Google sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Google sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Yasalar, İnternette kişisel verileri koruyabilecek mi?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Avrupa Birliği, internette kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine yönelik geniş kapsamlı hukuki düzenlemeleri önümüzdeki ay yürürlüğe sokuyor.


Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) halk arasındaki yaygın inanışa göre, Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devlerinin internet ortamında özel hayatın gizliliğine riayet etmeleri ancak hukuki bir düzenlemeyle mümkün görünüyor. Buna karşılık, anılan düzenlemeler, internet dünyasına öncülük eden Facebook ve Google’ın hakimiyetini güçlendirmelerine hizmet etmekten öteye geçemiyor.
Bu bağlamda, önümüzdeki ay Avrupa Birliği’nde (AB) yürürlüğe girecek olan kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine yönelik geniş kapsamlı hukuki düzenlemeler göze çarpıyor. Kişisel verilerin işlenmesi halinde, teknoloji şirketlerine, ilgili kişilerin rızalarını alma zorunluluğu getiren kurallar, esasen Facebook ve Google’ın elini güçlendirebilir. Zira söz konusu kişisel veriler olduğunda, tedbirli tüketiciler henüz tanınırlığı olmayan yeni girişimlere nazaran bilinen isimlere daha çok güvenmeye eğilim gösteriyor. Ayrıca anılan düzenlemeler, yeterli kaynaklara sahip olmayan yeni girişimleri, büyük şirketlerle rekabet etmekten caydırıyor.
İnternette özel hayatın gizliliğine ilişkin geçmiş yıllardaki hukuki girişimler de büyük teknoloji şirketlerinin gücünü azaltmakta başarılı olamadı ve netice olarak onlara zarar vermek bir yana, nemalanmalarına sebep oldu.


Özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralların rekabetin işleyişi üzerindeki etkilerine bakıldığında, hukuki düzenlemelerin daha çok görevlilere yardımcı olduğu görülüyor. Bu bağlamda, özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralların rekabetçilik karşıtı etkilerinin olduğu gözlemleniyor. Zira kişisel verilerin işlenmesine ilişkin kullanıcılardan alınması gereken rıza, köklü şirketlere kıyasen genç girişimcilere daha pahalıya mal oluyor.
Yine de Facebook ve Google’ın bu kurallar silsilesine binaen gücüne güç katması uzak bir ihtimal gibi görünüyor. Nitekim Silikon Vadisi şirketleri aylardır kişisel verileri toplama ve işleme yöntemlerine ilişkin inceleniyor. Geçtiğimiz günlerde Cambridge Analytica adlı siyasi araştırma şirketinin yaklaşık 87 milyon Facebook kullanıcısının rızaları olmaksızın topladığı kişisel verilerin, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasında kullanıldığı ortaya çıktı. Cambridge Analytica skandalı olarak gündeme damgasını vuran olay, Facebook’u ciddi ölçüde sarstı. Şirketin kurucusu Mark Zuckerberg’i ABD Kongresi önünde ifade vermeye kadar götüren skandal neticesinde, Zuckerberg milyonlarca kullanıcısının kişisel verilerini layığıyla koruyamadığı için özür diledi.
Google da YouTube üzerinden sunmakta olduğu video barındırma hizmetine ilişkin benzer sorunlarla mücadele ediyor. Arama motoru devinin -daha fazla olmasa da- en az Facebook kadar dayanıklı bir veri toplama mekanizması olduğuna inanılıyor. Buna karşılık Google, özellikle veri koruma otoritelerinin bu inancını savuşturmaya çalışıyor.
Bu gelişmeler üzerine Arjantin ve Brezilya gibi ülkeler de hedefli reklamlar için, Facebook gibi ortamların kullanıcı veri tabanlarını kullanan şirketleri dikkate alarak, Avrupa tarzında özel hayatın gizliliğine ilişkin kuralları araştırıyor. Benzer şekilde ABD’deki kanun koyucular da Zuckerberg’in ifadesi üzerine, Silikon Vadisi’ne yönelik hukuki düzenleme yapma konusuna daha ılımlı yaklaşıyor.
Buna karşılık, özel hayatın gizliliğiyle ilgili geçmişteki hukuki düzenlemeler, teknoloji şirketlerinin gücünü azaltmaya yönelik kayda değer ilerleme sağlayamadı. Gerçekten de Facebook, Google ve diğer şirketlerin gücünü test etme girişimleri akabinde Avrupa’da meydana gelen gelişmeler bu tespiti doğruluyor.
AB’nin en yüksek mahkemesi olan Avrupa Birliği Adalet Divanı, insanların internet ortamında “unutulma hakkı”na sahip olduğuna karar verdi. Buna göre, kişilerin Google ve diğer arama motorlarına, arama sonuçlarından ilgili bağlantıların kısmen kaldırılması talebinde bulunmaları mümkün hale geldi. Anılan kararın verildiği günden bu yana Google, Avrupa’da hangi bilginin internet ortamında tutulacağına karar veren mercii pozisyonunu korumaya devam ediyor. Zira her bir talebi değerlendirme ve karara bağlama görevini, “unutulma hakkı”nın yükümlüsü olarak Google yerine getiriyor.


Bir başka gelişme, 2011 yılında Avrupa Birliği’nde “çerez” kullanımına ilişkin yürürlüğe giren direktif özelinde yaşandı. Buna göre web sitelerine, ziyaretçilerini çerez aracılığıyla izlemeleri ve böylelikle elde ettikleri tarama geçmişi bilgilerini kullanarak veri toplamaları halinde uyarıda bulunma yükümlülüğü getirildi. Ancak anılan düzenleme, şirketlerin işleyişini değiştirmek yerine, bilgi akışını kesintiye uğratarak kullanıcılar için web sitesi deneyimini rahatsız edici hale getirdi. Dolayısıyla kullanıcılar, genellikle izlemeye ilişkin açıklamaları okumaksızın, bir an önce uyarı pencerelerinden kurtulmak için web sitelerinin çerezleri aracılığıyla izlenilmeye onay veriyorlar.
Kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliğine ilişkin devam eden karmaşa, Facebook ve Google’ın ne işlerini ne de kullanımını azaltıyor. Nitekim Zuckerberg’in açıklamalarına göre, Cambridge Analytica skandalının Facebook’un işlerinde önemli bir etkisi olmadı. Hatta geçtiğimiz hafta açıklanan bilançoya göre, Facebook’un yılın ilk çeyreğinde satış gelirlerinin yüzde 50, net karında ise yüzde 63 artış gösterdiği görülüyor. Yine Google, büyümeye devam eden reklam işlerine binaen ilk çeyrekte yüzde 26 gelir artışı açıkladı.
AB’de 25 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girecek olan Genel Veri Koruma Tüzüğü teknoloji şirketleri bakımından önem arz ediyor. Zira tüzük, şirketlerin kişisel verileri toplaması, saklaması ve işlemesine ilişkin birtakım kısıtlamalar getiriyor. Buna göre, şirketlerin kişisel verilerin hangi amaçla işleneceğini açık ve anlaşılır bir dille açıklama ve bu verilere kimlerin, hangi amaçlarla erişebileceğini ayrıntılı biçimde anlatma yükümlülükleri bulunuyor. Dolayısıyla artık şirketler, anlaşılması güç ve genellikle göz ardı edilen hizmet koşullarının arkasına saklanamıyor; kullanıcıların kişisel verilerinin işlenmesine ilişkin bilgilendirilmeyi yaparak rızalarını almaları gerekiyor.
Avukatlar ve danışmanlık şirketlerine göre ise Tüzük esasen büyük teknoloji şirketlerini dizginlemeyi amaçlamıyor. Benzer şekilde, bazı özel hayatın gizliliği destekçileri, Tüzük’ün halihazırda güçlü teknoloji şirketlerine avantaj sağlayacağı iddiası karşısında dehşete kapılıyor. Teknoloji devleri de anılan basmakalıp iddiayı gelecekteki hukuki düzenlemelere engel olmak için ileri sürüyor.
AB’deki hukuki düzenlemeler, veri aktarımını sınırlandırarak belirli kitlelerin ilgi alanlarını hedefleyen reklamları engelliyor olabilir. Ancak reklam verenlerin daha geniş kitlelere erişim sağlayan internet ortamındaki hizmetlere eğilimi göz önüne alındığında, Facebook ve Google’ın hâlâ avantajlı konumda olduğu görülüyor. Nitekim Facebook’un 2,2 milyar, Google’a ait olan YouTube’un ise 1,5 milyar aylık kullanıcısı bulunuyor.
Tüzük’ün hazırlık çalışmalarında yer alan Avrupa Veri Koruma Denetçisi Giovanni Buttarelli’ye göre, hukuki düzenlemelerin etkisini, yasayı yürürlüğe koyanlarla, iyi şekilde finanse ve organize edilmiş lobiciler ve avukatlarla mücadele edenler belirleyecek. Avrupa merkezleri İrlanda’da olan Facebook ve Google, İrlanda Veri Koruma Otoritesi tarafından denetime tabi tutuluyor. Buttarelli tüm Avrupa ülkelerinde yaklaşık 2 bin 500 kişinin denetime ilişkin çalıştığını söylüyor. Ancak Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu’nun da bulunduğu Brüksel ve Strasburg’daki lobicilerle karşılaştırıldığında, bu rakamın kayda değer olmadığını belirtiyor. Teknoloji devlerinin avantajlı konumunu kabul eden Buttarelli, buna karşılık Tüzük’ün özellikle daha çok veri işleyen şirketleri mercek altına alacağını ekliyor. Bu bağlamda, teknoloji devi olmanın hem avantaj hem de dezavantaj olduğuna değinen Buttarelli, küçük ve orta ölçekli şirketlerin farklı düzenlemelere tabi tutulacağını dile getiriyor.
Kullanıcıların rızasının alınması söz konusu olduğunda, Avrupa’nın Facebook ve Google’ı daha sıkı kurallara tabi tuttuğunu söylemek yanlış olmaz. Anılan teknoloji devlerinin ürün ve hizmet sunumlarını WhatsApp, Instagram gibi diğer uygulamalarla veri paylaşımı koşuluna bağlaması artık mümkün değil, çünkü rızanın bilgilendirilmeye dayalı olmasının yanı sıra, özgür iradeyle de açıklanması gerekiyor. Ancak söz konusu kural, küçük ölçekli şirketler bakımından uygulama alanı bulamıyor. Yine de büyük ölçekli şirketlerin Tüzük’e uyum çalışmaları sürecinde yer aldığını belirtmek gerekir.
Geçtiğimiz haftalarda Facebook, -sadece Avrupa’daki değil- tüm dünyadaki kullanıcılarına yönelik, hedefli reklam kullanımı ve yüz tanıma özelliğine onay vermeleri için bir rıza formu yayınladı. Ayrıca reklam veren şirketlerin Acxiom, Experian gibi veri simsarlarından satın aldıkları verilerle hedefli reklamlar oluşturmasını engelleyeceğini dile getirdi.


