 bin 500 kişinin denetime ilişkin çalıştığını söylüyor. Ancak Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu’nun da bulunduğu Brüksel ve Strasburg’daki lobicilerle karşılaştırıldığında, bu rakamın kayda değer olmadığını belirtiyor. Teknoloji devlerinin avantajlı konumunu kabul eden Buttarelli, buna karşılık Tüzük’ün özellikle daha çok veri işleyen şirketleri mercek altına alacağını ekliyor. Bu bağlamda, teknoloji devi olmanın hem avantaj hem de dezavantaj olduğuna değinen Buttarelli, küçük ve orta ölçekli şirketlerin farklı düzenlemelere tabi tutulacağını dile getiriyor.
Kullanıcıların rızasının alınması söz konusu olduğunda, Avrupa’nın Facebook ve Google’ı daha sıkı kurallara tabi tuttuğunu söylemek yanlış olmaz. Anılan teknoloji devlerinin ürün ve hizmet sunumlarını WhatsApp, Instagram gibi diğer uygulamalarla veri paylaşımı koşuluna bağlaması artık mümkün değil, çünkü rızanın bilgilendirilmeye dayalı olmasının yanı sıra, özgür iradeyle de açıklanması gerekiyor. Ancak söz konusu kural, küçük ölçekli şirketler bakımından uygulama alanı bulamıyor. Yine de büyük ölçekli şirketlerin Tüzük’e uyum çalışmaları sürecinde yer aldığını belirtmek gerekir.
Geçtiğimiz haftalarda Facebook, -sadece Avrupa’daki değil- tüm dünyadaki kullanıcılarına yönelik, hedefli reklam kullanımı ve yüz tanıma özelliğine onay vermeleri için bir rıza formu yayınladı. Ayrıca reklam veren şirketlerin Acxiom, Experian gibi veri simsarlarından satın aldıkları verilerle hedefli reklamlar oluşturmasını engelleyeceğini dile getirdi.


Yıllardır yeni düzenlemelere uyum çalışmaları yürüten Google, hedefli reklam gösteriminde kullanmak üzere kullanıcılarının Gmail iletilerini taramaya son verdi. Yakın zamanda yayıncılar için piyasaya sürdüğü yeni pazarlama ürünü ise, kişisel veriler yerine kullanıcıların ziyaret ettiği herhangi bir web sitesindeki haberler veya içeriğe dayanan reklamlar gösteriyor.
Öte yandan Facebook’un yeni rıza formları, kullanıcıların geniş ölçekte bilgi paylaşımını teşvik etmeye devam edeceği gerekçesiyle kamuoyunda kabul görmedi. Ayrıca Google, Avrupa’da güncellediği bir veri kullanım ilkesinin açık uçlu bir dille kaleme alınmış olmasından ötürü eleştirilerin hedefi oldu. Zira anılan ilke, rızanın genel nitelikli olmayıp belirli bir duruma özgülenmiş olması ve ilgili kişinin isteminin açık ve kesin bir göstergesi olması yönündeki şartlarını bir arada bulundurmuyordu.
Tüzük’e umut bağlayanların sayısı giderek artıyor; ancak vaatlerini yerine getirip getirmeyeceği, Tüzük’ün uygulanma biçimiyle şekillenecek.

