iş hayatı sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
iş hayatı sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

16 Ekim 2024 Çarşamba

Küresel iş dünyasına göre ekonomideki en büyük sorun "nitelikli iş gücü eksikliği" ve "enflasyon

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Küresel iş dünyası, işletmeler için en önemli sorunların "iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği" ile "enflasyon" olduğunu belirtiyor. 



 Dünya Odalar Federasyonunun (WCF) "İklim Değişikliği İçin İşbirlikçi Yaklaşım" ana temasıyla İstanbul'da düzenlenen Avrupa ve Asya Zirvesi bugün sona eriyor. 

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) ev sahipliğinde uluslararası iş dünyasının temsilcilerini bir araya getiren ve 62 ülkeden 800'den fazla iş insanının katılımıyla düzenlenen zirve kapsamında, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) ve WCF tarafından hazırlanan "ICC Dünya Odalar Federasyonu Küresel Ekonomik Görünüm Anketi" başlıklı raporun çıktıları katılımcılar ile paylaşıldı. 

Dünya genelinde global gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 90'ını temsil eden 96 ülkeden (47 yüksek gelirli, 49 gelişmekte olan ülke) 210 oda temsilcisi ile yapılan araştırma önemli sonuçlar ortaya koydu. İş hayatı iklimi, enflasyon, finansmana ulaşım, ekonomik görünüm, iklim ve sürdürülebilirlik gibi konulara odaklanan ve iş dünyasına küresel bir bakış açısı ortaya koyan rapora göre, iş dünyasının yüzde 71'i gelecek 12 ayda fiyatların ılımlı bir şekilde artmasını bekliyor. Yüzde 14'ü fiyatların daha hızlı artacağını öngörürken, yüzde 13'ü fiyatların aynı kalacağını, sadece yüzde 3'ü ılımlı bir şekilde gerileyeceğini düşünüyor. 

Bölgelere göre işletmelerin başlıca sorunları Ankete göre, işletmeler için en önemli sorunların başında "iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği" geliyor. İkinci sırada "enflasyon" yer alırken, onu "jeopolitik gerginlikler", "vergilendirme" ve "finansal sorunlar" takip ediyor. Başlıca sorunlar bölgelere göre değerlendirildiğinde; Kuzey Amerika'da "enflasyon, iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği, vergilendirme, finansal sorunlar, belirsizlik ve stabil olmayan iç politika", Latin Amerika ve Karayipler'de "güvensizlik, belirsizlik ve stabil olmayan iç politika, finansal sorunlar, vergilendirme, döviz kuru riski", Sahra Altı Afrika'da "vergilendirme, finansal problemler, rekabetçi ithalat, enflasyon ve döviz kuru riski" öne çıkıyor. 

Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki iş dünyası, "jeopolitik gerginlikler, finansal problemler, belirsiz ve stabil olmayan iç siyaset, enflasyon, iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliğini", Avrupa ve Orta Asya "iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği, jeopolitik gerginlikler, enflasyon, vergilendirme, belirsiz veya istikrarsız iç politikayı", Doğu Asya ve Pasifik, "enflasyon, iş gücü veya nitelikli iş gücü eksikliği, finansal problemler, jeopolitik gerginlikler ve vergilendirmeyi" sorun olarak görüyor. Güney Asya iş dünyası ise "vergilendirme, finansal problemler, teknolojik gelişmelerin eksikliği, güvensizlik ile belirsiz ve stabil olmayan iç siyasetin" başlıca sorun olduğunu belirtiyor. İş dünyası, yapay zekanın dengeli yönetilmesi gerektiğine dikkati çekiyor İş dünyasının yüzde 66'sı yapay zekayı dengeli yönetilmesi gereken hem risk hem de fırsat olarak değerlendirirken, yüzde 23'ü büyüme ve inovasyon için bir fırsat olarak, yüzde 10'u yönetilmesi gereken önemli bir risk olarak görüyor. İşletmelerin yüzde 60'ı yapay zeka uygulamalarının yüksek inovasyon gerektiren sektörlerle sınırlı olduğunu bildiriyor.

Ülkenizde finansal katılımın önündeki en büyük engeller nelerdir?" sorusuna tüm bölgelerin birinci yanıtı "ekonomik belirsizlik" olurken, sadece az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için değil, gelişmiş ve kişi başı geliri çok yüksek ülkeler için de aynı problem öne çıkıyor. Küresel iş dünyası yüksek enflasyon nedeniyle krediye ulaşmada yaşanan problemlerden şikayetçi olurken, bu sorundan hemen hemen tüm bölgelerin şikayet etmesi enflasyonun yol açtığı sıkıntıları ortaya koyuyor. 

Satış gelirlerinin düşük de olsa artması bekleniyor Ankete katılan oda temsilcileri, görünümün olumlu olduğunu düşünse de bazı bölgeler kasvetli ve karamsar bir ekonomik tablo yaşanacağını belirtiyor. "Bir yıl içinde satış gelirlerinizin nasıl değişmesini bekliyorsunuz?" şeklindeki soru üzerine, katılımcıların yüzde 50'si düşük seviyede de olsa artacağına, yüzde 30'u değişmeyeceğine dair görüş bildirdi.

Araştırma, enflasyonun maliyetleri hızla artırdığını ve tedarik zincirlerini bozduğunu, böylece tüm bölgelerde operasyon maliyetlerinin yükseldiğini, işçi ücretleri üzerindeki baskının arttığını ve tedarik zincirlerinin bozulmasına neden olduğunu gösteriyor. İklim politikalarına uyum sağlamak için işletmeler enerji kaynaklarını çeşitlendirip yeşil teknolojiyi benimserken, KOBİ'ler büyük oranda başarılı bir iklim geçişi için mali desteğe güveniyor. 

KOBİ'lerin yeşil ekonomiye geçişi için en önemli 3 destek KOBİ'lerin yeşil ekonomiye geçmesi noktasındaki en etkili 3 destek sorulduğunda "mali destekler", "dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi" ile "raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi" öne çıkıyor. Kuzey Amerika ile Latin Amerika ve Karayipler'de "Mali destekler, dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi ile raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi", 

Avrupa ve Orta Asya'da "dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi, mali destekler, raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi", Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da "dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi, ticaret engellerinin kaldırılması ile raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi" KOBİ'lerin yeşil ekonomiye geçişindeki en önemli 3 destek olarak belirtiliyor. Doğu Asya ve Pasifik'te "mali destekler, ticaret engellerinin kaldırılması ve dijital teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesi", Güney Asya'da ise "Mali destekler, tedarik zinciri işbirliğinin geliştirilmesi ile raporlamanın standartlaştırılması ve basitleştirilmesi" şeklinde sıralanıyor.

Dünya Odalar Federasyonuİş dünyası

11 Şubat 2024 Pazar

Başarılı Bir İş Hayatı İçin 5 İpucu

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Günümüzde iş hayatımızı başarılı kılmak için klasik olan "çok çalışmak lazım" sözünün haricinde farklı stratejileri işimize entegre edebilmemiz gerekiyor. Başarılı olmuş kişileri de takip ettiğimizde ortak noktalardan söz edebiliyoruz iş yaşamlarının kalitesini artıran, onları başarılı kılan. İşte size günlük hayatınızın yanı sıra iş hayatınızın kalitesini artıracak ve size başarıyı getirebilecek 5 küçük ipucu:

 

1. İş Zekanız Üzerinde Çalışın

Kariyerinizin adımlarını hayal etmek ve üzerinde düşünmek birçok başarılı girişimcinin, yöneticinin, liderin ortak özelliğidir. Günde 40 dakikanızı bu düşünceler üzerine harcarsanız, bunun geri dönüşünün verdiğiniz 40 dakikaların toplamından çok daha büyük bir sinerji ve başarı olacağını asla unutmayın.

