faktör sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
faktör sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

11 Şubat 2024 Pazar

Depresyon ve İş Performansı: İş Hayatında Depresyonla Nasıl Başa Çıkılır?


SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Depresyon, melankoli kavramı altında ruhsal bozukluklar içerisinde en eski tanımlanan kavramlardan birisi olarak gelmiştir. MÖ 400 yıllarında depresyonun kara safra miktarının yükselmesiyle ilişkili olarak ortaya çıktığı yolundaki, depresyonun biyolojik olarak açıklanmasını Hipokrat ortaya koymuştur (Türkçapar, 2009).  Depresyonda görülen şikayetler farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir. Bunlar, rahatsızlık veren duygudurum, yaşama yönelik tutumlarda farklılaşma, depresyonla birlikte gelen gerçek olmayan fiziksel belirtiler olarak karşımıza çıkmaktadır (Beck, 1967). Depresyonun erkeklerde, kadınlara göre daha az görüldüğünü ortaya koyan araştırmalar vardır (Ustün, 1999; Weissman ve Klerman, 1977). Biyolojik olarak genetik ve hormonal cinsiyet farklılıkların bu durumu oluşturduğu görülebilir. Kadınlarda genetik çerçeveden baktığımızda premenstural dönem, doğum sonrası dönem ve menopoz döneminde ortaya çıkan hormonal değişiklikler, kadınları depresyona daha yatkın hâle getirmektedir. Ergenlik döneminden sonra kadınlardaki kadınsılık hormonu olan östrojen, progesteron ve bağlantılı diğer hormonlar depresyona yatkınlığı arttırmaktadır (Nolen-Hoeksema, 1990).

Depresyon, oluşum aşamaları, ilerleyişi ve tedavi bakımından oldukça karmaşık bir ruhsal bozukluktur. Depresyon yalnızca ruhsal çöküntüyle açıklanamaz. Depresyon derin bir üzüntü içeren duygudurum çerçevesinde, düşünme, konuşma ve hareketlerde yavaşlama, durgun olma, dikkatsizlik ve odaklanamama, isteksiz olma ve motivasyon kaybı, değersizlik, kendini suçlama, karamsar duygular ve düşünceler ile fizyolojik işlevsellikte yavaşlama gibi belirti kümesini içeren bir sendrom olarak tanımlanır (Şireli, 2016).

Depresyon temel özellikler olarak tanımlandığında:

  1. Duygudurumda spesifik değişikler olması: apati (çevreye ilgisizlik), yalnızlık ve üzgünlük
  2. Kişinin kendini suçlama ve kendini kınama ile ilişkilendirilecek olumsuz kendilik düşünceleri
  3. Regresif ve bireyin kendini cezalandırmaya yönelik istekleri: kaçınma, gizlenme ya da ölüm
  4. Vejetatif değişiklikler: uyku problemleri, libido kaybının yaşanması ve anoreksiya
  5. Aktivite seviyesinde farklılaşma: yetiyitimi, ajitasyon (Beck, 1967).

Başa çıkma önerileri:

  1. Depresyon daha çok geçmiş üzerine kuruludur. Geçmişte yaşanan olaylar üzerine düşünmek bizi içinde bulunduğumuz durumdan çıkarmaz. Önce şuana dönmeli ve etrafımızda neler olup bittiğine bakmalıyız. Daha sonra neler yapabileceğimizi gözden geçirebiliriz.
  2. Uyku düzenimize dikkat edebiliriz. Özellikle depresif süreçlerde çok ya da az uyuma gündeme gelmektedir. Günlük uyku ihtiyacımızı az ya da fazla bir biçimde karşılaşamaya çalışırsak mental olarak toparlanmamız daha zor olacaktır. Bu yüzden zorlansak da uyku düzenimizi elimizden geldiği kadar düzenli tutmaya çalışabiliriz.
  3. Özellikle depresif dönemlerde yeme davranışlarımız değişkenlik gösterir. Çok az yemek yeme ya da çok fazla yemek yiyerek duygudurumumuz üzerinde anlık etkiler yaratabiliriz. Bu kısa vadede kendimizi iyi hissettiren bir durum olsa da uzun vadede bize sağlıksız bir tablo getirebilir. Bu bağlamda yemek yeme davranışını normal sınırlar içerisinde tutmak ve düzenli bir yeme rutini oluşturmak önemlidir.
  4. Sosyal alanlardan ve rutinlerimizden kaçınma depresyonun sürmesini sağlayan diğer bir etmendir. İş hayatında yaşadığımız problemler yüzünden bu alanlardan uzaklaşmak depresyonu sürdürür. İhtiyacımız olan şey, her zaman yaptığımız şeyleri zorlanıyor olsak da eski rutinine kavuşturmaktır. Eğer hayatımız eski rutinine kavuşursa içinde bulunduğumuz duruma karşı daha sağlıklı değerlendirmeler yapabilir ve yeni kararlar alabiliriz.
  5. Egzersiz yapmak hem mental olarak hem de fiziksel olarak bize iyi gelecektir. Gün içerisinde kısa bir yürüyüş kendimizi ve düşüncelerimizi gözden geçirmemizi sağlar. Ayrıca fiziksel aktivasyonun getirdiği olumlu kazançlardan fiziksel ve mental olarak faydalanabiliriz.
  6. Gevşeme teknikleri ve meditasyon kullanarak içinde bulunduğumuz durumun ağırlığından uzaklaşabilir, durum hakkında sağlıklı değerlendirme yapabiliriz.
  7. Öz-bakım bu süreçte önemlidir. Daha önce kendimizi iyi hissettiğimiz bakım rutinlerini sürdürebiliriz. Özellikle spor yapmak ve kendimizi iyi hissedeceğimiz öz-bakım aktivitelerinde (makyaj, kişisel bakım, hijyen bakımı vb.) bulunmak depresyonla mücadele için önemli bir çözüm olabilir.
  8. İçinde bulunduğumuz durumu tek başımıza atlatmaya çalışmak ve duygularımızı kimseyle paylaşmamak durumu daha keskin ve sert yaşamamızı tetikleyebilir. Problemlerle baş etmek için çevremizden yardım isteyebilir ve durumu paylaşabiliriz.

Depresyonun sürmesini sağlayan bir diğer faktör içinde bulunduğumuz duruma yönelik herhangi bir eylemde bulunmamak ve sağlıklı bir şekilde durum tespiti yapamamakla bağlantılıdır. Tüm bu davranışlara rağmen kendinizi kötü hissediyor ve yardıma ihtiyaç duyuyorsanız bunu yöneticinizle paylaşabilirsiniz. Bu noktada uzman desteği ve psikoterapi, kendinizi anlamanızı sağlar ve ne istediğinize yönelik size katkıda bulunur. Geleceğe yönelik gördüğümüz umutsuz ve mutsuz tablonun gerçekliği kişi tarafından tekrar sağlıklı bir şekilde değerlendirilir ve potansiyel kaynaklar ortaya çıkartılır. Psikoterapi; depresyonu ortadan kaldırmayı amaçlar. Depresyonu oluşturan ana etmenleri fark etmeyi ve depresyonun nüks etmesini önlemeyi de hedefler.

 

Kaynakça

  • Beck, A. T. (1967). Depression: Clinical, experimental, and theoretical aspects. New York: Harper and Row.
  • Şireli, Ö., Soykan, A. A. (2016). Depresyonu olan ergenlerin anne-baba kabul-red algıları ve aile işlevleri açısından incelenmesi. Journal of Psychiatry, 17(5), 403-410.
  • Türkçapar, H. (2009). Depresyon:Klinik uygulamalarda biliĢsel davranışçı terapi. Ankara: HYB.
  • Nolen-Hoeksema, S. (1990). Sex differences in depression. Stanford, CA: Stanford University.
  • Ustün, T. B. (1999). Cross-national epidemiology of depression and gender. The journal of gender-specific medicine: JGSM: the official journal of the Partnership for Women’s Health at Columbia, 3, 54-58
  • Weissman, M. M., Klerman, G. L. (1977). Sex differences and the epidemiology of depression. Archives of general psychiatry,