17 Nisan 2018 Salı

Mavi Yakalı çalışanlar İK’dan ne bekliyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İnsan Kaynakları uygulamaları dendiğinde bugün aklımıza daha çok beyaz yakalı çalışanlara yönelik yapılan uygulamalar gelse de sirkülasyonun ve aidiyet probleminin oldukça sık yaşandığı Mavi Yakalı çalışanlar için de İnsan Kaynakları departmanına birçok görev düşüyor. Mavi Yakalı çalışanlar, işe olan bağlılıklarının artırılması için artık ücretten daha fazlasını talep ediyor.
Bedensel güçleriyle çalışan Mavi Yakalı çalışanlar ile zihinsel güçleriyle çalışan Beyaz Yakalı çalışanlar arasında kanun kapsamında çok bir fark olmasa da hem çalışma şartları açısından hem de İnsan Kaynakları yönetimi uygulamaları açısından birçok fark bulunuyor. Sirkülasyonun yaygın bir sorun olduğu Mavi Yakalı çalışanlarda işe olan aidiyetin artırılması için başta ücret konusu olmak üzere sosyal hakların tanınması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve motivasyon uygulamalarına daha da ağırlık verilmesi İnsan Kaynakları departmanlarının daha da odaklanması gereken konular olarak karşımıza çıkıyor.
Haberimiz kapsamında görüşlerine başvurduğumuz Mavi Yaka İnsan Kaynakları Genel Müdürü Bülent Yalçın ve AB Danışmanlık İzmir Ofisi Yönetici Ortağı Tamer Ashraf, Beyaz Yakalı çalışan ile Mavi Yakalı çalışan arasında İK yönetimi açısından ne tür farklar olduğunu, sirkülasyon oranı yüksek olan mavi yakalı çalışanlarla ilgili olarak İnsan Kaynakları departmanlarının ne tür önlemler alması gerektiğini ve Mavi Yakalı çalışanların İK’dan en çok ne beklediğini anlatıyor.


Mavi Yakalı çalışanların beklentileri değişmedi.

Mavi Yaka İnsan Kaynakları
Genel Müdürü
Bülent Yalçın
Mavi Yaka İnsan Kaynakları Genel Müdürü Bülent Yalçın, Mavi Yakalı çalışanların yönetiminin, Beyaz Yakalı çalışanlara göre daha zor olduğunu belirtiyor. Mavi Yakalı çalışanların başlıca sorunlarının, işverenler tarafından genellikle asgari ücret verilmesi, vardiyalı çalışılması, sosyal hakların yeterince sağlanamaması, zaman zaman sigortaların yapılmaması veya eksik yapılması olduğunu dile getiren Yalçın, “Bu sorunların çözümü konusunda, yıllar içerisinde kurumsal firmalar tarafından bir ilerleme sağlandığı görülse de, ücret ve vardiya konuları genel olarak sorun olmaya devam ediyor” diyor. Mavi Yakalı çalışanların işyeri aidiyetlerinin düşük olma nedenlerinin başında ücret yetersizliği geldiğini ifade eden Yalçın, Mavi Yakalı çalışanların beklentilerinde de yıllar içerisinde büyük bir değişiklik olmadığını anlatıyor. “Mavi Yakalı çalışan personelin çok büyük bir kısmının motivasyonu, ücretlerin artırılması ile sağlanabilir. Ücretini gününde alan ve yeterli bulan personel genellikle işyerlerinde kalıcı oluyor” diyor. Yalçın, çalışanların diğer beklentilerinin ise çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sosyal hakların tanınması olduğunu söylüyor.

Mavi Yakada İK uygulamaları değişiklik gösteriyor?

HRM Danışmanlık
İzmir Ofisi
Yönetici Ortağı
Sezen Kasap
HRM Danışmanlık İzmir Ofisi Yönetici Ortağı Sezen Kasap, çalışma ortamının ve işin gerekliliklerinin neden olduğu farklılıklar nedeniyle Beyaz Yakalı çalışanlar ile Mavi Yakalı çalışanlar arasında İK yönetimi uygulamalarının
değişiklik gösterdiğini belirtiyor. Seçme ve yerleştirme sürecinde Mavi Yakalı çalışanlarda aday havuzu oluşturulmasından mülakat tekniklerine kadar farklı yolların izlenildiğini belirten Kasap, “Bu noktada teknik bilgi testleriyle ve el-göz koordinasyon testleriyle desteklenen yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştiriliyor ve sonrasında istihdam edilen çalışanı tutundurma çalışmaları yapılıyor” diyor. Kasap, Mavi Yakalı çalışanlar için kariyer planlamasının önem taşıdığını vurgulayarak, “Öğrenmenin ve gelişmenin sürekli olduğu bir kariyer planının olması çok önemli. İK yönetimi açısından uygulanan süreçlerin Mavi Yakalı çalışanların ihtiyaç ve mesleki gelişimleri göz önüne alınarak tasarlanması gerekiyor” açıklamasını yapıyor.