Yıllardır yeni düzenlemelere uyum çalışmaları yürüten Google, hedefli reklam gösteriminde kullanmak üzere kullanıcılarının Gmail iletilerini taramaya son verdi. Yakın zamanda yayıncılar için piyasaya sürdüğü yeni pazarlama ürünü ise, kişisel veriler yerine kullanıcıların ziyaret ettiği herhangi bir web sitesindeki haberler veya içeriğe dayanan reklamlar gösteriyor.
Öte yandan Facebook’un yeni rıza formları, kullanıcıların geniş ölçekte bilgi paylaşımını teşvik etmeye devam edeceği gerekçesiyle kamuoyunda kabul görmedi. Ayrıca Google, Avrupa’da güncellediği bir veri kullanım ilkesinin açık uçlu bir dille kaleme alınmış olmasından ötürü eleştirilerin hedefi oldu. Zira anılan ilke, rızanın genel nitelikli olmayıp belirli bir duruma özgülenmiş olması ve ilgili kişinin isteminin açık ve kesin bir göstergesi olması yönündeki şartlarını bir arada bulundurmuyordu.
Tüzük’e umut bağlayanların sayısı giderek artıyor; ancak vaatlerini yerine getirip getirmeyeceği, Tüzük’ün uygulanma biçimiyle şekillenecek.

16 Mart 2018 Cuma

Blog Yazarak Para Kazanmak

Tamer Ashraf
Lafı hiç dolandırmadan blogdan para kazanmanın mümkün olduğunu müjdelemek istiyorum. Evet! siz de blog yazarak ciddi anlamda gelir sağlayabilirsiniz. Peki ama nasıl? Blog yazarak nasıl para kazanabilirim? Tüm bu sorularınızın cevabını kafanızı karıştıracak teknik terimler kullanmadan vereceğim. Bu makalemde HTML, CSS dersinden ziyade sıfır bilgisi olan bir yazarın para kazanabileceği bir bloğa sahip olmasını amaçlıyorum. Tek yapmanız gereken şuanda başlamış olmak için bu makaleyi sabırla okumak.
Müjde! Ben de web tasarım veya grafik tasarımı bilmiyorum. Benim bilmiyor olmamın size müjdelenecek tarafı ise; bloğumdan para kazanıyor olmam. Eğer web tasarıma ilgi duymuyorsanız üzülmeyin. Bu konuda araştırma yapmanıza gerek yok. Blogdan para kazanmak için çok farklı görsellere sahip, sıradışı bir tasarıma da ihtiyacınız yok. Aksine basit bir tasarım size daha çok ziyaretçi ve daha çok para kazandıracaktır.
Henüz bir blog sahibi değilseniz aşağıdaki yeşil paragrafı okuyun. Hali hazırda bir bloğunuz varsa hemen para kazanmak için yeşil paragrafı okumadan atlayın.
Bu site (www.hizliadam.com) gibi özel alan adına sahip, wordpress tabanlı, profesyonel görünümde blog istiyorsanız gözünüz korkmasın. Bu çok basit! Blogger olmak için nereden başlayacağım, nasıl yapacağım? gibi sorular yüzünden belki aylardır belki de yıllardır bloğunuzu açamadınız değil mi? Eminin, işlem sırasını biliyor olsaydınız hiç beklemez o blog sayfasını kurardınız. Öyleyse daha fazla kendinize mazeret üretmeyin. Sizle öyle bir kaynak paylaşacağım ki tek tek, adım adım, görsel anlatımlarla desteklenmiş bir şekilde, hızlıca bloğunuzu kurabileceksiniz. 

