Twitter sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Twitter sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

3 Temmuz 2020 Cuma

Yeni bir çalışan profili: Değişken kuşak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



İş hayatında kuşaklarla ilgili bir değerlendirme her zaman yapılır. X, Y ve Z kuşakları derken, şimdi yeni bir kuşakla karşı karşıyayız. Dijitalleşmeyle birlikte kendini gösteren, herhangi bir kariyer planı olmayan kişilerden oluşan, işe alım süreçlerinde ekstra özen isteyen bu yeni kuşağa dair detaylar sayfamızda;




X, Y, Z kuşağı dedik alfabenin sonuna mı geldik? Özellikle iş dünyasında popüler olan Generation Flux/GenFlux adında kuşaktan hep söz ediliyor. Türkçeye çevirmeye çalıştığımızda Flux; akış, değişip durma anlamına geliyor. Biz de bu kuşağı değişken kuşak, esnek kuşak gibi çeviriler olarak tanımlayabiliriz, ama en uygunu “Değişken kuşak” gibi.

Generation Flux kuşağı için gerçek anlamda bir kariyer planı yok diyebiliriz. Kişide birden çok beceri ve özellik olması da biraz bunu getiriyor. Bu kuşak, diğer kuşaklar gibi belli bir yaş aralığında da değil. 35 yaşında bir mühendis, 18 yaşında bir genç ve 55 yaşında bir doktor çok rahat bu kuşağı temsil ediyor olabilir. Bu kuşakta var olan şey, belirsizlik diyebiliriz.

Flux generation twitter’daki trend topic listesi gibi. Her an her şey olabilir ve çok hızlı değişebilir. İşte bu değişken pazar durumu Flux kuşağını besliyor ve büyütüyor.

Değişken bu kuşak, çok sayıda iş değiştirebiliyor ve çok sayıda sıfırdan başlangıç yapabiliyor. Genç yaşta işe girmeye çalışıyor. Okulu bitirmeyi beklemiyor. 

Okul bir süre sonra diploma zorunluluğundan başka bir şeye dönüşmüyor. Kişi kendi işini geliştirebiliyor. Mesela fizik okuyor, ama grafik tasarım öğreniyor. Sonra çok iyi bir reklam ajansında art direktör oluveriyor. Fizikle aslında hiç ilgilenmiyor.

Y kuşağından ziyade flux kuşağı, sosyal medya ve interneti oldukça fazla kullanıyor. Sosyal medya dünyasında çok sayıda değişken kuşak üyesine rastlayabiliriz. En basitinden bunun için insanların twitter profillerine bakmanız yeterli. Dün ruh hali kötüyken, bugün muhteşem olabiliyorlar. 

Bu kişilerin çoğunluğu multi-task yani çoklu görev, çoklu iş yapabiliyorlar. En iyi yanları kendilerini geliştirme eğiliminde olmaları. Değişen iş dünyasını çok iyi izliyorlar ve değişime göre güçlü yanlarını değiştirebiliyorlar.

İşletme mezunu ve MBA yapmış olabilirsiniz. Bir bankada işe başlayıp, sonrasında işten ayrılıyor olabilirsiniz. Bir gün can sıkıntısından youtube’da makyaj kanalı açarsınız, videolar çekersiniz ve youtube’da bir anda çok izlenmeye başlarsınız, ünlü olursunuz. 

Bir bakmışsınız, youtube’un en önemli influencer’larından biri olmaya aday olmuşsunuz. Hatırı sayılır firmalar, reklam için sizin peşinizde olur.

Aslında bu kuşağın kariyer öyküleri en çok insan kaynaklarını şaşırtacak. Bazı İK’cılar bu kuşağın özgeçmişini tutarsızlık olarak görüp diskalifiye ederken, bazı İK’cılar değişken kuşağın özgeçmişini çok sayıda yetenek ve yetkinlik olarak görecek. Bu fırsatları adayların beceri ve yetkinliklerine göre yerleştirecek ve uygulayacak. 

Bu adaylar, mesleklerin değil becerilerin konuşulduğu geleceğe doğru emin adımlarla ilerleyecekler.
Aslında günümüzde normal olması gereken de bu galiba. Bazı öğrenciler, mesleğini kendi seçemiyor ya da sadece diploma için herhangi bir üniversitede bir bölüm okuyor. 

Gerçekten sevdiği bölümü okuyabilenler ise şanslı kitleyi oluşturuyor. Günümüzde bir sınav sonrası kazanılmış bir bölümden mezun olup, o bölümle alakasız bir meslekte çalışmaktan daha tuhaf bir şey yok herhalde.

Önemli olan ise şu; insanların neyi yaptığına değil, neyi iyi yapacağına bakmalıyız. Bilginin, iletişimin bu kadar hızlı aktığı bir yerde, uzun vadeli bir kariyer planı yapmak bazen mümkün olmayabiliyor.

Bu kuşakla birlikte verilen iş ilanlarının içeriği de değişmek zorunda kalabilir. Bu değişim o kadar güçlü ki komedyenler, tiyatrocular, oyuncular, sanatçılar, felsefeciler, öğretmenler de bunun bir parçası. Unutmayalım ki dijital bir çağ yaşıyoruz ve bu çağda güçlü olan değil, uyum sağlayan hayatta kalacak.


Uzaktan çalışan ekipleri motive etmenin 4 yolu



Uzaktan çalışmaya beklenmedik, hızlı bir geçiş yaptık. Birkaç ay öncesine kadar yan yana çalışan ekipler artık ayrı çalışıyor. Bu sadece çalışanlar için değil, aynı zamanda liderler için de zorlu bir süreç. Ekipleri yönetmenin temel ilkeleri geçerliliğini korusa da birbirinden uzak çalışan ekip üyelerini motive etmek ayrı bir özen istiyor.

Uzaktan çalışan ekibinizi motive etmek için şu 4 yöntemi uygulayabilirsiniz:

Çalışanlarınızla bağ kurun

Öncelikle çalışanlarınızın ellerinden gelenin en iyisini yapabilmeleri için kendilerini şirketinize bağlı hissetmeleri gerekiyor. Bu bağlılık duygusu sadece ekip üyeleri için değil, aynı zamanda yönetici veya müdür seviyesindeki kişiler için de geçerli. 

Yöneticiler, tüm ekibe destek olup onlara rehberlik ederse, örnek bir yol da göstermiş olur. Ekipler uzaktan çalışırken onlarla bağlantı kurmanın en iyi yolu yüz yüze iletişime öncelik vermek. Bu noktada, telefon görüşmeleri yerine video konferanslar yapabilir, ekip üyelerinize özel mesaj göndermek yerine her birinin grup sohbetlerine katılmasını teşvik edebilirsiniz.

Takım performansını ödüllendirin

Ödüller, genel olarak çalışanlar için büyük motivasyon kaynağıdır. Bu nedenle işinize biraz heyecan katmak için ödül sisteminden yararlanın. Ekibin bir bütün olarak ödülü kazanması için teşvikler sunun. 

Bu, tüm ekip üyelerine çalışabilecekleri ortak bir hedef vereceğinden ekip ruhunu da sağlamlaştıracaktır. Elbette bireysel ödüller de sunabilirsiniz; ancak takım ödüllerinin daha iyi motivasyon sunacağını da bilmelisiniz.

Mikro yönetim yapmayın

Çalışanları en fazla rahatsız eden şeylerden biri de mikro yönetimdir. Bu nedenle ekiplerinize, kendilerine verilen görev ve projeleri gerçekleştirmeleri için güvendiğinizi gösterin. 

Elbette takibi bırakın demiyoruz, ancak işin istenildiği gibi yapılıp yapılmadığına odaklanın. İstenen zamanda, beklentiye uygun tamamlanan işleriniz için ekstra denetim yapmanıza gerek yok. Özerkliği teşvik edin ve ekiplerinizi aktif olarak izleyin.

Teknolojiden yararlanın

Birbirinden uzakta çalışan ekiplerin kolayca iş birliği yapmalarına, dosya paylaşmalarına ve sohbet etmelerine olanak tanıyan platformlara ihtiyaçları vardır. 

Bu platformları, iletişim kurmak ve iş birliği içinde çalışmak için nasıl kullanmaları gerektiğine ilişkin net yönergeler belirleyebilirsiniz. Çalışanlar kendi bireysel çalışma tercihlerine sahip olduklarından, nasıl çalıştıkları ve iş birliği yaptıkları ekipler arasında bir tartışma kaynağı olabilir. 

Yönergeler yöneticiler tarafından belirlenirse, bu gibi tartışmalar da olmayacaktır.

Uzaktan çalışma sürecinde hangi mobil uygulamalardan yararlanabileceğinizi merak ediyorsanız 

Çalışanlar için en iyi verimlilik uygulamaları başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz.

Kaynak: Forbes

Pandemi sonrası öne çıkan liderlik özellikleri


Pandemi sonrasında oluşacak yeni iş düzeninde, önceki döneme göre daha farklı liderlik özelliklerinin gerekli olacağına dair bir uzlaşı söz konusu. Çalışan Bağlılığı Uzmanı Bertay Fişekçi, “Yeni normalde” liderlerin hangi özellikleri taşıması gerektiğini yazımızda anlattı.
Oldukça sözü edilen fakat çok da “yerleşmemiş” bazı liderlik özelliklerinin, pandemi sonrası çalışan bağlılığını sağlayabilmek için bir ön koşul olarak ortaya çıkması bekleniyor. Peki bu özellikler neler? Gelin, bu beklenen yeni liderlik özelliklerinden bazılarını maddeler halinde inceleyelim.

Çalışanına güvenen lider

Çalışanlarla karşılıklı güven ilişkisi kurabilen liderler etkinliklerini de arttırabiliyor. Bu güven ilişkisini kurabilmek içinse, öncelikle çalışanların verilecek görevi en iyi şekilde yapacağı düşüncesini çalışana hissettirmek gerekiyor. Pandemi sonrasında çalışanların belli bir bölümünün evlerinden çalışmaya devam etmesi veya hibrit bir düzene geçilmesi tasarlanıyor. Yani “eskinin” her şeye karışan ve çalışanın ofisteki masasında oturduğu dakikaları takip eden liderlerin dönemi kapanıyor. Bu bağlamda “iş sonuçları” üzerinden çalışanın performansının değerlendirilmesi, çalışanın iş ve özel hayat sınırlarına saygı gösterilmesi ve çalışana belli bir özgürlük alanı tanınması yeni liderin özellikleri arasında olacak.
Bu davranışın hemen devamında çalışanların “bir sorunu” ifade edebilme özgürlüğüne sahip olması geliyor. İş sonuçları üzerinden takip ve diyalog kurulabilir; ancak çalışanlar, sorumluluğundaki konulardan birinde bir sorun olduğunu rahatça ve zamanında ifade edemiyorsa, sıkıntı büyüyerek devam edecek demektir. Bu noktada çalışanlar, yetişkin sorumluluğu göstermeli, üzerine aldıkları sorumluluğun gereğini yerine getirmeli, getiremiyorlarsa da zamanında bunu ifade etmeli ve takımın ya da liderin desteğini isteyebilmelidir. Eğer fikirler, görüşler özgürce tartışılarak şirket ve ekip için en doğru yol bulunursa, başarıya da ulaşılabilir. İşte, bu kültürü yaratacak bir kişi, yeni dönem lideridir.