28 Kasım 2019 Perşembe

Yeni İş Kurmak İsteyenlere Tavsiyeler

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
Kendi işini kurmak, sabit bir maaşla yetinmeyip kendi sınırlarını çizmek isteyenler yepyeni bir hayata adım atarlar. Akıllara iş kurma fikri girdiği anda yeni iş kurmak için neler yapılması gerektiği kadar kârlı iş fikirleri arasından seçim yapmaya dek uzanan çetrefilli bir süreç başlar. Girişimciler iş fikirleri konusunda genel olarak heyecana kapılırlar ve azimle çalışarak bir an önce şirket kuruluşunu tamamlamaya odaklanırlar. “İş fikri bul, sermayeye ulaş, şirketini kur, dükkanı aç” sürecine indirgenebilen yeni iş kurma süreci belli riskleri de gün yüzüne çıkarır.
Yeni bir iş kurmak ne kadar kolay gibi görünse de kendisine has önemli zorluklar barındırır. Sermaye erişimi de, finansman kaynaklarının sürekli hale getirilmesi de, iş fikri seçimi de kurumsal kimlik oluşturulması da yeni iş kurma sürecinin aşılması gereken engelleri arasında gösterilebilir. Bir de rekabet girdi mi işin içine, ki en başından detaylı bir swot analizi gerekmektedir, girişimcilerin hızla adım attıkları bu yolda zaman zaman sendelemesi normaldir.
Bu yazımızda “iş kurmak istiyorum” diyenlerin  ve başarılı bir iş yürütmek isteyenlerin dikkat etmesi gerekenlere odaklanacağız. Siz de kendi kanatlarınızla uçmak, dükkan açmak veya kendi işinizin patronu olmak istiyorsanız önerilerimizden yola çıkarak güvenli bir ticari yolculuğu başlatabilirsiniz.
1. Sermaye Olmadan da İş Kurabilirsiniz
Kendi işini kurmak isteyenlerin en büyük yanılgılarından biri sermayeye sahip olamadıkları takdirde işlerini kuramayacakları yönündeki düşünceleridir. Bir iş kurmak için sermaye en önemli gereksinimlerden olsa da sermayesiz iş fikirleri giderek yaygınlaşmaktadır. Ücretsiz bayilik veren firmalar, düşük sermayeli işler ya da az para ile başlanabilecek iş fikirleri kategorilerinde birçok alternatif girişimcilere sunulur. Sermayesiz iş fikirleri girişimcilerin konforunu arttırırken yepyeni ve fark yaratan iş fikirleri bulan girişimciler için durum bambaşka bir hal alır.
Girişimcilik ekosistemine verilen önemin artması sonucu Türkiye’de de melek yatırımcılık konsepti hızla gelişmektedir. Melek yatırımcı ağları Türkiye’nin dört bir yanındaki başarılı yatırımcıları bünyesinde barındırmakta ve fikrine güvenen girişimcilerin hem sermaye hem de süreç desteği almasını kolaylaştırmaktadır. Melek yatırım ağları kendilerine destekleyecekleri iş fikirleri doğrultusunda özel bir alan yaratabilirler. Örneğin bazı melek yatırımcı ağları yalnızca web tabanlı girişimleri desteklemeyi bazıları ise teknolojik iş fikirleri ile ilgilenmeyi tercih edebilirler. Kendi işini kurmak için sermayeye ihtiyaç duyan girişimciler melek yatırımcı ağları sayesinde iş fikirlerini tanıtabilme ve destek sağlayabilme ayrıcalıklarına sahip olabilirler.
Sermaye sorunu yaşayan girişimciler için melek yatırımcı aramak değerlendirilebilecek seçeneklerden yalnızca bir tanesidir. İş fikri melek yatırımcılık konsepti ile uyuşmayanlar sermaye ihtiyaçlarını devlet desteklerinden yararlanarak karşılayabilirler. Daha geleneksel bir davranış modeli benimsenecekse yakın çevreye başvurmak da yeni iş kurma sürecinde ihtiyaç duyulan sermayeye erişmeyi sağlayabilir.
Yeni iş kurmak ve sermaye gereksinimi arasındaki organik bağ girişimcileri tedirginliğe sürüklememelidir. Sermaye olmaması büyük bir sorundur evet, yine de iş kurmayı engelleyecek derecede önemli değildir. İş kurma sürecinde girişimciler mutlaka sermaye arayışına çıkmalı ancak yakın çevrelerinden para isteme ya da devlet desteklerinden yararlanmaya başlamadan önce gerekli analizleri tamamlamalıdır. Büyük yatırımlar yapma ile iş kurma arasındaki fark anlaşıldığı takdirde girişimciler daha pozitif bir düşünce şekli benimseyebilirler. Sadece sermaye azlığı ya da yokluğu nedeniyle iş kurma fikrinden tüm kapılar zorlanmadan vazgeçilmemelidir. Başarılı girişimcilik hikayeleri incelendiğinde çekilen zorlukların kazanılan zaferi büyüttüğü net bir şekilde fark edilebilir.
2. İş Kurmadan Önce İş Fikrinizden Emin Olun
Amaç yalnızca bir iş kurmak ve kendi işinin patronu olmaksa emin olun bu isteğe ulaşmak düşünüldüğü kadar zor değildir. Önemli olan girişimcinin doğru iş fikri ile ticari faaliyetlerine başlamasıdır. Defalarca denenmiş ve deneyenlerin yüzünü güldürmüş iş fikirleri arasından seçim yapmak da bir tercihtir, farklılık sunarak tüm rakipleri geride bırakmak da. İş kurmak isteyen girişimciler iş fikirleri arasında seçim yaparken ciddi bir şekilde analizler gerçekleştirmelidir. Hangi iş fikri ile yola çıkılacağı, o iş fikrinin nasıl hayata geçirileceği ve iş fikrinin nasıl özgünleştirilebileceği belirlenmelidir.
İş fikri bulma ve o iş fikrini hayata geçirme sürecinde girişimciler yaratıcılıklarına başvurmalıdır. Herkesle aynı hizmeti ya da aynı ürünü benzer şekilde sunmak girişimcilerin vizyonunu ortaya koyar; bu eğilim de tüketicilerin dikkatini çekemez. Girişimcilik söz konusu olduğunda iş kurma sürecinde yenilikçi bir bakış açısının benimsenmesi gerektiği unutulmamalıdır. Hedef kitlesinin dikkatini çeken, onlara kendilerini ayrıcalıklı hissettiren, müşterilerinde güven uyandıran ve kaliteden ödün vermeyen girişimciler eninde sonunda hak ettikleri başarılara imza atabilirler. Girişimcilik ekosisteminde farklı olmaktan ve yenilikleri denemekten korkanlar maalesef ki başarısızlık ihtimali ile yüzleşmek zorundadır.
Farklılaşmak neden bu kadar önemlidir hakkında da kısa bir açıklama yapmak istiyoruz. Tüketiciler satın alacakları ürünlerin ve hizmetlerin farklı olmasını isterler; ürün ve hizmet farklılığı söz konusu değilse bir işletmeyi tercih etmeyi sürdürmek için onlara sağlam gerekçeler verilmesi gerekir. Bu nedenle doğru iş fikri bulmak kadar iş fikrinin uygulama sürecinin de ticari başarıları etkileyeceği hiçbir zaman unutulmamalıdır. İnovatif düşünen, iş fikirlerinde ya da hizmet süreçlerinde inovasyon ışığında yürüyen girişimciler para kazanma kaygılarından kurtulabilirler.
3. Kendi İşini Kurmak Dinlenmek Değildir
Yeni bir iş kurmak herkes için farklı anlama gelebilir. Bazı girişimciler yeni bir iş kurarlar ve kendi fırsatlarını kendileri yaratmak isterler, bazı girişimciler iş kurarlar ve ticari dehalarını ispatlama motivasyonu taşırlar, bazı girişimciler daha çok para kazanabilecekleri zamanları iple çekerken bazı girişimciler ise iş kurduktan sonra daha düşük tempolu çalışma düzeninin hayalini kurarlar.
Girişimcilerin iş kurduktan sonra her zamankinden daha çok yorulmayı göze almaları gerekir. Çalışmadan, çabalamadan, yorulmadan ve hatta isyan edecek seviyelere gelmeden bir iş fikrini layıkıyla yerine getirmek mümkün değildir. İş kurduktan sonra yasal sorumluluklar üstlenilmiş olur, harcanan sermaye daha çok para kazanma gereksinimini doğurur, işin yürümesi için personellerle ilgilenilmesi gerekir, müşterilerle uğraşmak ve onları ikna etmek apayrı bir yük anlamına gelir. İş kurulana, oturana ve kendi ayakları üzerinde durana kadar girişimciler yeri geldiğinde gece gündüz çalışmayı göze almalıdır. Bu nedenle iş kurmak istiyor ancak sonrasında çaba harcamadan işler tıkırında gitsin görüşünü benimsiyorsanız, iş kurma zahmetine katlanmanıza hiç gerek olmadığını söyleyebiliriz. Çalışmayı tercih etmeyenlerdenseniz kendi güvenli sularınızda küçük heyecanlar yaşayabilir, küçük miktarda yatırımlar yaparak ek gelir elde edebilirsiniz. Ama iş kurmak?, işte bu seçim çalışmayı tercih etmeyenlere oldukça ağır gelebilir.
4. Zaman Yönetiminde Profesyonelleşmeniz Gerek
Kendi işinizi kurduğunuzda zamanın su gibi akıp gittiğini fark etmeniz olasıdır. Özellikle tek başınıza bir sorumluluk altına girdiyseniz ve danışmanlardan destek almamak gibi bir hata yaptıysanız vay halinize! Sabahlara kadar çalışsanız dahi zaman yönetiminde iyi olmadığınız takdirde tüm düzeninizin tepetaklak olacağı gerçeğini değiştirmekte zorlanırsınız! Zaman yönetiminde bir an önce uzmanlaşmalı ve vaktinizi mümkün olduğunca verimli kullanmayı öğrenmelisiniz.
Zaman yönetiminde başarı kazanmak için gün içerisindeki işlerinizi en az bir gün önceden planlamalı, planınızı unutmamak için gerekirse anımsatıcı fonksiyonları olan mobil uygulamalardan destek almalı, gün içerisinde gereksiz hiçbir işle ilgilenmeden önce en önemli sorumluluklarınızı yerine getirmelisiniz. Yoğun tempo içerisinde kaybolmayıp tempoyu kontrol edebilirseniz gün içerisinde kendinize ve ailenize de zaman ayıracak boşluklar yaratabilirsiniz. Aksi takdirde sürekli iş düşünmek, işle ilgili plan yapmak ya da yetiştirmeniz gerekenlere odaklanmak sizi fazlasıyla yıpratacaktır.
5. Operasyonel Gereksinimlerinizi Belirleyin
İş kurmak ve girişimci olmak isteyen birçok kişi sadece iş fikrine odaklanır. Ancak iş fikri ile ilgili düşünceler genellikle müşterilere ne satılacağı ya da neyin ne kadara satılacağı ile sınırlı olur. Halbuki satılacak ürün ya da hizmet iş fikrinin başarısında yalnızca bir değişkendir. İş fikrinin uygulanabilirliği ve başarı ihtimali organizasyonel gereksinimler ile birlikte değerlendirilmelidir. İşletmenin nasıl işleyeceği üzerinde kafa yorulmalıdır. Örneğin bir e-ticaret sitesi açmak istiyorsanız ürün seçimi yaptıysanız daha kapsamlı soruların yanıtlarını bulmaya çalışmalısınız. Ürünleri sattınız diyelim o ürünleri nasıl teslim edeceğiniz, ürünlerle ilgili bir sorun çıkması halinde nasıl uygulamalar benimseyeceğiniz, ürünlerin ödemesini hangi şekilde alacağınız, ürünlerin iade edilmesi durumunda nasıl bir hizmet süreci uygulayacağınız gibi operasyonel süreçleri yürütebilmelisiniz. Farklı iş planları yaparak ve karşılaşmanız muhtemel sorunları önceden belirleyerek operasyonel gereksinimlerinizi tespit edebilirsiniz.
6. Ortaklık Fikrine Hemen Karşı Çıkmayın
Kendi işinizi yalnız açmak isteyebilirsiniz, yıllarca patron olmanın hayalini kurduğunuzda ortaklık fikirleri elbette size cazip gelmeyecektir. Ancak bazı ortaklıklar işinize de size de değer katabilir, bu ihtimali de hemen elememelisiniz. Sermayeniz yoksa ya da gerçek manasıyla karlı olduğunu düşündüğünüz bir iş fikri bulmakta zorlanıyorsanız sizi tamamlayan bireylerle ortaklık oluşturabilirsiniz. Ortaklı çalışma modeli için bir kişinin illaki akrabanız ya da arkadaşınız olmasına da gerek yoktur. Ortak seçerken ihtiyaçlarınızdan hareket etmelisiniz. Ticari başarı duygusal yaklaşımları sevmez, ortak çıkarlar  söz konusu olduğunda ve ortak çözümler mümkün göründüğünde ortaklık oluşturmak en mantıklı seçenek haline gelebilir.
7. Analiz, Analiz, Analiz
İş fikri buldunuz ya da birden fazla iş fikri arasından seçim yapacaksınız; bu noktada hobilerinize ya da keyif aldığınız şeylere yönelebilirsiniz. Bu da bir tercihtir, yine de bizim önerimiz analiz yapmanız yönünde olacaktır. Girmek istediğiniz sektörü, sektörün karlılığını, sektörün potansiyelini, sektördeki rakipleri, müşterilerin tercihlerini, satmayı planladığınız ürün ya da hizmete duyulan ihtiyacı, hedef kitlenizin temel özelliklerini ve daha birçok konuda analiz gerçekleştirebilirsiniz. Genel anlamda Pazar araştırması olarak tanımlanan bu araştırmaları bireysel olarak ya da bu işi yapan profesyonellerden hizmet alarak tamamlayabilirsiniz.
8. Ek Harcamalara Hazırlıklı Olun
Sermaye gereksinimi kendi işini kurmak ve bu işi yürütmek isteyenlerin dinmeyen çilesidir. Sermaye azdır; sermaye bulunur iş kurulur, iş kurulur ani harcamalar çıkar ve yeni bir sermaye gereksinimi kapıyı çalar. Sermaye bulunursa ne ala, iş gelişebilir ve işletme kendini döndürmeye başlayabilir. Peki sermaye bulunmadığında ya da nakit akışı sağlanmadığında bir girişim hayatta kalabilir mi? Günümüzde girişimciler genellikle bu hataya düşüyorlar. İş kuranlar hemen para kazanabileceklerini düşünüyorlar ve ek sermaye erişim imkanlarını kısıtlıyorlar.
İş kurmak isteyenlerin tamamının ek sermaye sahibi olması gerekir. Sermaye hazır birikim şeklinde olmak zorunda değildir ama bir girişimci gerektiğinde kredi çekebilmeli ya da nakit akışını sağlayabilecek imkanlarını kullanabilmelidir. Aksi takdirde iş kendi potansiyelini gösteremeden piyasadan silinmek kaçınılmaz hale gelecektir. “E o zaman verilen emekler, harcanan paralar, geçirilen uykusuz geceler ne olacak?” diye düşünebilirsiniz, bu nedenle ek sermaye gereksinimi en başından hesaplamalısınız. Aileniz zengin değilse, zengin tanıdıklarınız yoksa ya da olsa dahi siz onlardan para isteyemeyecekseniz elinizi taşın altına sokma vaktinizin geldiğini düşünebilirsiniz. Kendi işinizi kurduktan sonra bile ek gelir elde edebileceğiniz ek iş fikirlerine yönelebilirsiniz. Yetenekleriniz ve becerileriniz doğrultusunda işinizi ayakta tutabilmek için gerekli parayı yine kendiniz çalışarak temin edebilirsiniz. Zorlu ve yorucu bir döneme girmeye hazır olmadığınız sürece kendi işinizi kurma yolcuğuna çıkmamalısınız.
9. Amacınız Ne?
İş kurmadan önce nasıl ki beklentilerinizi hesaba katıyorsunuz aynı şekilde amaçlarınızı belirlemek için de kendinize zaman tanımalısınız. Bu hayattaki amacınızın ne olmasını istediğiniz, nasıl bir hayat sürmenin hayalini kurduğunuz gibi gerçekler iş fikri seçiminizi de iş modeli tercihinizi de etkileyecektir.
Amacınız bol zamanınızın olacağı, rahat bir hayat yaşamanızı sağlayacak ve sizi sorumlulukları ile sıkmayacak bir iş fikri ise seçimlerinizi bu doğrultuda yapmalısınız. Amacınız çok para kazanmak ya da zorluğu ne olursa olsun hedeflerinize yürümekse iş fikri seçiminizi bu yönde şekillendirmelisiniz. Süreç tamamen sizin kontrolünüzde ise sizin ne istediğiniz gerçekten çok önemlidir. Zorlukları da lüksleri de ikilemleri de yaşayacak olan sizsiniz. İş kurmaktan kastınız ve işinizle ilgili beklentileriniz ihtiyaçlarınıza yanıt vermediğinde en çok siz etkilenecekseniz. Sadece başkaları istiyor ya da sizin yapabileceğinize güveniyor diye iş kurmak mantıklı değildir, sizin istekleriniz ve sizin hayatınızı nasıl yaşamayı istediğiniz yeni bir iş kurmak söz konusu olduğunda en önemli değişkenlere dönüşecektir.
10. İş Kurmadan Önce Reklam Çalışmalarına Başlayın
İşinizi kurmak için somut adımlar attığınız andan itibaren reklam çalışmalarına başlamanızı öneriyoruz. İşinizi dükkan açarak kursanız da internet üzerinden iş yapsanız da reklam çalışmalarına duyacağınız gereksinim ortadan kalkmaz. Fiziki bir işletmeniz olacaksa tadilat süreçlerinde açılışınızı duyuracağınız bir reklam kampanyası düzenlemenizi öneriyoruz. Aynı şekilde e-ticaret ya da web tabanlı bir iş yapacak olsanız da reklam ve tanıtım çalışmalarının önemini yadsımamanız gerektiğine inanıyoruz. Rekabetin yoğun olduğu mecralarda ön plana çıkacağınız, iş fikrinizi başarıyla duyurup diğerlerinden farklılaştığınız konuları vurgulayabileceğiniz tanıtım çalışmaları işletmeniz kurulduktan sonraki erken dönemde kârlılığınızı arttırabilir. İşinizin daha başarılı bir başlangıç yapması adına bu gerçeği görmezden gelmemelisiniz.
11. Profesyonellerden Hizmet Alın
Kendi işinizin sahibi olmak istiyorsanız ve şirket tipini belirleyip şirket kurulumunu gerçekleştirdiyseniz mutlaka profesyonellerle yolunuz kesişir. Mali müşavirler ve avukatlar işinizi kurduğunuz andan itibaren en yakın dostlarınıza dönüşecektir. Devlet kurumları ile ilgili işlerinizi yürütmek ya da karşılaşabileceğiniz ihtilaflı durumlarla baş edebilmek için profesyonellerin sunduğu güvenlikten yararlanmanızı öneriyoruz. Vergilerinizi takip edebilmek, yasal yükümlülüklerinizi yerine getirebilmek ve işletmenizin karşılaşması muhtemel yaptırımlara yol açmamak için güvenebileceğiniz ve işinde iyi olduğuna inandığınız kişilerle çalışmalısınız.
“Kendi işimi kurmak istiyorum” hayali ile çıktığınız iş kurma serüveninde birçok zorlukla karşılaşacaksınız. Sizi vazgeçirmeye çalışacak kişilerle de iş fikrinizin muhteşem olduğunu söyleyenlerle de muhatap olacaksınız. İş kurarken herkesin söylediklerini dikkate almalısınız, ancak en son kararı veren yine siz olmalısınız. Çevrenizden gelen uyarılar da öneriler de sizin için önemlidir, çünkü hiç kimse tek başına her olasılığı öngöremez. Size söylenen şeyleri lehinize çevirirseniz ve kendi hedefleriniz doğrultusunda gereken dersleri çıkarırsanız başarılı bir iş fikrini sorunsuz bir şekilde hayata geçirebilirsiniz. İş kurma sürecinin kendine has zorlukları ile de yüzleşmeye hazırsanız, daha ne olsun! Siz de kendi işi olanlar kervanına katılabilirsiniz.
Peki sonra? Kendi işinizi kurdunuz, bir şekilde sermaye sorununuzu da çözdünüz. İşletmeniz faaliyete geçtikten sonra artık huzurlu bir hayat yaşayacağınızı mı düşünüyorsunuz?
İş kurmak kadar işi doğru bir şekilde yürütmek de önemlidir. Hangi sektörde faaliyet gösterirseniz gösterin hangi ürün ya da hizmeti satıyor olursanız olun işinizin başarısını arttırmak için yapmanız gerekenler olduğu gerçeğini değiştiremezsiniz. Yazımızın ikinci bölümünde kendi işini kuran ve başarılı olmak isteyenlere özel tavsiyelerimizi bulabilirsiniz.