Aidiyet duygusunu artırmak gerekiyor

Maaş konusu, sirkülasyon oranını düşürmek için her ne kadar önemli bir faktör olsa da günümüz koşullarında çalışanların şirkete olan bağlılıklarını artıran en önemli faktörün aidiyet duygusu olduğunu söyleyen Kasap, “Kariyer planlama çalışmaları ile Mavi Yakalı çalışanlara şirket içerisindeki mesleki ve kişisel gelişim olanaklarının aktarılması çok önemli. Eğitim ve gelişim programları, motivasyon artırıcı, takım bilinci, planlama, zaman yönetimi, iletişim gibi yetkinlikleri ölçme ve geliştirme imkanı sağlayan etkinlikler, güzel sonuç alınan uygulamalar arasında yer alıyor” diye konuşuyor. Kasap, gerçekleştirdikleri çalışan memnuniyeti anketlerinde iş güvenliğinin koşulsuz sağlanmasının yapılması gerekenlerin en başında yer aldığını belirtiyor ve servis uygulaması, erzak yardımı ve kreş olanağının mavi yaka çalışanların motivasyonunu artıran yan haklardan olduğunu söylüyor.

Mavi yakalı çalışanların talepleri

•Tanınma ve takdir
• Çalışan olarak haklarının korunması
• Çalışma koşullarının iyileştirilmesi
• İş sağlığı ve güvenliği ekipmanlarının kalitesi
• Kariyer olanakları, mesleki gelişim programları
• Adil bir performans değerlendirme ve ücret sistemi
• Motivasyon etkinlikleri

23 Mart 2018 Cuma

Türk Ekonomisinin Genel Görünümü

Tamer Ashraf
Son 15 yıldır istikrarlı büyümesi sayesinde Türk ekonomisi kaydadeğer bir performans sergilemiştir. Sağlam makro-ekonomik stratejiler, uygun mali ve para politikalar ve izlenen yapısal reformlar; yüksek büyüme oranları ve Türk ekonomisine duyulan güvenin artmasıyla sonuçlanmıştır.
Geniş yurtiçi piyasamız, rekabetçi ve dinamik özel sektörümüz, ulaşım, telekomünikasyon ve enerji sektörlerinde oldukça gelişmiş teknolojik altyapımız mevcuttur.
Ekonomik büyüme
Türkiye, Dünya Bankası 2017 yılı Nisan ayı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu verilerine göre 2016 yılında, satın alma gücü paritesine (SGP) göre dünyanın 13. ve Avrupa’nın 5. büyük ekonomisidir.
Türkiye 2010-2016 döneminde ortalama 6.3 % olan büyüme performansına sahip olmuştur. 2017 yılının ilk yarısında 5.1 %’lik büyüme gerçekleşmiştir. Ekonomimizin, 2017 yılı ilk yarısındaki Sözkonusu oranın 3.9 %’u yatırımlar ve ihracattan gelmektedir. Bu durum büyümemizin kalitesini göstermektedir. Nitekim üçüncü çeyrekte bu oran 11.1 % olarak gerçekleşmiştir. Böylece ilk dokuz aylık dönemde büyüme 7.4 %’e ulaşmıştır. Ülkemiz, 2017 yılının ilk üç çeyreği itibariyle OECD, Avrupa Birliği ve G20 ülkeleri arasında büyüme oranı bakımından birinci sırayı elde etmiştir. Büyüme oranımızın 2017 yılının tamamında ise 6,5 - 7 % oranında olması beklenmektedir.
Türkiye, 2018-2020 yılları Orta Vadeli Programı (OVP) hedeflerine göre, her üç yıl için de 5.5 % büyümeyi hedeflemektedir. OECD tahminlerine göre, Türkiye 2015-2025 döneminde 4.9 %’luk yıllık ortalama büyüme oranıyla OECD’ye üye ülkeler arasındaki en hızlı büyüyen ekonomilerden biri olacaktır.
Türk halkı 2016 yılında darbe teşebbüsü karşısında tarihe geçecek bir demokrasi zaferi elde etmiştir. Bu zorlu sürece rağmen, Türk ekonomisi gücünü korumayı başarmıştır. Özellikle 2017 yılı ikinci çeyreğinden itibaren Türkiye ekonomisine ilişkin ekonomik büyüme tahminlerini uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları tarafından yeniden gözden geçirmek durumunda kalmışlardır. Son olarak OECD 2017 yılı için ekonomik büyüme oranımızı 6.1 %’e yükseltmiştir.
Dış ticaret
Ülkemiz, 2016 yılında 341.1 milyar ABD Doları toplam dış ticaret hacmine sahip olup, bunun 142.5 milyar Doları ihracat, 198.6 milyar Doları ithalattır. 2005-2016 yıllarında ihracatın artış oranı Türkiye’de 6.4 %, dünyada ise ortalama 4.3 %’dür. Türkiye’nin ihracatının 2017 yılında 153.3 milyar, 2018 ve 2019 yıllarında ise sırasıyla 170 ve 193.1 milyar Dolar seviyesinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. İhracatımız için belirlenen 153,3 milyar ABD Doları hedefinin üzerine çıkıp ihracatımızın 156 milyar ABD Dolarını geçmesi beklenmektedir.