Çalışanından tavsiye ve fikir alan lider

“Her şeyi ben bilirim” diyen liderlerin dönemi hızla kapanıyor. Uzak noktalarda çalışan, birbiriyle kısıtlı iletişimi olan farklı takımların ve çalışanların her birinin “yönlendirilmesi” artık bir lider için imkansız hale geldi. Bu noktada çalışanları dinleyen, uzmanlıklarına saygı gösteren, otoriter bir yaklaşım yerine ortak karar alınması yaklaşımını benimseyen liderler öne çıkacak.
Bunu destekleyen başka bir davranış da “şeffaf” liderliktir. Lider, bilgi paylaşımını sürekli ve dürüstçe yaparsa, çalışanlar kendilerini daha önemli hissediyorlar ve başarı da böyle geliyor. Lider kendi hayatındaki zorluklardan, kendi müdürüyle ilişkisinden ekibine bahsederse, ekibi onun amaçlarına ulaşması için desteğini arttırıyor. Bilgi ve duygu paylaşımı, liderin ekibine “Aynı gemideyiz” mesajını ve duygusunu yansıtmada en önemli parametrelerden biri. Bilgi saklayan, bilgiyi çalışanları için değil çalışanlarına “karşı” kullanmayı adet edinen liderlerin dönemi kapanıyor.

Çalışanının başarısını öne çıkaran lider

Yeni lider, bireysel olarak başarılı olmuş çalışanını öne çıkarmak için fırsat kollayan, bunu açıkça ve geniş yüreklilikle yapan kişidir. Liderliğin bilinen tanımında “Lider yetiştirmek” önemli bir madde olarak anılır ve üzerinde durulur. Yeni dönemde çalışanları “bireysel” olarak tanıyan, onların kişilik özelliklerini bilen, nasıl motive olduklarını kavramış, “bireyselleştirilmiş” liderlik davranışı gösteren liderler öne çıkacak.
Bir lider, küçük zaferlerin takımları büyük başarılara götüreceğini bilir ve ekip içinde bireylerin yarattıkları başarıları yüksek sesle ve tüm ekibe ilham olacak şekilde paylaşır. Başarılarının fark edildiğini bilen çalışanlarsa hem işlerine hem de şirketlerine daha çok aidiyet duyar.
Bu konuyla ilgili söylenebilecek daha pek çok şey var. Bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz.


18 Ocak 2019 Cuma

Eğitimde Sosyal Medya Kullanımı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ




Günümüzde teknolojini kullanımı oldukça yaygın hale geldi ve neredeyse teknoloji olmadan insanoğlu hayatını devam ettiremez oldu. 

Teknoloji geliştikçe aletlerin işlevleri çoğaldı, aynı oranda ise boyutları küçüldü. Öyle ki günümüz teknolojilerini artık cebimizde taşır olduk.


Kim derdi ki bundan 20 yıl önce cep telefonları sadece konuşma aracı olmaktan çıkıp, birer cep bilgisayarına dönüşecek? 

Bu cep bilgisayarları dünyada olup biten her türlü bilgiye hızlı ulaşabilecek, her türlü kişi ile anlık bağlantı kurabilecek ve her bilgiyi en doğru şekilde sentezleyip bunu başkaları ile paylaşabilecek? 

Teknolojinin ulaştığı nokta, bugün taşınabilir teknolojilerle her gün daha da gelişiyor.


Bugün hemen hemen herkesin cebinde bir akıllı telefon bulunmakta. Eskiden aileler çocuklarına telefon almak istemezken, günümüzde her çocuğun, her öğrencinin elinde bu aletlerden var.


Bu kadar yaygın hale gelmişken neden eğitimde bundan faydalanmayalım?


Yapılan araştırmalar gösteriyor ki bir öğrenci, günlük ortalama 150 sms gönderip alıyor. Aynı şekilde saatte ortalama 16 kez telefonuna bakıyor, bu da her 4 dakikada bir, telefonunun ekranını açtığını, sosyal medya ve gelen mesajlarını kontrol ettiğini doğruluyor.


Aynı şekilde bir başka araştırma, Google üzerinden yapılan 100 milyar aramanın %50’den fazlasının mobil telefonlardan yapıldığını doğruluyor. 

Bu denli teknolojinin kullanıldığı, hayatımızın bir parçası olduğu bir dünyada neden bunu eğitime entegre edemiyoruz?


Sms ve sosyal medya kullanımı öğrencilerin öğrenmesine yardımcı olabilir mi? Montreal üniversitesinde yapılan araştırmalar bunu doğruluyor. 

Sosyal medya ve sms kullanımı, öğrencilerin ödevleri konusunda daha organize olmalarını, onlara bu ödevleri yapmalarında, gelişim göstermelerinde önemli rol oynadığını gösteriyor. 

Aynı şekilde öğrencilerin velileri ile irtibat kurmak, onlara brifing vermek ve öğrenci-veli-öğretmen üçgeninde sağlam bağlar kurmak için de ideal bir yol olduğu unutulmaması gereken bir gerçek.


Amaç, öğrencinin günlük attığı yada aldığı günlük 150 mesajdan rahatsız olması yada zaman kaybına uğraması değil, daha çok sosyal medya ve sms kullanımı sunan uygulamaların keşfi, kullanımı, bilgiye doğru ve hızlı şekilde ulaşması ve araştırma-merak duygusunun daha da geliştirilmesidir. 

Dünya çapında 1 milyon’a yakın öğrencinin kullandığı REMIND gibi uygulamalar her gün daha da yaygınlaşıyor. Bu uygulama gibi şu an popüler olan birçok uygulama sunmak da mümkün ( Whats app, Twitter vb.)


Aşağıda, öğrenciler ve veliler için sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları kullanmalarının birkaç avantajını bulabilirsiniz:

  • Sosyal medya ve/veya mesajlaşma uygulamaları kullanımı, öğrenciye ev ödevleri konusunda yardımcı olabilir.

  • Sosyal medya ve/veya mesajlaşma uygulamaları kullanımı, sınavlar öncesi hangi konulara daha fazla yoğunlaşması, hangi konularda daha zayıf olduğunu bildirmek için önemli rol oynayabilir.

  • Sosyal medya ve/veya mesajlaşma uygulamaları kullanımı, öğrencilerin proje ve ödevlerinin hazırlık aşamalarında yardım alabilmeleri için bir ışık olabilir.

  • Sosyal medya ve/veya mesajlaşma uygulamaları kullanımı, öğrencinin yazım hataları ve dilbilgisi kurallarına uygun yazım kurallarını daha iyi benimsemesi için bir fırsat olabilir.

  • Sosyal medya ve/veya mesajlaşma uygulamaları kullanımı, öğrencinin öğretmeni ile konuşamadığı konuları, daha kolay şekilde paylaşabilmesini sağlayabilir.

  • Sosyal medya ve/veya mesajlaşma uygulamaları kullanımı, velilerin çocukları konusunda öğrenim süreçleri hakkında anlık bildirim almalarını sağlayabilir.

  • Sosyal medya ve/veya mesajlaşma uygulamaları kullanımı, velilere öğrencilerin ev ödevlerini bildirmek için iyi bir yol olabilir.

  • Sosyal medya ve/veya mesajlaşma uygulamaları kullanımı, velilere çocuklarının devamsızlıkları konusunda haber vermek için kullanılabilir.


İnternet, günümüzde bilgi teknolojilerinin devam eden gelişim sürecinde varılan son aşamadır. İnsanlar internet ağını kendi bilgi araştırmaları için kullanmalarının yanı sıra, iletişim kurmak, internet dünyasında gezinmek vb. gibi farklı amaçlar için de kullanabilmektedirler. Günümüzde bilgi iletişim teknolojilerinin herkes için ulaşılabilir olması nedeniyle internet teknolojik bir demokrasi sunmaktadır. Ayrıca süreklilik arz eden bir ilerleme ve bilgi saydamlığı, internet kullanıcıları için küresel bir anlam ifade etmektedir. Sosyal medya geleneksel medyanın aksine sıfır maliyetle kullanılır, erişim imkânları daha kolaydır, kullanım bakımından basitlik arz eder ve üzerinde değişimi kolay olduğunda sabitlik söz konusu değildir. Sosyal medyanın hızlı geri bildirimi kullanıcı açısından önemlidir.

Öte yandan sosyal medyanın birtakım dezavantajları da bulunmaktadır. Bunlardan biri çok hızlı yayılması sonucu takibinin ve kontrolünün zorlaşmasıdır. Sosyal ağlar, sosyal medyanın ilgi çekmesinde büyük bir öneme sahiptir. Günümüzde birçok sosyal ağ sitesi ortaya çıkmış ve insanların iletişimini, etkileşimini, işbirliğini etkilemiştir. Farklı kullanım, farklı içeriklere sahip olan ağlar, insanların saatlerce sanal ortamda kalmasını sağlayan etkileyici öğelerdir. Çevrim içi sosyal ağlara katılan kullanıcılar gerçek kimlikleri ile sosyal ağlar üzerinde yer almaktadır. Sosyal ağlar birbiriyle ilgili ya da değişik bilgileri içinde bulunduran değişik etkilerin söz konusu olduğu bir grubu ifade etmektedir. Sosyal ağ, bilginin ağa üye kişiler arasında paylaşılmasını ve üyeler arasında yayılmasını sağlamaktadır.

Çevrimiçi sosyal ağ, sosyal teknolojiler sayesinde bir grup insan tarafından kullanılan etkinlikler bütünü şeklinde tanımlanmaktadır. Sosyal ağlar genel olarak aşağıdakileri içerir: Sosyal siteler (MySpace, Facebook, Twitter…), fotoğraf paylaşım siteleri, video paylaşım, profesyonel ağ siteleri, bloglar, wikiler, içerik etiketleme vb. Genellikle, sosyal ağ sitelerindeki üyeler, biyografi leri, fotoğrafl arı ve bazı diğer kişisel bilgilerinin yer aldığı alanlarla, kişisel profi l sayfasına sahiptirler. Sosyal yazılımlarda Anahtar kelimeler “sosyal içerik” tir. Sosyal içerik olan resimler, ses dosyaları, web adresleri, video klipler, sunular, etkinlik duyuruları veya diğer medya türleri örnek verilebilir. Bu gibi sosyal nesneler, sosyal ağların sunduğu olanaklar doğrultusunda kullanılabilir, paylaşılabilir veya yeni teknolojilerin gelişimi ile birlikte, sosyal ağ ortamları kişisel ifadeler, içerik üretimi vb. iletişim için yeni hizmetler sağlamaktadır.