İş Dünyasında Başarılı Olmak İsteyen Girişimcilere Tavsiyeler

Kendi işini kuran birçok girişimci başarısızlıkla karşılaşıyor. İşletmelerin başarısız olmasına neden olan birçok faktör olsa da genellikle sermaye erişiminde yaşanan sorunların, iş fikrine ihtiyaç duyulmamasının, yanlış kişilerle ortaklık kurulmasının, rekabete direnememenin ve yanlış fiyat politikasının işletmelerin sonunu getirdiği biliniyor. İş dünyasında az önce saydığımız nedenler haricinde lokasyon seçiminde yapılan yanlışlar, etkisiz pazarlama çalışmaları, iş planında yapılan hatalar ve hedef kitleye hitap edilememesi gibi nedenler de başarısızlığa yol açabiliyor.
Girişimcilerin başarılı bir işi yürütebilmesi için süreci enine boyuna düşünmesi, gerekli önemleri gereken zamanda alması ve kesinlikle işini şansa bırakmaması gerekiyor. Tek düze bir iş stratejisinin değişen ve gelişen dünyada işe yaramayacağı gerçeği göz önünde bulundurularak girişimcilerin dikkatli olması öneriliyor.
1. Müşteri Deneyimine Odaklanın
Son yıllarda sıklıkla duyduğumuz ve duymaya devam edeceğimiz müşteri deneyimi, sektörel rekabet arasından sıyrılmak isteyen girişimcilerin dikkat etmesi gereken kavramların başında yer alıyor. En kısa şekilde müşterilerde bırakılan izlenim olarak ifade edilebilen müşteri deneyimi, markaların müşteriler tarafından nasıl algılandıklarını etkileyebiliyor. Müşteri deneyimini iyileştirmek isteyen firmaların müşteri ile temas ettikleri tüm süreçleri planlamaları gerekiyor. Müşteriler markalarla ilk teması artık web sitelerinden ya da sosyal medya hesaplarından kurdukları için dijital alanda varlıklarını güçlendiremeyen girişimcilerin işleri bir kat daha zorlaşıyor. Yapılan araştırmalar ve analizler müşteri deneyiminin satın alma kararları üzerinde çok etkili olduğunu ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarında markalarla ilgili olumlu izlenime sahip olan müşterilerin %86’sının müşteri deneyimine çok önem verdiği gerçeği gösteriliyor. Doğal olarak kendi işini kuran ve müşterilerini etkilemek isteyenlerin müşteri deneyimini iyileştirmek için tüm adımları atması gerektiği sonucuna varılıyor.
2. Şirket Sahipleri Dinlemeli!
İşletmenizi kurduğunuz andan itibaren sizden alışveriş yapanlar ya da yapmayı düşünenlerin önerilerine maruz kalmaya başlarsınız. Geri bildirimler geldiği zamanlarda nasıl bir tutum sergilediğiniz gelecek dönemdeki başarılarınızın dinamiğini oluşturur. Müşteriler hem iyi hem de kötü görüşlerini sunabilirler, onların söylediği her şeyi dinlemelisiniz. Birebir uygulamasanız dahi müşterilerinizden gelen bildirimlerin iş geliştirme aşamasında işinize çok yarayacağı gerçeğini görmezden gelemezsiniz. Kendiliğinden gelişen bir Pazar araştırması süreci olarak sınıflandırabileceğiniz müşteri yorumlarını işinizi bir üst seviyeye taşımak için değerlendirebilirsiniz. Müşteri yorumlarını objektif bir şekilde değerlendirdikten sonra organizasyon yapınızı esnek hale getirirseniz müşterilerin ihtiyaçlarını dikkate alan, öngörülü ve vizyoner işletmeler arasındaki yerinizi alabilirsiniz.
3. Güven Verin, Güven Duyulmayı Hak Edin
Müşterilerin güven duymadığı bir işletmenin başarılı olma şansı sizce nedir? Satın alma kararı veren müşterilerin %91’inin güvendikleri markalardan alışveriş yaptığını söylesek, ne dersiniz? İşin özü bir işletme açıyorsanız ve işletmenizin başarılı olmasını istiyorsanız müşterilerde güven uyandırmak zorunda kalırsınız. Aksi bir ihtimal söz konusu değildir, eğer siz markanızı güven duyulan markalar arasına sokmak için yapmanız gerekenleri ihmal ederseniz işletmenizin sonunu kendiniz hazırlamış olursunuz. Müşterilerde güven uyandırmak için kendinizi ve işletmenizin misyonunu net bir şekilde ifade etmeli, sattığınız ürünlerin fiyat politikasını adil bir şekilde belirlemeli, müşterilerinizden gelen şikayetlere çözüm üretmeli, müşteri sadakatini kazanmalı ve ürünlerinizin özellikleri ile ilgili gerçeği yansıtmayan bilgilerden uzak durmalısınız. Bu yöntemle müşterilerinizin firmanız ile ilgili gerçekçi beklentiler oluşturabilir, sizi tercih edenlerin beklentilerini en iyi şekilde karşılayarak puanınızı yükseltebilirsiniz.
4. Firmanızın Tanıtım Çalışmalarına Ara Vermeyin
Kriz dönemlerinde markalar reklam ve tanıtım harcamalarını keserler. Kar ettikleri düşüncesiyle mutlu olan girişimciler kriz döneminin sonunu göremezler. Kriz dönemini fırsata çevirenler yani reklam ve tanıtım harcamalarını kesmeden bilinirliklerini yükseltebilenler gerçek bir karlılıkla buluşabilirler. Firmaların reklam stratejileri faaliyet gösterdikleri sektöre, müşterilerinin demografik yapısına, özelliklerine, beklenti ve isteklerine göre değişiklik göstermelidir. Her firma için geçerli olan bir pazarlama stratejisinden bahsedilemez, her firma sahip olduğu özellikler ve hitap ettiği kitle nedeniyle özel pazarlama stratejilerine ihtiyaç duyar.
Siz de kendi işinizi kurduysanız ve uzun soluklu bir başarıyı hedefliyorsanız iş fikrinize en uygun pazarlama yöntemlerini tercih etmelisiniz. Bu aşamada mutlaka web sitenizi kurmalı, sosyal medya platformları arasından hedef kitlenize en sağlıklı şekilde erişebileceklerinizi belirlemeli, markanızın sesini oluşturmalı ve dijital dünyaya parmak izlerinizi bırakmalısınız. Enine boyuna düşünerek geliştirdiğiniz dijital pazarlama kampanya sonuçlarını ölçümleyerek ve analizleri tamamlayıp kampanyaları geliştirerek satın alma kararı vermeden internet araştırması yapan çok geniş bir kitlenin karşısına çıkabilirsiniz.
5. Personellerinizi Seçerken Dikkat!
Yüz yüze hizmet verdiğiniz bir iş kurduysanız ve artık iş potansiyeliniz gereği personel alımı yapmaya ihtiyaç duyuyorsanız bu süreci de şansa bırakmamalısınız. Siz iş yerinde yokken sizi temsil edecek, müşterilerinizi karşılayacak, sorularınıza yanıt verecek ve müşteriyi satışa ikna edecek personellerin önemini göz ardı edemezsiniz. Yalnızca düşük maaş istiyor diye kriterlerinizi karşılamayan bir personeli işe almak kısa, orta ve uzun vadede sizi zarara sokabilir. Bu nedenle personel seçimi sırasında personelin bireysel özelliklerini, deneyimini, evinin işe olan uzaklığını, geçmiş yıllardaki iş tecrübelerini, eğitimini, insan ilişkilerinde iyi olup olmadığını ve kişisel yargılarının sizinle örtüşüp örtüşmediğini düşünmelisiniz. Deneyimsiz bir personeli yetiştirmek üzere işe alacağınızda ise bir kere daha kartları dağıtmalısınız. Bir personeli yetiştirmek zaman harcamak ve yatırım yapmak demektir. Bu nedenle personel seçimi hiçbir zaman yeterince planlanmadan gerçekleştirilmemelidir.
6. Sağlığınıza Dikkat Edin
İş kurma ve sahip olduğunuz işi geliştirme aşamasında beklemediğiniz ya da öngöremediğiniz bir yoğunluk içerisine girebilirsiniz. Doğrudan işinizle ilgili görünmeyen kişisel sağlığınızı ister istemez ihmal edebilirsiniz. Bu davranıştan bir an önce kaçınmanız gerektiğini hatırlatmak istiyoruz! Fiziksel sağlığınızı iyileştirmek adına beslenme düzeninize dikkat etmeli, egzersiz yapmalı ve mutlaka uyku kalitenizi arttırmalısınız. Yeterince uyumazsanız gün içerisinde konsantrasyon güçlüğü yaşayabilir, dikkatinizi yitirebilir, olaylara objektif bakabilme yetinizi kaybedebilir ve haliyle yanlış kararları art arda verebilirsiniz. Mental ve fiziksel açıdan sağlıklı olmazsanız işinizin yönetimi ve geliştirilmesi sizin için külfet haline dönüşür.
7. Mümkün Olduğunca Eve İş Götürmeyin
Şimdiye kadar sunduğumuz tavsiyelerden belki de en zor olanı budur. Girişimcilik yüksek tempolu ve fedakarlık isteyen bir yönelim olduğu için birçok girişimci henüz iş fikirleri arasından seçim yaparken tüm zamanını işine adar. Eve iş götürmek rutin hale gelir ve dolayısıyla kişinin ne kendisine ne de ailesine ayırabileceği zaman kalır. Bu durum zaman içerisinde aşırı bir strese, yorgunluğa ve hatta bıkkınlığa neden olabilir. Bireysel hedeflere erişmek için sürdürülen bu amansız mücadele kişinin sağlığının karşısına bir tehdit olarak dikilir. Herkes gibi girişimcilerin de zaman zaman derin bir nefes almaya, soluklanıp işten uzaklaşmaya ihtiyacı vardır. Sosyalleşme insan doğasının temel taşıdır ve sosyal hayatından ödün veren girişimciler kendi gerçekliklerinin yükünün altında kalır.
8. Her Şeye Yetemezsiniz!
İş fikrini buldunuz, şirketi kurdunuz, şirketiniz kendi ayakları üzerinde durmaya başladı ve işleriniz açıldı. Buraya kadar her şey normal ancak bir işletmenin ticari faaliyetlerinin devam edebilmesi için büyümesi ve gelişmesi gerekir. Büyüme ise bir girişimcinin tek başına üstlenemeyeceği, üstlenmemesi gereken bir değişimdir. İş hacminin artması yeni müşterilerin bulunması, mali sorumlulukların takip edilmesi, reklam çalışmalarının yapılması, ek işlerin ortaya çıkması halinde o işlere odaklanılması, müşterilerin sorunlarının çözülmesi, yatırım fırsatlarının takip edilmesi ve daha birçok örnekle geliştirebileceğimiz sorumlulukların tamamı tek bir girişimci tarafından üstlenilmemelidir. Girişimciler işlerinin gerektirdiği şekilde personel seçimi yapmalı, sorumluluklarını azaltmalıdır.