Artık Blog Sayfanız Var. Para Kazanma Kısmına Geçelim

Adım 1
Bloğunuza spesifik bir konu belirleyin. Her telden blog hiçbir telden çalamaz. “Hayata dair herşey” sloganıyla yüzlerce blog çöp olup gitti. Bloğunuzun konusu varsa ziyaretçisi de olur. Ziyaretçisi varsa parayı ister istemez kazanır. Bu yüzden devamlı yazabileceğiniz bir konu belirleyin. Örneğin hizliadam.com pazarlama, satış, kariyer,kazanç ve iş dünyası hakkında makaleler paylaşır. Genel anlamıyla kişiye maddi gelir sağlayacak yöntem ve bilgileri konu alır. Siz otomobilleri seviyorsanız otomobil konulu blog yazın. Konular sınırsızca çoğaltılabilir. Fotoğrafcılık, gezi, moda, sağlık, eğitim, sosyalmedya, kişisel gelişim, ekonomi, kariyer vb. En iyi anladığınız konuyu seçin ve sürekli seçtiğiniz konuyla ilgili makaleler paylaşın.
“Körler çarşısında ayna satma; sağırlar çarşısında gazel atma” (Hz. Mevlana)
Adım 2
Bloğunuza kimlik kazandırın. Kimlik derken? Yani, size ait bir logo tasarlayın. Logo tasarlamak sandığınız gibi zor bir işlem değildir ve bunu kendiniz bile kolayca yapabilirsiniz. Benim tavsiyem: Logaster ‘ı kullanın. Logaster, logo ve kurumsal kimlik elemanları oluşturmak için çevrimiçi bir hizmettir ve birkaç dakika içinde kolayca profesyonel logo oluşturabilirsiniz. Logo oluşturma işlemi herhangi bir teknik beceri gerektirmez. Sadece blog site veya markanızın adını girin ve konusunu (ya da iş türünü) seçin; Logaster farklı logo seçenekleri de sunacaktır. Bu servisle web sitesi veya blog için ÜCRETSİZ olan küçük boyutlu logo indirebilirsiniz. Kesinlikle işinizi görür 😉
Dikkat edin ünlü web sitelerine: Mesela, sahibinden.com’u düşünün. Sarı dikdörtgen içine sıradan puntolarla yazılmış sahibinden.com’dan başka birşey göremezsiniz. Yazımın başında belirttiğim gibi: Sıradışı tasarıma ihtiyacınız yok. Ne kadar basit tasarım o kadar kolay erişim demektir. Dünyanın en iyi arama motoru google’ın bile logosu 6 adet sıradan renkli puntodan oluşur. Önemli olan size özgü olması, sizi hatırlatmasıdır.
Adım 3
Üç-dört adet makale yazın. Yazdığınız makaleler okuyucuya fayda sağlamayı amaçlasın. Mesela ben bu makalemde size para kazandırabilecek bir yöntemden bahsediyorum. Siz de iyi fotoğraf nasıl çekilir, hangi otomobili tercih etmeli, sağlıklı yaşam için prasanın önemi gibi ilgilendiğiniz konu her neyse fayda içeren birkaç makale oluşturun. Tabi üç-dört makaleyi başlangıç olarak söylüyorum. Temeli oturttuktan sonra asıl işimiz sadece makale yazmak olacak. Günde bir makale, haftada iki üç makale yazmak bile size ciddi gelir sağlayabilir. Acele etmeyin. Bu bir süreçtir. Bazen 2 ayda bazen 12 ayda kazanmaya başlarsınız. Eğer bugünden itibaren güzel paralar kazanacağım ümidiyle bir blog açarsanız muhtemelen hayal kırıklığı ile tüm şevkiniz kaçacaktır. Dolayısıyla kazanç kısmında biraz sabırlı olmalısınız.
İlk makaleniz de dahil olmak üzere yazarken bazı önemli konulara dikkat edin:
Doyurucu makale nasıl yazılmalı? konusunda araştırma yapın. Bu konu ile ilgili sizin için bir makale oluşturacağım. hizliadam.com’u takip edin. Şuan için kısaca bahsedeyim:
Her makalede en az bir görsel olmalı. Makalenize ekleyeceğiniz fotoğraf, resim kısacası görsel içerik okuyucunun ilgisini arttırır. Aynı zamanda google görsel aramalarda yer alarak ziyaretçi kazanırsınız.
Yazdığınız makale okuyucuya fayda sağlasın. “Ben bunu da biliyorum değil, size bunu da öğretmek isterim” mantığında olun. Çünkü ziyaretçiler sizin egonuzla hiç ama hiç ilgilenmeyecektir. Şuan siz bu makaleyi aradığınız bilgiye ulaşmak için okuyorsanız diğer tüm internet kullanıcıları da aynı mantıkla makale okur unutmayın.
Yazdığınız makaleler özgün olmalı. Başka sitelerden kopyala yapıştır yaparsanız google amca kulağınızı çekiyor ve sizi aramalarda en son sayfalara atıyor. Google’ın bunu algılayabilen algoritması var. Duplicate Content (kopya içerik) Bundan hiç şüphe etmeyin. En güzeli de yazdığınız makaleler çalınacak korkusundan kurtulacak olmanızdır. Bırakın çalsınlar. Sizin makalenizi kopyala yapıştır yapan kişiler arama sonuçlarında mevcut durumlarından daha geriye gidiyor. Bu da sizin daha ön sayfalara yerleşmenizi sağlıyor.
Uzun makaleleri parçalara ayırmayı unutmayın. Paragraflar, ara başlıklar, maddeler vs makalenizin daha akıcı olmasını sağlar.
adım 4
Artık sade tasarıma sahip, kafa karıştırmayan bir bloğunuz var. Üstelik kendine ait bir de logosu var. Sıra geldi sosyal platformlara. Hemen bloğunuzun facebook sayfasını, twitter sayfasını ve googleplus sayfasını oluşturun. Sevdiğiniz başka sosyal platformlar varsa oralarda da sayfa oluşturun. Oluşturduğunuz sayfalarda sabahlara kadar birşeyler paylaşmak zorunda değilsiniz. Zamanla yayınladığınız makalelerin başlığını, adresini paylaşmanız yeterli olacaktır.
adım 5
Makalelerinizin altına paylaş butonları ekleyin. Sosyal medyada paylaşımlar size yüksek ziyaretçi sağlar. Bugün büyük firmaların %90’ı sosyal medyanın desteğini arkasına almış durumda. Her markanın facebook, twitter vs sosyal paylaşım platformunda sayfası var. Sizin de olmalı. Sizin yazdığınız yazıların da sosyal medyada paylaşılabilir olması önemli tabi.
adım 6
Feedburner gibi eposta abone listesi oluşturabileceğiniz bir servise abone olun. Ziyaretçileriniz eposta adresini paylaştığında yeni yazdığınız makaleler kendilerine bildirim olarak gider. Bu eposta listesini ilerleyen zamanlarda farklı tanıtımlarınız için kullanabilirsiniz. Buradaki hassas nokta ziyaretçileri rahatsız etmeyecek sıklıkta eposta göndermektir. Haftada bir kez veya iki kez eposta gönderin. Ben genelde haftada bir kez veya iki haftada bir kez eposta gönderirim. Bu nedenle hiçbir ziyaretçim eposta adresini paylaştığına pişman olmaz. Aksine yeni yazdığım makaleye ilgi duyar ve tekrar ziyaret eder.
adım 7
bumerang.hurriyet.com.tr adresine giderek bumerang üyesi olun. Bumeranga üye olarak size verilen teklifleri değerlendirir ve bloğunuzda paylaştığınız tanıtımlardan para kazanırsınız. Bununla birlikte yazarkafe’de içerik paylaşma imkanınız olur. YazarKafe’ye üye olun. Hürriyet’in yazarkafe servisi tüm blogları bir araya toplayan başarılı bir platformdur. Benim gibi bazı kullanıcılar tek tek bloglarda gezinmek yerine yazarkafede ilgilendiği kategorideki makalelere bakar ve ilgilendiği başlığa tıklayıp makalenin sahibi olan bloğa gider. Siz de yazdığınız makaleleri Yazarkafe’ye gönderin. Bu şekilde ben ve diğer yazarkafe ziyaretçileri sizi daha kolay bulsun. Makaleleriniz daha çok okunsun. Nekadar çok ziyaretçi; ilerleyen süreçte okadar çok kazanç demektir.
adım 8
Belirli bir düzen oturttunuz ve ondan fazla makale yazdınız. Gidin şimdi google adsense hesabına kayıt olun. Google’ın tıklama bazlı reklam servisidir. Üstelik tamamen yazdığınız konularla alakalı reklamlar gösterilir. Bunun için ekstra birşey yapmanıza gerek yok. Google adsense kodunu bloğunuzun görünmesini istediğiniz yerlerine entegre ettikten sonra google tarafından reklamlar otomatik gösterilir. Ziyaretçinin ilgi alanına göre blog konunuza da bağlı olarak farklı farklı reklamların çıktığını göreceksiniz. Günlük belirli bir ziyaretçi sayısına ulaştıktan sonra her ay artan adsense gelirini keyifle takip edin. Tıklama başına 0.30 kuruş civarı bir para kazanacaksınız. Küçümsemeyin. Zira şuanda içinde bulunduğunuz bloğun en güçlü gelir kaynağı google adsense reklamlarıdır.
Adsense reklamlarını yerleştirirken google’ın tavsiyelerine kulak verin. Sayfayı reklama boğmayın. Ziyaretçiye fayda sağlamak birinci önceliğiniz olduğu için gelen ziyaretçi kendini ticarethanede hissetmemeli. Ki böyle bir durumda zaten google adsense iş birliğinizi onaylamayacaktır.
adım 9
Yazılarınıza yorum yapılmasına müsade edin. Basit bir yorum paneliniz olursa daha fazla yorum alırsınız. Herhangi bir makalenize yapılan her yorum sayfanızın güncellendiği anlamına gelir ve google tarafından yeniden indexlenir. Aynı zamanda her yorum makalenize ek bir bilgi kazandırmış olur ki google aramalarında sırf yorumdaki bir kelime tespit edilerek sayfanız gösterilebilir. Kısacası her yorum peşinden yeni ziyaretçileri sürükler.
adım 10
Son adım ise beklemek. Bekleyin teklif gelsin. Bekleyin ziyaretçi gelsin. Bekleyin reklamlara tıklansın. Kaliteli bir blog oluşturabildiyseniz bekleyin birileri sizi fark etsin.
Bloğunuza “Hakkında” ve “İletişim” sayfası eklemeyi unutmayın. Sizi tanımak isteyen ve sizinle iletişim kurmak isteyen kişi/kurumlar olacaktır. Size gelecek iş ortaklığı tekliflerini değerlendirmek istiyorsanız “Hakkında” ve “İletişim” sayfasına ihtiyacınız var. Yine en yakın örnek hizliadam.com’u vermek durumundayım. Daha birkaç gün önce x ajanstan yazarlık teklifi aldım. Önce bloğumu ziyaret ettiler sonra birkaç makalemi okudular ve kim olduğumu merak ettiler. “Hakkında” sayfasını ziyaret edip bu işi yapıp yapamayacağım konusunda netleştikten sonra “İletişim” sayfasından teklif gönderdiler. Ben de değerlendirdim.

Dikkat!

Buraya kadar sade tasarımlı, kimliği olan ve özgün makalaler paylaşan bir blog profili oluşturduk. Sosyal medya entegrasyonunu sağladık. İnsanlara yorum yapma özgürlüğünü verdik. Eposta abone listesi oluşturduk. Yazarkafe vb platformlara üye olduk. Google reklamlarımızı yerleştirdik. Herşey güzel ve olması gerektiği gibi. Aslında bukadarı yeterli. Bundan sonra sadece makale yazın ve paylaşın.
Blog yazarak kazanılan paranın miktarını merak ediyorsanız şu yazımı okuyabilirsiniz: Blog Yazarak Ayda Ne Kadar Para Kazanılır?
ŞİMDİ İSE BİRÇOK BLOG YAZARININ YAPTIĞI BASİT HATALAR KONUSUNDA SİZİ UYARMAK İSTİYORUM.
Makalelerinize eklediğiniz görseller MB’lar seviyesinde olmasın. Yüksek kalitede resim paylaşacağım derken 10 saniyede yüklenebilen bir blog sahibi olabilirsiniz. 3 saniyeden geç sürede yüklenen web sayfaları genelde yüklenmesi beklenmeden terk edilir.
Bloğunuzu java saat, takvim gibi anlamsız eklentilerle süslemeye kalkmayın. Hiç kimse saate bakmak için ya da takvimi görmek için bloğunuzu kullanmayacaktır. Her bilgisayarın sağ alt köşesinde bu imkan var zaten.
Okuyucuların gözüne sokarcasına büyük puntolar kullanmayın. Rengarenk yazılar yazmayın. Tercihinizi sade olmaktan yana kullanın.
İlle de makale yazmalıyım. Kaç gün oldu yeni bir konu bulamadım düşüncesiyle gelişi güzel bir makale yazmayın. Haftada bir yazabiliyorsanız birtane olsun. Fakat kaliteli olsun. Bloğunuzu makale çöplüğüne çevirmeyin.
“Bu makale de çok uzunmuş, kim uğraşacak bunlarla” demeyin. Makale uzun olsa da uygulaması kendiliğinden gelişen kısa bir süreçtir. Hepsini bir güne sığdırmak zorunda değilsiniz.
“Kazanan kazanıyor. Adamlar piyasanın kurdu olmuş” demeyin. Dijital Medya büyük bir pasta ve herkese yetecek kadar dilimi var. Siz de kazanabilirsiniz.

13 Ocak 2019 Pazar

Yaratıcı ekiplerle çalışmanızı kolaylaştıracak 8 araç

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Hepimizin profesyonel hayatında yaratıcı ekiplere ihtiyacı var. Sanatçı ruhlu, eşsiz algıları olan ve yaptıkları her şeye ruh katan insanlar onlar. Onlar sayesinde bir pazarlama kampanyası olduğundan daha iyi olabilir ya da tam tersi. Kreatif ekipler ve insanlar olmadan bir çalışma ortamı düşünülemez bile.