Bu gibi uygulamalar sayesinde insanlar arasındaki küresel bağlantıda yeni bir dönem başlamıştır. Bu sosyal ağların kullanımları ve dijital okuryazarlık sayesinde düşünceler ve yenilikler, dünya üzerinde eskiden olmadığı kadar hızlı bir biçimde yayılmaktadır. Sosyal ağ teknolojilerinin birçok özelliği ve olanaklarının olması öğretmenlerin eğitim-öğretim süreçlerini aktif, yaratıcı, işbirlikli öğrenme ile desteklemelerine, öğrenci-öğrenci, öğrenci-içerik ve öğretmen-öğrenci etkileşimini artırmada, öğrencilerin araştırma sorgulama ve problem çözme becerilerini kullanmaları ve geliştirmeleri konusunda destek olmaktadır. Bu denli yaygınlaşan sosyal ağlar, eğitim- öğretim sürecinde farklı amaçlarla etkili bir şekilde kullanılmaktadır.

Bu araştırmada amaç, Eğitim fakültesinde okumakta olan öğretmen adayı öğrencilerin bilgi iletişim teknolojilerinden sosyal ağları kullanım alışkanlıklarını ve ne amaçla nasıl kullandıklarını belirlemek, bu doğrultuda bir takım değerlendirme sonuçlarını ortaya koymaktır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması modeli kullanılmıştır. Bu amaca ulaşmak için veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formunun hazırlanmasında kolay anlaşılır olma, çok boyutlu sorular sormaktan kaçınma, açık uçlu sorular sorma, yönlendirmekten kaçınma, alternatif sorular ve sondalar hazırlama, farklı türden sorular yazma ve soruları mantıklı bir biçimde düzenleme ilkeleri dikkate alınmıştır. Elde edilen bulgular ışığında sonuçlar yorumlanacaktır.

BU YAZIYI PAYLAŞ

Whatsapp ile paylaş

13 Ocak 2019 Pazar

Yaratıcı ekiplerle çalışmanızı kolaylaştıracak 8 araç

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Hepimizin profesyonel hayatında yaratıcı ekiplere ihtiyacı var. Sanatçı ruhlu, eşsiz algıları olan ve yaptıkları her şeye ruh katan insanlar onlar. Onlar sayesinde bir pazarlama kampanyası olduğundan daha iyi olabilir ya da tam tersi. Kreatif ekipler ve insanlar olmadan bir çalışma ortamı düşünülemez bile.


Ne var ki genel olarak yaratıcı insanların zamanlama ve düzenlilik ile ilgili bazı sorunları oluyor. Bu da ister istemez işin genel akışında aksamalara sebep oluyor. Onlarsız bir hayat düşünemeyeceğimizi söylemiştik. Peki onlarla nasıl daha rahat orta noktada buluşur ve işleri daha verimli bir şekilde hallederiz? Bu konuda birkaç araç kullanarak herkesi rahatlamamız mümkün olabilir.

1. CoSchedule


Farklı birimler birbirleriyle uyum içinde çalışmalıdır. CoSchedule, dünyanın çok sevdiği pazarlama takvimi uygulaması, sayesinde bunu yapmak mümkün. Bu aracın içinde analizler, üretim takvimleri ve diğer birçok özelliği ile yeni müşterilere erişmenizi çok kolaylaştıracak.

2. Microsoft To-Do


Yaratıcı ekip üyeleri buna çok yanaşmasalar da biraz olsun düzenlilik hayat kurtarıcı olabilir. Wunderlist’in yaratıcıları tarafındna geliştirilen görev yönetim uygulaması To-Do bu düzeni sağlamanıza yardımcı oluyor. Herkes bu aracın içinde görevlerini yazabilir, ne zaman bitmesi gerektiğini takip edebilir ve hatırlatıcılar sayesinde işlerin atlanmamasını sağlayabilir. Buna ek olarak bir de Office 365 ile de entegre olarak çalışıyor Microsoft To-Do.

3. Toggl


İtiraf edelim hiçbirimiz zaman çizelgeleriyle uğraşmaktan keyif almıyoruz. Öte yandan bir işin ne kadar sürede yapıldığını ölçümlememiz gerekiyor. Bu noktada devreye Toggl giriyor. Tek bir eklentiye tıklayarak ölçümleme ve raporlama yapmanız mümkün hale geliyor.

4. Mixmax


Eğer işinizde Gmail kullanıyorsanız Mixmax sizin çok işinize yarayacaktır. Bu ücretsiz uygulama kimin epostalarınızı okuduğunu ve cevap verdiğini takip etmenize yardımcı olduğu gibi tek tıkla randevularınızı da kaydedebiliyor. Böylece işlerinize odaklanırken birden fazla kişiye aynı anda randevu da vermemiş oluyorsunuz.

5. InVision


Proje yönetimi ya da ürün geliştirme noktasında birden çok ekibin fikrinin alınması gerekebiliyor. Bu noktada yaratıcı ekipler de herkesin maillerini tek tek takip etmek durumunda kalıyor ve işler içinden çıkılmaz bir noktaya hızla gelebiliyor. Bu sorunun çözümü olarak InVision uygulaması sayesinde yaratıcı ekip, diğer ekiplerden gelen geri bildirimleri takip edebilirken, mail trafiğinin arasında kaybolmuyor ve işlerine daha rahat odaklanabiliyorlar.

6. Basecamp


Basecamp sayesinde bütün şirket uyum içinde ve ferah bir şekilde çalışabiliyor. Farklı birimlerin kendi aralarındaki odaları sayesinde herkes ister kendi içinde ister departmanlar arası rahatlıkla iletişime geçebiliyor. Dosya paylaşımı, mesajlaşma, eposta yönetimi gibi yapılar sayesinde de ekiplerin rahat çalışması için gerekli her şey tek noktadan halledilebiliyor.

7. Remember The Milk


Bu uygulama daha ziyade ev kullanıcıları için yapılmış olsa da iş yerinizde de kullanabilirsiniz. Remember The Milk sayesinde aklınıza gelen fikirleri ya da görevleri uygulamaya ekleyebilirsiniz. Uygulama da takvimlerinizle uyumlu olarak çalışacağı için müsait bir zamanda alacağınız hatırlatmayla aklınıza gelen muhteşem fikirlerin kaybolmasının önüne geçersiniz.
8. Google Calendar
İster tek başınıza ister bir ekiple çalışıyor olun Google Calendar işinizi kolaylaştıracaktır. Ekibin tamamını aynı takvimde bir araya getirmek, önemli tarihleri unutmamak, yapılacak işleri takip etmek konusunda Google Calendar muazzam bir yardımcı.


Sosyal medya yönetimi konusunda yardım alabileceğiniz araçlar


Firmanız için sosyal medya hesapları oluşturmak, bu hesaplarla ilgilenmek ve onları takip etmek ayrı bir uzmanlık alanı. Ayrıca bu faaliyetleri gerçekleştirmek için mutlaka zaman ve bütçe ayırmak gerekiyor. Durum böyle olunca, özellikle küçük ölçekli işletmelerde sosyal medya yönetimi noktasında bilgi yetersizliği, bütçe ve zaman kısıtı gibi sorunlar ortaya çıkarabiliyor.

Ancak teknoloji bu alanda da firmaların yardımına koşuyor. Sosyal medya platformlarının takip ve etkinliğini sağlayan sosyal medya yönetim araçları firmaların işini kolaylaştırıyor. Sosyal medya platformlarında doğacak her türlü ihtiyaca cevap veren ve dijital ortamdaki etkinliğinizi pazarlama stratejilerinizi aksatmayacak şekilde destekleyen birçok farklı araç bulunuyor. Gelin bu sosyal medya yönetim araçlarına yakından bakalım…

Trendleri takip etmek


Hangi sektörde olursanız olun, markanızın tanınırlığını sağlamak için sosyal medyayı kullandığınız müddetçe, sosyal ağlardaki hesaplarınızın kontrollerini düzenli olarak yapma ihtiyacı duyacaksınız. Bu anlamda sosyal medya etkileşimlerinizi görmek, haber kaynağınızı takip etmek ve paylaşımlarınıza gelen beğeni ve yorumları değerlendirmek için bu kontrolleri yerine getirmek zaman ve ilgi isteyen bir süreç.
Özellikle Twitter için bu takibin daha zor olabileceğini düşünebilirsiniz. Çünkü daha fazla etkileşim için Twitter’daki yenilikleri takip etmek, yerel, ulusal ve uluslararası olmak üzere trendleri bilmek ve ona göre paylaşımlarda bulunmak gerekiyor. Bu durumda SocialBro, SocialMention ve TweetReach size yardımcı olabilir.

Analiz


Markanızın sosyal medya hesabına gelen etkileşimlerle ilgili sayısal değerlere ihtiyaç duyabilirsiniz. Böylece stratejilerinizin ne kadar başarılı ilerlediğini ve karşılığında ne kadar etkileşimle destek gördüğünüzü anlayabilirsiniz. Yeni stratejiler için de ışık tutabilecek bu sayısal değerleri, herhangi bir sosyal medya yönetim aracı kullanmadan belirlemeniz zor olabilir. Ayrıca sayfanızı ziyaret edenlerin ve paylaşımlarınızı görüntüleyen kişileri belirlemek için de bu araçlara ihtiyaç duyabilirsiniz.
Bu durumda size yardımcı olabilecek ve sosyal medya hesaplarınızdaki etkileşimleri size raporlayabilecek araçlarla, işiniz kolaylaşabilir. Bu noktada Google Analytics ve Chartbeat size yardımcı olabilir. Ayrıca paylaşımlarınızda web sitelerinin uzayıp giden adreslerini (URL) görmek istemiyorsanız, URL kısaltıcı kullanabilirsiniz.

Ekip çalışmaları


Sosyal medya çalışmalarınızla birden fazla kişi ilgileniyorsa, bu bir ekip çalışmasını, dolayısıyla ekip çalışmasına yatkın bir aracı gerektirebilir. Hootsuite’nin Pro ve Enterprise müşterleri için sunduğu Hootsuite Assignments gibi bir araç hem zamandan tasarruf etmenizi sağlarken hem de ekip çalışmasına imkan tanıyor. Ayrıca, Google Drive da bu aşamada iletişiminizi senkronize hale getirebilir.