Türkiye, 2016 yılı itibariyle AB ile yaklaşık olarak 160 milyar Dolarlık bir ticaret hacmine sahiptir. AB ile aramızda devam eden Gümrük Birliği sanayi mallarını ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamına almaktadır. Türkiye AB’nin birinci, AB ise Türkiye’nin dördüncü ticaret ortağıdır. Gümrük Birliği’nin başka sektörleri de kapsayacak şekilde güncellenmesi halinde, AB ile ticaretimiz çok daha ileri noktalara taşınacaktır. AB tarafından Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yaratacağı etkilere dair bir analiz yaptırmıştır. 2016 yılında benzer bir çalışma ülkemiz tarafından da yapılmıştır. Sözkonusu çalışmadan çıkan sonuçlara göre, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin AB ekonomisinin büyümesine katkıda bulunacağı ifade edilmiştir.
Türkiye’nin Dış Ticareti (milyar $)
            2010   2011  2012  2013 2014  2015  2016
İhracat 113,9 134,9 152,6 151,8 157,6 143,9 143
İthalat 185,5 240,8 236,5 251,7 242,1 207,2 199
Hacim 299,4 375,7 389,1 403,5 399,7 351,1 342
Kaynak: TÜİK
Yabancı yatırımlar
Doğrudan yabancı yatırımlar için Türkiye önemli bir cazibe merkezidir. 2003–2016 yıllarında gerçekleşen doğrudan yabancı sermaye yatırımları 176,6 milyar ABD Doları’dır. 2017 yılı Ocak-Ekim döneminde ise 8,29 milyar ABD Doları tutarında doğrudan yabancı sermaye ülkemize girmiştir.
2012’den beri Türkiye Batı Asya’daki en büyük yabancı yatırım çeken ülke olmuştur.
Türkiye’de yabancı yatırımcılara yerel yatırımcılarla aynı haklar ve yükümlülükler veren yasal düzenlemeler yabancı yatırımlar için güvenli bir ortam sağlamaktadır.
Ticaret ve doğrudan yabancı yatırımlar bakımından Türkiye’yi benzersiz kılan özellik, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’ya açılan bir kapı özelliği taşımasıdır. Nitekim İstanbul’dan 4 saatlik uçuşla 60’den fazla ülkeye ve dünya ekonomisinin dörtte birini oluşturan geniş bir pazara erişim sağlanabilmektedir.
Türkiye'de 57 bin 649 yabancı sermayeli şirket faaliyet göstermektedir. Yerli ve yabancı ortaklı olan şirket sayısı 34 bin 573’dür.
Ülkemiz dünyanın en iddialı yatırım teşvik sistemlerinden birine sahiptir. Hükümetimiz her proje için ayrı bir teşvik imkanı oluşturmak için gerekli yetkiyi TBMM’den almıştır. Proje bazlı yatırım teşvik sistemi ile yatırımlarımızın önü açılmaktadır.