Ne var ki genel olarak yaratıcı insanların zamanlama ve düzenlilik ile ilgili bazı sorunları oluyor. Bu da ister istemez işin genel akışında aksamalara sebep oluyor. Onlarsız bir hayat düşünemeyeceğimizi söylemiştik. Peki onlarla nasıl daha rahat orta noktada buluşur ve işleri daha verimli bir şekilde hallederiz? Bu konuda birkaç araç kullanarak herkesi rahatlamamız mümkün olabilir.

1. CoSchedule


Farklı birimler birbirleriyle uyum içinde çalışmalıdır. CoSchedule, dünyanın çok sevdiği pazarlama takvimi uygulaması, sayesinde bunu yapmak mümkün. Bu aracın içinde analizler, üretim takvimleri ve diğer birçok özelliği ile yeni müşterilere erişmenizi çok kolaylaştıracak.

2. Microsoft To-Do


Yaratıcı ekip üyeleri buna çok yanaşmasalar da biraz olsun düzenlilik hayat kurtarıcı olabilir. Wunderlist’in yaratıcıları tarafındna geliştirilen görev yönetim uygulaması To-Do bu düzeni sağlamanıza yardımcı oluyor. Herkes bu aracın içinde görevlerini yazabilir, ne zaman bitmesi gerektiğini takip edebilir ve hatırlatıcılar sayesinde işlerin atlanmamasını sağlayabilir. Buna ek olarak bir de Office 365 ile de entegre olarak çalışıyor Microsoft To-Do.

3. Toggl


İtiraf edelim hiçbirimiz zaman çizelgeleriyle uğraşmaktan keyif almıyoruz. Öte yandan bir işin ne kadar sürede yapıldığını ölçümlememiz gerekiyor. Bu noktada devreye Toggl giriyor. Tek bir eklentiye tıklayarak ölçümleme ve raporlama yapmanız mümkün hale geliyor.

4. Mixmax


Eğer işinizde Gmail kullanıyorsanız Mixmax sizin çok işinize yarayacaktır. Bu ücretsiz uygulama kimin epostalarınızı okuduğunu ve cevap verdiğini takip etmenize yardımcı olduğu gibi tek tıkla randevularınızı da kaydedebiliyor. Böylece işlerinize odaklanırken birden fazla kişiye aynı anda randevu da vermemiş oluyorsunuz.

5. InVision


Proje yönetimi ya da ürün geliştirme noktasında birden çok ekibin fikrinin alınması gerekebiliyor. Bu noktada yaratıcı ekipler de herkesin maillerini tek tek takip etmek durumunda kalıyor ve işler içinden çıkılmaz bir noktaya hızla gelebiliyor. Bu sorunun çözümü olarak InVision uygulaması sayesinde yaratıcı ekip, diğer ekiplerden gelen geri bildirimleri takip edebilirken, mail trafiğinin arasında kaybolmuyor ve işlerine daha rahat odaklanabiliyorlar.

6. Basecamp


Basecamp sayesinde bütün şirket uyum içinde ve ferah bir şekilde çalışabiliyor. Farklı birimlerin kendi aralarındaki odaları sayesinde herkes ister kendi içinde ister departmanlar arası rahatlıkla iletişime geçebiliyor. Dosya paylaşımı, mesajlaşma, eposta yönetimi gibi yapılar sayesinde de ekiplerin rahat çalışması için gerekli her şey tek noktadan halledilebiliyor.

7. Remember The Milk


Bu uygulama daha ziyade ev kullanıcıları için yapılmış olsa da iş yerinizde de kullanabilirsiniz. Remember The Milk sayesinde aklınıza gelen fikirleri ya da görevleri uygulamaya ekleyebilirsiniz. Uygulama da takvimlerinizle uyumlu olarak çalışacağı için müsait bir zamanda alacağınız hatırlatmayla aklınıza gelen muhteşem fikirlerin kaybolmasının önüne geçersiniz.
8. Google Calendar
İster tek başınıza ister bir ekiple çalışıyor olun Google Calendar işinizi kolaylaştıracaktır. Ekibin tamamını aynı takvimde bir araya getirmek, önemli tarihleri unutmamak, yapılacak işleri takip etmek konusunda Google Calendar muazzam bir yardımcı.


Sosyal medya yönetimi konusunda yardım alabileceğiniz araçlar


Firmanız için sosyal medya hesapları oluşturmak, bu hesaplarla ilgilenmek ve onları takip etmek ayrı bir uzmanlık alanı. Ayrıca bu faaliyetleri gerçekleştirmek için mutlaka zaman ve bütçe ayırmak gerekiyor. Durum böyle olunca, özellikle küçük ölçekli işletmelerde sosyal medya yönetimi noktasında bilgi yetersizliği, bütçe ve zaman kısıtı gibi sorunlar ortaya çıkarabiliyor.

Ancak teknoloji bu alanda da firmaların yardımına koşuyor. Sosyal medya platformlarının takip ve etkinliğini sağlayan sosyal medya yönetim araçları firmaların işini kolaylaştırıyor. Sosyal medya platformlarında doğacak her türlü ihtiyaca cevap veren ve dijital ortamdaki etkinliğinizi pazarlama stratejilerinizi aksatmayacak şekilde destekleyen birçok farklı araç bulunuyor. Gelin bu sosyal medya yönetim araçlarına yakından bakalım…

Trendleri takip etmek


Hangi sektörde olursanız olun, markanızın tanınırlığını sağlamak için sosyal medyayı kullandığınız müddetçe, sosyal ağlardaki hesaplarınızın kontrollerini düzenli olarak yapma ihtiyacı duyacaksınız. Bu anlamda sosyal medya etkileşimlerinizi görmek, haber kaynağınızı takip etmek ve paylaşımlarınıza gelen beğeni ve yorumları değerlendirmek için bu kontrolleri yerine getirmek zaman ve ilgi isteyen bir süreç.
Özellikle Twitter için bu takibin daha zor olabileceğini düşünebilirsiniz. Çünkü daha fazla etkileşim için Twitter’daki yenilikleri takip etmek, yerel, ulusal ve uluslararası olmak üzere trendleri bilmek ve ona göre paylaşımlarda bulunmak gerekiyor. Bu durumda SocialBro, SocialMention ve TweetReach size yardımcı olabilir.

Analiz


Markanızın sosyal medya hesabına gelen etkileşimlerle ilgili sayısal değerlere ihtiyaç duyabilirsiniz. Böylece stratejilerinizin ne kadar başarılı ilerlediğini ve karşılığında ne kadar etkileşimle destek gördüğünüzü anlayabilirsiniz. Yeni stratejiler için de ışık tutabilecek bu sayısal değerleri, herhangi bir sosyal medya yönetim aracı kullanmadan belirlemeniz zor olabilir. Ayrıca sayfanızı ziyaret edenlerin ve paylaşımlarınızı görüntüleyen kişileri belirlemek için de bu araçlara ihtiyaç duyabilirsiniz.
Bu durumda size yardımcı olabilecek ve sosyal medya hesaplarınızdaki etkileşimleri size raporlayabilecek araçlarla, işiniz kolaylaşabilir. Bu noktada Google Analytics ve Chartbeat size yardımcı olabilir. Ayrıca paylaşımlarınızda web sitelerinin uzayıp giden adreslerini (URL) görmek istemiyorsanız, URL kısaltıcı kullanabilirsiniz.

Ekip çalışmaları


Sosyal medya çalışmalarınızla birden fazla kişi ilgileniyorsa, bu bir ekip çalışmasını, dolayısıyla ekip çalışmasına yatkın bir aracı gerektirebilir. Hootsuite’nin Pro ve Enterprise müşterleri için sunduğu Hootsuite Assignments gibi bir araç hem zamandan tasarruf etmenizi sağlarken hem de ekip çalışmasına imkan tanıyor. Ayrıca, Google Drive da bu aşamada iletişiminizi senkronize hale getirebilir.

Entegrasyon


Bütün sosyal medya platformlarınız için ayrı platformlardan yönetmek kafa karıştırıcı ve uğraştırıcı olabilir. Bu durumda örneğin Instagram, Pinterest ve Tumblr gibi platformları aynı araç üzerinden takip etmek için Google Alerts veya SocialMention’dan yardım alabilirsiniz.

Yer bildirimleri



Hedef kitlenizin ne zaman nerede olduğunu bilmek, paylaşımlarınız için iyi bir kaynak oluşturabilir. Böylece daha ilgi çekici ve kullanışlı paylaşımlarda bulunabilirsiniz. Bu durumda Swarm ve Foursquare kullanmak işinize yarayabilir.

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Etkili bir takımın nasıl özellikleri var?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf

Google’a göre etkili bir takımın nasıl özellikleri var?
Takım verimliliği hemen hemen her şirketin gündeminde olan önemli bir konu. Etkili iş sonuçları, huzurlu bir iş ortamı ve sürdürülebilir şirket politikalarında şüphesiz başarılı takımların etkisi oldukça büyük. Google, işte sırf bu nedenle konuya eğilmiş ve etkili bir takımın haritasını çıkarmak üzere bilim insanlarıyla masaya oturmuş. İşte araştırma sonucunda ortaya çıkan veriler…
Etkili bir takımın karakteristiği nedir? Üretken takımlarda hangi koşullar sağlanmıştır? Bir takımı hangi özellikler başarılı kılar? İşte bu soruların cevabını bulmak isteyen Google, 2013 yılında İnsan Analizi departmanından sorumlu Abeer Dubey önderliğinde Aristoteles Projesi’ni hayata geçiriyor. Kısa bir süre sonra Yale’den Julia Rozovsky’ye devredilen araştırma, daha önce mükemmel takımın özelliklerini anlamak için milyonlarca dolan harcayan Google için yepyeni bir başlangıç olarak tanımlanmış.