Entegrasyon


Bütün sosyal medya platformlarınız için ayrı platformlardan yönetmek kafa karıştırıcı ve uğraştırıcı olabilir. Bu durumda örneğin Instagram, Pinterest ve Tumblr gibi platformları aynı araç üzerinden takip etmek için Google Alerts veya SocialMention’dan yardım alabilirsiniz.

Yer bildirimleri



Hedef kitlenizin ne zaman nerede olduğunu bilmek, paylaşımlarınız için iyi bir kaynak oluşturabilir. Böylece daha ilgi çekici ve kullanışlı paylaşımlarda bulunabilirsiniz. Bu durumda Swarm ve Foursquare kullanmak işinize yarayabilir.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

NESİLLER AYRILIYOR: X, Y ve Z NESİLLERİ

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Dünya genelinde genç kuşaklar X, Y, Z kuşakları olarak adlandırılıyor. X kuşağı yeniliklere adapte olmaya çalışırken, bir yandan sabırla iş hayatlarında kademe atlıyor; Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor, kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor; Z kuşağı ise artık sokakta birdirbir oynamıyor, ipad’leriyle sosyalleşiyor…

Farklı nesillerin iş yaşamına, teknolojiye ve hatta hayata uyum sağlamaları değişiklik göstermektedir. Burada matematik denklemlerini çağrıştıran X, Y, Z nesillerinin özelliklerinden bahsederken, özellikle günümüz Gezi olaylarıyla ön plana çıkan Y neslini anlamaya çalışacağız.
X nesli, 1965-1979 arası doğanlara denir. Bu durumda en yaşlısı 48, en genci 34 yaşındadır. X nesli kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık, çalışkanlığa önem veren bir kuşak olarak tanımlanıyor [1]. İş yaşamlarında çalışma saatlerine uyumlu olup iş motivasyonları yüksektir. Belirli çalışma süresinden sonra kademe atlayabileceklerine inanırlar ve sabırlıdırlar. Daha çok yaşamak için çalışırlar. Ayrıca, bu nesil, bir takım icatlara, buluşlara şahitlik etmiştir. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kaset çalar ve pikapla açan X nesli sakinleri pek çok dönüşüm yaşamıştır. Özellikle, teknoloji açısından düşünüldüğünde, bilgisayar sistemlerinin dönüşümü ve buna bağlı değişen iş yapış şekillerine adapte olmaya çalışmışlardır. Ülkemizin %22’sini oluştururlar
Y nesli, 1980-1999 arası doğanlardır. Y neslinin en yaşlısı 33, en genci ise 14 yaşındadır. Kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil özelliği taşırlar. Çünkü onlar bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar. Bu yüzden, iş saatinden ziyade işe odaklanmaları gerekiyor. Bu durumda onları işin bir parçası haline getirmek önemlidir. X nesline göre Y neslinin örgütsel bağlılıkları azdır ve çok fazla iş değiştirdikleri de söyleniyor. Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. Y nesli, çok farklı kişisel özellikler taşımakta ve özellikle üniversitelerden yeni mezun olanları kapsamaktadır. Y neslinin uyumsuz olduğu, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tuttuğu da bir gerçek. Bu durum aşırı bireyci olmasından ve otorite tanımamasından kaynaklanıyor. Bu nesil kural tanımıyor. Ülkemizin %35’ini oluşturdukları söyleniyor. Yani 27 milyon genç
Z nesli, 2000 yılı ve sonrası doğanlara denir. En büyüğü 13 yaşındadır. İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı seviyorlar. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, ipad’ler ya da tablet bilgisayarlar ile her alanda aktifler. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar. Diğer nesillerden farklı olarak, internet ve teknoloji ile doğdukları tabir edilir. Ülkemizin %17’sini oluşturuyorlar.
Oyuncak yerine ipad’lerle oynarlar ve teknoloji ile birlikte büyürler. Bu yüzden de çabuk tüketen bir nesildir. Fakat internet ile fazla haşır neşir olduklarından aynı anda birden fazla konu ile ilgilenebilme yeteneklerinin gelişeceği tahmin ediliyor [1]. Söz konusu bu yetenek aynı zamanda Y neslinde de yaygın olarak görülüyor ve bu tek bir konuya odaklanmaya göre daha pratik olabilir. Bunun en iyi örneklerinden bir tanesine geçenlerde düzenlenen bir konferansta şahit oldum. Konuşmacı konuşmasını yaparken çoğunluğu Y  nesli üniversite öğrencisi olan dinleyicilerden kimisi eş zamanlı olarak konferansın Twitter sayfasında yorumlarda bulunuyor, kimisi ipad’i ile sahnenin resmini çekip Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda paylaşıyordu. Tabi bunlarla meşgul olurken konuşmayı da dinliyorlardı. Aynı anda dinleme, yorum yapma, resim, video vs. yayınlama/paylaşma yeteneği harika bir şey olsa gerek… Fakat kendisi konuşurken yüzüne bakmadığını düşünen X sakinleri bunu “saygısızlık” olarak da nitelendirebiliyor. Zaten tehlike ya da uyuşmazlıklar da bu noktada söz konusu oluyor. Bu tür uyuşmazlıklara özellikle “eğitim” alanında çok sık rastlıyoruz ki birazdan bu konuyu ayrıca ele alacağız.


Nesillere 1965 ile başladık. Peki, daha önceki tarihler hangi nesli ifade ediyor?
1946-1964 yıllarında doğanlar “baby boomer” olarak adlandırılıyor. “Baby boom” bir Kuzey Amerikan-İngiliz terimidir. Özellikle Amerika’da II. Dünya savaşının bitiminde başlayıp 1960 yılı başlarına kadar süren, yıllık doğum hızında büyük artış anlamına geliyor. Amerika’da bu dönemde  gelişen ekonomiye de paralel olarak 78.2 milyon kişi doğmuş ve 1955, doğum artış hızının tepe yaptığı yıldır. Bu olay, “baby boom”, bu dönemde doğanlar da  “baby boomer” olarak adlandırılıyor Şu anda baby boomer neslinin en yaşlısı 68 yaşında, en genci ise 49 yaşındadır. Bu nesil teknolojiden uzaktır, diğer bir deyişle teknolojiyi benimseyememiştir. Teknoloji yaygın olmadığı için çoğu zaman işlerini kendi kendilerine yapmak zorunda kalmış, üretmişlerdir. Bunun yanında, iş sadakatleri yüksektir. Diğer kuşaklardan farklı olarak, iş yaşamları için “çalışmak için yaşamışlardır” ifadesi kullanılabilir. Ayrıca bu nesil için “önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına baktılar” ifadesi de kullanılmaktadır. Sadakatlilik ve kanaatkârlık duyguları oldukça yüksektir. Ülkemizin %19’unu oluşturuyorlar
“Daha öncesi yok mu?” diyenler olabilir. Genel olarak nesiller yukarıda bahsettiğimiz şekilde dörde ayrılıyor. Söz konusu yıllardan önce doğanlara ise “sessiz kuşak” diyoruz. Sessiz kuşak, 1927-1945 döneminde doğanlar olarak anılır ki; onlar babaannelerimiz, dedelerimizdir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’deki Cumhuriyet kuşağıdır. Ülkemizin yalnızca %7’sini oluşturuyorlar

Günümüzde Y nesli

Y neslini diğer nesillerden kırılma noktası olarak ele aldığımızda, gerçekten iyi anlamak gerekiyor. Genellikle bu neslin ayrı özellikleri olduğundan habersiz olan popülasyon yaygın olduğundan günümüzde dünya pek çok uyuşmazlık ya da çatışmalara sahne oluyor. Şimdi Y neslinin ön plana çıkan özelliklerini maddeler şeklinde tekrar sıraladığımızda bazı olaylar fotoğraf kareleri şeklinde beynimizde canlanacak.
Bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler.
Otoriteyi sevmiyorlar.

Kendilerine kurallar koyulmasından hoşlanmazlar.

İş yaşamlarında kurallara ve mesai saatlerine göre çalışmayı sevmiyorlar. Buna rahatlıkla karşı çıkabiliyor, çok fazla iş değiştirebiliyorlar.
Otorite sevmediklerinden bir an önce müdür olmak ya da kendi işlerinin patronu olmak istiyorlar.
Farklı görüşlerin kendilerine dayatılmasına karşı çıkarlar.
Farklı görüştekileri acımasızca eleştirebilirler.
Kendi görüşlerine karşı olan eylemler gündeme geldiğinde hiç düşünmeden direnişe geçerler.
Direnişleri uğruna ölümü dahi göze alırlar ve istedikleri olana kadar direnmekten vazgeçmezler.
Onlar için gruplaşma ve akranlarına kendini kabul ettirme önemli olduğundan, sosyal gruplara katılma ve birlikte hareket etme önemlidir.
Sosyal medyayı etkin kullanırlar ve görüşlerini rahatlıkla dile getirmekten çekinmezler.
Bir olay karşısında eylemde bulunacakları zaman birliktelik kurmak için sosyal ağları ciddi bir araç olarak kullanırlar ve oradan yapılan çağrıları sorgusuzca kabul ederler.
Son günlerde sosyal ağlar aracılığıyla birliktelik sağlayarak yollara dökülen, Gezi olaylarıyla gündeme damgasını vuran Y nesli değil midir? Ya da kendi görüşlerini anlatmak ve isteklerini kabul ettirmek için günlerce parkta yatıp kalkan ve bundan vazgeçmeksizin direnen Y nesli değil midir? Ve hatta ne demek istedikleri anlaşılmayan da Y nesli değil midir? Ve daha da aklınıza gelen her şey!

Anlaşmazlık nereden kaynaklanıyor?