2. Arkadaş Çevrenizi Genişletin

Çevrenizi genişletmeniz, başarıyı da beraberinde getiren en önemli adımlardan biridir. Tohumlar ekmek (Kariyer.net CEO'su Yusuf Azoz'un bir konuşmasından) sizi her zaman başarıya bir adım daha yaklaştırır. Doğru tohumları doğru zamanda ekmek ve suyunu eksik bırakmamak ise tabi ki başarının en büyük anahtarıdır. Ayrıca unutmayın ki çevrenizi genişlettikçe, fırsatlarnızı da aynı oranda genişletirsiniz.

3. Öğrenmeyi Asla Bırakmayın

Öğrenmek asla bitmeyen bir süreçtir, bunun farkına varmak gerekir. Öğrenmeyi bıraktığınızda, başarının da sizden uzaklaştığını bilmelisiniz. Her gün öğreneceğiniz yeni bilgiler sayesinde, ticari zekanızı geliştirme fırsatı yakalar, kariyerinizin odak noktasını geliştirecek yenilikler hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

4. Etrafınızı Başarılı Örneklerle Doldurun

Sektörünüzdeki ve kariyer yolunuzdaki başarılı insanlarla kontak kurmanız, sizi hem çevrenizi genişletme açısından geliştirecek hem de onlardan öğrenecekleriniz sayesinde kendi yaşamınızı geliştirebilecek konuma gelebileceksiniz. Onların yaşadıklarından alacağınız ilhamlarla kendi başarınıza yön verebileceksiniz.

5. Hedef Belirleyin ve Sık Sık Durumunuzu Güncelleyin

Hedef belirlemek gerçekten çok önemli bir adımıdır başarının. “Gideceği limanı bilmeyen yelkenliye hiçbir rüzgar fayda etmez..!” sözünün de gayet net bir şekilde açıkladığı gibi hedeflerinizi belirlemek, esecek rüzgarı kendi lehinize çevirecek en önemli adımdır. Tabi ki başarı sadece hedefi belirlediğinizde de gelmeyecektir. Durumunuzu, hedefinizin önündeki engelleri ya da fırsatları sık sık güncellemelisiniz. Bu sizin hedefinizdeki değişiklilere zamanında müdahele etme fırsatını da sunacaktır.




15 Kasım 2019 Cuma

Kariyerini yönlendirirken kendi koçluğunu üstlen!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ





Hayatın pek çok alanında olduğu gibi kariyer hayatında da destek almaya ihtiyaç duymamız çok normal. 

Ancak bazen yabancı birinden destek almadan önce kendimize yönelmemiz daha hızlı sonuç verebilir.




Koçluk kavramı, bir süreç esnasında bireye var olduğu durumu tüm objektifliğiyle gösteren ve bu süreçte nereye gitmek istiyorsa ona eşlik eden bir yapı üzerine kuruludur. 

Temelinde kişiye doğru sorular sorarak ilgili süreç hakkında kişinin; potansiyelini, beklentisini ve nasıl bir yol izleyeceğini belirlemek yatar. 

Bunun için profesyonel hizmet almak kesinlikle çok faydalıdır. 

Ancak şimdi bahsedeceğimiz tekniği, kendi kendine uygulayarak hızlı durum tespiti yapıp, kendi aksiyonlarını belirleyebilirsin.

Yaşamınla, bulunduğun yerle ilgili farkındalığını arttırabilmen için yaşamının çekirdek amacını bulman gerekiyor. 

Bu sebeple kendine doğru sorular sorabilmelisin. 

Her şeyden önce soruları net ve dürüstçe cevaplayacağına dair kendi kendine söz vermelisin. 

Sorular hayatındaki dört odak noktası üzerinde yoğunlaşmalı. 

İlk soru grubunda durumunu belirleyici sorular sormalı, ikinci grupta vereceğin cevaplarla hedefini belirlemelisin. 

Üçüncü grupta ise seni harekete geçirecek sorulara cevap bulmalısın. 

Son grupta da sana yeni bakış açısı kazandıracak sorular sayesinde cevapların üzerine düşünecek ve belki de yeni kararlar alacaksın.

Koçluk sürecinde yapman gerekenler ve kendine soracağın sorular

  • Genel durumu belirle
  • Hayatını ne için yaşadığını düşünüyorsun?
  • İstediğin herhangi bir şeyi yapabilmiş olsan, ideal kariyerin/hayatın nasıl olurdu?
  • En güçlü ve yetenekli olduğunu düşündüğün üç alan nedir?
  • Hedef belirle
  • Eğer hayatını istediğin mükemmellikte yaşaman mümkün olsaydı ilk önce neyi değiştirirdin?
  • Peki, şimdi bu mükemmel değişimi yaratmak için ne üzerinde çalışmalısın?
  • Bu değişimi hemen başlatabilmek için ne yapabilirsin?
  • Harekete geç
  • Değişimi hemen başlatmak için kimden nasıl yardım isteyebilirsin?
  • İhtiyacın olacak bilgiye hangi kaynaktan ulaşacaksın?
  • İstediklerin için ne zaman adım atacaksın?
  • Yeni bakış açısı kazan
  • Kendinin koçu olsaydın kendine ne önerirdin?
  • Neyi daha iyi yaparsan planların harika hale gelir?
  • Yukarıdaki soruları büyük bir kararlılıkla kendine sorduğunu ve dürüstçe üzerinde düşünerek cevaplar bulmaya çalıştığını ön görürsek, kendine ayna tutmuş ve kendinle karşılaşmışsın demektir. 
  • Geriye kalan adım, kendine koçluk yapmayı bırakmadan, istediklerini başarmak.


Unutma ki, kendi hayatının seyrini ancak senin aldığın kararlar değiştirebilir.



30 yaşından sonra kariyer değişimi mümkün mü?


Günün birinde birçok kişi gibi sen de kariyerine yeni bir yön vermek isteyebilirsin. 

Diyelim ki bu istek 30’lu yaşlarında kapını çaldı. Ne yapacaksın?

Uzun yıllar devam eden belli bir kariyer hayatından sonra, bir anda bir şeyleri başa almak ve yeni bir yolculuğa çıkmak elbette ki kolay iş değil. 

Ancak gün gelip, yeni bir yolculuğa çıkmak istediğinde ihtiyaç duyacağın birkaç püf noktası olacak.

Yeteneklerini belirle


Önce kendi üzerinde yoğunlaşmalısın. 

Yeteneklerinin neler olduğunu keşfetmen, kariyer değişikliğinde sana yol gösterecektir. 

Geçmiş okul ve iş yaşantın boyunca yapmaktan keyif aldığın ve başarı olarak adlandırdığın durumları değerlendir. 

Artılarını ve eksilerini çıkart. 

Kariyer yolculuğunda bu alanlar yolunu aydınlatacak.

Alternatifleri ortaya koy


Özellikle çocukluk zamanlarında ilgi duyulan şeyler, kariyerin şekillenme sürecinde de etkili oluyor. 

Seni mutlu edeceğini düşündüğün iş alanlarının bir sıralamasını yap ve bunların yeteneklerinle uyumunu çıkart.

 Araştırma yap


Başlamayı planladığın işle ilgili farklı kaynaklardan bilgi edinmeye çalış. 

Eğitim ihtiyaç analizini yaparak, farklı kurs ve eğitimlere katıl. Bu şekilde sosyalleşmen network oluşturmanı da sağlayacak.

Profesyonel görüş al


Yöneleneceğin alanla ilgili profesyonel bir görüş al. 

Yeni kariyer sürecinde sağlıklı bir şekilde ilerlemen ve karşına çıkacak olumsuzluklara karşı önceden önlem alman adına bu oldukça önemli.

Hatalarından ders al


Yapacağın hatalar, hem seni hem de yeni kariyerini şekillendirmede sana yardımcı olacak. 

Hataların için hayıflanmak yerine onlardan öğreti olarak yararlanmayı denemelisin.

Yeniliklere açık ol


Kendini ve işini geliştirmek için yeniliklere her zaman açık olman gerekiyor. 

Yeniliklere açık bir birey olarak değişen trendleri takip ettiğinde, başarı da beraberinde gelecektir.