Araştırmanın amacı

Projeye göre amaç, yıldız takımı oluşturan özelliklerin mükemmel karışımını bulmak olarak ortaya çıkıyor. Bu hedefle iki yıl boyunca 180’den fazla Google takımı inceleniyor ve spesifik ve genel özellikler tespit edilmeye çalışılıyor.
Sonuçlar
Araştırmada başarıyı ve başarısızlığı etkileyen 250’den fazla faktör tespit ediliyor, ama bunu tam olarak açıklayan bir model bulunamıyor.
Sonuçlara göre benzeşen takımlarda bile süreçler ve kişiler farklılık gösteriyor.
Arkadaşlık, güçlü yönetim, kişisel ilgi alanları, cinsiyet ve dayanıklılığa dair bilgilerin bile temiz bir içgörü sağlayamadığı anlaşılıyor.
Özellikle öne çıkan tespitler
Bir kaç üst düzey çalışanın, grubun kolektif başarısından daha az önemli olduğu ortaya çıkıyor.
Başarıda grup normlarının esas olduğu ve bu normların yazılı olmayan kurallardan oluştuğu görülüyor.
Takım üyelerinin kim olduğundan ziyade birlikte nasıl çalıştıklarının önemli olduğu anlaşılıyor.

İşte Aristoteles sonuçlarına göre, önem sırasıyla 5 temel etkili takım özelliği:

Psikolojik güvenlik

Takım herkesin görüşlerini rahatlıkla ifade edebildiği, yargısız sorular sorarak risk alabildiği bir yer olmalı. Burada en önemli iş yöneticilere düşüyor. Yöneticilerin koruma sağlaması, güvenli bölgeler oluşturarak herkesin gardını düşürebileceği ortamlar sağlaması çok kritik. Psikolojik olarak güvenli ortamlarda çalışan kişiler işten ayrılmayı düşünmüyor, daha rahat hareket ettiği bu ortamda çok daha rahat çalışıyor ve başarılı oluyor.

Güvenilirlik

Etkili bir takımda takım üyeleri birbirine iş söz konusu olduğunda kesinlikle güveniyor. Herkes biri olmadığında diğerinin işini yapıyor, kimse birbirini zor durumlara sürüklemiyor. Bu da güveni sağlamlaştırıyor.

Yapı ve berraklık

Takımların etkili oluşunda iyi tanımlanmış roller olması da çok önemli bir özellik. Herkes ne iş yaptığını, yaptığı işin neye yaradığını ve nereye ulaştığını biliyor. Bu da verimliliği ve motivasyonu artırıyor, yüksek performansa neden oluyor.

Anlam

Bir diğer etkili takım özelliği de anlam içeren bir göreve sahip olmak ve haliyle ortaya çıkan iş sonuçlarının anlamlı olduğunun bilincinde olmak. Anlamlı bir işi olduğunu düşünen çalışanlar takım olmayı daha iyi başarıyor, daha dayanıklı ve üretken oluyor.

Etki

İyi takımlarda bireysel başarı ya da başarısızlığın diğer takım üyelerini etkilediği çok iyi biliniyor. Bireysel başarı takımı güçlendirdiği gibi diğer bireysel başarılar için de yüreklendirici oluyor. Başarısızlık ise takım ruhuna zarar vereceğinden mutlaka mercek altına alınıyor ve nedenleri araştırılarak bir daha gerçeklememesine yönelik çözümler geliştiriliyor.

Uzmanlıktan yöneticiliğe geçişte nasıl iyi bir ekip lideri olunur?



Uzman olarak çalışırken yöneticiliğe gidilen yolda en önemli dönemeçlerden biri teknik uzmanlığın artık birinci derecede öncelikli olmaması. Çünkü yöneticilik pozisyonunun teknik uzmanlığın yanı sıra başka türlü ihtiyaçları ve vasıfları içinde bulundurması gerekiyor. Yöneticiliğe geçiş aşamasında uzman gibi hareket etmek ve ekibi süreçlerin içerisine dahil etmemek uzun dönemde sorunlara neden oluyor.
Yöneticiliğe adım atan bazı uzmanlar bu sürece hızla adapte olarak ekibin diğer üyelerinin hem bireysel gelişimlerini destekleyecek hem de grup performansını artıracak çözümleri hızlıca hayata geçirebiliyor. Her konuda uzman olmayı ve ekiplerinde yeni uzmanlar geliştirmeyi çok iyi biliyor. Bazı yöneticilerin ise bunun için büyük bir çaba göstermesi gerekiyor. Üstelik bu durum zaman aldığında ekip içerisinde sorunlara neden olabiliyor. Bu geçişin uzun sürmesinin getirebileceği sonuçları ve bunu önlemenin birkaç yolunu bir araya getirdik:
Yönetici uzman gibi davrandığında ne tür bir strese neden olur?
Yönetici olduktan uzman gibi davranmaya devam eden yöneticiler ekip üzerinde strese neden olabilir. Örneğin:
Teknik uzmanlıklar konusunda her zaman kendi cevabını kabul eden ya da tüm cevapları bulmaya çalışan bir yönetici ekibe kendisini değersiz hissettirebilir.
Ekip ruhu atmosferi yaratmak yerine hiyerarşik bir ortam yaratır.
Ekipte bulunanlar fikirlerinin dinlenmediğini düşündüğünde zamanla kırılmaya başlayabilir. Bu da gelecek dönemde yöneticinin kendilerine kötü davrandığını düşünmelerine neden olabilir.
Tüm kararları veren yöneticiye alışın ekip, zamanla tüm kişisel inisiyatiflerini kaybeder.
Yönetici giderek yoğunlaştıkça ekibin çalışma ortamı da bozulur ve her konu hakkında yöneticiyi beklemek durumunda kalır. Böylece günlük işler aksayabilir.
Uzmanlıktan başarılı bir yöneticiye geçmeye yardımcı olacak 6 fikir  
Yönetici görev tanımını yeniden düşünmeli: Öncelikle bir yöneticinin görevinin ekibi en iyi işleri yapmaya teşvik eden kişi olduğunu unutmamak gerekiyor. Teknik uzmanlık bu noktadan sonra kesinlikle odak noktası olmamalı. Takım üyelerinin gelişimini desteklemek ve onların da uzmanlıklarını sergilemesini teşvik etmek çok önemli.
Güven ortamı oluşturmaya odaklanmalı: Teknik uzmanlığı yeterli olsa da bir yöneticinin ekibine sürekli sorular sorarak, fikirlerini sunmaya teşvik etmesi gerekiyor. Ekibin bazı konularda deneysel davranmasına izin vermek de önemli.
Yönetici öğreten olmalı: Başarılı yöneticiler ekip üyelerinin öğrenmesi için onlara zorlayıcı görevler verebiliyor. Birlikte karar vererek ilerlemek her zaman öğretici olacaktır.
Yanıtlamadan önce basit bir soru sormalı: Ekip üyeleri bir soruyla yöneticiye geldiğinde cevabı vermeden önce; “Emin değilim, sen nasıl olması gerektiğini düşünüyorsun” gibi basit bir soruyla karşısındakinin de fikrini almalı. Yönetici için cevap çok basit ve açık olsa da ekiptekilerin gelişimi için çok başarılı bir yönlendirme olacaktır.
Takımı yükseltmeli ve yönetici de öğrenmeye devam etmeli: Büyümeyi ve performansı teşvik eden bir yönetici olmak her zaman yöneticiye de başarı getirir. Ekiptekileri bunun için rol model olmayı sağlar. Bu nedenle yönetici mümkün olduğunca ekip üyelerinin seminerlere ve konferanslara katılması için onları desteklemeli, onların bilgilerini diğer ekip üyeleriyle paylaşmasını sağlamalı. Örneğin ekibin bir kaynak kütüphanesi yaratılabilir.
Olumlu geri bildirimlerle hem bireyleri hem de takımı güçlendirmeli: Ekipte zor durumlarla baş edebilen, inisiyatif alabilen kişilere olumlu geri bildirimler vermek çok önemli. Her çalışan olumlu davranışlarının takdir edildiğini bilmeli. Bununla birlikte yöneticinin bu geri bildirimleri düzenli olarak vermesi de çok kritik.

2018’in çalışan bağlılığı trendlerinde neler var?

Yeni kuşakların iş hayatına girmesi ve çalışma alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle “çalışan bağlılığı” uzun zamandır İK profesyonellerinin gündeminde yer alıyor. Peki, yapılan geri bildirimleri kapsamında bağlılığı en çok etkileyen faktörler neler?
Tinypulse sitesi şirketlerden aldığı geri bildirimlerle çalışan bağlılığı konusunun en öne çıkan başlıklarını bir araya getirdi. Buna göre; ortak çalışma kültürü ve liderlik beklentileri gibi birçok konuda şirketlerin odaklanması gereken konular bulunuyor. Tüm geri bildirimlerin 2018 yılında özellikle birkaç trend konu üzerinde toplandığı belirtiliyor.