Konunun uzmanları pek çok konuşma ve yazılarıyla Y nesli çatışmalarının kaynağını açıklıyor. Evet, yanlış okumadınız, söz konusu kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımız da mevcut. Evrim Kuran, 2001’den bu yana kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımızdan birisi. Bir söyleşisinde şöyle diyor
“Y kuşağını iki harfle özetlerim: “BD”. Yani “bullshit detector” (Saçmalık dedektörü). Y kuşağı, kafasına uymayan, saçma durum gördüğünde dayanamıyor, kaynamaya başlıyor. Cumhurbaşkanı olmuş, başbakan olmuş, öğretmeni, genel müdürü hiç fark etmiyor, hemen tepki veriyor. Çünkü bu kuşağın temel değerlerinden biri; adalet duygusu…”
Diğer taraftan Y kuşağı için akranları ve aileleri çok önemlidir. Akranları tarafından kabul görme özelliği yüzünden çok çabuk bir araya gelebiliyorlar. Bunun en büyük yansımasını sosyal medyada gördük. Gezi olayları ile ilgili pek çok bir araya gelme imkânlarını bu mecradan yarattılar. Ayrıca bu kuşağın aileleri çocuklarına çok düşkünler. Bu yüzden onların istekleri söz konusu olduğunda çok çabuk onların seviyesine inebiliyor, sorunlarını halledebiliyorlar. Aileler yeri geldiğinde Y nesli için birer kanka, arkadaş olabiliyor. Yine ailelerin bir araya gelip Gezi Parkı’nda çocuklarını korudukları ve onları desteklediklerini gördük, izledik ki; ailelerin Y nesli çocuklarını ne kadar desteklediklerine verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesidir.
Günümüzde Y nesli yanlış değerlendiriyor; tembel, disiplinsiz, prensipsiz oldukları söyleniyor hatta apolitik olmakla suçlanıyor. Hâlbuki Y nesli farklı bakış açılarına sahip. İşte anlaşmazlık da buradan kaynaklanıyor. Y neslinin özelliklerine devam edecek olursak; inançları uğruna sonuna kadar savaşırlar. Bunu yaparken ise direnmek yerine eğlenirler. Akranlarıyla bir araya gelerek kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmaktan zevk duyarlar, tadını çıkartırlar. Özgüvenleri yüksektir. Hele ki ailelerinden onay olarak bunu yapmaları onları doruk noktasına çıkartıyor, kendilerini daha da özgür hissediyorlar.
Toplumda görülen “ötekileştirme” yaklaşımına Y nesli katılmıyor ve bunun yanlış olduğunu düşünüyor. Y nesli ötekileştirmek bir yana, eş cinsel, muhafazakâr ya da herhangi birisi olsun birbirine eş tutuyor, kendi neslinden herhangi birisi ile aynı ortamda bulunabiliyor, birlikte direniyor. Bu kuşak her şeyin sahici olmasını istiyor
Sonuç olarak, toplumun bu gençlerin dilini öğrenmesi gerekiyor! Onları anlaması, yanlış değerlendirmemesi gerekiyor! Örneğin, Gezi olaylarıyla onlar birer halk ayaklanması yarattıklarını düşünmüyorlar, aksine binlerce insanın birlikte iletişim kurabildiklerini, birlikte bir bağ oluşturabildiklerini düşünüyorlar. Toplum tarafından yanlış anlaşılmalarına daha iyi örnek ne olabilir ki!

Eğitim camiasında Y nesli

Eğitim camiasında özellikle üniversitelerdeki durumları ele alacağız. Çünkü Y nesli çoğunlukla üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Üniversitelerdeki öğretim elemanları ise çoğunlukla X ve Baby boomer nesillerinden ki, tehlike burada başlıyor!
Y neslinin genellikle dersleri dinlemeyen, tembel öğrencilerden oluştuğu zannediliyor. Hâlbuki IQ seviyeleri oldukça yüksek. Onlar aynı anda birden fazla iş yapmaya o kadar alışkınlar ki, derslerde de farklı şeylerle meşgul olmak istiyorlar. Örneğin, herhangi bir cep telefonu uygulaması veya internette sosyal ağ, blog vs. uygulamalarını ders esnasında da takip etmek, sosyal dünyalarından kopmamak istiyorlar. Tabi bu da X nesli öğretim elamanlarını çılgına çevirebiliyor. Aslında aynı anda birden çok etkinliğe dahil olmak istiyorlar. Tek bir şeye konsantre olmak onlar için sıkıcı.
X nesli genellikle disiplini sever ve aynı anda birden fazla işle meşgul olma yeteneği pek yoktur. Bu durum onları Y neslinden ayırır ve özellikle öğrenme-öğretme etkinliklerinde sorun yaşamalarına sebep olur. Böyle bir durumda, öğretim elemanları “dersi dinlemiyorsun”, “dersi dinlemeyen dışarı çıkabilir”, “ne kadar saygısızsın” gibi tepkilerle öğrencilerin derse olan ilgi ve motivasyonlarını düşürebiliyor. Uyuşmazlık da işte bu noktada başlıyor. Öğretim elemanı kapasiteli öğrencileri “tembel, işe yaramaz” gibi sıfatlarla yanlış tanıyabiliyor. Bu durum belki de onların geleceğine dahi engel olabiliyor.


Baby boomer kuşağındaki öğretim elemanları X kuşağına göre daha disiplinlidir. Yeniliklere daha zor adapte olabiliyor. Bu durum Y kuşağı ile uyuşmazlıklarını daha da arttırıyor.
Son günlerde “eğitimde sosyal ağların kullanımı” konuşuluyor. Bunun sebebi, teknolojiye meraklı Y nesli üniversite öğrencilerinin Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda günlük olarak çok sık vakit geçirmeleridir. Bu durumda, X nesli ve baby boomer sakinleri Y nesli ile sosyal ağlar aracılığıyla köprü kurabileceğini düşünüyor. Öğrencilerin kendilerini en açık olarak ifade ettikleri bir mecra olarak düşünüldüğünde sosyal ağlar, eğitim amaçlı kullanılabilir. Fakat bu durum teknolojiden uzak olan baby boomer’lar ile yeniliklere adapte olmaya çalışan x neslinin hoşuna gitmeyebiliyor.
Üniversitelerde “anlayış değişikliği” ya da “değişime adapte olma” olarak ifade ettiğimiz bir takım tutum değişikliklerine ihtiyaç olduğu kesin. Bunun yanı sıra, bazı öğretim elemanlarımızın bireysel olarak başlattığı çabaları da görmezden gelemeyiz. Ercüment Büyükşener’in “yeni medya” isimli bir konferansta anlattığı “facebook’u dersine nasıl entegre ettiği” örneği oldukça çarpıcıdır.Dersinin bazı haftalarını yüz yüze bazı haftalarını ise facebook sayfasından yürüttüğünden bahsediyor. Facebook’ta yoklama aldığını, sınav yaptığını, öğrencilerin ortamdan bağımsız olarak istediği yerden derse katılım sağladığını ve hatta katılımın kayda değer oranda yüksek olduğunu söylüyor. Öğrenci görüşlerini almayı ihmal etmeyen öğretim elemanı, Y neslinden olan öğrencilerinin bu uygulamadan çok memnun kaldıklarını ve derse daha çok motive olduklarını belirtiyor.
Ayrıca, yapılan pek çok araştırmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları etkin kullandıkları görülüyor. Bu konudaki bir çalışmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları eğitim amaçlı kullanıp kullanmadıkları sorgulanmıştır. Buna göre, öğrenciler “okul proje/ödevleriyle ilgili araştırma yapmak” için sosyal ağları %71,9 oranında, “eğitim amaçlı grupları ve etkinlikleri inceleme” amaçlı ise %81,3 oranında kullanıyor.  Ayrıca, “güncel, farklı bilgiler ve düşüncelerle karşılaşmak” için sosyal ağ kullanım oranı %89’a varmakta
Sonuç olarak, gençler sosyal ağların eğitim amaçlı kullanılabileceğine inanıyor. Derslerin Facebook ortamında yürütülmesi örneğinde de motivasyonlarının çok yüksek olduğu görülüyor. Bu durumun X ve baby boomer nesillerine anlatılması gerekiyor ki; sosyal ağlar aracılığıyla öğrencileri ile aralarında köprü kurabilecekleri gerçeği her türlü gözler önüne seriliyor.
Evet, nesiller X, Y, Z olarak ayrılıyor. Hatta buna baby boomer ile sessiz kuşağı da ekliyoruz. Fakat nesillerin belirli noktalarda birleştirilmesi, hatta birleşirken aralarda geçişlerin olması insanlığın uyum içinde yaşaması için gerekiyor. Burada nesillerin özellikleri devreye giriyor. Her bir nesil eğer birbirinin özelliğini bilir ve ona göre anlayış geliştirirse uyum içinde yaşamak ancak o zaman mümkün olabilecektir.

X Y ve Z kuşağı çocuklarının özellikleri neler?

Alfabenin son harflerini çağrıştırsa da aslında son zamanların dillerden düşmeyen kuşak ayrışımlarına ait bu üç harf: X, Y ve Z kuşağı. Çocuklarla kurulan iletişimin sağlıklı olabilmesi; zamanı ve getirilerini anlamakla mümkün. X, Y ve Z kuşağı çocuklarının özellikleri neler?
Önümüzde yuvarlanıp giden neslin, dünyaya bakış açıları ve mevcut donanımları karşısında oluşturdukları özelliklere genel bir bakış ile şekillenen nesiller: X, Y ve Z kuşağı…
Bu bilgileri edinmek ya da yeni neslin demek istediğini daha iyi kavramak için birkaç yazı ya da makale okumak aslında ebeveynleri nelerin beklediğini ya da mevcut sorunların nereden kaynaklandığını anlamak için büyük bir fırsat.
Çünkü iletişimin kanlı canlı olanını tükettiğimiz bu çağlarda, aile birliğinin, çocuklarla olan iletişimin sağlıklı olabilmesi her iki taraf adına zamanı ve zamanın getirilerini anlamakla mümkün artık.
Geleceğimizi oluşturan bireyler ile ortak paydada buluşabilmek için yeni nesillerin çağına dair donanımlı olmak, doğru şekillenmeleri, doğruya yönelmeleri, temel değerlerimizi belleklerinde bulundurmaları ve sağlıklı – bilinçli ve tam destekli ilerlemeleri için önce biz büyüklerin konuya hakim olması şart.

Zamane çocukları mı?

Her dönem için kullanılan bu kavramın içini dolduralım biraz. Ama önce 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda meydana gelen doğum oranın artmış olması ile birçok kaynakta ‘baby boomers’ dönemi olarak adlandırılan kuşağı hatırlayarak başlayalım.
Bu kuşakla ilgili fazla bir bilgi yok. Verilen tarih aralığı ise 1946 – 1964 yılları. Bu grupla ilgili kurulan cümleler, aşağı yukarı dönemlerinin en büyük sektörel gelişme oranını yakalamış olmaları.