İlham al!


Kariyer değişimi konusunda parlayan yeteneklerin biyografisini okuyarak deneyimlerinden faydalan.

İşte sana onlardan biri: Jeff Bezos!


Başarılı bir eğitim hayatı sonrasında 26 yaşında, Bankers Trust isimli yatırım şirketinde en genç başkan yardımcısı olan Jeff Bezos, 30’lu yaşlarında kariyerine yeni bir yön verdi.

1994 yılında 30 yaşındayken bugün e-ticaret dünyasının önemli ismi olan amazon.com’u kurdu. 

Amazon’un online kitap satışıyla başladığı yolculuğu şimdi geniş ürün yelpazesiyle sürüyor. 

Eğer Jeff Bezos, “Başarılıyım ve yeteri kadar param var” deyip, bu girişime yönelmeseydi bugün onu ve katlanan başarısını konuşuyor olur muyduk?



Kariyerini istek yönetimiyle yönlendir!


Kariyerini doğru yönlendirebilmen için hesaba katman gereken birçok şey var. Bunlardan belki de en önemlisi, ne istediğine karar vermen! 

Kariyer kavramı birçok insan için yüksek maaş, düzenli iş saatleri, rahat çalışma ortamı, yöneticiliğe giden zahmetli yol ve benzer şeyleri ifade ediyor. 

İnsanlar bu “Güzel” hayata ulaşmak için neler yapmaları gerektiğini planlıyor. 

Bu plan dahilinde de okula adım attıkları ilk günden itibaren zorlayıcı bir yarışın içine giriyorlar. 

Bu zorlayıcı yarış bazen öyle sorunlara yol açıyor ki tam hedeflerine ulaşmış, okullarını tamamlamış, “İyi” koşullarda çalışmaya başlamışken, yani hedeflerine ulaşmışken, kendilerini tatmin etmeyen bir hayat yaşadıklarını fark ediyorlar.  

Bu tatminsizliğin asıl sebebini sorgulamaya başladıklarında ise karşılarına aşılması çok zor görünen bir dağ çıkıveriyor. 

İçlerindeki ses “Aslında istediğim bu değildi” diyor!

Hayat şartlarının zorlaşmasıyla birlikte gençler için bir şeyler daha zorlaşıyor ve zamanı geldiğinde içlerinden gelen sesin sertliği, zorlayıcılığı da daha yüksek oluyor.

Peki, ne yapmalı?


Uzmanlar, önceden yetkinlik yönetimi kavramı üzerinde dururken, şimdi bu kavramın yanına yeni bir kavram daha eklediler: İstek yönetimi! 

Büyük şirketlerin bazıları tamamen bu kavram üzerine insan kaynakları yönetimi kurgulamaya başladı ve verim de aldı.

İstek yönetimi; insanların hayatlarında gerçek anlamda ne yapmak istedikleri, onları gerçekten mutlu eden şeyin ne olduğunun bulunmasıyla ilgili. 

Yani bir konuda çok yetenekli ve yetkin olmanın yanı sıra mutlaka istekli de olunması gerekiyor. 

Kariyer yolculuğunda her şey elbette ki kolay ilerlemiyor. Bu süreçte sabırlı ve hedefe hizmet edecek şekilde çalışmak oldukça önemli. 

Ne istenildiğine net bir şekilde karar vererek yola çıkmak, her aşamada adaylara zaman kazandıracaktır.

Tek bir cümleyle ifade etmek gerekirse;


Bir konuda bilgin olmayabilir. Eğer yeterince istiyorsan, onu elde edebilirsin.

10 Şubat 2019 Pazar

Geleceğin İş Modelleri

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tıpkı gündelik hayatımızda olduğu gibi iş hayatında da dijital çağın etkilerini en “hızlı” şekliyle deneyimlemeye devam ediyoruz. Bir işveren olarak artık yalnızca güçlü bir ekibe, zengin kaynaklara ya da iyi bir teknolojiye sahip olmak ne yazık ki  “başarı” anlamına gelmiyor. Aksine, dijital dünyanın dinamik ve değişken atmosferine ayak uydurabilmek için, işverenlerin geleceğin yeni iş modellerini incelemek ya da kendi işletmeleri için uygun bir model oluşturmaları bekleniyor. Yani yalnızca yöneticilik değil, iş hayatınızın her döneminde yepyeni iş fikirleriyle dolu iyi bir girişimci olmanız bekleniyor… 

Kendi modelinizi oluşturmadan önce, son dönemin en popüler iş modellerine göz atarak size uygun bir model oluşturma yolunda ilk ve büyük adımınızı atabilirsiniz.

Esnek işgücü çalışma modeli, daha genel bir ifadeyle ‘talep üzerine’ (‘on demand’) devrimin iş dünyasına geçişi olarak düşünebilirsiniz. 

On-demand devrimi artık hayatımızın bir çok alanını etkiliyor; çalışma hayatımızı da etkilemesi kaçınılmaz.


İş fikirleri yeni dünya ile genişliyor, iş alanları artıyor. 

Ne iş yapabilirim diyenler geleceğin favori işlerini inceleyebilirsiniz. Geçtiğimiz 10 yılın gözdeleri artık tarih oluyor. İşte size son yıllarda yıldızı parlayacak Yeni iş önerisi. 

Nasıl bir dükkan açarsam kaç lira kazanırım diye merak edenler bu haberi okumadan geçmesin.

Gelecekte popüler olacak meslekler ve iş modelleri

En Popüler 20 Dijital Pazarlama Terimi

Geleceğin Meslekleri: Bu 49 Meslek Sizi Zengin Edebilir!

Günümüz Şartlarında Yapılabilecek 55 İş Fikri













16 Ekim 2018 Salı

Bilim İnsanlarına Göre Başarılı Çocuklar Yetiştiren Ailelerin 13 Ortak Özelliği!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Her anne baba çocuğunun okulda başarılı olmasını, beladan uzak durmasını ve büyüyünce de iyi bir hayat yaşamasını ister. Elbette iyi ebeveynler olmanın bir tarifi olamaz fakat bazı psikolojik araştırmalar çocukların başarılı olmalarını öngören birtakım faktörler ortaya koyuyor.

Tabi ki bunların çoğu da anne babadan ve çocuklarını nasıl yetiştirdiklerinden başlıyor. Businessinsider'ın haberini sizler için hazırladık.



Kaynak: http://www.businessinsider.com/how-paren...

1. Çocuklarına ev işleri yaptırıyorlar.

Stanford Üniversitesi eski dekanı Julie Lythcott-Haims'e göre çocuklar iş yaptıklarında hayatın bir parçası olmak için bir şeyler yapmaları gerektiğini anlıyor ve gelecekte meslek sahibi olduklarında çalışma arkadaşlarıyla daha iyi işbirliği kurup daha empatik bireyler oluyorlar.

2. Sosyal beceriler öğretiyorlar.

Pennsylvania State University ve Duke Üniversitelerinin 20 yıl süren, 700 çocuk ve genci kapsayan ortak araştırmasına göre, anaokulundayken sosyal becerileri olan öğrenciler; daha yardımsever, problem çözme yeteneği gelişmiş yetişkinler oluyor ve üniversite bitirip 25 yaşında meslek sahibi oluyorlar.

3. Çocuklarından beklentileri daha yüksek oluyor.

2001 yılı doğumlu 6600 çocukla yapılmış bir araştırmadan edindikleri veriler sayesinde, Kaliforniya Üniversitesi profesörü Neal Halfon ve çalışma arkadaşları, ebeveynlerin beklentilerinin çocukların gelecek başarıları üzerinde çok büyük bir etkisi oluğunu ortaya çıkarttı.

4. Çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kuruyorlar.

İllinois Universitesi araştırmalarında boşanmış veya birlikte olmaları fark etmeksizin; çatışmaların ve tartışmaların olduğu bir ailenin parçası olan çocukların olmayan çocuklara göre çok daha az başarı elde ettikleri görülmüş.