“Bir girişimci haftada 40 saat çalışmak zorunda kalmamak için 80 saat çalışmayı göze alabilen kişidir” sözüne tamamen katılsak da girişimcilerin tek başlarına her şeyi yapmaması gerektiğine inanıyoruz. İş yükü altında ezilen girişimciler işlerine dışardan bakabilecek fırsatı yakalayamazlar. Fikir insanı olarak körelmek istemiyorsanız siz de işinizi kurduktan sonra bu gerçeklerin farkında olmalısınız.

18 Temmuz 2019 Perşembe

Yeni mezunları iş hayatına hazırlayan program: İlk Fırsat

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ




İş hayatına geçiş yaparken eğitim ve yetkinlikler oldukça ön plana çıkabiliyor. Özellikle devlet üniversitelerinden yeni mezun olan gençleri iş hayatına hazırlamayı amaçlayan “İlk Fırsat” programı, gençler arasında fırsat eşitliği yaratmayı hedefliyor. Programın çıkış noktasını ve merak edilen diğer detayları, Esas Sosyal Kurucu Direktörü Filiz Bikmen’den dinledik…

İlk Fırsat Programı nedir? Biraz anlatabilir misiniz?

İlk Fırsat Programı, Şevket Sabancı ve ailesinin sosyal yatırımlarının kapsamını, hayırseverlik geleneğinin üzerine inşa ederek genişletmek amacıyla kurdukları Esas Sosyal’in ilk sosyal yatırımı. 
2016’da başlayan program, devlet üniversitelerinden yeni mezun olan gençlerin, ilk iş deneyimlerini Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarında 12 ay tam zamanlı ve maaşlı yaşamalarını sağlıyor. 
Katılımcıların maaşları Esas Sosyal ve kurumsal destekçiler tarafından karşılanıyor. Gençlere faydasının yanı sıra iş gücü maliyetinin olmaması ve STK bilinci gelişen bir neslin iş dünyasına kazandırılması, STK’lar için de önemli bir fayda…

Programın hedef kitlesi tam olarak kimler?

Hedef kitlemiz, herhangi bir devlet üniversitesinden yeni mezun olan ve daha önce tam zamanlı iş deneyimi olmayan gençler. Bu gençleri zorlu kariyer yolunda desteklemeyi ve onları iş hayatına hazırlamayı amaçlıyoruz.

Programı oluşturma süreci nasıl gelişti? Nasıl bir düşünceyle yola çıktınız?

Gençlik ve istihdam programının stratejisini oluşturmak için yapılan Gençlik ve İstihdam Odak Grup Araştırması’nın sonuçlarını incelediğimizde, üniversiteden yeni mezun olan kişiler arasında işsizliğinin daha yüksek olduğunu gördük. Araştırmaya göre genç işsizliğinin en önemli nedenleri; fırsat eşitsizliği, mezun olunan üniversite, deneyimsizlik ve referans eksikliği. 

Gençler mezun olduktan sonra ortalama 13 ay işsiz kalıyor ve maalesef bu süreçte özgüvenlerini de kaybediyor. 
Anadolu’daki üniversitelerden yeni mezun olan gençleri ise fırsat eşitliği açısından kariyerlerine başlama noktasında biraz daha fazla desteklemek gerekebiliyor. 
Bu nedenle biz de Esas Sosyal olarak bu sorunun çözümüne katkı sağlamak adına bir program stratejisi geliştirdik. Yeni mezunlar için kapsamlı bir üniversiteden işe geçiş programı sunmayı hedefledik.

Sistem nasıl işliyor?

Yeni mezun kişilerin okudukları okul yerine, gelecek potansiyellerinin değerlendirildiği bir sistem temelinde çalışıyoruz. 

Sürece katılacak kişileri, Esas Sosyal ve STK yöneticilerinin de yer aldığı bir görüşmeyle seçiyoruz. 
Online ve yüz yüze mülakatlara ek olarak, adayları işe uyum ve kişilik envanteriyle değerlendiriyoruz.
Programa seçilen katılımcılar, ilk işlerini deneyimlerken, aynı zamanda 21. yüzyıl becerileri alanında eğitimler alıyorlar, mülakat etkinlikleriyle iş arama süreçlerine hazırlanıyorlar ve mentorlardan (%75 özel sektör) destek alıyorlar.


Mülakatlar nasıl geçiyor, nelere dikkat ediyorsunuz?

Ben örgütsel psikoloğum. Ayrıca yaklaşık 20 yıldır STK’lar ve vakıflarla çalışıyorum. 

Bu nedenle İlk Fırsat’ın tasarım aşamasından beri içinde olmaktan çok mutluyum. 
Programın gençlere ve STK’lara ne kadar faydalı olduğunu görüyoruz. Gençlerin birçoğunun ilk mülakatı oluyor, doğal olarak heyecanlılar. 
Bunu gidermek için “Sizi elemek için değil, kazanmak için buradayız” diyorum. Bu onları rahatlatıyor, rahat olunca da kendilerini daha iyi ifade edebiliyorlar. 

Bu süreçte adayları tanıyıp, başvurduğu kurum ve işe uyumluluğunu değerlendiriyoruz. Detaycı mı? Yaratıcı mı? Takipçi mi? Aynı anda birçok şeyi yapabiliyor mu? 
Kriz durumlarında ilişkileri nasıl yönetiyor? Bunlara dikkat ediyoruz. 
İş hayatındaki potansiyel başarısı hangi okulda okuduğundan daha önemli bir faktör. Bu nedenle çok kapsamlı ve gençlerin dostu olan bir mülakat süreci tasarladık.

Peki sonuçlar nasıl? Bugüne kadar neleri değiştirdiniz?

Kısa sürede büyük başarı yakalayan programımızı yaygınlaştırmak, özel sektör kurumlarıyla görüşme yaparak işe alım süreçlerinde yeni mezunlara eşit fırsat sunma konusunda farkındalık yaratmak ve ekosistemi genişletmek üzere çalışmalarımız olumlu sonuçlar verdi. 

İlk Fırsat Programı’ndan mezun olan gençler, bugün itibarıyla 47 kurum tarafından istihdam ediliyor. (%40’ı özel sektör) Bugüne kadar yapılan 13 bin başvuru arasından 95 genç 22 STK’da tam zamanlı çalıştı. 250 saat eğitim ve mentorluk desteği aldı. 
Katılımcıların program bitmeden iş teklifi alma oranı %80 iken, programı tamamlayanların %94’ü yeni işine hızla geçiş yaptı. 

İş dünyasında “gençlik istihdamı” alanında düşünce lideri olmak yönünde adımlar atmaya devam ediyoruz.

İş arayan gençlere neler tavsiye edersiniz?

Kendilerini sürekli olarak geliştirmeleri çok önemli. Konferans, seminer gibi etkinliklere katılarak mümkün olduğunca çok kişiyle tanışıp iletişim içinde olsunlar. 

Okul sonrası part-time iş, staj, okulda gönüllü çalışmalarda yer alsınlar, hayat ve iş deneyimlerini arttırsınlar, aynı anda birden fazla işi yönetme gibi beceriler kazansınlar.

İnsan kaynakları profesyonellerinin işe alım sürecinde çok önemli bir rolü var. Son olarak İK’cılara neler söylemek istersiniz?