X kuşağı için verilen tarih aralığı 1965-1979 yılları arası

Dünyadaki en sancılı dönemlerin sonrasında ve aynı zamanda kendi döneminin acı savaşlarını, darbelerini, soğuk savaşlarını yaşamış olan bu grup; gelecekle ilgili endişeler geliştirmesi sonucu iş ve hayat dengesinde başarılı olduğu kadar sadık bir çalışan sıfatıyla da taçlandırmıştır kendini. Hissetmiş oldukları otoriteye karşı saygılı ve bunun akabinde motivasyonları da yüksek olmuştur. Kadınların iş yaşamına atılması ile bir çocuk az, iki çocuk fazla karmaşasına sebep olmuşlardır.
Farklılıktan hoşlanan, ön yargıları olmayan ve sağ duyulu ve duygulu nesildir. Hızla ilerleyen teknolojiye adapte olmaya çalışırken bu yeniliklerin takibi sırasında oldukça doyumsuz bir nesil olarak karşımıza çıkmışlardır. Ayrıca elma bahçelerinden kovalanırken, aşk şiirleri yazan nesil…

Y Kuşağı için verilen tarih aralığı 1980-1999 yılları arasıdır

Milenyum çağı yakıştırmasına uygun olarak ilk söylenen cümle teknolojiye olan bağımlıkları ve becerileridir. Otorite tanımaz, kural bağlamaz, sabırsız, tatminsiz ve adapte sorunu olan bir nesil ama öğrenmeye ve araştırmaya hevesli…
Problem çözmede grup adaptasyonları ve hareket kabiliyetleri harika.
Bireysellikten kasıt bencillikleri.
Ve birde eleştiri oklarına denk gelirseniz kurtuluşunuz mucize.
Mevcut sorunları ise; kimselerin onları anlamıyor olması.
Daldaki elmaların çatlayana kadar tadına bakan nesil.

Z Kuşağı için verilen tarih aralığı 2000-2021 yılları arasıdır

“İnsanlık tarihinin el, göz, kulak vb. motor beceri senkronizasyonun en yüksek nesli olarak tanımlanmaktadırlar” diyor bir kaynak. Yani mekanikleşmenin ilk belirtileri Z kuşağı çocuklarda.
Ve doğduğunda bu bilgilerle geldi herhalde diyecek kadar teknolojiye adapte olma becerisi Z kuşağı çocuklarının normalitesi. Bu üstün becerileri ve teknolojik gelişimin jet hızıyla ilerlediği dönem nedeniyle, cevabı ön görülemeyen çok bilinmezli denklemlerin bir parçası olarak hayata adım atmış bulunuyorlar. Z kuşağı çocuklarının hangi meslek dalında faal olacakları dahi bilinmiyor. Çünkü meslek icatları henüz yapılmadı.
Z kuşağı, aile bireylerinin kendilerini çocuklarına karşı yetersiz gördükleri, psikolojik bunalım örneklerinin tavan yaptığı nesil.
Sosyalleşme kavramının tarih olduğu ve teknolojiye kurban edildiği bir nesil.
Z kuşağı, hayal dünyalarının sınırsızlığı ile cevabı bulunamayan sorular soran nesil.
Aynı anda aktif bir şekilde pek çok işe dahil olabilen bir kapasite ile zekaları ve becerileri hayranlık uyandıran nesil.
Z kuşağı, otorite ve kural tanımazlık hat safhada, istedikleri doğrultusunda direnişleri kırılamaz yapıda ve haklılıkları konusunda, grup halinde hareket etmek sorgusuz sualsiz katılacakları eylemler arasında ilk sırada olan nesil.
Dile getirilemeyecek bir konu da yoktur ayrıca.
Ve son olarak Z kuşağı çocukları daldaki elmalardan bihaberler.

Yazar notu: Kuşaklar için verilen tarihler kaynaklar arası farklılaşabiliyor, ne yapalım arada kaynayanlar olacaktır elbette…

17 Mart 2018 Cumartesi

Sosyal Medyada Paylaşım Nasıl Yapılır?

Tamer Ashraf
İçeriklerini geniş kitlelere duyurmak isteyen herkes gibi siz de sosyal medyanın gücünü kullanmak istiyorsunuz. Sosyal medyada dönüşüm almak için periyodik paylaşımlar yapıyorsunuz. Buna rağmen sosyal medyada dönüşüm sağlama konusunda güçlük mü çekiyorsunuz?
Yoksa durum daha mı vahim? Öyleyse: Facebook paylaşımlarınıza kimse tıklamıyor. Twitter’da kimse retweet yapmıyor, instagramda like’lanmıyorsunuz. Tüm bunlar yaşanırken başkalarının yaptığı sosyal medya paylaşımlarının çılgınlar gibi etkileşim alması “acaba nerede hata yapıyorum?” demenize sebep oluyor. Aslında hata yapmıyorsunuz. Sadece küçük bir eksiğiniz var. Birazdan paylaşacağım yöntemleri uygulamaya başladığınız anda sosyal medya paylaşımlarınızın tıklandığını, paylaşıldığını ve beğenildiğini göreceksiniz.
Birazdan anlatacağım teknikler, bizzat tarafımdan denenmiş, ölçümlenmiş ve işe yaradığı tespit edilmiştir.

İNTERNET KULLANICILARININ DAVRANIŞLARINI DOĞRU ANALİZ EDİN

İnternet kullanıcılarının sosyal medyadaki davranışları ile arama motorlarındaki davranışları aynı değildir! Aradaki farkı siz de biliyor olmalısınız ancak paylaşım yaparken bu farkı göz ardı ettiğinizi düşünüyorum.
Öyleyse hatırlatıyorum:
İnsanlar arama motorlarını, bir bilgiye veya adrese ulaşmak için kullanırlar. Dolayısıyla ilk aksiyon çağrısı kendi zihinlerinde oluşur.
Örnek
“Kurumsal firmaların facebook paylaşımları nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap arayan bir kişi en basitinden google’da arama kutucuğuna “kurumsal firmalar için sosyal medya kullanım teknikleri” tarzında bir arama terimi girer. Gördüğünüz gibi, kişi burada kendi kendine aksiyon almıştır.
Sosyal medyada ise durum çok farklıdır. İnsanlar facebook veya twitter’ı açtığında (veya diğer mecralar) önce günün menüsüne bakarlar.
Menü mü?
Evet, zaman tüneli dediğimiz ana ekranda bağlantılı olduğunuz kişi veya sayfaların paylaşımlarını görürsünüz. Popüler hashtag’ler veya sponsorlu iletilerle karşılaşırsınız. Google gibi temiz bir sayfa ile karşılaşmazsınız. Peki, sosyal medya platformlarında alt alta dizilmiş yüzlerce iletiden hangilerine tıklarsınız? Tabi ki ilginizi çeken ve sizi aksiyona teşvik eden paylaşımlara. Bu durumda, kendiliğinizden aksiyon almak üzere değil; aksiyona davet edilmeniz üzerine tıklama yapmış olursunuz.
İşte sosyal medya için başlık oluşturma tekniği ile arama motoru için başlık oluşturma tekniği arasındaki temel farklılık buradan gelir. İnsanlar arama motorlarını bizzat kendi ihtiyacına yönelik kullanırken, sosyal medyayı menüden ne seçeceğini düşünmek üzere kullanır.
Peki, insanların gözleri sosyal medyada neyi arıyor, insanlar ne tür paylaşımlara daha çok tıklıyor?
İşte cevabı:

SOSYAL MEDYADA İNSANLARIN İLGİSİNİ ÇEKEN PAYLAŞIMLARIN ÖZELLİKLERİ

Sosyal medyada en çok tıklanan içerikler genellikle şu yapılardadır:
  • eğlenceli,
  • espirili,
  • komik,
  • sıradışı,
  • haber değeri olan,
  • şaşırtıcı,
  • duygusal
ve aksiyon çağrısı olan paylaşımlar sosyal medyada dönüşüm sağlamaktadır. Bunu çoğumuz biliyoruz zaten.
Şimdi şu soruya cevap arıyor olabilirsiniz:
“İyi ama benim ürün veya markam bu kategorilere uygun değil. İnsanların tıklamasını istediğim bağlantıda bu tür konular da yok. Bu durumda benim sosyal medya paylaşımlarımda dönüşüm veya etkileşim olmayacak mı?”
Eğer böyle düşünüyorsanız cevap vereyim: Tabi ki de dönüşüm olacak ve etkileşim alacaksınız. Paylaşımlarınız ne üzerine olursa olsun, onları dikkat çekici hale getirebilirsiniz. Bunu sağlamak, sadece kurgulayacağınız basit bir kompozisyona bakar. Şimdi o kompozisyonun özelliklerine geçelim.
Özellikle tane tane anlatıyorum çünkü bu oldukça basit ama dikkatlice uygulanması gereken bir yöntem!
KURAL 1: Doğru Görsel Kullanımı
Diyelim ki ürün satışı yaptığınız bir web sayfası için facebook paylaşımı yapmak istiyorsunuz. Ürünün listelendiği web sitenizde, kullanılan görsel doğrudan ürüne ait beyaz oda fotoğrafı olabilir. Genellikle de öyle olur. Ürün sayfanızın URL adresini kopyalayıp facebook sayfanıza yapıştırdığınızda ise sayfadaki görsel otomatik olarak paylaşımın yanında veya üstünde belirir. İşte bu paylaşımı hiç değiştirmeden, bu şekilde onaylarsanız dönüşüm getirmeyecek olması muhtemeldir. Birkaç kişi dışında kimse tıklamayacak, paylaşımınızla ilgilenmeyecektir.
Yapmanız gereken ise, sosyal medya paylaşımınız için belirlediğiniz kompozisyona uygun görsel kullanmaktır. Örneğin, camı kırılmayan bir cep telefonu satıyorsunuz. Bugün yapacağınız sosyal medya paylaşımında cep telefonunun işlemcisi, kamerası ve benzeri özelliklerinden ziyade camının sağlamlığı üzerine bir kompozisyon oluşturmak istiyorsunuz. Bu durumda, telefonun vitrindeki resmini paylaşmanın bir anlamı yoktur. Yanında bir çekiç ile aynı sehpa üzerinde duran telefon görseli paylaşmanız ise oldukça yerinde bir seçimdir. Bu sadece küçük bir örnek. Bu tür kurguları kafanızda çoğaltabilirsiniz. Anlaşabildiğimizi düşünüyorum 😉
DURUN BİR SANİYE!
Sadece güzel bir görsel bulmak da yetmez. Şimdi o görselin üzerine yazacağımız metni düşünmemiz gerekiyor. İşte bitirici kısmı burası!
Hemen açıklıyorum:

SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI İÇİN İLGİ ÇEKİCİ MANŞET ATMAK

Haber siteleri bu işi sinir bozucu bir şekilde yapar ve ne yazık ki işe yarar. Merak etmeyin, ben size haber siteleri gibi alakasız ve gereksiz manşetler atmanızı önermeyeceğim. Sadece konuyu biraz daha merak uyandırıcı hale getirmenizi sağlayacağım. Camı kırılmayan cep telefonu için yapacağımız paylaşım örneği üzerinden devam edelim.
Görselin üzerine yazacağınız metin ne olurdu?
  1. Kırılmaya karşı dayanıklı ekrana sahip xphone
  2. Henüz ekranını kırabilen olmadı!
Yukarıdaki 2 manşet arasından hangisi dikkat çekici? Unutmayın siz facebookta gezinirken amacınız bir cep telefonu bulmak ve incelemek değildi. Bu durumda 1. manşetle ilgilenme olasılığınız düşüktür. Öte yandan 2.manşet cep telefonu arayışı olmayan insanların da dikkatini çekebilecek niteliktedir.
“Allah Allah! Nasıl bir ekranmış bu, kimse kıramıyor?”
Bu manşetleri uzun süre düşünmedim. Makaleyi yazarken anlık olarak aklıma geldi. Benim oluşturduğum 2 numaralı manşet, daha çok bir blog sayfasına yakışır nitelikte olabilir ama sizler bu örneği kendi ürün ve sitenize göre geliştirip kullanabilirsiniz.
UNUTMAYIN: Manşet metnini aşağıdaki örnek paylaşımda olduğu gibi görselin üzerine yazacaksınız. Yani sosyal medya paylaşımını yapmadan önce küçük bir görsel düzenleme aracına ihtiyacınız olacak. Bu bazen Paint bile olabilir.
Bu bloğu ziyaret eden hiçbir ziyaretçiyi doyurmadan göndermem 🙂 Bu yüzden aşağıdaki canlı örneği de paylaşarak bu teknikleri somut bir şekilde sunmak istiyorum.