5. Kendileri de daha yüksek eğitim seviyelerine sahip.

Michigan Üniversitesi'nden psikolog Sandra Tang'in 1998-2007 arasında anaokuluna gitmiş 14000 çocuk üzerinde yaptığı araştırmaya göre, genç anne olan kadınların çocuklarının üniversiteye gitme oranları çok düşük. Eğitim almış anneler ise çocuklarını daha çok o yönde etkiliyorlar.

6. Çocuklarına matematiği erken yaşta öğretiyorlar.

Matematiği erken öğrenen çocuklar okulda hem matematikte hem de okumayı öğrenmede daha başarılı oluyor.

7. Çocuklarıyla sağlam ve hassas bir ilişki geliştiriyorlar.

2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre, hassas bir şekilde bakılan ve özen gösterilen 0-3 yaş arası bebeklerin gelecekte özellikle akademik anlamda daha başarılı oldukları gözlendi. Çocuklarına özen gösteren ve onlardan gelen isteklere zamanında ve uygun bir dille cevap veren bireyler daha özgüvenli çocuklar yetiştiriyorlar.

8. Stres seviyeleri çok daha düşük.

Özellikle çalışan annelerin çocuk bakımı ve iş hayatı arasında kaldıkları zaman yaşadıkları stres çocuklarını da olumsuz yönde etkiliyor. 'Duygusal bulaşıcılık' adı verilen psikolojik fenomen bu durumu büyük ölçüde açıklıyor; yani çocuklar çevrelerindeki ruh hallerinden etkilenip aynı duygulara kapılabiliyor.

9. Başarısızlıktan kaçınmak yerine, gösterilen çabaya değer veriyorlar.

Çocukların başarının kaynağının ne olduğunu düşünmeleri de sonuçta elde ettikleri başarıyı etkiliyor. Stanford Üniversitesi'nden psikolog Carol Dweck uzun yıllar boyu sürdürdüğü araştırmalar sonucu başarıya iki şekilde yaklaşıldığını keşfetti. Bunları sabit veya gelişimci zihniyet olarak ikiye ayıran Dweck, gelişimci zihniyette başarısızlığın bir zeka eksikliği olarak görülmesi yerine ilerlemeye yönelik bir sıçrama ve gösterilen bir emek olarak algılandığını açıklıyor.

10. Başarılı çocukların anneleri genellikle çalışan anneler.

Harvard Üniversitesi İşletme Fakültesi'ne göre annelerin ev dışında bir işe sahip olmalarının çocukların üzerinde gözle görülür bir etkisi var. Çalışan annelerin kız çocukları çalışmayan annelerin çocuklarına göre daha uzun süre okuyor, daha yüksek mercilerde çalışıyor, erkek çocukları ise hem çocuk bakımına hem de ev işlerine daha çok vakit ayırıyor.

11. Daha yüksek bir sosyo-ekonomik seviyeye sahipler.

Yine Stanford Üniversitesi'nin araştırmasına göre düşük gelir seviyesi ve daha iyi gelir seviyelerine sahip ailelerin çocuklarının arasındaki başarı oranı farkı yaklaşık %30 - %40 civarında ve üzücü bir şekilde büyük.

12. 'Otoriter' veya 'fazla serbest bırakan' aileler olmak yerine 'saygı uyandıran' ebeveynler olmayı tercih ediyorlar.

Kaliforniya Üniversitesi gelişim psikoloğu Diana Baumride tarafından ilk kez 1960'ta yayınlanan araştırmaya göre anne babalar bu üç kategoriye ayrılıyor. Saygı uyandıran ebeveynler olmayı tercih eden ailelerin çocukları ise otorite tarafından bastırılmış hissetmek yerine buna saygı duymayı öğreniyorlar.

13. Çocuklarına 'dayanıklılığı' öğretiyorlar.

2013 yılında, Pensilvanya Üniversitesi'nden psikolog Angela Duckwort'un başarıya götüren bir kişilik özelliği olarak tanımladığı 'dayanaklılık'; çocuklara uzun dönem hedefler belirlemeyi ve yaşamak istedikleri geleceğe giden yola kendilerini adayabilmeyi öğretiyor.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

NESİLLER AYRILIYOR: X, Y ve Z NESİLLERİ

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Dünya genelinde genç kuşaklar X, Y, Z kuşakları olarak adlandırılıyor. X kuşağı yeniliklere adapte olmaya çalışırken, bir yandan sabırla iş hayatlarında kademe atlıyor; Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor, kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor; Z kuşağı ise artık sokakta birdirbir oynamıyor, ipad’leriyle sosyalleşiyor…

Farklı nesillerin iş yaşamına, teknolojiye ve hatta hayata uyum sağlamaları değişiklik göstermektedir. Burada matematik denklemlerini çağrıştıran X, Y, Z nesillerinin özelliklerinden bahsederken, özellikle günümüz Gezi olaylarıyla ön plana çıkan Y neslini anlamaya çalışacağız.
X nesli, 1965-1979 arası doğanlara denir. Bu durumda en yaşlısı 48, en genci 34 yaşındadır. X nesli kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık, çalışkanlığa önem veren bir kuşak olarak tanımlanıyor [1]. İş yaşamlarında çalışma saatlerine uyumlu olup iş motivasyonları yüksektir. Belirli çalışma süresinden sonra kademe atlayabileceklerine inanırlar ve sabırlıdırlar. Daha çok yaşamak için çalışırlar. Ayrıca, bu nesil, bir takım icatlara, buluşlara şahitlik etmiştir. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kaset çalar ve pikapla açan X nesli sakinleri pek çok dönüşüm yaşamıştır. Özellikle, teknoloji açısından düşünüldüğünde, bilgisayar sistemlerinin dönüşümü ve buna bağlı değişen iş yapış şekillerine adapte olmaya çalışmışlardır. Ülkemizin %22’sini oluştururlar
Y nesli, 1980-1999 arası doğanlardır. Y neslinin en yaşlısı 33, en genci ise 14 yaşındadır. Kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil özelliği taşırlar. Çünkü onlar bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar. Bu yüzden, iş saatinden ziyade işe odaklanmaları gerekiyor. Bu durumda onları işin bir parçası haline getirmek önemlidir. X nesline göre Y neslinin örgütsel bağlılıkları azdır ve çok fazla iş değiştirdikleri de söyleniyor. Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. Y nesli, çok farklı kişisel özellikler taşımakta ve özellikle üniversitelerden yeni mezun olanları kapsamaktadır. Y neslinin uyumsuz olduğu, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tuttuğu da bir gerçek. Bu durum aşırı bireyci olmasından ve otorite tanımamasından kaynaklanıyor. Bu nesil kural tanımıyor. Ülkemizin %35’ini oluşturdukları söyleniyor. Yani 27 milyon genç
Z nesli, 2000 yılı ve sonrası doğanlara denir. En büyüğü 13 yaşındadır. İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı seviyorlar. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, ipad’ler ya da tablet bilgisayarlar ile her alanda aktifler. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar. Diğer nesillerden farklı olarak, internet ve teknoloji ile doğdukları tabir edilir. Ülkemizin %17’sini oluşturuyorlar.
Oyuncak yerine ipad’lerle oynarlar ve teknoloji ile birlikte büyürler. Bu yüzden de çabuk tüketen bir nesildir. Fakat internet ile fazla haşır neşir olduklarından aynı anda birden fazla konu ile ilgilenebilme yeteneklerinin gelişeceği tahmin ediliyor [1]. Söz konusu bu yetenek aynı zamanda Y neslinde de yaygın olarak görülüyor ve bu tek bir konuya odaklanmaya göre daha pratik olabilir. Bunun en iyi örneklerinden bir tanesine geçenlerde düzenlenen bir konferansta şahit oldum. Konuşmacı konuşmasını yaparken çoğunluğu Y  nesli üniversite öğrencisi olan dinleyicilerden kimisi eş zamanlı olarak konferansın Twitter sayfasında yorumlarda bulunuyor, kimisi ipad’i ile sahnenin resmini çekip Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda paylaşıyordu. Tabi bunlarla meşgul olurken konuşmayı da dinliyorlardı. Aynı anda dinleme, yorum yapma, resim, video vs. yayınlama/paylaşma yeteneği harika bir şey olsa gerek… Fakat kendisi konuşurken yüzüne bakmadığını düşünen X sakinleri bunu “saygısızlık” olarak da nitelendirebiliyor. Zaten tehlike ya da uyuşmazlıklar da bu noktada söz konusu oluyor. Bu tür uyuşmazlıklara özellikle “eğitim” alanında çok sık rastlıyoruz ki birazdan bu konuyu ayrıca ele alacağız.