İK profesyonellerinin işe alım süreçlerinde gençlerin potansiyelini değerlendirerek fırsatlar yaratması çok değerli. 
Bu nedenle, hangi üniversiteden mezun olduğunu ön planda tutmadan gençleri “yetenekleri ve yetkinlikleri” ile değerlendirmelerini öneriyoruz. Bu değerlendirme gençler arasında fırsat eşitliğini sağlamak açısından oldukça önemli.


Yeni mezunlara özel mülakat tavsiyeleri




İş hayatındaki hemen herkes için mülakat süreci biraz heyecan verici biraz da streslidir. Üniversiteden yeni mezun olan kişiler içinse bu süreç biraz daha bilinmeyenlerle dolu. 

İnsan kaynakları danışmanı Ümmühan Ballı, yeni mezunlara özel mülakat tavsiyeleriyle Kariyer Rehberin’de!

Mezun oldun ve elinde diplomanla kafanda müthiş bir soru var: “Ben şimdi ne yapacağım?” İş hayatına atılacağın bu dönemde önünde uzun bir kariyer yolu olduğunu söylemeliyim. 
Bu kariyer yolunda yürüyebilmen için de mülakatlar olmazsa olmaz! Senin için oldukça yeni bir deneyim olan mülakat süreçlerini en iyi şekilde atlatabilmen için yapman ve yapmaman gerekenler hakkında işte sana küçük birkaç not:

Seçici olmakla zor beğenen olma ayrımını yap

İş seçimi ya da kurum seçimi yaparken ince eleyip sık dokuman önemli bir beceri, ama lütfen bunu tecrübenin olmadığı ve iş hayatına sıfırdan başladığın bu dönemde yapma. 

Elbette ki ilk bulduğun işte çalış demek istemiyorum; ama hiç tecrüben yoksa çok fazla seçici olman da sana sadece zaman kaybettirecektir.

Kişisel portfolyonu oluştur

Diploman, sahip olduğun sertifikalar, katıldığın eğitimler ve varsa referans yazılarını içeren güzel bir dosya hazırlaman, mülakat sürecine ne kadar önem verdiğini gösterir. 
Hatta bu dosyaya üniversite sürecinde yaptığın ve başvurduğun pozisyona da uygun olan bir çalışmanı eklemen, seni daha da öne çıkaracaktır.

Kurum ve sektör hakkında bilgi edin

Görüşmeye gittiğin pozisyonun, ilgili sektörde hangi görev ve sorumlulukları aldığını ve o sektörün o pozisyondan beklentilerinin neler olduğunu mülakat öncesinde bilmen iyi olacaktır. 

Örneğin; iplik üretimi yapan bir işletmede kalite mühendisliği pozisyonuna başvuruyorsan, iplik sektöründe kalite yönetiminde nelere dikkat edildiğini bilmen, iş için ne kadar istekli olduğun konusunda görüşmecinin fikir edinmesini sağlayacaktır.

Dış görünüşüne özen göster

Giyim tarzına ve kişisel bakımına dikkat ederek mülakata gitmen oldukça önemlidir. 
Biz İK’cılar bunu bir ilk izlenim olarak yorumlarız. Bu nedenle temiz, düzgün ve sade bir şıklıkta mülakata gitmelisin.

Zamanlamaya dikkat et

Mülakata vaktinde gitmek, her zaman artı puan kazandıran bir davranıştır. 
Hatta zamanında gitmek yerine 15 dk daha erken mülakat yerinde olmanda fayda var; çünkü bazı kurumlar manuel iş başvuru formu doldurmanı isteyebilir. 
Böyle bir durumla karşılaştığında form doldururken harcayacağın zaman, mülakat sürecinden çalacağından kalan zamanda kendini yeterince ifade edemeyebilirsin.

Doğru kariyeri seçmene yardımcı olacak 5 soru




Kariyer seçimi söz konusu olduğunda önümüzde bir sürü seçenek varmış gibi görünür, ancak seçeneklerin çokluğu işimizi kolaylaştırmaktan çok zorlaştıran bir faktör. Hangi yolun doğru olduğuna, hangi mesleğin daha çok verimli olmamızı sağlayacağına karar vermek oldukça güç. Bu noktada şu soruları sormak işine yarayabilir…
Hangi kariyer planının peşinden koşacağına karar vermeden önce düşünmen gereken pek çok faktör var. Bu faktörleri detaylıca düşünmek, yolunun aydınlanmasını sağlayacaktır. İşte bu amaçla senin için kariyer seçimine yardımcı olacak bazı önemli soruları derledik.

Ne yapmaktan zevk alıyorsun ya da hangi işlerde iyisin?

Doğduğun günden beri “tutkunu takip et” lafını birçok kez duymuşsundur. Birçok insanın kafasında net tutkuları varken, birçoğu kendini tutkulardan ve ilgi alanlarından oluşmuş bir labirentte kaybolmuş halde bulabilir.
Asıl konu sevdiğin ya da yapmakta iyi olduğun işin peşinden koşmakta değil. Asıl problem onlar üzerinde harekete geçebilmek ve arzunu ateşleyebilmek. Tutkulu ya da ilgili olduğun şeyleri birer başlangıç noktası olarak gör. Eğer bir sonraki Stephen King olmayı istiyorsan kendini yazmaya ver. Diğerlerine tavsiye vermede ya da koçluk yapmakta mı iyisin? O zaman eğitmenlik ya da özel öğretmenlik senin için doğru seçenek olabilir.

Terfi odaklı mısın?

Motive olmak iş memnuniyeti açısından önemli bir etken. Motivasyonun sebepleri insandan insana değişebilir ama genel olarak iki ana motivasyon türü vardır: Terfi odaklı ve çalışmayı koruma odaklı motivasyon.
Terfi odaklı profesyoneller, her zaman yaratıcı ve girişimcilerdir. Onlar hızlı çalışır, yeni fırsatları kaçırmaz ve soyut düşünürler. Bunun negatif yönü ise aşırı iyimser olmaları ve büyük hatalar yapmaya açık olmalarıdır.
Çalışmayı koruma odaklı profesyoneller ise duruma tam ters yönden bakar. Elde ettikleri pozisyonu korumak ve bütün çalışmalarını ve kazanımlarını muhafaza etmeye odaklanırlar. Bu profesyoneller planlamayı, güvenilirliği, titizliliği ve analitik düşünmeyi tercih ederler. Öte yandan bunların ikisinden birini seçmek zorunda değilsin. İkisinin de iyi yönlerini alıp bir sentez yapabilirsin.

Kişiliğin için en iyi ortam hangisi?

Önemli olan içe dönük veya dışa dönük olup olmadığını belirlemek, çünkü bu iki kişilik türü ihtiyaçları bakımından çok farklıdır. İçe dönük bir insan, belki de sessiz bir araştırmacı rolünde olmak isterken, dışa dönük insan meşgul, sesli bir satış ofisini tercih eder.

Nasıl bir yaşam tarzı istiyorsun?

Kariyer hayatında önemli olan şey seçtiğin kariyerin sunduğu hayat tarzının sana uygun olup olmadığı. Bu konuda düşünmen gereken pek çok faktör var. 9-5 çalışmak mı istiyorsun, yoksa 7-24 seyahat edebileceğin aktif bir pozisyon mu? Elbette maaş beklentin de çok önemli. Her sektör ve her pozisyon çalışanlara istediği oranda ücret ödemeyebiliyor. Kimi sektörde manevi tatmin daha yüksekken kimi sektörde maddi kazanım manevi tatminin önüne geçebiliyor.
“Yılda 150 bin dolar kazanmak ya da istifa etmek” gibi iki net ayrımdan söz edemeyiz. Senin için kabul edilebilir olanın son derece bireysel olduğunu ve seni en rahat ettirecek şeyi yapmanın önemini belirtmekte fayda var.

Nerede yaşamayı istiyorsun?

Her kariyer için bu gerekli değil, fakat nerede yaşayacağına karar vermek kariyer arayışında önemli bir nokta olabilir. Gideceğin yerlerde sunulan yaşam tarzı hakkında tekrar düşün. Her köşesinde restoranlar ve kültürel cazibe merkezleri olan metropol yaşam tarzını mı arıyorsun yoksa kırsal ortamın güzelliğine ve sessizliğine mi ihtiyacın var?
Hangi kariyerin senin için doğru olduğuna karar vermek zor bir süreç olabilir. Doğrudan bir yol bulmaya odaklanmak yerine, önce kendi ihtiyaçlarını ve hedeflerini belirle ve ardından bunları elindeki seçeneklerle sentezlemeyi unutma.

2 Ekim 2018 Salı

Ekonomik Krizi Fırsata Çevirmenin Yolları

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Elbette herkes dalgalı denizler için biçilmiş kaftan değildir. Ancak bazı kişiler, bu krizlerle şaşırtıcı bir şekilde başa çıkabilirler. Bitmek tükenmek bilmeyen zorluklar silsilesini avantaja çeviren bireyler başarılı girişimcilerdir. Karşılarına çıkan engeller onları daha da güçlendirir ve başarılarını arttırır. Başkaları paniğe kapılırken (ya da büyük maddi zarara girerken) onlar sakinliğini korur, duruma el koyar ve tüm fırsatları değerlendirirler. Bu tür engellerle karşı karşıya kalan girişimciler, Intel’in eski Ceo’su Andy Grove’un şu cümlelerle açıkladığı bir dönüşüm sürecine girerler: ”Krizler, kötü şirketleri batırır. İyi şirketler, krizleri atlatır. Büyük şirketler ise krizler sayesinde gelişirler.”



Görünen o ki, hayatta karşımıza çıkan engelleri anlamanın, ona göre davranmanın ve ilerlemenin bir yöntemi var. Roma İmparatoru Marcus Aurelius yüzyıllar önce bu formulü geliştirmiş ve gündelik bir hatırlatma olması için yazıya dökmüş:
”Şimdi, yargılarında tarafsız ol.
Şimdi, özverili davranışlarda bulun.
Senin dışında gelişen tüm olayları şu anda kabullen.
Tek ihtiyacın olan bu.”
John D. Rockefeller, Thomas Edison ve Steve Jobs gibi efsanevi girişimciler karşılarına çıkan her engelde bu eski formülü kullanmışlar, hatta yoğun ihtiraslarını beslemek üzere bile bu durumları kullanmışlar. Onlara göre yol, engelin ta kendisiymiş.
Bu kadim ilkelerden beş strateji doğdu. Asırlar öncesinden günümüze ulaşan bu yapı, karşılaştığımız engelleri kendimiz ve şirketimiz adına birer zafere dönüştürmek için kullanabileceğimiz ebedi bir bilgelik içeriyor. İşte sizlere krizleri fırsata çevirmenin 5 yolu:

1. Serinkanlılığınızı koruyun. John D. Rockefeller, 1857’de yaşanan ekonomik kriz sırasında iş hayatına başlayalı henüz iki yıl bile olmamıştı. Rockefeller, yüzleştiği talihsiz şartlar karşısında bunalıma girebilir ve kitlenebilirdi. Fakat ekonomik kargaşanın zamanlamasına dair yakınmak yerine, olayları çevresindekilerden farklı bir şekilde algılamayı tercih etti. Olan biteni, piyasada tecrübe kazanmak ve yeni şeyler öğrenmek adına bir fırsat gözüyle gördü. Kendi deyimiyle, tüm felaketlerde bir fırsat görmeye eğilimliydi. Rockefeller krizin ilk 20 senesini kapsayan süreçte, petrol pazarının yüzde 90’ını tek başına ele geçirdi.
Rockefeller gibi günümüzün girişimcileri de karışık günler yaşıyor. Algımızın, yargılarımızı gölgelemesine izin vermek yerine LinkedIn ve Microsoft gibi ekonomik krizin ortasında kurulmuş şirketlere bakabiliriz. Başkaları rakiplerinin kazanımlarıyla ilgili kaygılanırken ya da küplere binerek yitip giderken, biz Rockefeller’ın baskı altındaki serinkanlı duruşuna yönelebilir ve krizden doğacak fırsatları arayabiliriz.