Çalışanın kariyer yoluna odaklanma

Verilen geri bildirimlere göre çalışanların net bir kariyer yolunun olmaması ekibinizin mutsuzluğunun en önemli nedenlerinden biri. Bir organizasyon içerisinde kariyerinin ilerleyebileceğini düşünmeyen çalışanlar bir süre sonra işten ayrılmayı düşünmeye başlıyor. 2018 yılında özellikle bu konuda çalışan çok daha fazla şirket olacağı ortaya çıkıyor. Ekip yöneticilerinin özellikle çalışanların kariyer hedefleriyle ilgili bir konuşma yapması ve bu konu hakkında düşünüldüğünü göstermesi gerekiyor. Yöneticilerin ekibin temel yetkinliklerini geliştirmesi için yol açması gerekiyor. Bunlar yapılmıyorsa yüksek performans gösterenlerin yakın zamanda işten ayrılmasına hazır olmak gerekiyor.
Çalışanlar yöneticilerinden en çok ne istiyor? yazımızı da okuyabilirsiniz! 

İş – özel hayat dengesi rüya olmaktan çıkmalı

İş ve özel hayat dengesi elbette uzun yıllardır konuşuluyor. Bu konu çalışan bağlılığı için yeni bir konu değil ve şirketler bu konunun öneminin farkında. Ancak artık ofislerin içerisine oyunlar koymak gibi uygulamalara çok daha az bütçe ayrılacağı görülüyor. Bunun yerine esnek çalışma uygulamaları çok daha fazla şirketin gündeminde yer alacağa benziyor. İş yerinde eğlenme yerine iş ve özel hayat dengesini daha fazla esneklikle kolaylaştıran şirketlerin başarılı olduğu ortaya çakıyor. Gün geçtikçe çok daha fazla çalışan esnek çalışma talep etmeye başlıyor. Özellikle deneyimli çalışanlar artan bir şekilde uzaktan çalışma ve danışmanlık konusunda taleplerini artırıyor. Çalışma takvimine uyumlu olabilen ve kendi ajandasını yönetme başarısına sahip çalışanların bu konuda teşvik edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde çok daha fazla çalışanın kendi serbest meslek düzenine geçmeyi düşünmeye başlayacağı konuşuluyor.
Çalışan bağlılığı hiyerarşik değil sosyal bir konu olmalı
Çalışan bağlılığı konusunda yapılan en önemli hatalardan biri hiyerarşik bir yapıda bağlılık konusu üzerine odaklanmak. Her seviyede çalışanın bir “birey” olduğunu unutmamak gerekiyor. Çalışanlar öncelikle diğer tüm ekip arkadaşlarıyla ve şirketiyle anlamlı ilişkiler kurduğunu bilmek istiyor. Bu nedenle tüm ekip yöneticilerinin çalışanlarla kurdukları ilişkideki en önemli konu insani bağlantılar kurması olmalı. Onları her konuda destekleyecek bağlantılar kurmanın onların da şirketle sıkı bağlantılar kurmasını sağlayacağı açıkça görülüyor.
Çalışanlara başarılı olmaları için gerekli araçları temin etmeli
Her çalışanın başarılı bir iş temposuna ulaşabilmesi için belirli araçlara ihtiyaçları vardır. İşlerini kolaylaştıracak yazılımlar ve ekipmanlar gibi. Aynı zamanda mentorluk gibi uygulamalar da onların gelişimi için önemli olacaktır. Onlara evden çalışma esnekliği tanırken ihtiyaçlarını da karşılıyor musunuz? Artık şirketlerin bu konuya daha çok yatırım yapması bekleniyor.
Yıllık bağlılık anketleri artık sona erdi
Çalışanlarının bağlılıklarını ölçmek ve onlarla etkileşim kurmak için yıllardır yapılan anketlerde artık sona gelindi. Bu anketler geri bildirimin yapılmadığı dönemlerden kalma anketler… Sürekli olarak geri bildirimleri almak ve ona göre hareket etmek isteyen şirketler arasında yer alınmak isteniyorsa artık yıllık anket yerine daha gerçek zamanlı geri bildirimlere yer vermek gerekiyor.

Ekibinizin tükenmişlik sendromuna kapılmasını nasıl önleyebilirsiniz?

Tükenmişlik sendromu uzun zamandır hem iş hem de sosyal hayatımızda gündemimizde olan bir konu… Pek çok uzman, tükenmişlik sendromunu, çalışanların verimliliğini düşüren önemli sorunlardan biri olarak değerlendiriliyor. Ekibin bu sendroma kapılması ise tüm takımı etkileyebiliyor. Girişimci John Rampton’un takım tükenmişliğinin önüne geçmek için yöneticilere ve patronlara verdiği tavsiyeleri sizin için derledik.
Fazla sorumluluk ya da mali baskılar, “tükenmişlik sendromunun” en önemli nedenleri arasında gösteriliyor. Daha da kötüsü “tükenmişlik” eğer fark edilmezse uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. İlginç olansa buna neden olan etkenlerin başında işverenlerin ya da yöneticilerin ekiplerini daha verimli hale getirmek için kullandığı yöntemler geliyor. Ekibin tükenmişlik sendromuna kapılmasını önlemek için yapılması gerekenler aslında gayet basit. Girişimci John Rampton, takım tükenmişliğinin önüne geçmek için yöneticilere ve patronlara şu tavsiyeleri veriyor:

Belirsiz beklentilerden kurtulun

Bir yönetici olarak ekibinizden ve ekibinizdeki insanlardan tam olarak ne istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Belirsiz hedefler ve iş tanımları çalışanların büyük resme odaklanmasını engelliyor. Kendisinden tam olarak ne beklendiğini bilmemek uzun vadede çalışanlarda tükenmişliğe yol açabiliyor.

Bekletilerinizi makul tutun

Beklentilerinizi net bir şekilde çerçevele meniz ve bunu çalışanlara bildirmeniz de tek başına yeterli değil. Hedeflerin ve beklentilerin makul olması gerekiyor. Örneğin herhangi bir satışçının ulaşamayacağı bir satış hedefiniz var. Aşırı yüksek hedefler çalışanların bu hedefi tutturması için fazla mesai yapmasını ya da imkansız yöntemlere başvurmasını gerektirecektir. Dahası hedefleri tutturamamak çalışanlarda ve ekibin tamamında yetersizlik duygusu doğuracaktır. Bu yüzden hedefleri ve beklentileri ekibin üstesinden gelebileceği şekilde ve tutturabileceği oranlarda belirlemeniz şart.

Özerklik yaratın

Takımınızdaki ya da ekibinizdeki insanlara özerklikler vermeyi deneyin. Elbette sınırsız bir serbestlikten bahsetmiyoruz. Onlara sadece daha fazla hareket alanı bırakın. İşleri uygun bir şekilde hallettikleri sürece sorun olmaz. Elbette iş yapış şekilleriyle ilgili kurallar belirleyebilirsiniz. Bunu futbol gibi düşünebilirsiniz. Takımın kaptanı olarak topu sürekli ayağınızda tutmaya, rakipleri tek başınıza geçmeye çalışmayın. Arada paslar verin. Takım arkadaşlarınız da gol atmalarına yardımcı olun. Bu onların motivayonunu yükseltecek ve sizinle olan iletişimlerini ciddi derede güçlendirecektir.

İşin karşılığını verin

Stres tükenmişliğe yol açan en önemli etkenlerden biri. Ancak çalışanlar yaşadığı stresin maddi karşılığını aldığını düşünürse gerçekten de bunun üstesinden gelebiliyor. Dünyanın en stresli işlerinden biri yolcu uçağı pilotluğu. Ancak işinden şikayet eden ve stres yüzünden işine gitmek istemeyen pilot görmek de çok zor. Bunun sağlayan en önemli neden elbette maddi tatmin duygusu. Diğer yandan askerlik ya da polislik de dünyanın her yerinde yoğun stresli bir meslek. Üstelik yaşadıkları yoğun strese göre kazançları yine dünyanın neresinde olursa olsun çok yüksek değil. Bu da bahsettiğimiz bu meslek gruplarındaki tükenmişlik oranlarının yüksekliğiyle doğrudan ilgili. Yani iyi kazanan stresli de olsa işini verimli ve mutlu bir şekilde yapabiliyor.

Yönetici-takım ilişkisinde iletişimin gücü başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.



Dinlenmek de çalışmak kadar değerli
Elbette çalışma saatleri de çok önemli. Ne iş yapıyor olurlarsa olsunlar bütün çalışanlar insan. İnsan da fiziksel ve ruhsal olarak yorulan bir varlık. 7 gün 24 saat ve 365 gün çalışan birinin mutlu ve verimli olması pek mümkün değil. Bu yüzden çalışanlara veya ekibinize yeterli tatil ve gün içi dinlenme fırsatı sağlamanız önemli. Bununla ilgili uzmanların belirlediği pek çok yöntem ve uygulama var. Keşfedip değerlendirebilirsiniz.

Övgüyü eksik etmeyin

Bütün insanlar, biz farkında olalım ya da olmayalım takdir edilme gereksinimi duyar. Evet takdir edilmek çok ciddi görünmese de insan olarak önemli gereksinimlerimizden biri. Dahası işini hakkıyla yapan her çalışan bunun için övgüyü hak ettiğine inanır ve bunu işvereninden ya da yöneticisinden bekler. El yazısıyla yazılmış bir teşekkür notu, topluluk içinde yapılan bir övgü konuşması hatta daha da iyisi küçük de olsa ikramiye vermek tükenmişliği önlemenin en etkili ilaçları arasında.

Hataları göz önünde değerlendirmeyin

Her çalışan hata yapar. Hata yapıldığında da bunun değerlendirmesinin yapılması gerekir. Ancak bu yapılırken asla sert ve kaba olmamaya çalışın. Ayrıca çalışanın hatasını diğer çalışanlar önünde tartışmayın. Takdir edilmek ne kadar olumlu bir etkiye sahipse topluluk içinde hata yüzünden azar işitmek ya da sorgulanmak da o kadar olumsuz bir etkiye sahip.