ETKİLEŞİMİ YÜKSEK ÖRNEK SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMI (Facebook)

Aşağıdaki facebook paylaşımına tıklayanlar, bir tür satış tekniğini anlattığım blog yazımı ziyaret etmiş oluyor.

https://www.facebook.com/Aracilikvedanismanlik/

Doğru Paylaşım
Aşağıdaki facebook paylaşımına tıklayanlar da aynı sayfaya gidiyor. Aralarındaki fark ise kompozisyon biçimi. Aşağıdaki paylaşım, ilgili blog postun URL adresini doğrudan facebook sayfasına yapıştırmam sonucu otomatik gelen ön izlemedir. Eğer sizde sayfalarınızın URL adresini kopyalayıp, facebook duvarınıza yapıştırdıktan sonra direk YAYINLA butonuna basıyorsanız aşağıdaki gibi vasat paylaşımlar elde ediyor olmak sizi şaşırtmamalı.
Bu örnekle de görmüş olduğunuz gibi aynı konuyu iki farklı şekilde sunmak mümkün. Birinci yöntemde gözü dönmüş bir satıcı görseli ve vurucu mesaj var. Bu insanların dikkatini çeker. İkinci yöntemde ise yazı içerisinden otomatik gelen bir görsel ve yanlış yere konumlanmış alt başlık var. İnsanlar bununla pek ilgilenmeyecektir.

SOSYAL MEDYADAN DÖNÜŞÜM ALMANIZI SAĞLAYACAK İLAVE BİLGİLER

  • Yukarıdaki teknikleri uygularken kullandığınız görselin üzerine yerleştireceğiniz mesajın 7 kelimeden uzun olmamasına önem gösterin. 7 kelimeden uzun mesajların okunma oranı düşüktür. Ne kadar az kelime ile dikkat çekebilirseniz o kadar avantajlı olursunuz.
  • Kullandığınız görsellerin üzerine text yazarken, arka plan ile yakın renklerde yazmayın. Metin ile görsel birbirine karışmasın ve gözü yormadan kolayca okunabilsin.
  • Kullanacağınız görsellerin boyutlarını paylaşım yapacağınız sosyal medya sayfasına göre şekillendirin. Aksi halde görsel üzerine yazdığınız metinler ekranın dışına taşabilir veya benzeri bozukluklar olabilir. Aşağıda 2017 yılı için sosyal medya görsel boyutlarının (ölçülerin) ne olması gerektiğini açıkladım.

SOSYAL MEDYA GÖRSEL BOYUTLARI

FACEBOOK
  • Facebook profil fotoğrafı ölçüleri: 180 x 180 px (veya katları)
  • Facebook kişisel profiliniz için kapak fotoğrafı ölçüleri: 851 x 315 px
  • Facebook sayfalarınız için kapak fotoğrafı ölçüleri: 820 x 312 px
  • Yönlendirme bağlantısı içeren paylaşım görseli ölçüleri: 1200 x 628 px
  • Yönlendirme bağlantısı içermeyen paylaşım görseli ölçüleri: 1200 x 630 px

TWITTER
Twitter profil fotoğrafı ölçüleri: 400 x 400 px (veya katları)
Twitter kapak fotoğrafı ölçüleri: 1500 x 500 px
Twitter paylaşılan görsel ölçüleri: 1024 x 512 px

INSTAGRAM
  • Instagram profil fotoğrafı ölçüleri: 110 x 110 px (veya katları)
  • Instagram paylaşılan görsel ölçüleri:
    1080 x 1080 px (Kare)
    1080 x 1350 px (Dikey)
    1080 x 566 px (Yatay)

GOOGLE+
  • Google Plus profil fotoğrafı ölçüleri: 250 x 250 px (veya katları)
  • Google Plus kapak fotoğrafı ölçüleri: 1080 x 608 px
  • Google Plus paylaşılan görsel ölçüleri: 800 x (esnek yükseklik)

LINKEDIN
LinkedIn profil fotoğrafı ölçüleri: 400 x 400 px
LinkedIn sayfa profili fotoğrafı için ölçüler: 300 x 300 px
LinkedIn kapak fotoğrafı ölçüleri: 100 x 425 px
LinkedIn sayfa için kapak fotoğrafı ölçüleri: 1536 x 768 px

16 Mart 2018 Cuma

Blog Yazarak Para Kazanmak

Tamer Ashraf
Lafı hiç dolandırmadan blogdan para kazanmanın mümkün olduğunu müjdelemek istiyorum. Evet! siz de blog yazarak ciddi anlamda gelir sağlayabilirsiniz. Peki ama nasıl? Blog yazarak nasıl para kazanabilirim? Tüm bu sorularınızın cevabını kafanızı karıştıracak teknik terimler kullanmadan vereceğim. Bu makalemde HTML, CSS dersinden ziyade sıfır bilgisi olan bir yazarın para kazanabileceği bir bloğa sahip olmasını amaçlıyorum. Tek yapmanız gereken şuanda başlamış olmak için bu makaleyi sabırla okumak.
Müjde! Ben de web tasarım veya grafik tasarımı bilmiyorum. Benim bilmiyor olmamın size müjdelenecek tarafı ise; bloğumdan para kazanıyor olmam. Eğer web tasarıma ilgi duymuyorsanız üzülmeyin. Bu konuda araştırma yapmanıza gerek yok. Blogdan para kazanmak için çok farklı görsellere sahip, sıradışı bir tasarıma da ihtiyacınız yok. Aksine basit bir tasarım size daha çok ziyaretçi ve daha çok para kazandıracaktır.
Henüz bir blog sahibi değilseniz aşağıdaki yeşil paragrafı okuyun. Hali hazırda bir bloğunuz varsa hemen para kazanmak için yeşil paragrafı okumadan atlayın.
Bu site (www.hizliadam.com) gibi özel alan adına sahip, wordpress tabanlı, profesyonel görünümde blog istiyorsanız gözünüz korkmasın. Bu çok basit! Blogger olmak için nereden başlayacağım, nasıl yapacağım? gibi sorular yüzünden belki aylardır belki de yıllardır bloğunuzu açamadınız değil mi? Eminin, işlem sırasını biliyor olsaydınız hiç beklemez o blog sayfasını kurardınız. Öyleyse daha fazla kendinize mazeret üretmeyin. Sizle öyle bir kaynak paylaşacağım ki tek tek, adım adım, görsel anlatımlarla desteklenmiş bir şekilde, hızlıca bloğunuzu kurabileceksiniz. 