2. Bakış açınızı değiştirin. Steve Jobs, ”Mümkün değil” gibi ifadeleri yok saymasını sağlayan, ”gerçeği bükme alanı” dedikleri özelliğiyle ünlüydü. Üretilen ilk iPhone için özel bir tür cam sipariş ettiğinde üreticiler, imkansız görünen teslim tarihi ile ilgili dehşete kapıldılar. ”Korkmayın,” dedi Jobs. ” Bunu başarabilirsiniz. Üzerine biraz kafa yorun. Bunu yapabilirsiniz.”
Çok kısa sürede üreticiler tesislerini cam yapımına uygun olarak yeniden tasarladılar ve altı ay içinde piyasaya sürülecek ilk parti telefonlara yetecek miktarda üretim yapmayı başardılar. Onun ısrarcılığı, üreticileri mümkün olanın ötesine erişmeye itmişti.

Krizi fırsata çevirmenin 10 yolu

Dünyanın yakasını 5 yıldır bırakmayan küresel kriz, ticaretin kurallarını da sil baştan değiştirdi. Yeni dönemi iyi okuyan KOBİ’ler için global oyuncu olmak, krizi fırsata çevirmek hiç de zor değil
Küresel kriz, başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada etkisini sürdürüyor. Araştırmalara göre kolay kolay da bu ateş sönmeyecek. Her ne kadar Türkiye, bu ateş çemberinin belli ölçüde dışında kalmayı başardıysa da adeta kuralları yeniden yazılan küresel ticaret oyununda KOBİ’lerin oldukça dikkatli adımlar atması gerekiyor. Öncelikle şirketler zihin haritalarını uzun vadeli planlarla yeniden güncellemek zorunda. Bunun içinde maliyetleri düşürmekten, üretim modellerini değiştirmeye kadar birçok yöntem yer alıyor. Ardından da krizi fırsata çevirmenin en etkili yollarını aramaya başlamak gerekiyor. İşte size 10 altın formül…

1- ÜRETMEK ARTIK BAŞARI DEĞİL

Yani ekonomik sistemde düşünen, hayal kuran, Ar-Ge yapan, icat çıkartıp rakiplerini kıskandıran KOBİ’ler hayatta kalabilecek. Unutmayın artık herkesin ürettiğini üretmek başarı olarak kabul edilemiyor. Önemli olan olmayanı keşfetmek ve kendi pazarını yaratmak.

2- PATENT SATIN ALIN

Kürsel kriz fırsatları da beraberinde getirdi. Bunlardan biri de teknoloji transferleri. Bugün Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye ciddi bir teknoloji transferi yaşanıyor. Firmalar zor durumdaki fabrikaların altyapısını know-how ve patentleri ile birlikte satışa çıkarmış durumda. Almanın tam zamanı.

3- İNSAN KAYNAĞINA YATIRIM

KOBİ’lerin işe alım süreçleri bugüne kadar dost tavsiyeleri ve hatır gönül ilişkileriyle ilerledi. Bu da bir yöntem olabilir. Ancak insan kaynağının şirketiniz için çok daha önem arz ettiğini unutmayın. Bu nedenle kurumsallaşma süreçlerinde insan kaynakları uygulamalarını internete taşıyın. Kurumsal bir kimlikle internetin size sağladığı on binlerce CV’den yararlanın.

4- TEŞVİKLERİ KULLANIN

Türkiye KOBİ teşvikleri konusunda adeta bir cennet. Her yıl toplamda 5 ila 8 milyar doları bulan destek paketleri açıklanıyor. Özellikle KOSGEB, TÜBİTAK, TTGV, Kalkınma Ajansları, İGEME gibi kurumların teşvikleri yakından takip edin.

5- AİLEDEN DİYE OLMAZ

KOBİ’ler büyüdükçe organizasyon genişledikçe patronları ortak bir korku sarıyor. O güne kadar her şeyi kontrol altına almaya her şeyi elinin altında hissetmeye alışmış patronlar bir anda işletmesine yabancılaşıyor. Böyle olunca aile patronların ilk işi şirketin kritik yerlerine aileden kişiler atamak olur. Ancak bu yanlış bir yöntemdir. Bu korkuyu yenmenin tek bir çaresi var. Kurumsallaşmak. Zaten firmaları ayakta tutacak en önemli faktör disiplinli ve kurallı bir şirket olmaktan geçiyor.

6- MUTLAKA REKLAM VERİN

Reklama yatırımı keşfeden küçük işletmeler kısa sürede büyük markalara dönüştüler, hem de satışlarını katlamayı başardılar. Bunu siz de yapabilirsiniz. Doğru stratejiyle uygulanmış bir reklamın size bumerang gibi geri döneceğinden emin olun.

7- DENETÇİLERE KAPINIZI AÇIN

Türkiye’deki KOBİ’ler çevik ve dinamik yapılarının avantajıyla krizi adeta fırsata çevirdi ve son 5 yılda rekor büyümelere imza attı. Son araştırmalar da bunu doğruluyor. İstatistiklere göre 2002 ve 2012 arasında KOBİ Türkiye’deki KOBİ sayısı 6 kat artış gösterdi. Yine KOBİ’lerin ortalama büyüme hızı ise yıllık yüzde 25 ile 80 arasında seyretti. Tablo böyle olunca şirketler açısından kontrollü büyüme konusu ayrı bir önem taşıyor. Hakimiyetinizi kaybetmemek için, dışarıdan özel denetim ekipleriyle anlaşın ve firmanızı A’dan Z’ye incelettirin. En fazla denetim ihtiyacı ise çok ortaklı şirketlerde oluşuyor.

8- YABANCI ORTAKLIKLARI ARAŞTIRIN

Bugün küresel krizi fırsat bilen Türk KOBİ’leri, dünyada sağlıktan otomotive kimyadan gıdaya kadar 3 bine yakın ortaklık veya satın almaya imza attı. Bu şirketler arasına siz de girebilirsiniz. Girmelisiniz. Özellikle Avrupalı firmalar üretim maliyetleri nedeniyle Türkiye’deki şirketlerle ortalıklara imza atmak istiyor. Bu ortaklık size küresel fırsat kapılarını açacaktır.

9- FİNANSAL YENİLİKLERİ ARAŞTIRIN

Kurumsal ve finansal yönetim sistemlerini öğrenerek, gelenekselliğin getirdiği yüklerden kurtulabilirsiniz. Bugün şirketler kendilerine has geliştirilen finansal yazılımlar sayesinde maliyetlerini ciddi oranda aşağı çekiyor. Şirketinize özel olarak hazırlanmış gelir ve giderlerinizi anlık olarak görebildiğimiz finansal yazılımlar kullanın.

10- BEŞ KITAYA MAL SATIN

Kriz döneminde tıkanan klasik pazarları Türkiye’nin KOBİ’leri açtı. Nijerya’ya seramik, granit, Kamerun’a ilaç ve lunapark, Togo’ya yazılım, Kenya’ya içecek tozu sattı. Bunu siz de başarabilirsiniz. Dünyadaki her ülke sizin için yeni bir ticari fırsat demek.

5 Eylül 2018 Çarşamba

Üniversite Tercihlerini Yapmadan bir Uzmana Danış

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Üniversite tercihlerinin en önemli adımlarından biri bölüm seçimi. Bir çoğumuz için üniversitede aldığımız eğitim kariyerimizin temellerini oluşturuyor. Dolayısıyla bu kritik kararı vermeden önce kendine bazı sorular sorman ve bunların cevaplarını vermen gerekiyor. Örneğin tercih etmek istediğin bölüm ve dersleri ilgini çekiyor mu? Bölümde okuyacağın derslerde başarılı olmak için gerekli beceri ve yeteneklere sahip misin? Bu bölüme girmek için puanların yeterli mi? Mezuniyet sonrası iş imkanları neler ve bu işler senin değerlerinle örtüşüyor mu? İşte hangi bölüm sorusunun yanıtı bu sorulara vereceğin cevaplarda gizli.
Bölüm Seçiminde İlgi ve Yetenekli Olduğun Konuları Sapta Üniversite adayları genelde hangi bölümü seçeceklerine emin olamıyorlar veya seçtikleri bölüm ile ilgili çok fazla bilgi sahibi olmadan tercih yapıyorlar. Bir bölüm seçmeden önce nelere ilgi duyduğunu ve seçeceğin kariyerin, yeteneklerin ile bütünleşip bütünleşmediğini değerlendirmelisin.
Lise hayatın ve lisede aldığın dersler aslında tercihlerini yapmak için sana iyi bir temel oluşturuyor. Hangi alanların ilgini çektiğini, hangi konulara merak duyduğunu ve neleri öğrenmekten hoşlandığını bulmak için lisede nelerden hoşlandığını listelemek iyi bir başlangıç noktası olabilir. Bu dersleri temel alan ve kendini bu konularda geliştirmene fırsat veren bölümlerde başarı göstermen ve tatmin olma şansın çok daha yüksek. Bölümünün ders programları hakkında detaylı bilgiler edinmek için sana önerdiğimiz ipuçlarını Tercih Edeceğin Bölümü Ne Kadar İyi Tanıyorsun? yazımızda bulabilirsin.
Tercihlerini belirlerken dikkat edeceğin faktörler lise dersleri ile sınırlı değil. Kendi isteğinle bir konuda “inek”liyorsan, boş zamanlarında kendini sürekli bir konu hakkında düşünüyorken buluyorsan ya da kendini çok başarılı hissettiğin bir alan varsa bunlar da bölüm tercihi konusunda sana yardımcı olacak başlangıç noktalarıdır.
Akademik Başarı ve Bölüm Seçimi Bölüm tercihlerinde öğrenci seçme ve yerleştirme sisteminin kurallarına göre 4 senelik lisans bölümlerin her biri 18 farklı puan kategorisinden biri ile eşleştirilmektedir. Her bir puan türü için hem YGS hem de LYS sınavlarındaki performansının katkısı değişiyor. Yerleştirmeler puanlara göre yapıldığı için tercihlerini yapmandaki en önemli faktör olan puanların nasıl hesaplandığı ve bir önceki senelerde istediğin bölümlerin taban puanlarının nasıl oluştuğu hakkında daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsin.
Hedeflediğin bölüm için puan türlerini belirlemen sana sınavda hangi konulara ağırlık vermen gerektiğini ve çalışmalarını en verimli şekilde nasıl oluşturacağını gösteriyor. Hedefini oluşturduktan sonra çalışmalarında motive olabilmek ve zamanını en iyi şekilde yönetebilmek için Etkin Çalışmak için Zaman Yönetimi yazmızda yer alan önerileri gözden geçirmeyi unutma. Ayrıca Akıllı Çalışma Takvimi uygulamamıza üye olarak senin için her hafta, öğrenme hızın ve başarı seviyene göre en iyi çalışma stratejisini alabilirsin.
Tüm hazırlıklarını ve ön seçimlerini yaptın. Tercih günü gelip çattı. Sınav sonuçların da eline geçti ve sıra tercih listeni oluşturmaya geldi. Bu noktada Tercih Kılavuzu senin en büyük referansın olacak. Her sene taban puanlar ve başarı sıraları değişiyor olsa da bu bilgiler sana tercih ettiğin bölümlerin bu sene oluşması muhtemel taban puanları konusunda önemli ipuçları verir. https://agencybalancetr.blogspot.com/ olarak biz de sana tercih stratejini oluşturabilmen için taban puanların hem üniversite hem de bölüm bazında (örneğin hukuk, tıp, bilgisayar mühendisliği gibi birçok bölüm bazında) detaylı analizlerini hazırladık. Bunlara göz geçirerek tercih trendleri ve taban puanlar hakkında önemli bilgiler edinebilirsin.
Mezuniyet Sonrası İş İmkanlarını İncele Bölüm seçiminde önemli faktörlerden birisi de mezuniyet sonrasında bölümün adaylara sunduğu iş fırsatları. Dolayısıyla adayların seçtiği bölümlerin, mezuniyet sonrasında onları gelişen mesleklerden birine yerleştirip yerleştiremediğini, mezuniyet sonrasında kariyerlerini oturtmak istedikleri mesleklerin işsizlik durumu ve iş bulmanın kolaylık derecesi gibi birçok değişkeni irdelemeleri gerekiyor. Sadece şimdiki durum değil, gelişen trendleri de takip ederek ileride hangi mesleklerde daha iyi bir potansiyel olacağı bilgisiyle seçimini yapan adaylar, mezuniyet sonrasında hayal kırıklığı yaşamadan kariyer hedeflerine en etkin yoldan ulaşma yolunda önemli bir avantaja sahip oluyorlar. Bu konuda daha detaylı bilgi edinmek ve bölüm seçiminde istihdam potansiyeli hakkında daha detaylı bilgi almak için Meslekler ve İstihdam yazımızı okuyabilirsin.
Neden ‘O’ Bölümü Tercih Etmeliyim?
Tercih etmeyi düşündüğün bölüm konusunda emin olamıyor musun? Adayların en fazla tercih ettiği popüler bölümleri tercih etmek için 10 sebep yazılarımızı mutlaka okumalısın.
· İşletme Okumak için 10 Neden
· İnşaat Mühendisliğini Okumak için 10 Neden
· Makine Mühendisliği Okumak için 10 Neden
· Psikoloji Okumak için 10 Neden
· Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Okumak için 10 Neden
· Mimarlık Okumak için 10 Neden
· Hukuk Okumak için 10 Neden
· Elektrik Elektronik Mühendisliği Okumak için 10 Neden
· İktisat (Ekonomi) Okumak için 10 Neden
· Eczacılık Okumak için 10 Neden
· Bilgisayar Mühendisliği Okumak için 10 Neden
· Diş Hekimliği Okumak için 10 Neden
· Tıp Okumak için 10 Neden
· Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Okumak için 7 Neden
Popüler Bölümler Arasında Karar Veremiyor musun?
Popüler bölümleri okutulan dersler, kariyer olanakları ve gerektirdiği özellikler gibi çeşitli konularda karşılaştırmalı olarak incelediğimiz yazılarımızı okumadan kararını verme.
· Hukuk mu Psikoloji mi?
· Hukuk mu Diş Hekimliği mi?
· Fizyoterapi ve Rehabilitasyon mu Beslenme ve Diyetetik mi?
· Maliye mi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mi?
· Makine Mühendisliği mi Endüstri Mühendisliği mi?
· Kamu Yönetimi mi Uluslararası İlişkiler mi?
· Kamu Yönetimi mi Hukuk mu?
· Hemşirelik mi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon mu?
· Ekonomi (İktisat) mi İşletme mi?
· Tıp mı Diş Hekimliği mi?
· Mimarlık mı Mühendislik mi?
· Tıp mı Mühendislik mi?
· Hukuk mu İktisat mı?
· Psikoloji mi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik mi?
· Hukuk mu Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik mi?
· Hukuk mu Mühendislik mi?
· Hukuk mu Tıp mı?
Ya Yanlış Tercih Yaparsam?
Tercihlerini yaptıktan hemen sonra ya da bölümde okumaya başladıktan sonra her şeyin planladığın gibi olmadığı bir durumla karşılaşabilirsin. Hatta yanlış bölüm ya da yanlış üniversitede olduğun hissine kapılabilirsin. Fakat endişelenme, bu dünyanın sonu değil. Üniversite içinde bölüm değiştirmek, başka bir üniversiteye geçmek, okuduğun bölümün yanında bir yan dal, çift ana dal ya da dikey geçiş yapmak gibi birçok olanağa sahipsin.