9 Nisan 2018 Pazartesi

İçerik Pazarlaması Yaparak Kazançlarınızı Arttırın

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

İçerik pazarlama, temelde reklam amacı taşıyan ancak uygulamada reklam imajı taşımayan en etkili pazarlama yöntemlerinden biridir. İçerik pazarlama (content marketing) çalışmalarınızda elde ettiğiniz dönüşümleri %100’e kadar artırma potansiyeli olan bir makale hazırladım. Henüz içerik pazarlaması konusunda uzmanlaşmamış markalar için bu oran çok daha yüksek olabilir. İddia ediyorum, bu makaleye ayıracağınız 5 dk bundan sonraki kazançlarınızı katlayacaktır. Başlıyoruz! Daha Geniş Tanımı ile,

İçerik Pazarlama Nedir?

Marka ve ürünlerinizle ilgilenme potansiyeli olan hedef kitleye, ilgi alanları çerçevesinde bilgi verici, ilgi çekici, fayda odaklı içerik sunmaktır. Sunduğumuz içeriklerin gelir sağlayıcı aksiyonlara dönüşmesi fakat bu etkinin hedef kitlede hazımsızlık yapmaması en önemli konudur. Bu yüzden ben, içerik pazarlamasını şöyle de özetliyorum:
“İçerik pazarlaması, reklam yoluyla potansiyel müşteri aramak değil; potansiyel müşterinin aradığı reklamı sağlamaktır.”
Yukarıdaki tanımda, reklam kelimesini çok sık kullanmış olmam sizi yanıltmasın. En iyi içerik pazarlaması reklam kokmayan içeriklerle mümkündür. Unutmayın: İnsanlar her yerde reklama boğulmaktan sıkılmış veya doyum noktasına ulaşmış durumdalar. Bu yüzden, kendi rızalarıyla internette reklam yazısı (reklam içeriği) aramayacakları kesindir. Onlara aradıkları bilgiyi verin ama bunun bir de reklam değeri olsun
NOT: Bu yazıda mikro siteler ve blog sayfaları ile içerik pazarlamasından bahsedeceğim. Diğer içerik pazarlama yöntemlerine de girmeye kalkarsak okumaktan yorulabilirsiniz. Merak etmeyin, içerik pazarlama yöntemleri hakkında yeni yazılar paylaşmaya devam edeceğim. 
Blog Yazıları İle En Etkili İçerik Pazarlaması Nasıl Yapılır?
Yapacağımız ilk iş, strateji hatalarımızdan kurtulmak olmalı. Pazar payı çok yüksek markaları incelediğimde bile çok bariz strateji hataları görüyorum. Bunlardan biri de tamamen SEO odaklı (arama motoru uyumlu) blog yazıları oluşturmalarıdır. Aslında içeriklerinizin arama motorları ile uyumlu olması bir strateji hatası değildir. Bu doğru bir strateji ancak “tamamen SEO odaklı” olmasından kastım, içeriğin dönüşüm odaklı olmamasıdır. İşte bu yanlış bir strateji.
Oluşturduğunuz içerikleri başta dönüşüm odaklı hazırlamanız, ardından arama motorları ile uyumlu hale getirmeniz çok daha etkili bir hamle olacaktır.
Haber sitelerini incelediğinizde aranma hacmi yüksek anahtar kelimelerin sık sık tekrar ettiğini ve bu tekrarı sağlamak için laf kalabalığının sınır tanımadığını görebilirsiniz. Bu tür içeriklerden satış anlamında dönüşüm beklemek çölde kutup ayısı aramak kadar anlamsızdır.

Peki, haber siteleri bunu neden yapar?

Haber sitelerinin içerik yayınındaki amacı, bir ürünü satmak yerine ziyaretçi sayısını artırmak, site içi dolaşımı artırmak ve benzeri hedeflemeler şeklindedir. Bu yüzden okuduğunuz haberin sağında solunda ilgi çekici yeni manşetlerle karşılaşırsınız. Haber siteleri için dönüşüm hedefi şudur: Ziyaretçi sayısında artış sağlayarak sponsorların ilgisini çekmek. Tıpkı TV kanallarının diziler aracılığı ile reyting artırıp sponsorlardan reklam alması gibi düşünebilirsiniz.

Bunu neden anlattım?