Özelleştirme
Hükümetin öncelikli gündem maddelerinden birini özelleştirme oluşturmaktadır. Özelleştirme sürecinin altındaki temel felsefe, devletin rolünün sağlık, temel eğitim, sosyal güvenlik, millî savunma ve geniş çaplı altyapı yatırımlarıyla sınırlamaktır. Bu Türkiye’nin özel sektöre dayanan gerçek bir serbest piyasa ekonomisi oluşturma hedefine uygundur.
OECD ülkeleri arasında özelleştirme sürecini hızla tamamlayan ve yüksek getiri elde eden ülkeler arasında ön sıralarda yer alan Türkiye’de, 1986-2003 yılları arasında yaklaşık 8 milyar Dolar, 2004-2015 yılları arasında 58 Milyar Dolar olmak üzere toplam 66 milyar Dolar civarında özelleştirme uygulaması gerçekleştirilmiştir.
18.11.2002 – 25.07.2017 döneminde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile 4046 sayılı Kanun’un 4. Maddesi doğrultusunda verilen yetkiye istinaden özelleştirme programındaki kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen uygulamalar kapsamında, 94 kuruluşta bulunan kamu paylarının blok satış, halka arz ve İMKB’de hisse senedi satışı yoluyla 10 liman, 81 elektrik santrali, 40 tesis/işletme, 3.483 taşınmaz, 3 gemi ve 36 maden sahası ile araç muayene hizmetlerinin de varlık satışı/işletme hakkı devri yoluyla özelleştirilmiş, ayrıca özelleştirme programındaki kuruluşların envanterinde kayıtlı bir kısım makine-teçhizat, demirbaş vb. varlıklar ile bu kuruluşlar adına tescilli markaların satışı yapılmıştır.
18.11.2002-25.07.2017 döneminde gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarı 59 milyar 558 milyon 255 bin ABD Dolarıdır.
Müteahhitlik Sektörümüz
Türk müteahhitlik sektörü dünyada Çin'den sonra ikinci sırada yer almaktadır.
İlk müteahhitlik projesini 1972'de Libya'da üstlenen sektör, bu yılın Temmuz ayına kadar geçen sürede 117 ülkede, toplam değeri 344,7 milyar dolar olan 9 bin 18 projeye imza atmıştır.
Sektörün son 10 yıldaki hizmetlerine bakıldığında 2008-2017 Temmuz döneminde 4 bin 152 proje üstlenilmiştir. Bu projelerin toplam tutarı 220,1 milyar dolar olarak hesaplanırken, bu tutar 45 yılda üstlenilen 344,7 milyar dolarlık proje tutarının 64 %'üne karşılık gelmektedir.
Ortalama proje bedeli açısından da son 10 yılda önemli gelişme kaydedilmiştir. Bu kapsamda, 2008 yılında ortalama proje bedeli 37,1 milyon ABD Doları iken bu tutar yaklaşık 2 katına çıkarak 2017 yılının temmuz ayı itibarıyla 79,3 milyon ABD Dolarına ulaşmıştır.
Türk müteahhitlerin son 45 yılda üstlendiği projelerin ülkeler bazında dağılımı değerlendirildiğinde ilk sırada 67,6 milyar ABD Doları ve yüzde 19,6 pay ile Rusya yer almaktadır. Bu ülkeyi 46,8 milyar ABD Doları ve yüzde 13.6 % pay ile Türkmenistan, 28,9 milyar dolar ve yüzde 8.4 % pay ile Libya takip etmektedir.
Sektörel açıdan bakıldığında ise karayolu, tünel ve köprü projeleri 44,1 milyar ABD Doları ile Türk müteahhitlerinin en çok iş yaptığı alanlar olmuştur. Konut projeleri 43,7 milyar ABD Doları ile ikinci, ticaret merkezi projeleri 29,1 milyar ABD Doları ile üçüncü sırada kendine yer bulmuştur.