Artık Blog Sayfanız Var. Para Kazanma Kısmına Geçelim

Adım 1
Bloğunuza spesifik bir konu belirleyin. Her telden blog hiçbir telden çalamaz. “Hayata dair herşey” sloganıyla yüzlerce blog çöp olup gitti. Bloğunuzun konusu varsa ziyaretçisi de olur. Ziyaretçisi varsa parayı ister istemez kazanır. Bu yüzden devamlı yazabileceğiniz bir konu belirleyin. Örneğin hizliadam.com pazarlama, satış, kariyer,kazanç ve iş dünyası hakkında makaleler paylaşır. Genel anlamıyla kişiye maddi gelir sağlayacak yöntem ve bilgileri konu alır. Siz otomobilleri seviyorsanız otomobil konulu blog yazın. Konular sınırsızca çoğaltılabilir. Fotoğrafcılık, gezi, moda, sağlık, eğitim, sosyalmedya, kişisel gelişim, ekonomi, kariyer vb. En iyi anladığınız konuyu seçin ve sürekli seçtiğiniz konuyla ilgili makaleler paylaşın.
“Körler çarşısında ayna satma; sağırlar çarşısında gazel atma” (Hz. Mevlana)
Adım 2
Bloğunuza kimlik kazandırın. Kimlik derken? Yani, size ait bir logo tasarlayın. Logo tasarlamak sandığınız gibi zor bir işlem değildir ve bunu kendiniz bile kolayca yapabilirsiniz. Benim tavsiyem: Logaster ‘ı kullanın. Logaster, logo ve kurumsal kimlik elemanları oluşturmak için çevrimiçi bir hizmettir ve birkaç dakika içinde kolayca profesyonel logo oluşturabilirsiniz. Logo oluşturma işlemi herhangi bir teknik beceri gerektirmez. Sadece blog site veya markanızın adını girin ve konusunu (ya da iş türünü) seçin; Logaster farklı logo seçenekleri de sunacaktır. Bu servisle web sitesi veya blog için ÜCRETSİZ olan küçük boyutlu logo indirebilirsiniz. Kesinlikle işinizi görür 😉
Dikkat edin ünlü web sitelerine: Mesela, sahibinden.com’u düşünün. Sarı dikdörtgen içine sıradan puntolarla yazılmış sahibinden.com’dan başka birşey göremezsiniz. Yazımın başında belirttiğim gibi: Sıradışı tasarıma ihtiyacınız yok. Ne kadar basit tasarım o kadar kolay erişim demektir. Dünyanın en iyi arama motoru google’ın bile logosu 6 adet sıradan renkli puntodan oluşur. Önemli olan size özgü olması, sizi hatırlatmasıdır.
Adım 3
Üç-dört adet makale yazın. Yazdığınız makaleler okuyucuya fayda sağlamayı amaçlasın. Mesela ben bu makalemde size para kazandırabilecek bir yöntemden bahsediyorum. Siz de iyi fotoğraf nasıl çekilir, hangi otomobili tercih etmeli, sağlıklı yaşam için prasanın önemi gibi ilgilendiğiniz konu her neyse fayda içeren birkaç makale oluşturun. Tabi üç-dört makaleyi başlangıç olarak söylüyorum. Temeli oturttuktan sonra asıl işimiz sadece makale yazmak olacak. Günde bir makale, haftada iki üç makale yazmak bile size ciddi gelir sağlayabilir. Acele etmeyin. Bu bir süreçtir. Bazen 2 ayda bazen 12 ayda kazanmaya başlarsınız. Eğer bugünden itibaren güzel paralar kazanacağım ümidiyle bir blog açarsanız muhtemelen hayal kırıklığı ile tüm şevkiniz kaçacaktır. Dolayısıyla kazanç kısmında biraz sabırlı olmalısınız.
İlk makaleniz de dahil olmak üzere yazarken bazı önemli konulara dikkat edin:
Doyurucu makale nasıl yazılmalı? konusunda araştırma yapın. Bu konu ile ilgili sizin için bir makale oluşturacağım. hizliadam.com’u takip edin. Şuan için kısaca bahsedeyim:
Her makalede en az bir görsel olmalı. Makalenize ekleyeceğiniz fotoğraf, resim kısacası görsel içerik okuyucunun ilgisini arttırır. Aynı zamanda google görsel aramalarda yer alarak ziyaretçi kazanırsınız.
Yazdığınız makale okuyucuya fayda sağlasın. “Ben bunu da biliyorum değil, size bunu da öğretmek isterim” mantığında olun. Çünkü ziyaretçiler sizin egonuzla hiç ama hiç ilgilenmeyecektir. Şuan siz bu makaleyi aradığınız bilgiye ulaşmak için okuyorsanız diğer tüm internet kullanıcıları da aynı mantıkla makale okur unutmayın.
Yazdığınız makaleler özgün olmalı. Başka sitelerden kopyala yapıştır yaparsanız google amca kulağınızı çekiyor ve sizi aramalarda en son sayfalara atıyor. Google’ın bunu algılayabilen algoritması var. Duplicate Content (kopya içerik) Bundan hiç şüphe etmeyin. En güzeli de yazdığınız makaleler çalınacak korkusundan kurtulacak olmanızdır. Bırakın çalsınlar. Sizin makalenizi kopyala yapıştır yapan kişiler arama sonuçlarında mevcut durumlarından daha geriye gidiyor. Bu da sizin daha ön sayfalara yerleşmenizi sağlıyor.
Uzun makaleleri parçalara ayırmayı unutmayın. Paragraflar, ara başlıklar, maddeler vs makalenizin daha akıcı olmasını sağlar.
adım 4
Artık sade tasarıma sahip, kafa karıştırmayan bir bloğunuz var. Üstelik kendine ait bir de logosu var. Sıra geldi sosyal platformlara. Hemen bloğunuzun facebook sayfasını, twitter sayfasını ve googleplus sayfasını oluşturun. Sevdiğiniz başka sosyal platformlar varsa oralarda da sayfa oluşturun. Oluşturduğunuz sayfalarda sabahlara kadar birşeyler paylaşmak zorunda değilsiniz. Zamanla yayınladığınız makalelerin başlığını, adresini paylaşmanız yeterli olacaktır.
adım 5
Makalelerinizin altına paylaş butonları ekleyin. Sosyal medyada paylaşımlar size yüksek ziyaretçi sağlar. Bugün büyük firmaların %90’ı sosyal medyanın desteğini arkasına almış durumda. Her markanın facebook, twitter vs sosyal paylaşım platformunda sayfası var. Sizin de olmalı. Sizin yazdığınız yazıların da sosyal medyada paylaşılabilir olması önemli tabi.
adım 6
Feedburner gibi eposta abone listesi oluşturabileceğiniz bir servise abone olun. Ziyaretçileriniz eposta adresini paylaştığında yeni yazdığınız makaleler kendilerine bildirim olarak gider. Bu eposta listesini ilerleyen zamanlarda farklı tanıtımlarınız için kullanabilirsiniz. Buradaki hassas nokta ziyaretçileri rahatsız etmeyecek sıklıkta eposta göndermektir. Haftada bir kez veya iki kez eposta gönderin. Ben genelde haftada bir kez veya iki haftada bir kez eposta gönderirim. Bu nedenle hiçbir ziyaretçim eposta adresini paylaştığına pişman olmaz. Aksine yeni yazdığım makaleye ilgi duyar ve tekrar ziyaret eder.
adım 7
bumerang.hurriyet.com.tr adresine giderek bumerang üyesi olun. Bumeranga üye olarak size verilen teklifleri değerlendirir ve bloğunuzda paylaştığınız tanıtımlardan para kazanırsınız. Bununla birlikte yazarkafe’de içerik paylaşma imkanınız olur. YazarKafe’ye üye olun. Hürriyet’in yazarkafe servisi tüm blogları bir araya toplayan başarılı bir platformdur. Benim gibi bazı kullanıcılar tek tek bloglarda gezinmek yerine yazarkafede ilgilendiği kategorideki makalelere bakar ve ilgilendiği başlığa tıklayıp makalenin sahibi olan bloğa gider. Siz de yazdığınız makaleleri Yazarkafe’ye gönderin. Bu şekilde ben ve diğer yazarkafe ziyaretçileri sizi daha kolay bulsun. Makaleleriniz daha çok okunsun. Nekadar çok ziyaretçi; ilerleyen süreçte okadar çok kazanç demektir.
adım 8
Belirli bir düzen oturttunuz ve ondan fazla makale yazdınız. Gidin şimdi google adsense hesabına kayıt olun. Google’ın tıklama bazlı reklam servisidir. Üstelik tamamen yazdığınız konularla alakalı reklamlar gösterilir. Bunun için ekstra birşey yapmanıza gerek yok. Google adsense kodunu bloğunuzun görünmesini istediğiniz yerlerine entegre ettikten sonra google tarafından reklamlar otomatik gösterilir. Ziyaretçinin ilgi alanına göre blog konunuza da bağlı olarak farklı farklı reklamların çıktığını göreceksiniz. Günlük belirli bir ziyaretçi sayısına ulaştıktan sonra her ay artan adsense gelirini keyifle takip edin. Tıklama başına 0.30 kuruş civarı bir para kazanacaksınız. Küçümsemeyin. Zira şuanda içinde bulunduğunuz bloğun en güçlü gelir kaynağı google adsense reklamlarıdır.
Adsense reklamlarını yerleştirirken google’ın tavsiyelerine kulak verin. Sayfayı reklama boğmayın. Ziyaretçiye fayda sağlamak birinci önceliğiniz olduğu için gelen ziyaretçi kendini ticarethanede hissetmemeli. Ki böyle bir durumda zaten google adsense iş birliğinizi onaylamayacaktır.
adım 9
Yazılarınıza yorum yapılmasına müsade edin. Basit bir yorum paneliniz olursa daha fazla yorum alırsınız. Herhangi bir makalenize yapılan her yorum sayfanızın güncellendiği anlamına gelir ve google tarafından yeniden indexlenir. Aynı zamanda her yorum makalenize ek bir bilgi kazandırmış olur ki google aramalarında sırf yorumdaki bir kelime tespit edilerek sayfanız gösterilebilir. Kısacası her yorum peşinden yeni ziyaretçileri sürükler.
adım 10
Son adım ise beklemek. Bekleyin teklif gelsin. Bekleyin ziyaretçi gelsin. Bekleyin reklamlara tıklansın. Kaliteli bir blog oluşturabildiyseniz bekleyin birileri sizi fark etsin.
Bloğunuza “Hakkında” ve “İletişim” sayfası eklemeyi unutmayın. Sizi tanımak isteyen ve sizinle iletişim kurmak isteyen kişi/kurumlar olacaktır. Size gelecek iş ortaklığı tekliflerini değerlendirmek istiyorsanız “Hakkında” ve “İletişim” sayfasına ihtiyacınız var. Yine en yakın örnek hizliadam.com’u vermek durumundayım. Daha birkaç gün önce x ajanstan yazarlık teklifi aldım. Önce bloğumu ziyaret ettiler sonra birkaç makalemi okudular ve kim olduğumu merak ettiler. “Hakkında” sayfasını ziyaret edip bu işi yapıp yapamayacağım konusunda netleştikten sonra “İletişim” sayfasından teklif gönderdiler. Ben de değerlendirdim.

Dikkat!

Buraya kadar sade tasarımlı, kimliği olan ve özgün makalaler paylaşan bir blog profili oluşturduk. Sosyal medya entegrasyonunu sağladık. İnsanlara yorum yapma özgürlüğünü verdik. Eposta abone listesi oluşturduk. Yazarkafe vb platformlara üye olduk. Google reklamlarımızı yerleştirdik. Herşey güzel ve olması gerektiği gibi. Aslında bukadarı yeterli. Bundan sonra sadece makale yazın ve paylaşın.
Blog yazarak kazanılan paranın miktarını merak ediyorsanız şu yazımı okuyabilirsiniz: Blog Yazarak Ayda Ne Kadar Para Kazanılır?
ŞİMDİ İSE BİRÇOK BLOG YAZARININ YAPTIĞI BASİT HATALAR KONUSUNDA SİZİ UYARMAK İSTİYORUM.
Makalelerinize eklediğiniz görseller MB’lar seviyesinde olmasın. Yüksek kalitede resim paylaşacağım derken 10 saniyede yüklenebilen bir blog sahibi olabilirsiniz. 3 saniyeden geç sürede yüklenen web sayfaları genelde yüklenmesi beklenmeden terk edilir.
Bloğunuzu java saat, takvim gibi anlamsız eklentilerle süslemeye kalkmayın. Hiç kimse saate bakmak için ya da takvimi görmek için bloğunuzu kullanmayacaktır. Her bilgisayarın sağ alt köşesinde bu imkan var zaten.
Okuyucuların gözüne sokarcasına büyük puntolar kullanmayın. Rengarenk yazılar yazmayın. Tercihinizi sade olmaktan yana kullanın.
İlle de makale yazmalıyım. Kaç gün oldu yeni bir konu bulamadım düşüncesiyle gelişi güzel bir makale yazmayın. Haftada bir yazabiliyorsanız birtane olsun. Fakat kaliteli olsun. Bloğunuzu makale çöplüğüne çevirmeyin.
“Bu makale de çok uzunmuş, kim uğraşacak bunlarla” demeyin. Makale uzun olsa da uygulaması kendiliğinden gelişen kısa bir süreçtir. Hepsini bir güne sığdırmak zorunda değilsiniz.
“Kazanan kazanıyor. Adamlar piyasanın kurdu olmuş” demeyin. Dijital Medya büyük bir pasta ve herkese yetecek kadar dilimi var. Siz de kazanabilirsiniz.