Nesillere 1965 ile başladık. Peki, daha önceki tarihler hangi nesli ifade ediyor?
1946-1964 yıllarında doğanlar “baby boomer” olarak adlandırılıyor. “Baby boom” bir Kuzey Amerikan-İngiliz terimidir. Özellikle Amerika’da II. Dünya savaşının bitiminde başlayıp 1960 yılı başlarına kadar süren, yıllık doğum hızında büyük artış anlamına geliyor. Amerika’da bu dönemde  gelişen ekonomiye de paralel olarak 78.2 milyon kişi doğmuş ve 1955, doğum artış hızının tepe yaptığı yıldır. Bu olay, “baby boom”, bu dönemde doğanlar da  “baby boomer” olarak adlandırılıyor Şu anda baby boomer neslinin en yaşlısı 68 yaşında, en genci ise 49 yaşındadır. Bu nesil teknolojiden uzaktır, diğer bir deyişle teknolojiyi benimseyememiştir. Teknoloji yaygın olmadığı için çoğu zaman işlerini kendi kendilerine yapmak zorunda kalmış, üretmişlerdir. Bunun yanında, iş sadakatleri yüksektir. Diğer kuşaklardan farklı olarak, iş yaşamları için “çalışmak için yaşamışlardır” ifadesi kullanılabilir. Ayrıca bu nesil için “önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına baktılar” ifadesi de kullanılmaktadır. Sadakatlilik ve kanaatkârlık duyguları oldukça yüksektir. Ülkemizin %19’unu oluşturuyorlar
“Daha öncesi yok mu?” diyenler olabilir. Genel olarak nesiller yukarıda bahsettiğimiz şekilde dörde ayrılıyor. Söz konusu yıllardan önce doğanlara ise “sessiz kuşak” diyoruz. Sessiz kuşak, 1927-1945 döneminde doğanlar olarak anılır ki; onlar babaannelerimiz, dedelerimizdir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’deki Cumhuriyet kuşağıdır. Ülkemizin yalnızca %7’sini oluşturuyorlar

Günümüzde Y nesli

Y neslini diğer nesillerden kırılma noktası olarak ele aldığımızda, gerçekten iyi anlamak gerekiyor. Genellikle bu neslin ayrı özellikleri olduğundan habersiz olan popülasyon yaygın olduğundan günümüzde dünya pek çok uyuşmazlık ya da çatışmalara sahne oluyor. Şimdi Y neslinin ön plana çıkan özelliklerini maddeler şeklinde tekrar sıraladığımızda bazı olaylar fotoğraf kareleri şeklinde beynimizde canlanacak.
Bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler.
Otoriteyi sevmiyorlar.

Kendilerine kurallar koyulmasından hoşlanmazlar.

İş yaşamlarında kurallara ve mesai saatlerine göre çalışmayı sevmiyorlar. Buna rahatlıkla karşı çıkabiliyor, çok fazla iş değiştirebiliyorlar.
Otorite sevmediklerinden bir an önce müdür olmak ya da kendi işlerinin patronu olmak istiyorlar.
Farklı görüşlerin kendilerine dayatılmasına karşı çıkarlar.
Farklı görüştekileri acımasızca eleştirebilirler.
Kendi görüşlerine karşı olan eylemler gündeme geldiğinde hiç düşünmeden direnişe geçerler.
Direnişleri uğruna ölümü dahi göze alırlar ve istedikleri olana kadar direnmekten vazgeçmezler.
Onlar için gruplaşma ve akranlarına kendini kabul ettirme önemli olduğundan, sosyal gruplara katılma ve birlikte hareket etme önemlidir.
Sosyal medyayı etkin kullanırlar ve görüşlerini rahatlıkla dile getirmekten çekinmezler.
Bir olay karşısında eylemde bulunacakları zaman birliktelik kurmak için sosyal ağları ciddi bir araç olarak kullanırlar ve oradan yapılan çağrıları sorgusuzca kabul ederler.
Son günlerde sosyal ağlar aracılığıyla birliktelik sağlayarak yollara dökülen, Gezi olaylarıyla gündeme damgasını vuran Y nesli değil midir? Ya da kendi görüşlerini anlatmak ve isteklerini kabul ettirmek için günlerce parkta yatıp kalkan ve bundan vazgeçmeksizin direnen Y nesli değil midir? Ve hatta ne demek istedikleri anlaşılmayan da Y nesli değil midir? Ve daha da aklınıza gelen her şey!

Anlaşmazlık nereden kaynaklanıyor?

Konunun uzmanları pek çok konuşma ve yazılarıyla Y nesli çatışmalarının kaynağını açıklıyor. Evet, yanlış okumadınız, söz konusu kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımız da mevcut. Evrim Kuran, 2001’den bu yana kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımızdan birisi. Bir söyleşisinde şöyle diyor
“Y kuşağını iki harfle özetlerim: “BD”. Yani “bullshit detector” (Saçmalık dedektörü). Y kuşağı, kafasına uymayan, saçma durum gördüğünde dayanamıyor, kaynamaya başlıyor. Cumhurbaşkanı olmuş, başbakan olmuş, öğretmeni, genel müdürü hiç fark etmiyor, hemen tepki veriyor. Çünkü bu kuşağın temel değerlerinden biri; adalet duygusu…”
Diğer taraftan Y kuşağı için akranları ve aileleri çok önemlidir. Akranları tarafından kabul görme özelliği yüzünden çok çabuk bir araya gelebiliyorlar. Bunun en büyük yansımasını sosyal medyada gördük. Gezi olayları ile ilgili pek çok bir araya gelme imkânlarını bu mecradan yarattılar. Ayrıca bu kuşağın aileleri çocuklarına çok düşkünler. Bu yüzden onların istekleri söz konusu olduğunda çok çabuk onların seviyesine inebiliyor, sorunlarını halledebiliyorlar. Aileler yeri geldiğinde Y nesli için birer kanka, arkadaş olabiliyor. Yine ailelerin bir araya gelip Gezi Parkı’nda çocuklarını korudukları ve onları desteklediklerini gördük, izledik ki; ailelerin Y nesli çocuklarını ne kadar desteklediklerine verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesidir.
Günümüzde Y nesli yanlış değerlendiriyor; tembel, disiplinsiz, prensipsiz oldukları söyleniyor hatta apolitik olmakla suçlanıyor. Hâlbuki Y nesli farklı bakış açılarına sahip. İşte anlaşmazlık da buradan kaynaklanıyor. Y neslinin özelliklerine devam edecek olursak; inançları uğruna sonuna kadar savaşırlar. Bunu yaparken ise direnmek yerine eğlenirler. Akranlarıyla bir araya gelerek kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmaktan zevk duyarlar, tadını çıkartırlar. Özgüvenleri yüksektir. Hele ki ailelerinden onay olarak bunu yapmaları onları doruk noktasına çıkartıyor, kendilerini daha da özgür hissediyorlar.
Toplumda görülen “ötekileştirme” yaklaşımına Y nesli katılmıyor ve bunun yanlış olduğunu düşünüyor. Y nesli ötekileştirmek bir yana, eş cinsel, muhafazakâr ya da herhangi birisi olsun birbirine eş tutuyor, kendi neslinden herhangi birisi ile aynı ortamda bulunabiliyor, birlikte direniyor. Bu kuşak her şeyin sahici olmasını istiyor
Sonuç olarak, toplumun bu gençlerin dilini öğrenmesi gerekiyor! Onları anlaması, yanlış değerlendirmemesi gerekiyor! Örneğin, Gezi olaylarıyla onlar birer halk ayaklanması yarattıklarını düşünmüyorlar, aksine binlerce insanın birlikte iletişim kurabildiklerini, birlikte bir bağ oluşturabildiklerini düşünüyorlar. Toplum tarafından yanlış anlaşılmalarına daha iyi örnek ne olabilir ki!