2017 yılı itibariyle küresel ölçekte faaliyet gösteren dünyanın en büyük 250 inşaat firmasından 45’i Türk firmalarıdır.
Bu firmalardan 7'si ilk 100 firma arasında kendine yer bulurken, ilk kez 2 Türk firması 3 milyar ABD Doları üzerindeki gelirleriyle ilk 50 firma arasında sayılmıştır.
Turizm
Dünyanın 6. en popüler turizm merkezi olan Türkiye (2015) , yılda 30 milyonun üzerinde turist çekmekte olup ziyaret edenlerin sayısı yıldan yıla artmaktadır. Turizm sektörü, 2023 yılı itibarıyla yılda 50 milyon turist ziyareti ve 50 milyar ABD doları gelir hedeflemektedir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, 2016 yılında Türkiye'ye gelen yabancı ziyaretçilerin sayısı 30,9 milyon iken, aynı yıl turizm sektörünün elde ettiği toplam gelir yaklaşık 18,7 milyar ABD dolarıdır.
Turizmde 2017 yılı içinde % 29’luk artış yaşanmıştır. 2017 yılı Ocak-Eylül döneminde 26 milyon turist ülkemizi ziyaret etmiştir. Aynı dönemde 15.5 milyar ABD Doları turizm geliri elde edilmiştir.
2017 yılının Ocak – Eylül döneminde ülkemize en fazla yabancı turist gönderen ülkeler sıralamasında Rusya Federasyonu (15.82 % - 4.122,305 kişi) birinci, Almanya Federal Cumhuriyeti (11.22 % - 2.923,152 kişi) ikinci, İran İslam Cumhuriyeti (7.28 % - 1.895,907 kişi) üçüncü sırada yer almaktadır.
Gelen yabancı ziyaretçi sayısı esas alındığında Antalya, Türkiye'nin en çok tercih edilen şehridir. 2014 yılında ülkeye gelen yabancı turistlerin % 34'ü tarafından ziyaret edilen Antalya'nın merkezi ile çevresindeki Kemer, Belek ve Kaş gibi beldelerde 500'den fazla 4 yıldızlı ve 5 yıldızlı otel bulunmaktadır.
7.200 km uzunluğunda kıyı şeridi bulunan Türkiye 436 adet mavi bayraklı plajıyla, 578 adet mavi bayraklı plajı bulunan İspanya'nın ardından 38 ülke arasında 2. sırada yer almaktadır. Türkiye'de ayrıca 22 adet mavi bayraklı yat limanı bulunmaktadır.
Elverişli coğrafi konumunun da yardımıyla küresel bir bağlantı noktası olma özelliği gittikçe artan İstanbul, yılda 12 milyon ziyaretçi ile Master Card 2016 Global Hedef Şehirleri Endeksi'nde en çok ziyaret edilen şehirler arasında Avrupa’da 3. sıraya yükselmiş bir cazibe merkezi konumundadır.


Para Politikası
Türkiye, istikrarlı ekonomik büyümeyle birlikte kamu maliyesinde gelişme kaydetmiştir; AB tanımlı genel yönetim nominal borç stoku 2002-2016 yılları arasında 72.1 %’den 28.3 %’e gerilemiş ve Türkiye, AB-Maastricht kriterleri arasında yer alan “azami % 60 oranında kamu borç stoku” ilkesine 2004 yılından bu yana uyar hale gelmiştir. Benzer şekilde, bütçe açığının GSYİH’ye oranı 2003-2016 yılları arasında 10 % 'dan 2 %’nin altına gerileyerek AB-Maastricht kriterlerinin bütçe dengesi için öngördüğü ilkeye uyum sağlamaya başlamıştır.
2016 yılında tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) 8.53 % oranında gerçekleşmiştir.
Rezervler
15 Aralık 2017 tarihi itibariyle Merkez Bankası toplam rezervleri 113.582 milyar ABD Doları olarak kaydedilmiştir.