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Etkili bir takımın nasıl özellikleri var?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf

Google’a göre etkili bir takımın nasıl özellikleri var?
Takım verimliliği hemen hemen her şirketin gündeminde olan önemli bir konu. Etkili iş sonuçları, huzurlu bir iş ortamı ve sürdürülebilir şirket politikalarında şüphesiz başarılı takımların etkisi oldukça büyük. Google, işte sırf bu nedenle konuya eğilmiş ve etkili bir takımın haritasını çıkarmak üzere bilim insanlarıyla masaya oturmuş. İşte araştırma sonucunda ortaya çıkan veriler…
Etkili bir takımın karakteristiği nedir? Üretken takımlarda hangi koşullar sağlanmıştır? Bir takımı hangi özellikler başarılı kılar? İşte bu soruların cevabını bulmak isteyen Google, 2013 yılında İnsan Analizi departmanından sorumlu Abeer Dubey önderliğinde Aristoteles Projesi’ni hayata geçiriyor. Kısa bir süre sonra Yale’den Julia Rozovsky’ye devredilen araştırma, daha önce mükemmel takımın özelliklerini anlamak için milyonlarca dolan harcayan Google için yepyeni bir başlangıç olarak tanımlanmış.

Araştırmanın amacı

Projeye göre amaç, yıldız takımı oluşturan özelliklerin mükemmel karışımını bulmak olarak ortaya çıkıyor. Bu hedefle iki yıl boyunca 180’den fazla Google takımı inceleniyor ve spesifik ve genel özellikler tespit edilmeye çalışılıyor.
Sonuçlar
Araştırmada başarıyı ve başarısızlığı etkileyen 250’den fazla faktör tespit ediliyor, ama bunu tam olarak açıklayan bir model bulunamıyor.
Sonuçlara göre benzeşen takımlarda bile süreçler ve kişiler farklılık gösteriyor.
Arkadaşlık, güçlü yönetim, kişisel ilgi alanları, cinsiyet ve dayanıklılığa dair bilgilerin bile temiz bir içgörü sağlayamadığı anlaşılıyor.
Özellikle öne çıkan tespitler
Bir kaç üst düzey çalışanın, grubun kolektif başarısından daha az önemli olduğu ortaya çıkıyor.
Başarıda grup normlarının esas olduğu ve bu normların yazılı olmayan kurallardan oluştuğu görülüyor.
Takım üyelerinin kim olduğundan ziyade birlikte nasıl çalıştıklarının önemli olduğu anlaşılıyor.

İşte Aristoteles sonuçlarına göre, önem sırasıyla 5 temel etkili takım özelliği:

Psikolojik güvenlik

Takım herkesin görüşlerini rahatlıkla ifade edebildiği, yargısız sorular sorarak risk alabildiği bir yer olmalı. Burada en önemli iş yöneticilere düşüyor. Yöneticilerin koruma sağlaması, güvenli bölgeler oluşturarak herkesin gardını düşürebileceği ortamlar sağlaması çok kritik. Psikolojik olarak güvenli ortamlarda çalışan kişiler işten ayrılmayı düşünmüyor, daha rahat hareket ettiği bu ortamda çok daha rahat çalışıyor ve başarılı oluyor.

Güvenilirlik

Etkili bir takımda takım üyeleri birbirine iş söz konusu olduğunda kesinlikle güveniyor. Herkes biri olmadığında diğerinin işini yapıyor, kimse birbirini zor durumlara sürüklemiyor. Bu da güveni sağlamlaştırıyor.

Yapı ve berraklık

Takımların etkili oluşunda iyi tanımlanmış roller olması da çok önemli bir özellik. Herkes ne iş yaptığını, yaptığı işin neye yaradığını ve nereye ulaştığını biliyor. Bu da verimliliği ve motivasyonu artırıyor, yüksek performansa neden oluyor.

Anlam

Bir diğer etkili takım özelliği de anlam içeren bir göreve sahip olmak ve haliyle ortaya çıkan iş sonuçlarının anlamlı olduğunun bilincinde olmak. Anlamlı bir işi olduğunu düşünen çalışanlar takım olmayı daha iyi başarıyor, daha dayanıklı ve üretken oluyor.

Etki

İyi takımlarda bireysel başarı ya da başarısızlığın diğer takım üyelerini etkilediği çok iyi biliniyor. Bireysel başarı takımı güçlendirdiği gibi diğer bireysel başarılar için de yüreklendirici oluyor. Başarısızlık ise takım ruhuna zarar vereceğinden mutlaka mercek altına alınıyor ve nedenleri araştırılarak bir daha gerçeklememesine yönelik çözümler geliştiriliyor.

Uzmanlıktan yöneticiliğe geçişte nasıl iyi bir ekip lideri olunur?



Uzman olarak çalışırken yöneticiliğe gidilen yolda en önemli dönemeçlerden biri teknik uzmanlığın artık birinci derecede öncelikli olmaması. Çünkü yöneticilik pozisyonunun teknik uzmanlığın yanı sıra başka türlü ihtiyaçları ve vasıfları içinde bulundurması gerekiyor. Yöneticiliğe geçiş aşamasında uzman gibi hareket etmek ve ekibi süreçlerin içerisine dahil etmemek uzun dönemde sorunlara neden oluyor.
Yöneticiliğe adım atan bazı uzmanlar bu sürece hızla adapte olarak ekibin diğer üyelerinin hem bireysel gelişimlerini destekleyecek hem de grup performansını artıracak çözümleri hızlıca hayata geçirebiliyor. Her konuda uzman olmayı ve ekiplerinde yeni uzmanlar geliştirmeyi çok iyi biliyor. Bazı yöneticilerin ise bunun için büyük bir çaba göstermesi gerekiyor. Üstelik bu durum zaman aldığında ekip içerisinde sorunlara neden olabiliyor. Bu geçişin uzun sürmesinin getirebileceği sonuçları ve bunu önlemenin birkaç yolunu bir araya getirdik:
Yönetici uzman gibi davrandığında ne tür bir strese neden olur?
Yönetici olduktan uzman gibi davranmaya devam eden yöneticiler ekip üzerinde strese neden olabilir. Örneğin:
Teknik uzmanlıklar konusunda her zaman kendi cevabını kabul eden ya da tüm cevapları bulmaya çalışan bir yönetici ekibe kendisini değersiz hissettirebilir.
Ekip ruhu atmosferi yaratmak yerine hiyerarşik bir ortam yaratır.
Ekipte bulunanlar fikirlerinin dinlenmediğini düşündüğünde zamanla kırılmaya başlayabilir. Bu da gelecek dönemde yöneticinin kendilerine kötü davrandığını düşünmelerine neden olabilir.
Tüm kararları veren yöneticiye alışın ekip, zamanla tüm kişisel inisiyatiflerini kaybeder.
Yönetici giderek yoğunlaştıkça ekibin çalışma ortamı da bozulur ve her konu hakkında yöneticiyi beklemek durumunda kalır. Böylece günlük işler aksayabilir.
Uzmanlıktan başarılı bir yöneticiye geçmeye yardımcı olacak 6 fikir  
Yönetici görev tanımını yeniden düşünmeli: Öncelikle bir yöneticinin görevinin ekibi en iyi işleri yapmaya teşvik eden kişi olduğunu unutmamak gerekiyor. Teknik uzmanlık bu noktadan sonra kesinlikle odak noktası olmamalı. Takım üyelerinin gelişimini desteklemek ve onların da uzmanlıklarını sergilemesini teşvik etmek çok önemli.
Güven ortamı oluşturmaya odaklanmalı: Teknik uzmanlığı yeterli olsa da bir yöneticinin ekibine sürekli sorular sorarak, fikirlerini sunmaya teşvik etmesi gerekiyor. Ekibin bazı konularda deneysel davranmasına izin vermek de önemli.
Yönetici öğreten olmalı: Başarılı yöneticiler ekip üyelerinin öğrenmesi için onlara zorlayıcı görevler verebiliyor. Birlikte karar vererek ilerlemek her zaman öğretici olacaktır.
Yanıtlamadan önce basit bir soru sormalı: Ekip üyeleri bir soruyla yöneticiye geldiğinde cevabı vermeden önce; “Emin değilim, sen nasıl olması gerektiğini düşünüyorsun” gibi basit bir soruyla karşısındakinin de fikrini almalı. Yönetici için cevap çok basit ve açık olsa da ekiptekilerin gelişimi için çok başarılı bir yönlendirme olacaktır.
Takımı yükseltmeli ve yönetici de öğrenmeye devam etmeli: Büyümeyi ve performansı teşvik eden bir yönetici olmak her zaman yöneticiye de başarı getirir. Ekiptekileri bunun için rol model olmayı sağlar. Bu nedenle yönetici mümkün olduğunca ekip üyelerinin seminerlere ve konferanslara katılması için onları desteklemeli, onların bilgilerini diğer ekip üyeleriyle paylaşmasını sağlamalı. Örneğin ekibin bir kaynak kütüphanesi yaratılabilir.
Olumlu geri bildirimlerle hem bireyleri hem de takımı güçlendirmeli: Ekipte zor durumlarla baş edebilen, inisiyatif alabilen kişilere olumlu geri bildirimler vermek çok önemli. Her çalışan olumlu davranışlarının takdir edildiğini bilmeli. Bununla birlikte yöneticinin bu geri bildirimleri düzenli olarak vermesi de çok kritik.