Eğitim camiasında Y nesli

Eğitim camiasında özellikle üniversitelerdeki durumları ele alacağız. Çünkü Y nesli çoğunlukla üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Üniversitelerdeki öğretim elemanları ise çoğunlukla X ve Baby boomer nesillerinden ki, tehlike burada başlıyor!
Y neslinin genellikle dersleri dinlemeyen, tembel öğrencilerden oluştuğu zannediliyor. Hâlbuki IQ seviyeleri oldukça yüksek. Onlar aynı anda birden fazla iş yapmaya o kadar alışkınlar ki, derslerde de farklı şeylerle meşgul olmak istiyorlar. Örneğin, herhangi bir cep telefonu uygulaması veya internette sosyal ağ, blog vs. uygulamalarını ders esnasında da takip etmek, sosyal dünyalarından kopmamak istiyorlar. Tabi bu da X nesli öğretim elamanlarını çılgına çevirebiliyor. Aslında aynı anda birden çok etkinliğe dahil olmak istiyorlar. Tek bir şeye konsantre olmak onlar için sıkıcı.
X nesli genellikle disiplini sever ve aynı anda birden fazla işle meşgul olma yeteneği pek yoktur. Bu durum onları Y neslinden ayırır ve özellikle öğrenme-öğretme etkinliklerinde sorun yaşamalarına sebep olur. Böyle bir durumda, öğretim elemanları “dersi dinlemiyorsun”, “dersi dinlemeyen dışarı çıkabilir”, “ne kadar saygısızsın” gibi tepkilerle öğrencilerin derse olan ilgi ve motivasyonlarını düşürebiliyor. Uyuşmazlık da işte bu noktada başlıyor. Öğretim elemanı kapasiteli öğrencileri “tembel, işe yaramaz” gibi sıfatlarla yanlış tanıyabiliyor. Bu durum belki de onların geleceğine dahi engel olabiliyor.


Baby boomer kuşağındaki öğretim elemanları X kuşağına göre daha disiplinlidir. Yeniliklere daha zor adapte olabiliyor. Bu durum Y kuşağı ile uyuşmazlıklarını daha da arttırıyor.
Son günlerde “eğitimde sosyal ağların kullanımı” konuşuluyor. Bunun sebebi, teknolojiye meraklı Y nesli üniversite öğrencilerinin Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda günlük olarak çok sık vakit geçirmeleridir. Bu durumda, X nesli ve baby boomer sakinleri Y nesli ile sosyal ağlar aracılığıyla köprü kurabileceğini düşünüyor. Öğrencilerin kendilerini en açık olarak ifade ettikleri bir mecra olarak düşünüldüğünde sosyal ağlar, eğitim amaçlı kullanılabilir. Fakat bu durum teknolojiden uzak olan baby boomer’lar ile yeniliklere adapte olmaya çalışan x neslinin hoşuna gitmeyebiliyor.
Üniversitelerde “anlayış değişikliği” ya da “değişime adapte olma” olarak ifade ettiğimiz bir takım tutum değişikliklerine ihtiyaç olduğu kesin. Bunun yanı sıra, bazı öğretim elemanlarımızın bireysel olarak başlattığı çabaları da görmezden gelemeyiz. Ercüment Büyükşener’in “yeni medya” isimli bir konferansta anlattığı “facebook’u dersine nasıl entegre ettiği” örneği oldukça çarpıcıdır.Dersinin bazı haftalarını yüz yüze bazı haftalarını ise facebook sayfasından yürüttüğünden bahsediyor. Facebook’ta yoklama aldığını, sınav yaptığını, öğrencilerin ortamdan bağımsız olarak istediği yerden derse katılım sağladığını ve hatta katılımın kayda değer oranda yüksek olduğunu söylüyor. Öğrenci görüşlerini almayı ihmal etmeyen öğretim elemanı, Y neslinden olan öğrencilerinin bu uygulamadan çok memnun kaldıklarını ve derse daha çok motive olduklarını belirtiyor.
Ayrıca, yapılan pek çok araştırmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları etkin kullandıkları görülüyor. Bu konudaki bir çalışmada, üniversite öğrencilerinin sosyal ağları eğitim amaçlı kullanıp kullanmadıkları sorgulanmıştır. Buna göre, öğrenciler “okul proje/ödevleriyle ilgili araştırma yapmak” için sosyal ağları %71,9 oranında, “eğitim amaçlı grupları ve etkinlikleri inceleme” amaçlı ise %81,3 oranında kullanıyor.  Ayrıca, “güncel, farklı bilgiler ve düşüncelerle karşılaşmak” için sosyal ağ kullanım oranı %89’a varmakta
Sonuç olarak, gençler sosyal ağların eğitim amaçlı kullanılabileceğine inanıyor. Derslerin Facebook ortamında yürütülmesi örneğinde de motivasyonlarının çok yüksek olduğu görülüyor. Bu durumun X ve baby boomer nesillerine anlatılması gerekiyor ki; sosyal ağlar aracılığıyla öğrencileri ile aralarında köprü kurabilecekleri gerçeği her türlü gözler önüne seriliyor.
Evet, nesiller X, Y, Z olarak ayrılıyor. Hatta buna baby boomer ile sessiz kuşağı da ekliyoruz. Fakat nesillerin belirli noktalarda birleştirilmesi, hatta birleşirken aralarda geçişlerin olması insanlığın uyum içinde yaşaması için gerekiyor. Burada nesillerin özellikleri devreye giriyor. Her bir nesil eğer birbirinin özelliğini bilir ve ona göre anlayış geliştirirse uyum içinde yaşamak ancak o zaman mümkün olabilecektir.

X Y ve Z kuşağı çocuklarının özellikleri neler?

Alfabenin son harflerini çağrıştırsa da aslında son zamanların dillerden düşmeyen kuşak ayrışımlarına ait bu üç harf: X, Y ve Z kuşağı. Çocuklarla kurulan iletişimin sağlıklı olabilmesi; zamanı ve getirilerini anlamakla mümkün. X, Y ve Z kuşağı çocuklarının özellikleri neler?
Önümüzde yuvarlanıp giden neslin, dünyaya bakış açıları ve mevcut donanımları karşısında oluşturdukları özelliklere genel bir bakış ile şekillenen nesiller: X, Y ve Z kuşağı…
Bu bilgileri edinmek ya da yeni neslin demek istediğini daha iyi kavramak için birkaç yazı ya da makale okumak aslında ebeveynleri nelerin beklediğini ya da mevcut sorunların nereden kaynaklandığını anlamak için büyük bir fırsat.
Çünkü iletişimin kanlı canlı olanını tükettiğimiz bu çağlarda, aile birliğinin, çocuklarla olan iletişimin sağlıklı olabilmesi her iki taraf adına zamanı ve zamanın getirilerini anlamakla mümkün artık.
Geleceğimizi oluşturan bireyler ile ortak paydada buluşabilmek için yeni nesillerin çağına dair donanımlı olmak, doğru şekillenmeleri, doğruya yönelmeleri, temel değerlerimizi belleklerinde bulundurmaları ve sağlıklı – bilinçli ve tam destekli ilerlemeleri için önce biz büyüklerin konuya hakim olması şart.

Zamane çocukları mı?

Her dönem için kullanılan bu kavramın içini dolduralım biraz. Ama önce 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda meydana gelen doğum oranın artmış olması ile birçok kaynakta ‘baby boomers’ dönemi olarak adlandırılan kuşağı hatırlayarak başlayalım.
Bu kuşakla ilgili fazla bir bilgi yok. Verilen tarih aralığı ise 1946 – 1964 yılları. Bu grupla ilgili kurulan cümleler, aşağı yukarı dönemlerinin en büyük sektörel gelişme oranını yakalamış olmaları.