İçerik pazarlaması için oluşturduğunuz içeriklerin, önemli anahtar kelimelerde google’da ilk sıralarda yer almasını istemeniz olasıdır. Bunu sağlamak için yazınıza başlamadan önce bulunur olmayı hedeflediğiniz anahtar kelimeyi google’da arayıp rakiplerin ne tür içerikler oluşturduğunu inceleyecek olmanız da olasıdır. Konu ne olursa olsun araştırmanızın sonucunda en üst sıralarda haber sitelerine rastlayacak olmanız da olasıdır  İşte bu yüzden bu konunun üzerinde durmak istedim ki sakın haber sitelerinin içeriklerini referans kabul etmeyin. Bu tür içerikler oluşturmayın istiyorum. Merak etmeyin, arama sonuçlarında onları alt etmeniz mümkün!
Blog Yazılarıyla Dönüşümü Artırmak İçin Aksiyon Çağrılarının Doğru Yapılması Önemli
Az önce, haber sitelerinden feyz almamanız gerektiğinden bahsettim. Öyleyse, gelir sağlama potansiyeli yüksek içerikler oluşturmanız için neler yapmanız gerektiğini de anlatmam gerekir. Bu makalede SEO yöntemlerinden değil; dönüşümden bahsettiğimi hatırlatarak devam ediyorum. Şimdi mağazamızın önünden geçen, içine giren meraklı insanlara ürünlerimizi pazarlama zamanı!
Anchor textlerin (kabaca: Linklerin) doğru yapılandırılması önemli. Örneğin şarjlı matkap satışı yaptığınızı varsayalım. Ürünü doğrudan listelediğiniz ve özelliklerinden bahsettiğiniz, sepete ekle sayfanız vardır. Bu sayfalara çeşitli reklamlarla veya organik aramalarla ziyaretçi çekiyor olmalısınız. Bununla birlikte blog sayfalarınızla içerik pazarlamasını da kullanmak istiyorsunuz.
Düşünün: Kaç kişi şarjlı matkap almak üzere 500-1000 kelimelik bir makaleyi okumak ister? İstisnalar hariç, hiç kimse! Öyleyse yapılması gerekeni biliyorsunuz. Blog sayfanızda ürününüzden değil, ürünün kullanım alanlarından veya tüketicilerin aradığı bilgilerden bahsedebilirsiniz. Şöyle bir başlık hayal edin:
BAŞLIK: İnternetten sipariş ettiğiniz mobilyalar için pratik montaj yöntemleri
Bakın bu başlığı uzun süre düşünmedim ama başlıkta şarjlı matkaptan bahsetmediğim gayet açık değil mi? Bu başlığın altında verilebilecek onlarca bilgi var.
Mesela,
Montaj kataloglarının nasıl yorumlanması gerektiğini anlatabilirsiniz.
Montaj işlemine hangi parçalardan başlanması gerektiğinden bahsedebilirsiniz.
Montaj işlemi sırasında ürüne zarar vermemek için nelere dikkat edileceğinden bahsedebilirsiniz.
İşte bu tür bilgiler, şarjlı matkap kullanma potansiyeli olan insanların ilgileneceği bilgilerdir. Eğer ben şarjlı matkap satmak isteseydim kesinlikle böyle bir içerik hazırlardım. İçeriğin bir kısmında ise şu konuya değinirdim:
“Ürün montajı sırasında tornavida kullanıyorsanız, avuç içinizle tornavidayı bastırmamaya dikkat edin. Aksi halde o an fark edemeyip, montaj sonrasında avuç içinizin şiştiğini ve derinizin soyulduğunu görebilirsiniz. Eğer basınç uygulamadan vidaları mobilyaya geçirmeniz mümkün değilse bu tür yaralanmalara maruz kalmamak için şarjlı matkap kullanmalısınız.”
Koca bir makalenin kısacık bir bölümüne yukarıdaki bilgiyi yerleştirmeniz, makalenizdeki bilgilerden faydalanan insanları rahatsız etmeyecektir. Sadece bu kadar! Daha fazla şarjlı matkaptan bahsetmeyin (ya da abartmayın diyelim).
Peki, bu kadarını yapmak yeterli mi? Asla değil! Devam ediyoruz.
Yukarıdaki paragraf ile tüm şarjlı matkap satıcılarının ekmeğine yağ sürmüş olursunuz. Eğer amacınız potansiyel müşterileri rakiplerinize göndermek değilse daha fazlasını yapmalısınız. Basit bir iki dokunuş ile bunu sağlamak mümkün.
Buraya kadar anlattıklarımı başarılı bir şekilde uygulayan yüzlerce marka gördüm ancak sadece birkaç tanesi birazdan anlatacağım doğru tekniği eklemeyi akıl edebildi. Yukarıda, matkapla ilgili bahsettiğim örnek paragrafta,
Eğer basınç uygulamadan vidaları mobilyaya geçirmeniz mümkün değilse bu tür yaralanmalara maruz kalmamak için şarjlı matkap kullanmalısınız.
Yukarıdaki cümlede “şarjlı matkap” kelimelerini linkleyip ürün sayfasına yönlendirmek doğru bir hamle olmaz. Site içi arama motoru optimizasyonu için gerekli olabilir ama dönüşüm sağlamak için yeterli değil çünkü aksiyona davet (call to action) yok. Üzgünüm ama bu linke pek tıklanmaz. Bunun yerine şöyle bir yol izleyin:
Eğer basınç uygulamadan vidaları mobilyaya geçirmeniz mümkün değilse bu tür yaralanmalara maruz kalmamak için şarjlı matkap kullanmalısınız. Evde kullanım için ideal şarjlı matkapları bu sayfada inceleyin.
Bakın işte bu linke tıklanır. Burada aksiyon daveti var. “Linke tıklayın” diyor.
Kafanızdaki soru işaretini biliyorum: “Bu sayfada” kelimelerine link verdiğimiz için site içi arama motoru optimizasyonuna destek olmadığını düşünebilirsiniz. “Yapmışken ikisini bir arada yapayım” diyor olabilirsiniz ve haklısınız. Öyleyse şu yöntemleri de uygulayabilirsiniz:
Yöntem 1 – Makalenin sonlarında tekrar “şarjlı matkap” anchor textine link verebilirsiniz. Bu şekilde ilk bağlantıdan dönüşüm, ikinci bağlantıdan SEO faydası elde etmiş olursunuz.
Yöntem 2 – Makalede iki kez aynı sayfaya yönlendirme yapmak istemiyorsanız örnek cümleyi şu şekilde revize edebilirsiniz:
Evde kullanım için ideal şarjlı matkapları şu sayfada inceleyin > Şarjlı Matkap
Gördüğünüz gibi yine aksiyon daveti var ve anahtar kelime kullanımı da yapılmış oldu. Bu linke de tıklanır.
Yöntem 3 – “Evde kullanım için ideal şarjlı matkapları inceleyin” cümlesine komple link verebilirsiniz. Bu tip uzun anchorların da tıklanma oranı yüksektir. Ayrıca, cümlede şarjlı matkap kelimeleri geçtiği için SEO faaliyetlerinize katkı sağlayacaktır.
Diğer bir konuya geçmeden önce şunu da belirtmeliyim. Her blog yazısını dolaylı yollarla dönüşüme odaklamak zorunda değilsiniz. Bu tip bir makalenin yanında bir de “Şarjlı matkap alırken dikkat edilmesi gerekenler, şarjlı matkap nedir, hangi markanın şarjlı matkabını kullanmalıyım?” başlıklı makaleler oluşturabilirsiniz. Örnekleri çoğaltın.
Blog Yazısının Uzunluğuna Nasıl Karar Vereceğim?
Konuyla ilgili bazı uzmanların “çok uzun makaleler” yazmayın şeklinde tavsiyelerini gördüm. Bu doğru değil. Doğrusu: İlgiyi koruyabildiğiniz sürece istediğiniz uzunlukta makaleler yazabilirsiniz. Tabi ki kitap uzunluğundan bahsetmiyorum ama konuyu 400-500 kelime ile sınırlandırmak zorunda değilsiniz. İlgiyi koruyup koruyamama konusunda becerilerinizi ölçümleyin. 
İlgiyi koruyup koruyamadığınızı ölçümleyebileceğiniz bazı araçlar var. Mesela Google Analytics ile ilgili sayfada ortalama kaç dk vakit geçirildiğini görebilirsiniz. 1000 kelimelik bir makalede ziyaretçileriniz ortalama 1 dk vakit geçiriyorsa bu yazınızın sonuna kadar okunmadığını işaret ediyor demektir.
Aynı şekilde sayfa sonlarındaki linklerin tıklanıp tıklanmama oranı da yazınızın sonuna kadar okunup okunmadığı hakkında ipuçları verebilir. Google Analytics ile bunu ölçümlemek mümkün. Yine de sayfa sonu tıklamaları gerçekçi bir ölçümleme yöntemi olmayabilir çünkü bu durum sayfa sonlarındaki aksiyon çağrılarının yetersizliğinden kaynaklanıyor olabilir. Bu yüzden ikinci bir ölçümleme aracı kullanmakta fayda var. Mesela Hotjar kullanabilirsiniz.
Hotjar ile ziyaretçilerinizin sayfadaki maus hareketlerini takip edebiliyorsunuz. Sayfada hangi noktalara kaç kez tıklanmış, sayfa hangi noktaya kadar scroll ediliyor ve benzeri bilgileri izlemiş olursunuz. Bu da size şunu gösterir:
Sayfanın scroll sıcaklığı sayfa sonuna kadar devam ediyor (yani insanlar yazıyı sonuna kadar okuyor) ancak aksiyon çağrılarına cevap vermiyorlarsa demek ki yazı uzunluğunda sorun yok. Sorun, aksiyon çağrılarının cezbedici olmayışında. O halde aksiyon çağrılarını elden geçirebilirsiniz.
Diyelim ki scroll sıcaklığı sayfanın ortalarında son buluyor (yani insanlar yazıyı sonuna kadar okumuyorlar). Bu durumda sayfa sonlarına yerleştirdiğiniz aksiyon çağrılarını daha üst paragraflara taşımayı düşünebilirsiniz. Ya da makalenizi yeniden düzenleyerek kısaltabilir, daha sürükleyici hale getirebilirsiniz.
Bu işlemleri, sadece yazının uzunluğuna karar vermek için değil; bağlantıların dönüşümlerini artırmak için yapıyoruz.
Hedef Tamamlama Oranları Yüksek Yazılarınıza Reklam Bütçesi Ayırın
Yine Google Analytics ile hedef tanımlaması yaparak hangi sayfanın hangi oranda dönüşüm sağladığını analiz edebilirsiniz. Az önceki örnek üzerinden devam edersek bu ölçümleme şu anlama geliyor: “İnternetten sipariş ettiğiniz mobilyalar için pratik montaj yöntemleri” başlıklı makalenizi kaç kişi okumuş, okuyanlardan kaçı matkabın olduğu ürün safasına gitmiş ve kaç kişi satın alma işlemini tamamlamış.
Bu bilgiler, içerik pazarlama için olmazsa olmaz verilerdir. Bazı blog postların ürün satışına inanılmaz etki ettiğini göreceksiniz. Siz bu sonucu planlı veya plansız hazırlamış olabilirsiniz ama tahminle değil raporlarla ilerlemek sizin için bütçe tasarrufu sağlayacaktır. Satışa dönüşme oranı yüksek blog yazılarınızı tespit ettiyseniz bu blog yazılarına sosyal medyada bütçe ayırabilirsiniz. Mesela, Facebook’ta paylaşım yapıp ücretle “Gönderiyi Öne Çıkar” seçeneğini seçebilirsiniz. Diğer reklam seçeneklerini de değerlendirebilirsiniz.
Etkili Bir İçerik Pazarlama Örneği İster misiniz?
Bu makalenin başlığı şu şekilde olsaydı makaleyi okur muydunuz?
“İçerik Pazarlaması İçin Blog Yazarı Bünyamin Kapıcıoğlu’nu Tercih Edin”
Hmm. Sanırım bu reklam kokan başlığı pek az kişi okurdu. Hatta belki de kimse okumazdı. Bunun yerine size içerik pazarlamasını nasıl yapmanız gerektiğini anlatan ve kendimden bahsetmeyen (bu kısım hariç) koca bir içerik hazırladım. Siz, içerik pazarlama konusunda benden profesyonel destek almasanız dahi bu makaleden çok şey öğrenmiş olmalısınız. İşte iyi bir içerik pazarlaması bunu sağlamalıdır. Okuyucu kişi satışı hedeflenen ürünle ilgilenmese bile o makaleden aradığı bilgiyi almalı ve okuduğuna pişman olmamalıdır. 
Bu makale, yazarlık konusunda beni pazarlama özelliğine sahip ama konu ben olmadığım için etkili bir içerik pazarlaması olarak kabul edilebilir mi? Bunun yorumunu size bırakıyorum.

ÖZETLEMEK GEREKİRSE:

Blog yazılarınızda “siz değerli müşterilerimize” şeklinde klişelerden değil, onların aradığı bilgilerden bahsedin
Pazarlamayı hedeflediğiniz ürünleri anlatmak yerine o ürünler için ayrı bir sayfa oluşturup, blog yazınızda ilgili üründen çok kısaca bahsedin. Bu bahsetmeyi de tam olması gereken noktada yaparak ürün sayfasına yönlendirme yapın.
Ürün için anahtar kelime özelliği taşıyan kelimeleri linkleyerek bu kelimelerden satışa yönelik dönüşüm beklemeyin. Linklediğiniz kelimeye tıklanması için okuyucu kişiyi aksiyona davet edin.
Blog yazılarınızın doğru uzunlukta olup olmadığını analiz edin. Bunun için Google Analytics ve Hotjar gibi analiz araçlarından faydalanabilirsiniz.
Aksiyon çağrılarınızın insanlar üzerinde etkisi olup olmadığını inceleyin. İnsanların bu çağrılara karşı tepkilerinin ne şekilde olduğunu izleyin. Bunu yapmak için Hotjar ve benzeri analiz araçlarından yardım alabilirsiniz.
Analiz ve ölçümleme araçlarından elde ettiğiniz verilere göre yazılarınızı revize edin.
Dönüşüm oranı en yüksek blog yazılarınızı Google Analytics ile tespit edin ve bu yazılara reklam bütçesi ayırın.
Son olarak tavsiyem: Ölçümleme, analiz ve raporlama araçlarını kullanım konusunda uzman kişilerle çalışın. İşinin hakkını veren bir dijital pazarlama uzmanı tüm bu araçlara ve çok daha fazlasına hakimdir. Aynı şekilde blog yazılarınızı da content marketing konusunda uzman kişilere yazdırın çünkü koca makaledeki bir tek cümle ve hatta bir tek kelime bile tüm oranların değişmesine sebep olabilir.