2018’in çalışan bağlılığı trendlerinde neler var?

Yeni kuşakların iş hayatına girmesi ve çalışma alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle “çalışan bağlılığı” uzun zamandır İK profesyonellerinin gündeminde yer alıyor. Peki, yapılan geri bildirimleri kapsamında bağlılığı en çok etkileyen faktörler neler?
Tinypulse sitesi şirketlerden aldığı geri bildirimlerle çalışan bağlılığı konusunun en öne çıkan başlıklarını bir araya getirdi. Buna göre; ortak çalışma kültürü ve liderlik beklentileri gibi birçok konuda şirketlerin odaklanması gereken konular bulunuyor. Tüm geri bildirimlerin 2018 yılında özellikle birkaç trend konu üzerinde toplandığı belirtiliyor.

Çalışanın kariyer yoluna odaklanma

Verilen geri bildirimlere göre çalışanların net bir kariyer yolunun olmaması ekibinizin mutsuzluğunun en önemli nedenlerinden biri. Bir organizasyon içerisinde kariyerinin ilerleyebileceğini düşünmeyen çalışanlar bir süre sonra işten ayrılmayı düşünmeye başlıyor. 2018 yılında özellikle bu konuda çalışan çok daha fazla şirket olacağı ortaya çıkıyor. Ekip yöneticilerinin özellikle çalışanların kariyer hedefleriyle ilgili bir konuşma yapması ve bu konu hakkında düşünüldüğünü göstermesi gerekiyor. Yöneticilerin ekibin temel yetkinliklerini geliştirmesi için yol açması gerekiyor. Bunlar yapılmıyorsa yüksek performans gösterenlerin yakın zamanda işten ayrılmasına hazır olmak gerekiyor.
Çalışanlar yöneticilerinden en çok ne istiyor? yazımızı da okuyabilirsiniz! 

İş – özel hayat dengesi rüya olmaktan çıkmalı

İş ve özel hayat dengesi elbette uzun yıllardır konuşuluyor. Bu konu çalışan bağlılığı için yeni bir konu değil ve şirketler bu konunun öneminin farkında. Ancak artık ofislerin içerisine oyunlar koymak gibi uygulamalara çok daha az bütçe ayrılacağı görülüyor. Bunun yerine esnek çalışma uygulamaları çok daha fazla şirketin gündeminde yer alacağa benziyor. İş yerinde eğlenme yerine iş ve özel hayat dengesini daha fazla esneklikle kolaylaştıran şirketlerin başarılı olduğu ortaya çakıyor. Gün geçtikçe çok daha fazla çalışan esnek çalışma talep etmeye başlıyor. Özellikle deneyimli çalışanlar artan bir şekilde uzaktan çalışma ve danışmanlık konusunda taleplerini artırıyor. Çalışma takvimine uyumlu olabilen ve kendi ajandasını yönetme başarısına sahip çalışanların bu konuda teşvik edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde çok daha fazla çalışanın kendi serbest meslek düzenine geçmeyi düşünmeye başlayacağı konuşuluyor.
Çalışan bağlılığı hiyerarşik değil sosyal bir konu olmalı
Çalışan bağlılığı konusunda yapılan en önemli hatalardan biri hiyerarşik bir yapıda bağlılık konusu üzerine odaklanmak. Her seviyede çalışanın bir “birey” olduğunu unutmamak gerekiyor. Çalışanlar öncelikle diğer tüm ekip arkadaşlarıyla ve şirketiyle anlamlı ilişkiler kurduğunu bilmek istiyor. Bu nedenle tüm ekip yöneticilerinin çalışanlarla kurdukları ilişkideki en önemli konu insani bağlantılar kurması olmalı. Onları her konuda destekleyecek bağlantılar kurmanın onların da şirketle sıkı bağlantılar kurmasını sağlayacağı açıkça görülüyor.
Çalışanlara başarılı olmaları için gerekli araçları temin etmeli
Her çalışanın başarılı bir iş temposuna ulaşabilmesi için belirli araçlara ihtiyaçları vardır. İşlerini kolaylaştıracak yazılımlar ve ekipmanlar gibi. Aynı zamanda mentorluk gibi uygulamalar da onların gelişimi için önemli olacaktır. Onlara evden çalışma esnekliği tanırken ihtiyaçlarını da karşılıyor musunuz? Artık şirketlerin bu konuya daha çok yatırım yapması bekleniyor.
Yıllık bağlılık anketleri artık sona erdi
Çalışanlarının bağlılıklarını ölçmek ve onlarla etkileşim kurmak için yıllardır yapılan anketlerde artık sona gelindi. Bu anketler geri bildirimin yapılmadığı dönemlerden kalma anketler… Sürekli olarak geri bildirimleri almak ve ona göre hareket etmek isteyen şirketler arasında yer alınmak isteniyorsa artık yıllık anket yerine daha gerçek zamanlı geri bildirimlere yer vermek gerekiyor.

Ekibinizin tükenmişlik sendromuna kapılmasını nasıl önleyebilirsiniz?

Tükenmişlik sendromu uzun zamandır hem iş hem de sosyal hayatımızda gündemimizde olan bir konu… Pek çok uzman, tükenmişlik sendromunu, çalışanların verimliliğini düşüren önemli sorunlardan biri olarak değerlendiriliyor. Ekibin bu sendroma kapılması ise tüm takımı etkileyebiliyor. Girişimci John Rampton’un takım tükenmişliğinin önüne geçmek için yöneticilere ve patronlara verdiği tavsiyeleri sizin için derledik.
Fazla sorumluluk ya da mali baskılar, “tükenmişlik sendromunun” en önemli nedenleri arasında gösteriliyor. Daha da kötüsü “tükenmişlik” eğer fark edilmezse uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. İlginç olansa buna neden olan etkenlerin başında işverenlerin ya da yöneticilerin ekiplerini daha verimli hale getirmek için kullandığı yöntemler geliyor. Ekibin tükenmişlik sendromuna kapılmasını önlemek için yapılması gerekenler aslında gayet basit. Girişimci John Rampton, takım tükenmişliğinin önüne geçmek için yöneticilere ve patronlara şu tavsiyeleri veriyor:

Belirsiz beklentilerden kurtulun

Bir yönetici olarak ekibinizden ve ekibinizdeki insanlardan tam olarak ne istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Belirsiz hedefler ve iş tanımları çalışanların büyük resme odaklanmasını engelliyor. Kendisinden tam olarak ne beklendiğini bilmemek uzun vadede çalışanlarda tükenmişliğe yol açabiliyor.

Bekletilerinizi makul tutun

Beklentilerinizi net bir şekilde çerçevele meniz ve bunu çalışanlara bildirmeniz de tek başına yeterli değil. Hedeflerin ve beklentilerin makul olması gerekiyor. Örneğin herhangi bir satışçının ulaşamayacağı bir satış hedefiniz var. Aşırı yüksek hedefler çalışanların bu hedefi tutturması için fazla mesai yapmasını ya da imkansız yöntemlere başvurmasını gerektirecektir. Dahası hedefleri tutturamamak çalışanlarda ve ekibin tamamında yetersizlik duygusu doğuracaktır. Bu yüzden hedefleri ve beklentileri ekibin üstesinden gelebileceği şekilde ve tutturabileceği oranlarda belirlemeniz şart.

Özerklik yaratın

Takımınızdaki ya da ekibinizdeki insanlara özerklikler vermeyi deneyin. Elbette sınırsız bir serbestlikten bahsetmiyoruz. Onlara sadece daha fazla hareket alanı bırakın. İşleri uygun bir şekilde hallettikleri sürece sorun olmaz. Elbette iş yapış şekilleriyle ilgili kurallar belirleyebilirsiniz. Bunu futbol gibi düşünebilirsiniz. Takımın kaptanı olarak topu sürekli ayağınızda tutmaya, rakipleri tek başınıza geçmeye çalışmayın. Arada paslar verin. Takım arkadaşlarınız da gol atmalarına yardımcı olun. Bu onların motivayonunu yükseltecek ve sizinle olan iletişimlerini ciddi derede güçlendirecektir.

İşin karşılığını verin

Stres tükenmişliğe yol açan en önemli etkenlerden biri. Ancak çalışanlar yaşadığı stresin maddi karşılığını aldığını düşünürse gerçekten de bunun üstesinden gelebiliyor. Dünyanın en stresli işlerinden biri yolcu uçağı pilotluğu. Ancak işinden şikayet eden ve stres yüzünden işine gitmek istemeyen pilot görmek de çok zor. Bunun sağlayan en önemli neden elbette maddi tatmin duygusu. Diğer yandan askerlik ya da polislik de dünyanın her yerinde yoğun stresli bir meslek. Üstelik yaşadıkları yoğun strese göre kazançları yine dünyanın neresinde olursa olsun çok yüksek değil. Bu da bahsettiğimiz bu meslek gruplarındaki tükenmişlik oranlarının yüksekliğiyle doğrudan ilgili. Yani iyi kazanan stresli de olsa işini verimli ve mutlu bir şekilde yapabiliyor.

Yönetici-takım ilişkisinde iletişimin gücü başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.



Dinlenmek de çalışmak kadar değerli
Elbette çalışma saatleri de çok önemli. Ne iş yapıyor olurlarsa olsunlar bütün çalışanlar insan. İnsan da fiziksel ve ruhsal olarak yorulan bir varlık. 7 gün 24 saat ve 365 gün çalışan birinin mutlu ve verimli olması pek mümkün değil. Bu yüzden çalışanlara veya ekibinize yeterli tatil ve gün içi dinlenme fırsatı sağlamanız önemli. Bununla ilgili uzmanların belirlediği pek çok yöntem ve uygulama var. Keşfedip değerlendirebilirsiniz.

Övgüyü eksik etmeyin

Bütün insanlar, biz farkında olalım ya da olmayalım takdir edilme gereksinimi duyar. Evet takdir edilmek çok ciddi görünmese de insan olarak önemli gereksinimlerimizden biri. Dahası işini hakkıyla yapan her çalışan bunun için övgüyü hak ettiğine inanır ve bunu işvereninden ya da yöneticisinden bekler. El yazısıyla yazılmış bir teşekkür notu, topluluk içinde yapılan bir övgü konuşması hatta daha da iyisi küçük de olsa ikramiye vermek tükenmişliği önlemenin en etkili ilaçları arasında.

Hataları göz önünde değerlendirmeyin

Her çalışan hata yapar. Hata yapıldığında da bunun değerlendirmesinin yapılması gerekir. Ancak bu yapılırken asla sert ve kaba olmamaya çalışın. Ayrıca çalışanın hatasını diğer çalışanlar önünde tartışmayın. Takdir edilmek ne kadar olumlu bir etkiye sahipse topluluk içinde hata yüzünden azar işitmek ya da sorgulanmak da o kadar olumsuz bir etkiye sahip.