X kuşağı için verilen tarih aralığı 1965-1979 yılları arası

Dünyadaki en sancılı dönemlerin sonrasında ve aynı zamanda kendi döneminin acı savaşlarını, darbelerini, soğuk savaşlarını yaşamış olan bu grup; gelecekle ilgili endişeler geliştirmesi sonucu iş ve hayat dengesinde başarılı olduğu kadar sadık bir çalışan sıfatıyla da taçlandırmıştır kendini. Hissetmiş oldukları otoriteye karşı saygılı ve bunun akabinde motivasyonları da yüksek olmuştur. Kadınların iş yaşamına atılması ile bir çocuk az, iki çocuk fazla karmaşasına sebep olmuşlardır.
Farklılıktan hoşlanan, ön yargıları olmayan ve sağ duyulu ve duygulu nesildir. Hızla ilerleyen teknolojiye adapte olmaya çalışırken bu yeniliklerin takibi sırasında oldukça doyumsuz bir nesil olarak karşımıza çıkmışlardır. Ayrıca elma bahçelerinden kovalanırken, aşk şiirleri yazan nesil…

Y Kuşağı için verilen tarih aralığı 1980-1999 yılları arasıdır

Milenyum çağı yakıştırmasına uygun olarak ilk söylenen cümle teknolojiye olan bağımlıkları ve becerileridir. Otorite tanımaz, kural bağlamaz, sabırsız, tatminsiz ve adapte sorunu olan bir nesil ama öğrenmeye ve araştırmaya hevesli…
Problem çözmede grup adaptasyonları ve hareket kabiliyetleri harika.
Bireysellikten kasıt bencillikleri.
Ve birde eleştiri oklarına denk gelirseniz kurtuluşunuz mucize.
Mevcut sorunları ise; kimselerin onları anlamıyor olması.
Daldaki elmaların çatlayana kadar tadına bakan nesil.

Z Kuşağı için verilen tarih aralığı 2000-2021 yılları arasıdır

“İnsanlık tarihinin el, göz, kulak vb. motor beceri senkronizasyonun en yüksek nesli olarak tanımlanmaktadırlar” diyor bir kaynak. Yani mekanikleşmenin ilk belirtileri Z kuşağı çocuklarda.
Ve doğduğunda bu bilgilerle geldi herhalde diyecek kadar teknolojiye adapte olma becerisi Z kuşağı çocuklarının normalitesi. Bu üstün becerileri ve teknolojik gelişimin jet hızıyla ilerlediği dönem nedeniyle, cevabı ön görülemeyen çok bilinmezli denklemlerin bir parçası olarak hayata adım atmış bulunuyorlar. Z kuşağı çocuklarının hangi meslek dalında faal olacakları dahi bilinmiyor. Çünkü meslek icatları henüz yapılmadı.
Z kuşağı, aile bireylerinin kendilerini çocuklarına karşı yetersiz gördükleri, psikolojik bunalım örneklerinin tavan yaptığı nesil.
Sosyalleşme kavramının tarih olduğu ve teknolojiye kurban edildiği bir nesil.
Z kuşağı, hayal dünyalarının sınırsızlığı ile cevabı bulunamayan sorular soran nesil.
Aynı anda aktif bir şekilde pek çok işe dahil olabilen bir kapasite ile zekaları ve becerileri hayranlık uyandıran nesil.
Z kuşağı, otorite ve kural tanımazlık hat safhada, istedikleri doğrultusunda direnişleri kırılamaz yapıda ve haklılıkları konusunda, grup halinde hareket etmek sorgusuz sualsiz katılacakları eylemler arasında ilk sırada olan nesil.
Dile getirilemeyecek bir konu da yoktur ayrıca.
Ve son olarak Z kuşağı çocukları daldaki elmalardan bihaberler.

Yazar notu: Kuşaklar için verilen tarihler kaynaklar arası farklılaşabiliyor, ne yapalım arada kaynayanlar olacaktır elbette…

5 Mayıs 2018 Cumartesi

İşe Başladıktan Sonra Veda Etmek Zorunda Olduğunuz Alışkanlıklar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

İş hayatına atıldığınızda, yoğun iş dönemi dolayısıyla vazgeçmeniz gereken bazı alışkanlıkları sizin için derledik.


İş hayatına atılmanın ne kadar avantajı varsa, o kadar da dezavantajı vardır. Özellikle sosyal hayatı sömürüyor oluşu birçok kişinin birincil derdi olsa gerek. İş ve sosyal hayat dengesinin birçok çalışma ortamında mümkün olmaması, kişinin kendine vakit ayırmasını sınırlandırarak başka şeylerden taviz vermeye zorluyor. Yanı sıra 8 – 9 saatlik yoğun çalışma temposundan da ne kadar verim elde edildiği tartışma konusu.
İş hayatına atıldığınızda ise bazı şeylerden vazgeçmeniz, kendinize vakit ayırabilmek için alışkanlıklarınızdan taviz vermeniz gerekiyor. Sizin için listelediğimiz bu fedakarlıklar basit görünse de, inanın çocuğunu görememek kadar koyabilir bir insana. İşte işe başladığınızda veda etmek zorunda kalacağınız bazı alışkanlıklar;
Her akşam farklı mekanda arkadaşlarla takıldığınız günleri unutun. Sürekli birbirinize saat uyduramama problemleriniz olacak. Belki pazar günleri buluşabilirsiniz. Ama o zamanda evde dinlenmek ile arkadaşlarınızla çıkıp yorulmak gibi tercihlerin çelişkisine düşeceksiniz.
Günlerin çoğalmasını dileyeceğiniz kadar yoğun hobilerinizle uğraştığınız vakitlerin çoğuna veda edin. Zaten 8 – 9 saatlik işbaşından ve iş çıkışında çektiğiniz trafikten arta kalan tek şey uyku vaktiniz oluyor. Velev ki uykunuzdan vazgeçmeyi denerseniz belki birkaç saat hobilerinizle uğraşabilirsiniz.
Hobilerinize vakit ayıramıyordunuz. Peki ne yaptınız? Uykunuzdan ödünç aldınız. Böylece ne olacak? Her gün ortalama düzeyde uykusuzluk çekmeye başlayacaksınız. Uyku, uyku, uyku… Bizim tembel insanlarımızın baş sorunlarından biri değil mi zaten?
Aile yemekleri gibi geleneksel yemek törenlerini kaçırmaya alışmalısınız.
Her sabah özenle hazırladığınız kahvaltıların, omletlerin, sıcak ekmeklerin yerini sabah aceleyle ağza tıkıştırılan poğaçalar alacaktır.
Öğle vakti koltukta biraz kestirdikten sonra kendinize geldiğinizi hissettiğiniz o anları, artık patron görmeden iki dakika gözlerinizi kapatarak doldurmaya çalışırsınız.
Alıştığınız o spor ayakkabı rahatlığının yerini alan topuklu ayakkabılar sayesinde ızdırap üzerine ızdırap çekersiniz.
Her gün yediğiniz hazır yemeklerden dolayı eski zayıflığınıza da veda edebilirsiniz.
Sevgilinizle sabahlara kadar telefonda flörtleştiğiniz anları artık bıraksanız iyi olur. Nitekim işyerinde ölü gibi görünmek istemezsiniz.
Özellikle plaza hayatı yaşayanlar için en büyük taviz, büyük pencerelerin ardında güneş ışığından mahrum kalmak olsa gerek. Öyle ki sabah güneş doğmadan girip, güneş battıktan sonra çıktığınız için kendinizi zombi gibi hissettiğiniz anlar bile olacaktır.

26 Nisan 2018 Perşembe

Takım çalışması mı bireysel çalışma mı?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Takım çalışması 

Yüksek performanslı ekipler ve takım çalışması bugünün rekabetçi iş dünyasında giderek yükselen eğilimler. Firmalar sorunlarının çözümünü takım çalışmasında arıyorlar, çalışanlar ise bir takımın parçası olmak istiyorlar.


Takım çalışması çoğu zaman daha kolay ve daha verimli bir yol olduğu için seçilse de, iyi bir takım oluşturmak sanıldığı kadar kolay değil. Takım çalışmasından istediğiniz verimi almak istiyorsanız, bu takımı oluştururken dikkatli olmanız gereken noktalar vardır. Bunlardan en önemlisi takım çalışması içerisinde insanlara vereceğiniz rol dağılımı ve lider seçimidir.

Peki iyi bir takım nasıl oluşur ve nasıl çalışır?

Sorgulama: Bilgi toplama, fikir yaratma ve test etme, olanakları araştırma ve sunma, yeni yaklaşımların uygulanabilirliğinin tesbiti, işlerin yürümesi için organizasyon yapma ve uygulama, üretim ve çıkarımların yapılması, sistemlerin nasıl çalıştığının kontrol edilmesi, işlemlerin ve standartların korunması ve sürdürülmesi, başkalarının çalışmaları ile bütünleştirilmesi ve iş birliği yapılmasını kapsar.

Çok sesliliğe değer verme: En iyi sonuçların çıkması için çok farklı düşüncelerin bir araya gelmesi gerekir, diğer yandan da çok sesliliğin kakafoni’ye dönüşmemesi önemlidir.
İletişim kurma: Takımı birbirine bağlayan iletişimdir. Takım içindeki iletişim dinamiktir. Farklı insanlarla farklı yollarla iletişim kurabilmek, herkesi dinlemeyi bilmek, problem ve çözüm-odaklı fikir paylaşımlarını yürütebilmek gerekir.

Eğitimin gözden geçirilmesi: Geribildirim almak her tür öğrenmede olduğu gibi burada da çok önemlidir. Takım oluşumunun ve çalışmasının her aşamasının değerlendirilmesi ve gözden geçirilmesi özellikle ilerideki çalışmalar için çok faydalı olacaktır.
İyi bir takım oluşturmanın ve takım eğitiminin püf noktaları bunlardır. ;

Diğer yandan bir takımı ‘kötü bir takım’ yapan sebepler, Mark Fischetti’nin deyimiyle hastalıklardan bazıları ise;
Kolektif Amnesi (Toplu hafıza kaybı): Hafıza kaybı, projenin bir takım çalışmasına ihtiyacı olup olmadığını sorgulamadan yöneticinin bir takım oluşturması sonucu ortaya çıkar. Takım elemanları neden orada olduklarını ve ne yapmaları gerektiğini merak edip dururlar?
Grup miyopu: Takım üyelerinin kafasını karıştıran, gruba bağlılıklarına zarar veren ve ilham vermesi gereken bir amacın görülememesi veya eksikliği. Takım üyeleri kendilerine sürekli acaba biz ne yapmaya çalışıyoruz sorusunu sorarlar.
Liderlik fobisi: Liderlik rolünün abartılması ve genellikle mantık dışı bir şekilde liderden korkulması. Semptomları: Kararlar verilemez. Sorunlar üst üste biner. Lider takımın çalışmalarına engel olur.

Kronik geçimsizlik: Takımın ufak meseleler üzerinde anlaşamaması ve sürekli olarak tartışması. Tartışmalar toplantıların ne zaman yapılacağı gibi önemsiz konulardan çıkar, tedavi edilmezse tüm konularda bir iç sürtüşmeye yol açabilir.

Hayati desteğin kaybı: Para, mekan, malzeme ve bilgi’den- takımın hayatı ve sağlığını koruması için gerekli olan herşeyden yoksun kalma. Liderin ve/veya firmanın ilgisizliği ve gerekli koşulların sağlanamaması yüzünden takım hayati tehlike içindedir.
Takım çalışması giderek daha çok talep edilen bir eğilim olmakla beraber, dikkat edilmesi gereken noktalar gözden kaçırıldığında avantajlarından çok dezavantajlarının olabileceği gözden kaçırılmamalıdır.


Takım çalışması mı bireysel çalışma mı?

İş hayatında büyük bir ekip ile beraber yol alıp sonuca ulaşmayı ya da kabuğunuza çekilip size düşen görevlerin üstesinden gelmeyi tercih edebilirsiniz. Peki, hepsini bir arada yürütmek mümkün değil mi? Uzmanlar, tek bir çalışma tarzına odaklanmaktansa birkaç farklı şekilde çalışmanın yaratıcılığı artıracağı kanaatinde.
Şirketlerin verimliliği artırıp başarıyı yakalamasında ve hedefe ulaşmasında ekiplerin takım ruhunu yakalayarak beraber iş yapması, fikir alışverişinde bulunması önemli bir nokta. Bunun yanı sıra takım ruhundan sıyrılıp yapılan bireysel çalışmanın probleme odaklanarak doğru çözüme ulaştıracağını düşünenler de yok değil. İnsan Kaynakları uzmanları da kişinin takım çalışmasına mı bireysel çalışmaya mı daha yatkın olduğunu, yapılan görüşmelerde adaylara yönlendirdikleri mülakat soruları ile öğrenmeye çalışıyor. Bu süreçte adayın vereceği cevaplar, başarılı bir sonuç için önemli rol oynuyor.

Hem takımla hem bireysel çalışmak mümkün mü?

Mülakat sırasında işe alım uzmanı, size takımdan bağımsız bir şekilde bireysel olarak mı yoksa takımın bir parçası olarak mı çalışmayı tercih edeceğinizi soruyorsa, bu soruya dikkatli bir şekilde cevap vermek sizi bir sonraki adıma taşıyabilir. Bu aşamada asıl düşünmeniz gereken, her işte bir parça takım çalışmasının bir parça da bireysel çalışmanın olması gerektiğidir. Bu çalışma tarzlarından herhangi biri size daha yakın geliyor olsa bile İK’cılara bunu bu şekilde söylemek doğru olmayabilir. Bireysel çalışmayı takım çalışmasına tercih ediyor olmanız ya da takım çalışmasını bireysel çalışmaya tercih ederek cevap vermek sizin aleyhinize olur. Bu tarz işe alım sorularına verilen standart cevaplardan biri “Her iki çalışma şekli de bana uygun. İyi bir takım arkadaşı olmamın yanı sıra yalnız da rahatlıkla çalışabilirim” gibidir. Günümüz İK dünyasında artık bu cevabın da sıradanlaştığını söylemek mümkün.

Görüşmeye gittiğiniz şirketi tanıyın

Gittiğiniz iş görüşmelerinde size bireysel çalışma mı takım çalışması mı diye seçenekli bir soru soruluyorsa, bu soruya stratejik bir cevap vermenizin en iyi yolu gittiğiniz şirketin çalışma koşullarından haberdar olmaktır. Mülakat öncesinde şirket hakkında yapacağınız ufak bir araştırma sizi bu konu hakkında fikir sahibi yapacaktır. Eğer iş başvurusu yaptığınız şirketin o pozisyondaki çalışma şekli bireysel çalışmaya daha yakın ise, “Yalnız çalışmayı tercih ederim fakat takım ile birlikte çalışmak da fikir alışverişine yol açar, bu da hem benim hem de diğer çalışma arkadaşlarımın yaratıcılığını üst seviyeye çıkarır. Bunun yanı sıra takım arkadaşlarımın tecrübelerini öğrenmek ve faydalanmak da isterim” gibi bir cevap verebilirsiniz.
Başvuru yaptığınız pozisyon gereği zamanınızın çoğunu bir takımla harcayacak iseniz, grup olarak çalışmanın dinamikliğini sevdiğinizi fakat projenin bazı kısımlarının sorumluluğunu seve seve üstlenebileceğinizi söyleyebilirsiniz. Burada önemle dikkat etmeniz gereken iki çalışma türü hakkında da olumsuz yaklaşmamanız olacaktır.